22. bölüm / 46
Sevdam21. Bölüm
Bölümler 46Şu an: 21. Bölüm
- 1 Sevdam-Tanıtım104 kelime
- 2 1. Bölüm1.105 kelime
- 3 2. Bölüm1.379 kelime
- 4 3. Bölüm925 kelime
- 5 4. Bölüm774 kelime
- 6 5. Bölüm1.337 kelime
- 7 6. Bölüm847 kelime
- 8 7. Bölüm1.033 kelime
- 9 8. Bölüm1.283 kelime
- 10 9. Bölüm751 kelime
- 11 10. Bölüm683 kelime
- 12 11. Bölüm895 kelime
- 13 12. Bölüm612 kelime
- 14 13. Bölüm1.843 kelime
- 15 14. Bölüm1.064 kelime
- 16 15. Bölüm1.113 kelime
- 17 16. Bölüm682 kelime
- 18 17. Bölüm900 kelime
- 19 18. Bölüm765 kelime
- 20 19. Bölüm594 kelime
- 21 20. Bölüm608 kelime
- 22 21. Bölüm979 kelime · Okuduğun bölüm
- 23 22. Bölüm700 kelime
- 24 23. Bölüm1.293 kelime
- 25 24. Bölüm686 kelime
- 26 25. Bölüm612 kelime
- 27 26. Bölüm693 kelime
- 28 27. Bölüm670 kelime
- 29 28. Bölüm612 kelime
- 30 29. Bölüm671 kelime
- 31 30. Bölüm726 kelime
- 32 31. Bölüm876 kelime
- 33 32. Bölüm607 kelime
- 34 33. Bölüm629 kelime
- 35 34. Bölüm527 kelime
- 36 35. Bölüm651 kelime
- 37 36. Bölüm590 kelime
- 38 37. Bölüm739 kelime
- 39 38. Bölüm674 kelime
- 40 39. Bölüm596 kelime
- 41 40. Bölüm465 kelime
- 42 41. Bölüm563 kelime
- 43 43. Bölüm563 kelime
- 44 42. Bölüm558 kelime
- 45 43. Bölüm638 kelime
- 46 44. Bölüm547 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Tepedeki rüzgârın, edilen itirafların ve vadinin heybetli manzarasının ardından Maçka dağlarının üzerine çöken ani sis, dönüş yolunu bir anda maceralı bir hale getirmişti. Karadeniz’in o meşhur, öngörülemez havası yine yapacağını yapmış; birkaç saat önce pırıl pırıl olan gökyüzü yerini göz gözü görmez bir pus perdesine ve aniden bastıran şiddetli bir yağmura bırakmıştı. Siyah jip, kıvrımlı dağ yollarında ağır ağır ilerlerken sileceğin camı döven ritmik sesi arabadaki tek düzenli gürültüydü.
İrem, yol boyunca kafasını cama yaslamış, dışarıdaki çam ormanlarının sisin arasında birer hayalet gibi belirişini izliyordu. Tepede Asaf’ın ettiği o özür ve içten itiraflar aralarındaki soğuk savaşı bitirmişti bitirmesine ama İrem’in içindeki muzip damar hâlâ tamamen durulmuş değildi. Sonuçta yeni sevgili olmuşlardı, daha yolun çok başındaydılar ve Trabzon’un bu heybetli, yeri göğü inletecekmiş gibi duran kabadayısına azıcık daha naz yapmak, onun o çaresiz ama korumacı hallerini izlemek bulunmaz bir nimetti.
Asaf ise bakışlarını bir an bile yoldan ayırmıyor, arada bir dikiz aynasından İrem’i süzüyordu. Şalına iyice sarınmış olan kızın yüzündeki sakin ifadeyi gördükçe içinin yağları eriyordu ama bir yandan da bu sessizliğin ardından yine nasıl bir muziplik çıkacağını kestiremiyordu.
"Yol kapalı gibi görünür Asaf Ağa," dedi ön koltukta oturan ve yolu kontrol eden adamlarından biri.
Asaf kaşlarını çattı. "Ne demek kapalı ula? Dere mi taştı?"
"Yok ağa, yukarıdaki dik yamaçtan küçük bir heyelan inmiş. Taşlar yola dökülmüş, kepçe bekliyorlar."
Asaf derin bir nefes verdi. Direksiyonu sertçe kırarak jipi yolun kenarındaki geniş bir cebe çekti. Kontağı kapattığında arabanın içine sadece ahşap kokulu bir sessizlik ve tıkır tıkır camı döven yağmur damlalarının sesi doldu.
İrem başını camdan kaldırıp Asaf’a baktı. "Ne oldu? Mahsur mu kaldık yani şimdi dağ başında?"
"Mahsur kalmadık doktor hanım," dedi Asaf, emniyet kemerini çözüp arkaya doğru uzanarak. "Yolu açmaları yarım saati bulur. Bizim çocuklar ilgileniyor. Sen üşüdün mü?"
"Üşümedim," dedi İrem, dudaklarının kenarındaki o hafif gülümsemeyi saklamaya çalışarak. "Ayrıca koca kabadayı Asaf Bulut’un yanında mahsur kalmak da ayrı bir tecrübe tabii. Bakalım bu durumu nasıl racona bağlayacaksın?"
Asaf kızın bu takılmasına karşı pes etmiş gibi başını geriye attı. Yüzündeki o sert çizgiler yavaş yavaş gevşedi. "Ula senin dilin hiç durmaz mı doktor? Ben seni tepeye götürdüm, dağları ayağına serdim, özrümü diledim... Hâlâ bana laf yetiştiriyorsun."
"İşim bu Asaf Bey," dedi İrem, koltuğunda hafifçe Asaf’a doğru dönerek. "Seni dengede tutmak benim mesleki sorumluluğum. Hem biz daha yeni sevgili olduk. Öyle bir özürle, iki güzel sözle paçayı hemen kurtaracağını mı sandın?"
Asaf, arabanın içindeki loş ışıkta kızın yüzüne doğru eğildi. Yüzü, İrem’in yüzüne birkaç parmak mesafedeydi. İrem’in kalbi o an aniden hızlandı ama geri çekilmedi, gözlerinin içine cesurca bakmaya devam etti.
"Demek paçayı kurtaramadık ha?" dedi Asaf, sesi göğsünün derinliklerinden gelen tok, fısıltılı bir tonda çıkarak. "Peki ne yapmam lazım doktor hanım? Söyle de bilelim. Bu adam senin için daha ne yapsın? Trabzon’u pembe saksıya boğduk, yaylanın tepesinde diz çökecek kıvama geldik. Başka emrin var mıdır?"
İrem, Asaf’ın bu yakınlığı karşısında yanaklarının ısındığını hissetti. O kabadayı edasının arkasındaki yoğun, katıksız sevgiyi hissetmek her defasında nefesini kesiyordu. Yine de istifini bozmadı.
"Öyle hemen kestirip atmak yok," dedi İrem fısıltıyla. "Mesela... Bundan sonra 'iyiliğim için' bile olsa bana sormadan karar almayacaksın. Ben senin koruman gereken bir vazo değilim Asaf. Ben senin hayatındaki insanım. O kapının dışında kalmak yok."
Asaf’ın bakışlarındaki o muzip ışık yerini derin bir ciddiyete bıraktı. Uzanıp İrem’in şalın altından çıkan narin elini tuttu. Nasır tutmuş iri parmaklarıyla kızın parmaklarını kenetledi.
"O kapı bir daha senin yüzüne kapanmaz gülüm," dedi Asaf, kızın elini kaldırıp alnına, sonra da dudaklarına bastırarak. "Ben seni o hastanede, o kanların içinde gördüğümden beri akıl sağlığımı yitirdim zaten. Sana bir şey olacak korkusu benim ecelim oldu. Ama haklısın... Senden ayrı kalmak, seni korumaya çalışırken seni kırmak bana daha büyük azap. Bundan sonra ne kararlaştıracaksak yan yana. Anlaştık mı?"
İrem’in gözleri yumuşadı. İçindeki son kırgınlık kırıntısı da o an yağmur sularıyla akıp gitti. "Anlaştık," dedi hafifçe gülümseyerek. "Ama sabahki mısır ekmeği meselesi hâlâ geçerli. Yarın sabah o kahvaltıda kendi ellerinle yedireceksin o ekmeği bana."
"Söz," dedi Asaf gülerek. "Sadece ekmek değil, bütün kuymağı kendi ellerimle yedireceğim, sen yeter ki ye."
Yol yaklaşık kırk dakika sonra açıldığında, fırtına biraz olsun dinmiş, yerini Maçka’nın o sakin gece yağmuruna bırakmıştı. Siyah jip konağın avlusuna girdiğinde saat gece yarısını geçiyordu. Evin tüm ışıkları kapanmış, sadece avludaki küçük fenerler etrafı sarımsı bir ışıkla aydınlatıyordu.
Arabadan indiklerinde Asaf, İrem’in merdivenleri çıkmasına yardım etmek için yine hamle yaptı ama İrem durup adamın göğsüne hafifçe vurdu.
"Dur orada Karadeniz ayısı!" dedi gülerek. "Kucağa almak yok, kendim yürüyebiliyorum dedik kaç kere!"
Asaf ellerini havaya kaldırdı. "Tamam, tamam! Bir şey demedik doktor hanım. Yürü önümden, düşersen karışmam ama."
Yukarıya, İrem’in kaldığı odaya çıktıklarında koridor kapkaranlıktı. İrem odanın kapısını açıp içeri girdi, ardından Asaf da kapının eşiğinde durdu. Odanın içindeki şöminenin közleri hâlâ hafif bir kızıllıkla parıldıyor, odaya sıcak bir koku yayıyordu.
İrem arkasını dönüp Asaf’a baktı. "Eee? Yine kapıda mı bekleyeceksin sabaha kadar?"
Asaf kapının pervazına yaslandı, dudaklarında hafif bir tebessüm belirdi. "Yok... Bu sefer dersimi aldım. Sandalyede yatıp belimi tutturmaya niyetim yok. Zaten yoldan geldik, dinlenmen lazım. Ama bu sefer kapının hemen arkasında değil, yan odadayım. Bir fısıltın yeter, duyarım."
İrem, Asaf’ın bu halini izlerken içindeki sevgi dalgasının yükseldiğini hissetti. İki adımda adama yaklaştı, berjere uzanmasına gerek kalmadan, parmak uçlarında yükselip Asaf’ın yanağına, tam sakallarının başladığı yere sıcak, derin bir öpücük kondurdu.
Asaf bu ani hareketle bocaladı, bakışları kızın gözlerine kilitlendi.
"Bu ne içindi?" dedi Asaf, sesi aniden kalınlaşarak.
"Bu..." dedi İrem, adamın gömleğinin yakasını hafifçe düzelterek. "Tepedeki rüzgâr için, topladığın dağ çiçekleri için... Ve her şeye rağmen laf dinlemeyi öğrendiğin için. İyi geceler Asaf."
Asaf, kızın bu haline engel olamadığı bir hayranlıkla baktı. Eğilip İrem’in alnına uzun, koruyucu bir öpücük kondurdu. "İyi geceler benim inatçı doktorum. Sabaha çayı ben demliyorum, kaçışın yok."
Asaf odadan çıkıp kapıyı yavaşça kapattığında, İrem yatağına uzandı. Dışarıda Maçka dağlarını döven yağmurun sesi, şöminenin çıtırtısı ve kalbindeki o sıcacık duyguyla gözlerini kapattı. Artık ne geçmişin karanlık anıları vardı ne de gelecek korkusu... Karadeniz’in fırtınalı koynunda, iki yeni sevdalı birbirlerinin limanı olmuştu.
Bölüm etkileşimi
