26. bölüm / 32
Kısaca HanTrauma
Bölümler 32Şu an: Trauma
- 1 New Secret Life507 kelime
- 2 Lost Stars332 kelime
- 3 Weird Peoples379 kelime
- 4 Düşünceler344 kelime
- 5 New World340 kelime
- 6 Falling Down414 kelime
- 7 Eyes And Him291 kelime
- 8 Escape465 kelime
- 9 Eyes Don’t Lie885 kelime
- 10 With You380 kelime
- 11 Protect928 kelime
- 12 Feelings801 kelime
- 13 Emotions1.141 kelime
- 14 Hug927 kelime
- 15 Sickness1.063 kelime
- 16 Sickness857 kelime
- 17 Home646 kelime
- 18 Friends1.059 kelime
- 19 Stay Alone1.022 kelime
- 20 Lia Saying New Lies662 kelime
- 21 New Star1.035 kelime
- 22 A Tale1.214 kelime
- 23 Rainy Picnic1.448 kelime
- 24 Weakness800 kelime
- 25 Weakness823 kelime
- 26 Trauma1.135 kelime · Okuduğun bölüm
- 27 Our group1.083 kelime
- 28 Blurry memories1.131 kelime
- 29 Friends1.705 kelime
- 30 Panic1.031 kelime
- 31 Another one?1.047 kelime
- 32 A new love (1. Kitap sonu)966 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Tramva
Hikaye için ne yazıcağımı sırada oturmuş etrafa bakınarak bulmaya çalışıyordum. Birley bulmalıydım. Dışarıda yaşanan birşey varmı diye camdan dışarı bakındım. Herşey gerektiğinden fazla normaldi. Dışarıdan geçen bir kediye gözüm takıldı. Evet hiakyem için bunu kullanabilirdim. Kapattığım defteri tekrar açtım. Aklıma müthiş bir fikir gelmişti. Yazmaya başladım. Kitap aslında bir kedi ile alakalı değildi bir uzaylı ile alakalıydı. Daha doğrusu kedi kılığına giren bir uzaylının evinin doğduğu yer değilde, onun evinde gibi hissettiği yer olduğunu anlaması ile alakalıydı.
Hoca sırayla öğrencilerin yazdıklarına bakmaya başlayınca sebepsiz strese girdim. Ya beğenmezse? Ya yazım stilim kötü ise? nefesimin hızlandığını fark ettim. Hayır sınıfın ortasında panik atak geçiremem. Minho o anda elimi tuttu ve bana yakınlaşıp fısıldadı;
"İyi misin Han?"
Elini sıkıca tuttum. Şu an gerçekten bana gereken şeyi yapıyordu. O da benim elimi sıkıca tutuyordu.
"Ben burdayım. Kimse sana bir şey diyemez Han."
Öğretmen arka sıralara yaklaşınca Minho'nun elini yavaşça bıraktım. Hoca şu an benim hikayemi okuyordu.
"Güzel yazmışsın. Bence yazarlığa devam et derim. Güzel şeyler elde edebilirsin."
Namjoon hoca gülümsedi ve ilerlemeye devam etti.
"Bana biraz fikir versene takıldım kaldım fikir yok."
Minho'nun dedikleri kıkırdadım ve hikayesine baktım. Normal düzeyde bir hikayeydi. Sadeydi. Hatta birazcık anormallik bile eklenmeliydi.
"Senin hikayene karışamam ne de olsa senin düşüncelerini ifade etmesi gerekiyor ama eğer fikir istiyorsan birazcık anormal ve dikkat çeken olaylar olsa güzel olabilir açıkçası."
"Tamamdır yazar bey" ikimizde sessizce ve dikkat çekmeyerek güldük.
Hikaye yazarak dersi bitirmiştik. Bir ders bitti geriye 6 kaldı. Diğer iki ders matematik olduğu için matematik kitabımı ve defterimi masaya koydum. Kafamı kaldırdığımda Chan bana doğru yürümeyi bırakmış önümde duruyordu.
"Bayadır konuşmuyoruz nasılsın?"
"Yani iyi."
"Siz ciddi Minho ile çıkıyor musunuz?"
"Mmhmm"
Chan yanıma oturdu. Minho nerde diye sorarsanız şu an lavaboda işini görüyor.
"Han, seni strese sokmak istemem ama hangi üniversiteye gideceğini karar verdin mi?"
"Hayır.. okulun bitmesine az kaldı ama hala düşünüyorum. Senin burda bildiğin bana önerebileceğim bir üniversite var mı?"
"Hmmmm. Busan güzel sanatlar lisesinde yazarlık okuyan bir arkadaşım daha doğrusu annemin eski bir komşusunun çocuğu var"
Defterimin köşesini karalamaya başladım.düşünüyordum.
"Snece iyi midir?"
"Bilmiyorum ana bence iyidir."
Sessiz kaldım. Chan da çok konuşma isteğimin olmadığını görünce bana doğru eğildi.
"Geleceğin için kaygılısın anlıyorum.. düşünmeye ihtiyacın varsa hala çok zamanın var."
Yanımdan kalkıp sorasına gitti. Lia yine onunla uğraşmaya çalışıyordu ama Chan'ın onunla uğraşmaya morali yoktu. Minho yanıma gelince kafamı kaldırıp ona baktım.
"İyi misin?"
"Mmhmm..." yalan söylediğim çok netti.
"Noldu? Yada kim seni üzdü?"
"Bir şey yok Minho.."
Minho tek elini omzuma koyup yavaşça masaj yapmaya başladı.
"Ne olduğunu anlatır mısın?"
Derin bir iç çektim.
"Gelecek kaygısı işte.."
Yanıma oturum sırtımı okşadı.
Cidden şu anda bu kadar mutsuz olmak zorunda mıydım? Kendine gel Han. Şu an bunu düşünmenin sırası değil. Minho'ya baktım.
"Ben neden burda salak gibi üzülüyorum?"
Kendi kendime gülmeye başladım. Minho bana baka kaldı.
"Üzülmekten kafayı mı yedin sen?" Bana bakıp kıkırdamaya başladı. Eli hala sırtımdaydı.
Minho'nun bu sözlerine istemeden daha çok güldüm.
Kafamı tahtaya doğru çevirince koşarak bize gelen Changbin'i gördüm bi an korkup Minho'ya yakınlaştım.
"Öyle üstüme koşmasana korktum!"
Changbin masadan güç alıp koşarak zıpladı ve tam sandalyenin yanında durdu.
Changbin,"Birilerinin güldüğünü duydum. Ne demişler son gülen iyi güler."
Güldüm.
Han,"Keşke atasözlerini daha iyi bilsende öyle kullansan."
Changbin, "Ne var bi kere atasözlerimde gayet de güzel kullanıyorum." Kıkırdadı.
Minho, "Changbin yemek yemeği bıraktı deseler daha çok inanırım yeminle."
Güldüm. Changbin'in eli ile biraz kay hareketi yapmadı ile Minho'ya doğru biraz kaydım ve o da yanımıza oturdu. Minho da elini belime sarmıştı.
Changbin,"Eee? Dedikodu falan varmı?"
Han, "dedikodu yokta şeyi sorcam. Şu sınıfa yeni gelen kişi nası biri?"
Minho kaşlarını hafif çattı.
Changbin, "Hyunjin'i mi diyorsun? Ben kendisini sevdim kafa dengi espiri anlayan bi tıkda Drama queen. İstersen bi ara tanıştırırım."
Han, "olabil-"
Sözümü bitirmeden Minho belimi daha sıkı kavradı ve konuşmaya başladı.
"Gerek yok."
Minho'ya bakakaldım. Neden ki? Kıskanmış mıydı? Bazen Minho'yu anlayamıyorum gerçekten. Changbin de Minho'nun bu halinden bir tık korkmuş olsa ki sustu.
Ortada birkaç dakika bounca sessizlik oldu. Birşey söylemem gerekiyor muydu? Ne söyleyecektim? Ya da öylece oturucak mıydık? Bende bilmiyordum...
En sonunda Changbin yanımızdan kalkarlen konuştu;
"Ben Chan hyung'un yanına gidiyorum.sonra görüşürüz."
Sesi normalden biraz daha sessiz çıkmıştı. Minho gerçekten bunu yapmak zorunda mıydı?
Changbin gidince Minho'ya baktım.
"Ne içindi bu şimdi Minho?" Bir tık katı bir tonda
Minho biraz sessiz kaldı. Eli hala belimdeydi.
"O çocuğa kanım ısınmadı. Sürekli soğuk şekilde bakıyor bize. Sende gördün ama hayır diyemediğin için olabilir diyordun az kalsın"
"Aslında haklılık payın var.." biraz düşündüm. "Az önce sana kızdığım için özür dilerim. Ama sende sözümü kesince bi tık kızdım."
"Kızmakta haklısın. Benim senin sözünü kesmem lazımdı."
Gülümsedim.
"Han şuan ne alaka diyeceksin biliyorum ama bizim resim projesi noldu?"
Cidden onu tamamen aklımdan çıkarmıştım.
"Eve gidip onu bitiririz. Eğer tekrardan bir sorun çıkmazsa."
Gülümsedim. Ama bu mutlu olduğumu anlatmıyordu. Hüzünlü bir gülüştü. Hani ağlamak istersiniz fakat nasıl ağlıyacağını bilmiyorum gibi.
O da bana aynı şekilde gülümsedi. O hüzünlü gülümsemesi ile.
"Keşke konusunu bu kadar derinden açmasaydık.." dedi Minho. Belki sadece 2 cümle kurmuş olabiliriz ama ikimizde ne düşündüğümüzü biliyoruz. Ben Minho'nun içinde ne savaşlar döndüğünü biliyorum o, da benimkileri.
"Bunu düşünmeyi bırakmamız lazım. Olmuş birşeyi değiştiremeyiz Minho.."
"Biliyorum.. sadece.."
"Biliyorum bende keşke böyle olmasa diyorum fakat olan oldu Minho. Bunu elleyemeyiz. Herkes sonsuza kadar yaşayamaz.."
Sonuna bir cümle daha getirdim.
"Eğer o kişi kalbinde değilse."
Bana baktı. Ne dediğimi tam anlayamamıştı galiba.
"Eğer kalbimdeyse?"
"O zaman sen yaşadığın sürece o da yaşar."
Minho'nun gözleri doldu. Bu ikinci sefer onu ağlayacak gibi görmemdi.
"Gel sınıfın ortasında ağlayamazsın. Başka biryere gidelim."
"Haklısın.."
Minho'nun elinden tutup onu gizli bölgemize götürdüm. Kapıyı kapattığım gibi Minho bana sıkıca sarılıp ağlamaya başladı. Bende onun sırtını okşadım. O durana sırtını okşadım. O da beni sıkıca tuttu.
"Sende beni bırakıp gitmezsin değil mi?"
"Öyle birşeyi asla yapmam. Eğer yaparsam seni de kendimle götürürüm."
Tekrar o hüzünlü gülüşünü sergiledi. Tek bir gülüş, binlerce savaş, binlerce problem, binlerce korku anlatıyordu.
"Eğer istiyorsan ağlamaya devam et. Biliyorsun rahatsız olmam.. hatta memnuniyet duyarım."
Minho tekrar bana sıkıcı sarılıp başını boynumun oraya sakladı. Gözlerinden akan yaşları hissedebiliyordum. Sıcacıktı. Annesini özlüyordu. Hemde çok. Ama ben bu duyguyu bir türlü çözemiyorum. Bazı duyguları hissetmek için yaşamak gerekirmiş. Ama ben bu duyguyu Minho'nun da benim de hissetmesini istemiyordum. Bi bakıştan bende korkuyordum.
"Saçma olucak ama..." burnunu çekti. "Annemi özledim.."
Onu anlayabiliyordum. Fakat elimden gelen bir şey yoktu.
"Biliyorum.. çok iyi biliyorum.. ve dediklerin saçma değil. Bende yaşasam bende özlerdim.."
O an Minho'ya baktığımda önümde küçüklüğüm canlandı. Küçük ben. Daha ilkokula yeni başlamış ben. Annemin beni okulda tek bırakmamdı için ona sarılıp ağladığım zamanlar.. Minho şuan aynısını yaşıyordu. Tek farkı onun annesinin hiç geri gelmeyeceğiydi..
"H-Han... ben... korkuyorum...." Minho ilk defa birşeyden korkuyordu. Sevdiği insanları kaybetmekten.
"Korkma... sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak.." ben onun yanındayken hiçbir şekilde sönmeyecektim. Kimsede söndüremezdi.
"Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak..."
İstiklal Marşı'nı biliyor muydu?
"Sen benim kalan son sevdiğimsin..."
O an benimde gözlerim doldu. Ne diyeceğimi bilemedim..
Bölüm etkileşimi
