80. bölüm / 84
SAKLI MAÇ80
Bölümler 84Şu an: 80
- 1 BÖLÜM 1358 kelime
- 2 BÖLÜM 2588 kelime
- 3 BÖLÜM 3570 kelime
- 4 BÖLÜM 4527 kelime
- 5 bölüm 5277 kelime
- 6 BÖLÜM 6418 kelime
- 7 BÖLÜM 7486 kelime
- 8 BÖLÜM 8453 kelime
- 9 BÖLÜM 9287 kelime
- 10 BÖLÜM 10397 kelime
- 11 BÖLÜM 11280 kelime
- 12 BÖLÜM 12380 kelime
- 13 BÖLÜM 13333 kelime
- 14 BÖLÜM 14333 kelime
- 15 BÖLÜM 15305 kelime
- 16 BÖLÜM 16384 kelime
- 17 BÖLÜM 17453 kelime
- 18 BÖLÜM 18452 kelime
- 19 BÖLÜM 19421 kelime
- 20 BÖLÜM 20563 kelime
- 21 BÖLÜM 21327 kelime
- 22 BÖLÜM 22416 kelime
- 23 BÖLÜM 23342 kelime
- 24 BÖLÜM 24405 kelime
- 25 25272 kelime
- 26 26377 kelime
- 27 27360 kelime
- 28 28388 kelime
- 29 29547 kelime
- 30 30467 kelime
- 31 31460 kelime
- 32 32359 kelime
- 33 33380 kelime
- 34 34604 kelime
- 35 35473 kelime
- 36 36438 kelime
- 37 37450 kelime
- 38 38399 kelime
- 39 39339 kelime
- 40 40497 kelime
- 41 41542 kelime
- 42 42431 kelime
- 43 43341 kelime
- 44 44320 kelime
- 45 45355 kelime
- 46 46376 kelime
- 47 47450 kelime
- 48 48384 kelime
- 49 49313 kelime
- 50 50315 kelime
- 51 51350 kelime
- 52 52281 kelime
- 53 53486 kelime
- 54 54509 kelime
- 55 55474 kelime
- 56 56395 kelime
- 57 57532 kelime
- 58 58475 kelime
- 59 59447 kelime
- 60 60394 kelime
- 61 61359 kelime
- 62 62350 kelime
- 63 63405 kelime
- 64 64428 kelime
- 65 65342 kelime
- 66 66393 kelime
- 67 67452 kelime
- 68 68484 kelime
- 69 69557 kelime
- 70 70451 kelime
- 71 71586 kelime
- 72 72658 kelime
- 73 73554 kelime
- 74 74540 kelime
- 75 75654 kelime
- 76 76633 kelime
- 77 77464 kelime
- 78 78809 kelime
- 79 79769 kelime
- 80 80914 kelime · Okuduğun bölüm
- 81 81606 kelime
- 82 82609 kelime
- 83 83728 kelime
- 84 84 (FİNAL)714 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Kulüp yönetim binasının en üst katındaki devasa cam toplantı odası, dışarıdan sızan kurşun rengi gün ışığıyla aydınlanıyordu. Masanın başında oturan Ferit Karaca, önündeki kristal su bardağını parmaklarıyla hafifçe çeviriyor; yüzündeki o kibirli, her şeyi satın alabileceğine inanan ifadeyle yönetim kurulu üyelerini tek tek süzüyordu.
Yanında oturan Disiplin Kurulu Başkanı eğilip fısıldadı: "Ferit Bey, Poyraz Aksoy’un lisans dondurma kararı hazırlandı. İmzalar atıldığı an resmi bildiri federasyona geçilecek."
Ferit Karaca dudaklarının kenarıyla çarpıkça gülümsedi. "Çok iyi. O sokak çocuğu kampa veda etsin, Pars da pabucun pahalı olduğunu anlasın. Kimse Karaca soyadına leke sür—"
Cümlesi bitmedi.
Çift kanatlı meşe kapı öyle büyük bir gürültüyle iki yana savruldu ki, odadaki yöneticilerin birkaçı panikle yerinden sıçradı.
Eşikte ilk beliren silüet, kır saçları ve kabanının yakası dikilmiş halde Koç Demir oldu. Fakat asıl fırtına hemen arkasından içeri adım attı.
Pars ve Poyraz, üzerlerinde kulübün siyah takım elbiseleriyle, omuz omuza odaya girdiler. İkisinin de gömlek yakaları hafifçe aralıktı; siyah kravatların arkasında, göğüslerinin tam ortasında asılı duran o iki yarım gümüş halka gün ışığını yakalayıp kör edici bir parlaklıkla parıldıyordu.
Aralarında tek bir santimlik tereddüt yoktu. Birlikte yürüdükleri her adım, masadaki yöneticilerin omurgasına soğuk bir ürperti indirdi.
Ferit Karaca oturduğu deri koltukta kaskatı kesildi. Gözleri zehir saçarak ayağa fırladı. "Demir! Bu ne cüret?! Kampa dönüp takımı çalıştırman gerekirken bu disiplinsizleri nasıl buraya getirirsin?!"
Koç Demir kollarını göğsünde kavuşturup kapının pervazına yaslandı; yüzünde en ufak bir geri adım atma ifadesi yoktu. "Ben sadece takımımın kaptanlarına eşlik ediyorum Ferit. Asıl muhatabın onlar."
Pars, masanın tam ortasına doğru ağır adımlarla yürüdü. Poyraz hemen bir adım solunda, dimdik dikilmişti; yeşil gözleri Ferit Karaca’nın yüzünü delip geçiyordu. Dört yıl önce o parkta köşeye sıkıştırılan, çaresizlikten dudakları titreyen çocuk gitmiş; yerine gözünü kırpmadan bir imparatorluğu ateşe vermeye hazır bir kaptan gelmişti.
Pars ceketinin iç cebinden siyah, metal kasalı dizüstü bilgisayarı çıkarıp masanın cilalı yüzeyine sertçe bıraktı. Ekranı kaldırıp toplantı odasındaki devasa projeksiyon ekranına bağlayan HDMI kablosunu tek hamlede taktı.
"Neyin peşindesin sen Pars?!" diye kükredi Ferit Karaca, sesi çatallanmıştı. "Lisans iptali bir kulüp kararıdır! Kendini de o çocuğu da rezil etmekten başka hiçbir şey—"
"Aç ekrana bak baba."
Pars’ın sesi bir mezar kadar soğuk ve keskindi. Enter tuşuna bastı.
Dev projeksiyon ekranında saniyeler içinde belgeler akmaya başladı: Noter tasdikli transfer rüşvetleri, İsviçre bankalarındaki paravan hesap hareketleri, genç oyuncuların sözleşmelerinden Ferit Karaca’nın özel fonlarına aktarılan milyonlarca liralık kara para trafiği ve bizzat Ferit Karaca’nın kulüp başkanlarıyla yaptığı ses kayıtlarının dalga boyları...
Toplantı odasına ölümcül bir sessizlik çöktü.
Yönetim kurulu üyelerinin yüzlerindeki bütün renk bir anda çekildi. Disiplin Kurulu Başkanı’nın elindeki dolmakalem titreyerek masaya düştü.
Ferit Karaca’nın göz bebekleri dehşetle büyüdü, göğsü yırtılırcasına inip kalkmaya başladı. Masanın kenarına tutunmasa bacakları onu taşımayacaktı. "Sen... sen bunları nereden..."
"Dört yıldır bu anı bekledim," dedi Pars. İki elini masaya dayayıp öne doğru eğildi; gözleri babasının titreyen gözlerine çivilendi. "Beni Poyraz’la tehdit ettiğinde, beni o karanlığa gömdüğünde hiçbir şey yapamadığımı sandın. Ama ben senin o sahte imparatorluğunun her bir çürük tuğlasını tek tek not ettim."
Poyraz bir adım öne çıktı. Boynundaki gümüş kolyeyi tişörtünün yakasından parmaklarıyla hafifçe kavradı; alev alev yanan yeşil gözleriyle Ferit Karaca’ya baktı.
"Dört yıl önce beni arkamda tek başıma bıraktığında kazandığını sanmıştın Karaca," dedi Poyraz, sesi pürüzsüz ve sarsılmazdı. "Bizi ayırabileceğini, Pars’ı satın aldığın bir kukla gibi yönetebileceğini düşündün. Ama unuttuğun bir şey vardı: Biz sadece birbirimizi sevmedik. Biz senin inşa ettiğin o kokuşmuş düzeni yıkacak kadar güçlendik."
Pars ekrandaki son dosyayı işaret etti.
"Bu dosya şu an savcılığın ve UEFA Etik Kurulu’nun güvenli sunucularında beklemede," dedi Pars. Sesi tüm odada çınladı. "Tek bir tıkla basına ve yargıya gidecek. Şimdi şartlarımı dinleyeceksin baba."
Ferit Karaca boğulur gibi bir nefes aldı; o kibirli adamdan geriye sadece köşeye sıkışmış, yenilgisini kabul etmek zorunda kalan bir enkaz kalmıştı. "Ne... ne istiyorsun?"
"Birincisi," dedi Pars, parmağını masaya vurarak. "Poyraz’ın lisans soruşturması şu saniye geri çekilecek ve kulüp resmi olarak özür dileyecek. İkincisi; kulüp yönetim kurulundaki bütün hisselerini ve yetkilerini devredip derhal istifa edeceksin. Ve üçüncüsü..."
Pars durdu. Başını çevirip hemen yanındaki Poyraz’ın gözlerine baktı; dudaklarının kenarında o tanıdık, huzurlu tebessüm belirdi. Ardından tekrar babasına döndü:
"Poyraz’ın da benim de hayatımdan, adımızın geçtiği her yerden sonsuza dek çekileceksin. Ne bir telefon, ne bir haberci, ne de Selin gibi piyonların... Eğer bir daha gölgen bile üzerimize düşerse, seni o demir parmaklıkların ardına bizzat ben yollarım."
Ferit Karaca etrafına bakındı. Yıllarca parayla susturduğu yöneticilerin hepsi başını öne eğmiş, tek bir kelime bile etmiyordu; kimse bu batık gemiyle birlikte boğulmak istemezdi.
Ferit Karaca titreyen elleriyle önündeki istifa ve feragat dilekçesini önüne çekti. Kalemi öyle sert sıktı ki parmak boğumları bembeyaz oldu. İmzayı attı, kağıdı masanın üzerine savurdu ve tek bir kelime bile edemeden, arkasına bakmadan kapıya doğru sendeleyerek yürüdü.
Toplantı odasının kapısı arkasından kapandığında, tam dört yıldır iki gencin omzuna çöken o kara bulut, tek bir nefeste dağılıp yok oldu.
Koç Demir kapının önünde hafifçe gülümsedi, başını iki yana sallayarak koridora çıktı ve onları yalnız bıraktı.
Odanın sessizliğinde Poyraz derin bir nefes verdi; sırtındaki o devasa yükün kalktığını iliklerine kadar hissetti. Pars’a döndü. Gözleri dolmuştu ama bu kez mutluluktan ve katıksız bir özgürlük hissindendi.
Pars hiç beklemeden iki kolunu birden Poyraz’ın beline doladı; onu kendine çekip ayaklarını yerden kesecek kadar sıkıca sarıldı. Poyraz da kollarını Pars’ın boynuna kenetledi, yüzünü onun boyun girintisine gömdü.
Boyunlarındaki iki yarım gümüş halka birbirine çarptı; bu kez arkalarında ne bir tehdit, ne bir korku ne de bir ayrılık vardı.
"Bitti..." diye fısıldadı Poyraz, sesi Pars’ın tenine karışırken. "Gerçekten bitti Karaca."
Pars Poyraz’ın şakağına derin, mühür gibi bir öpücük bıraktı. "Bitti sarı fırtına. Artık sadece biz varız. Ve önümüzde kazanılacak koca bir kupa duruyor."
Bölüm etkileşimi
