42. bölüm / 46
Sevdam41. Bölüm
Bölümler 46Şu an: 41. Bölüm
- 1 Sevdam-Tanıtım104 kelime
- 2 1. Bölüm1.105 kelime
- 3 2. Bölüm1.379 kelime
- 4 3. Bölüm925 kelime
- 5 4. Bölüm774 kelime
- 6 5. Bölüm1.337 kelime
- 7 6. Bölüm847 kelime
- 8 7. Bölüm1.033 kelime
- 9 8. Bölüm1.283 kelime
- 10 9. Bölüm751 kelime
- 11 10. Bölüm683 kelime
- 12 11. Bölüm895 kelime
- 13 12. Bölüm612 kelime
- 14 13. Bölüm1.843 kelime
- 15 14. Bölüm1.064 kelime
- 16 15. Bölüm1.113 kelime
- 17 16. Bölüm682 kelime
- 18 17. Bölüm900 kelime
- 19 18. Bölüm765 kelime
- 20 19. Bölüm594 kelime
- 21 20. Bölüm608 kelime
- 22 21. Bölüm979 kelime
- 23 22. Bölüm700 kelime
- 24 23. Bölüm1.293 kelime
- 25 24. Bölüm686 kelime
- 26 25. Bölüm612 kelime
- 27 26. Bölüm693 kelime
- 28 27. Bölüm670 kelime
- 29 28. Bölüm612 kelime
- 30 29. Bölüm671 kelime
- 31 30. Bölüm726 kelime
- 32 31. Bölüm876 kelime
- 33 32. Bölüm607 kelime
- 34 33. Bölüm629 kelime
- 35 34. Bölüm527 kelime
- 36 35. Bölüm651 kelime
- 37 36. Bölüm590 kelime
- 38 37. Bölüm739 kelime
- 39 38. Bölüm674 kelime
- 40 39. Bölüm596 kelime
- 41 40. Bölüm465 kelime
- 42 41. Bölüm563 kelime · Okuduğun bölüm
- 43 43. Bölüm563 kelime
- 44 42. Bölüm558 kelime
- 45 43. Bölüm638 kelime
- 46 44. Bölüm547 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Gece, acil servisin o soğuk ve steril odasında zaman adeta kurşun gibi ağır aktı. Şiddetli sakinleştiricinin etkisiyle derin bir uykuya teslim olan İrem, sabahın ilk ışıklarıyla birlikte yavaşça gözlerini açtı. Başındaki zonklama ve kolundaki serum iğnesinin yarattığı o sızıyla bilinci yerine geldiğinde, zihni dünün kâbus gibi çöken anlarını birer birer geri çağırdı.
O tutulan kollar, üzerine çullanan yabancı bedenler, atılan o çığlıklar... Ve hepsinin ötesinde, gözlerinin içine bakarak yardım istediği halde onu o ellerden söküp alamayan Asaf.
İrem gözlerini tavana dikti. Göğsündeki o derin kırgınlık, ruhundaki travmayla birleşip buz gibi bir duvara dönüşmüştü.
Odanın köşesindeki koltukta sabaha kadar gözünü kırpmadan oturan Asaf, kızın kıpırdandığını görünce anında yerinden doğruldu. Göğsündeki kanlı sargıları umursamadan, suçluluktan küt küt çarpan bir kalple yatağa doğru birkaç adım attı. Yüzü çökmüş, gözlerinin altı katran karasına dönmüştü.
"İrem..." dedi Asaf, sesi kahrından ve uykusuzluktan kısılarak. "Gülüm... Açtın mı gözlerini?"
İrem başını yavaşça Asaf’a doğru çevirdi. Ancak gözlerinde ne o eski şefkat, ne de sığınma arzusu vardı. Bakışları buz gibi, katı ve tamamen mesafeliydi.
"Beni koruyamadın Asaf..." dedi İrem. Sesi kısık ama bir bıçak kadar keskin döküldü dudaklarından. "Sana güvendim. 'Kimse sana dokunamaz' dedin... Ama o eller yine bedenime değdi. Beni yine bir köşeye sıkıştırdılar ve sen sadece izledin."
Asaf duyduğu her kelimeyle sanki bir kez daha vuruldu. Bir adım fırlayıp kendini savunmak, "Tıbbi zorunluluktu, nefessiz kaldın, ölüyordun" demek istedi; ama sevdiği kadının gözlerindeki o kırılmışlığı görünce dili damağına yapıştı. Sözler boğazında düğümlendi.
"Seni kaybetmekten korktum dağ çiçeğim..." dedi Asaf, sesi titreyerek. "Soluğun kesilmişti, kalbin duracaktı... Mecbur kaldım."
İrem cevap vermedi. Yüzünü diğer tarafa, pencereye doğru çevirdi. O andan itibaren odanın içine ölümcül bir sessizlik çöktü.
---
İlerleyen saatlerde taburcu işlemleri tamamlandı. İrem, doktorların ve hemşirelerin kendisine yaklaşmasına izin vermeden, serum askısını kendisi söküp yavaşça ayağa kalktı. Asaf ne zaman yardım etmek için elini uzatacak olsa, İrem buz gibi bir bakışla onu durduruyordu.
Arabaya bindiklerinde de o ağır sessizlik bozulmadı. İrem bakışlarını dışarıdaki çam ağaçlarına dikmiş, tek bir kelime bile etmiyordu. Asaf ise direksiyonu sıkan parmaklarının boğumları beyazlayana kadar kendini zorluyor, kızın yüzüne bakabilmek için yanıp tutuşuyordu.
"Bir şey söyle dağ çiçeğim..." dedi Asaf, araba Maçka yolunda süzülürken. "Bağır, çağır, yüzüme vur, vur göğsüme dikişlerimi patlat... Ama böyle susma. Senin bu sessizliğin beni o kurşunlardan daha çok öldürüyor."
İrem camdan dışarı bakmaya devam etti. Dudakları mühürlüydü. Asaf’ın varlığını adeta yok sayıyor, adamın gür sesini duymazdan geliyordu. Zihnindeki güven kalesi sarsılmıştı bir kere.
Eve vardıklarında İrem arabadan indi ve adımlarını hızlandırarak daireye çıktı. Asaf arkasından merdivenleri tırmandı, kapıyı açmasına yardım etmek istedi ama İrem anahtarı onun elinden hızla çekip aldı. Daireye girer girmez kapıyı Asaf’ın yüzüne kapatmaya yeltendi.
Asaf elini kapının eşiğine koyarak son bir çaresizlikle durdurdu.
"İrem... Bırakma beni böyle karanlıkta," dedi Asaf, gözleri kan çanağı gibi. "Nöbetindeyim yine. Salondayım... Gitmem bir yere."
İrem, Asaf’ın yüzüne ilk kez bu kadar yakın ve soğuk baktı. Sesi fısıltıdan bile alçaktı ama harf harf Asaf’ın yüreğine kazındı:
"Bana dokunmalarına izin verdiğin an... ben o karanlık odada yine yalnız kaldım Asaf. Şimdi salonda otursan ne olur, kapıda beklesen ne olur?"
İrem kapıyı Asaf’ın elinin üzerinden yavaşça çekip kapattı. Kilit sesinin yankılandığı o antrede Asaf, sırtını soğuk kapıya yaslayarak yere çöktü.
İrem odasına geçip yatağına uzandı, gözlerini kapattı. Kulaklarında hâlâ o hastanedeki çığlıklar yankılanıyordu ama bu kez dışarıdan gelen Asaf’ın yalvaran nefes seslerine bile kalbini kapatmıştı. Aralarındaki o ince güven köprüsü çatlamıştı; Asaf’ın bu kez sadece beklemesi yetmeyecek, o çatlayan köprüyü tırnaklarıyla yeniden inşa etmesi gerekecekti.
Bölüm etkileşimi
