29. bölüm / 32
Kısaca HanFriends
Bölümler 32Şu an: Friends
- 1 New Secret Life507 kelime
- 2 Lost Stars332 kelime
- 3 Weird Peoples379 kelime
- 4 Düşünceler344 kelime
- 5 New World340 kelime
- 6 Falling Down414 kelime
- 7 Eyes And Him291 kelime
- 8 Escape465 kelime
- 9 Eyes Don’t Lie885 kelime
- 10 With You380 kelime
- 11 Protect928 kelime
- 12 Feelings801 kelime
- 13 Emotions1.141 kelime
- 14 Hug927 kelime
- 15 Sickness1.063 kelime
- 16 Sickness857 kelime
- 17 Home646 kelime
- 18 Friends1.059 kelime
- 19 Stay Alone1.022 kelime
- 20 Lia Saying New Lies662 kelime
- 21 New Star1.035 kelime
- 22 A Tale1.214 kelime
- 23 Rainy Picnic1.448 kelime
- 24 Weakness800 kelime
- 25 Weakness823 kelime
- 26 Trauma1.135 kelime
- 27 Our group1.083 kelime
- 28 Blurry memories1.131 kelime
- 29 Friends1.705 kelime · Okuduğun bölüm
- 30 Panic1.031 kelime
- 31 Another one?1.047 kelime
- 32 A new love (1. Kitap sonu)966 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Arkadaşlar
Yaklaşık 3 sat sonra Chan, Felix ve Changbin oyun oynamayı bitirmişti. Havada kararmaya başladı. Herkesin en sevdiği vakitlere gelmiştik. Gece ve gece yarısı. Hep beraber oturmuş sohbet ediyorduk. Changbin ve Felix yerde hırkalarının üstünde, Chan,ben ve Minho bankta oturuyorduk. Park okuldan çıkmış çocuklarla dolmaya başlayınca ayağa kalktık.
Felix "gelsenize çimenlere oturalım."
Changbin hızını alamayıp kuma atlar gibi çimlere atlayınca hep beraber güldük.
Changbin "arkadaşlar bence buraya oturmayalım."
Minho "neden?"
Changbin "çimler ıslakmışta."
Hep beraber tekrardan gülmeye başladık. Sorun şu ki Changbin çimlere atlamıştı ve bütün eşofmanı ıslanmıştı. Yardımımız ile ayağa kalktıktan sonra kimse görmesin diye hırkasını beline bağladı ve başka bir yer aramaya başladık. Islak olmayan bir çim bulunca beraber oturduk ve sohbet etmeye başladık.
Changbin "neyse işte yine bi gün yemek yiyordum sonra bi çocuk geldi dedi sen bu kadar yemek alıcak parayı nerden buluyom obez. Bende gittim çocuğa sana ne diyip yemeğe devam ettim. Dövdüm sandınız dimi."
Gülmeye başladık.
Changbin "ne yemek insanı dövmekten daha önemli. Bide gimbap yiyordum bitmeden kalkamazdım."
Changbin de böyle biriydi işte. Her şeyden önemli yemekti onun için. Bir saniye bile aç kalamazdı.
Birkaç saat böylece geçti. Uzun uzun sohbet edip güldük eğlendik.
Chan "hadi kalkalım artık geç oluyor." Chan yavaşça yerden kalktı ve hırkasını giydi. Bizde onun arkasından kalktık. Changbin dışında hepimiz hırkalarınımızı giyip yürümeye başladık. Changbin'in eşofmanı hala ıslaktı. Saat 9 civarları olmuştu. Zaman ne kadar hızlı. Bir gözünü kırpıyorsun bir bakıyorsun bir milisaniyeler geçmiş.
Yolda herkesin geliceği otobüs gelince en sona Minho ve ben kalmıştık. Geldiğimiz otobüsün aynısına tekrardan binerek eve, yola çıktık. Tek bir tane sandalye kalmıştı ve ona da zorla Minho'yu oturtmuştum. Otobüs iş çıkış saati olduğu için çok kalabalıktı ve yukarıdan tutunmaya çalışsam bile Minho ile dip dibeydik. Hatta bacakları benimkine değicek kadar yakındık. Tekrardan bacağı eşofmanıma değince biraz geri ilerledim. Minho belimden tutup biraz yakınına getirdi.
"Biz sevgiliyiz unuttun mu?"
Kızardım. Tamam sevgili olabilirdik fakat toplum içinde bu kadar yakın olmaya iyi bakılmıyordu.
Minho fısıldamaya başladı,
"Şuan kimse bizi umursamıyor Han. Hepsi kendi derdinde."
Minho hala eli ile belimi sıkıca kavrıyordu. Bu sayede düşmüyordumda. İşte tam bunları dedim ya otobüs şöförü öyle bir fren yaptı ki TAM anlamı ile Minho'nun kucağına düştüm.
"Sen istemezsen bile dünya bana ne istediğimi veriyor."
Şuan gerçekten çok kızarmıştım. Yüzümü Minho'nun omzundan kaldıramayacak kadar utanıyordum.
"Bakıyorumda biri kafasını dahi kaldırmak istemiyor." Kıkırdadı.
Tam öyle kötü bir durumdayım ki kimse anlayamaz. Otobüs yeni yolcu almış ve ben Minho'nun kucağında sıkışıp kalmıştım. Eğer eve kadar böyle gidiceksek daha rahat bir pozisyon bulmaya çalışıyordum ama çek yaptığım şey Minho'nun kucağında cebelişip ona daha çok sürtünmekti.
"Rahatsız mısın?"
Başımı evet anlamında salladım. Minho hafif kımıldayarak elleri ile beni daha rahat bir pozisyona getirdi. Ellerini belime sarmış arkamı ona yaslamış şekilde duruyordum. Kısaca kucağında oturuyordum işte. Çok utanıyorum.
Minho kafasını boynuma sokup beni koklamaya ve öpmeye başladı.
"Terliyim Minho.."
"Yinede güzel kokuyorsun sen. Bende bu özellikten istiyorum."
Minho konuşmayı bırakıp okulun oradaki durağa kadar beni koklayıp öpmeye devam etti. Durağa geldiğimizde insanlardan izin isteyerek zorla kendimizi dışarı attık. Ellerimi sallayarak kendimi serinletmeye çalışırken hırkamı çıkarttım.
"Çıkarma üşütürsün."
Minho hırkayı tekrar giydirirken havanın gerçekten soğuk olduğunu hissettim. Hırkanın fermuarını sonuna kadar çekip kapşonumu taktım.
"Gerçekten soğukmuş." Yaz bitmek üzereydi ama biz yaz tatiline yeni giricektik. Saçma ama tatil tatildir.
Minho elini omzuma attı ve yürümeye başladık. Gökyüzüne bakarak yürüyordum ve düşüncelere dalmıştım.
"Yukarıda seni aşağıya bakmaktan alıkoyan ne sevgilim?"
Gülümsedim.
"Bende bilmiyorum. Ama huzur veriyor."
"Bence aşağıda bakmalısın. Burdada huzur veren bir şeyler yokmu?" Eli ile bir yandan yanağımı okşayıp bir yandan da kafamı aşağıya doğru indirdi.
"Sen varsın.."
"Han.. sen benim için bütün yıldızlara bedelsin. En değerlisi ya da en normali. Hiçbiri senin kadar parlayamıyor."
Gülümsedim.
"Sende satırlara bedelsin. Seni anlatmak için satırlar yetmez. Satırları bırak harfler,kelimeler,cümleler yetmez."
Gülümsedi ve ellerimi tuttu.
"Biliyor musun. Sana sahip olduğum için çok şanslıyım. Ve seni kimseylede paylaşmaya niyetim yok."
Burunumdan soğuk hava verirken gülümsedim.
"Eski ben değersiz biriydi. Kimseyi sevmeyi bilmez sevilmezdi. Ama şunu anladım. Bazen insan ne kadar kendini algoritmaya uydurmaya çalışsada yinede bir şey değişmiyor. Olay çevrende. Eğer çevrendeki insanlar seni istemiyorsa sorun onlarda sende değil. Onlarla vakit harcamak yerine git başka bir çevre bul. Kendime aynen böyle dedim Busan'a taşınırken. Sonra seni buldum. Eski bana birini sevebileceğini öğrettin. Sevilmeyi öğrettin. Sana çok şey borçluyum Minho." Sonlara doğru çok konuştuğumdan panik olup gözlerim ikimizin ellerine kaydı.
"O zaman borcunu öde. Hatta şimdi ödetelim sana şu borcunu Sincap."
Ellerini cebine götürüp bana doğru eğildi ve beklemeden dudağımdan öpmeye başladı. Ne olduğunu bile anlamamıştım. Toplu alandaydık. Her an biri bizi görebilirdi fakat Minho bunu düşünmüyordu bile. Yavaşça geri çekildiğinde gülümsüyordu.
"Borcunu ödemiş oldun. Ama eğer üstüne kredi istersen öpmek yeterli."
Kıkırdadım. Arada bir kredi almak fena değildi.
Fazla zaman harcadığımızı anlayıp tekrar yürümeye başladık. Eve geldiğimizde hemen ayakkabılarımı çıkartıp yatağa koştum ve üstümdeki kıyafeti kırışmasın diye çıkarıp altımı da çıkarıp yorganın altına girdim.
"Üşütürsün sen öyle ama. Üstüne pijamalarını giy Han."
"Çok uykum var Minho.."
Gülümsedi.
"Tamam bu seferlik yaramazlık yap ama bir saha olmasın."
"Olmaz. Söz." Yorgana sıkıca sarılıp gözleirmş kapattım. Minho'da yanağıma bir öpücük bırakıp ışığı kapattığında tam olarak uyumuştum ve bir gün daha bitmişti.Arkadaşlar
Yaklaşık 3 sat sonra Chan, Felix ve Changbin oyun oynamayı bitirmişti. Havada kararmaya başladı. Herkesin en sevdiği vakitlere gelmiştik. Gece ve gece yarısı. Hep beraber oturmuş sohbet ediyorduk. Changbin ve Felix yerde hırkalarının üstünde, Chan,ben ve Minho bankta oturuyorduk. Park okuldan çıkmış çocuklarla dolmaya başlayınca ayağa kalktık.
Felix "gelsenize çimenlere oturalım."
Changbin hızını alamayıp kuma atlar gibi çimlere atlayınca hep beraber güldük.
Changbin "arkadaşlar bence buraya oturmayalım."
Minho "neden?"
Changbin "çimler ıslakmışta."
Hep beraber tekrardan gülmeye başladık. Sorun şu ki Changbin çimlere atlamıştı ve bütün eşofmanı ıslanmıştı. Yardımımız ile ayağa kalktıktan sonra kimse görmesin diye hırkasını beline bağladı ve başka bir yer aramaya başladık. Islak olmayan bir çim bulunca beraber oturduk ve sohbet etmeye başladık.
Changbin "neyse işte yine bi gün yemek yiyordum sonra bi çocuk geldi dedi sen bu kadar yemek alıcak parayı nerden buluyom obez. Bende gittim çocuğa sana ne diyip yemeğe devam ettim. Dövdüm sandınız dimi."
Gülmeye başladık.
Changbin "ne yemek insanı dövmekten daha önemli. Bide gimbap yiyordum bitmeden kalkamazdım."
Changbin de böyle biriydi işte. Her şeyden önemli yemekti onun için. Bir saniye bile aç kalamazdı.
Birkaç saat böylece geçti. Uzun uzun sohbet edip güldük eğlendik.
Chan "hadi kalkalım artık geç oluyor." Chan yavaşça yerden kalktı ve hırkasını giydi. Bizde onun arkasından kalktık. Changbin dışında hepimiz hırkalarınımızı giyip yürümeye başladık. Changbin'in eşofmanı hala ıslaktı. Saat 9 civarları olmuştu. Zaman ne kadar hızlı. Bir gözünü kırpıyorsun bir bakıyorsun bir milisaniyeler geçmiş.
Yolda herkesin geliceği otobüs gelince en sona Minho ve ben kalmıştık. Geldiğimiz otobüsün aynısına tekrardan binerek eve, yola çıktık. Tek bir tane sandalye kalmıştı ve ona da zorla Minho'yu oturtmuştum. Otobüs iş çıkış saati olduğu için çok kalabalıktı ve yukarıdan tutunmaya çalışsam bile Minho ile dip dibeydik. Hatta bacakları benimkine değicek kadar yakındık. Tekrardan bacağı eşofmanıma değince biraz geri ilerledim. Minho belimden tutup biraz yakınına getirdi.
"Biz sevgiliyiz unuttun mu?"
Kızardım. Tamam sevgili olabilirdik fakat toplum içinde bu kadar yakın olmaya iyi bakılmıyordu.
Minho fısıldamaya başladı,
"Şuan kimse bizi umursamıyor Han. Hepsi kendi derdinde."
Minho hala eli ile belimi sıkıca kavrıyordu. Bu sayede düşmüyordumda. İşte tam bunları dedim ya otobüs şöförü öyle bir fren yaptı ki TAM anlamı ile Minho'nun kucağına düştüm.
"Sen istemezsen bile dünya bana ne istediğimi veriyor."
Şuan gerçekten çok kızarmıştım. Yüzümü Minho'nun omzundan kaldıramayacak kadar utanıyordum.
"Bakıyorumda biri kafasını dahi kaldırmak istemiyor." Kıkırdadı.
Tam öyle kötü bir durumdayım ki kimse anlayamaz. Otobüs yeni yolcu almış ve ben Minho'nun kucağında sıkışıp kalmıştım. Eğer eve kadar böyle gidiceksek daha rahat bir pozisyon bulmaya çalışıyordum ama çek yaptığım şey Minho'nun kucağında cebelişip ona daha çok sürtünmekti.
"Rahatsız mısın?"
Başımı evet anlamında salladım. Minho hafif kımıldayarak elleri ile beni daha rahat bir pozisyona getirdi. Ellerini belime sarmış arkamı ona yaslamış şekilde duruyordum. Kısaca kucağında oturuyordum işte. Çok utanıyorum.
Minho kafasını boynuma sokup beni koklamaya ve öpmeye başladı.
"Terliyim Minho.."
"Yinede güzel kokuyorsun sen. Bende bu özellikten istiyorum."
Minho konuşmayı bırakıp okulun oradaki durağa kadar beni koklayıp öpmeye devam etti. Durağa geldiğimizde insanlardan izin isteyerek zorla kendimizi dışarı attık. Ellerimi sallayarak kendimi serinletmeye çalışırken hırkamı çıkarttım.
"Çıkarma üşütürsün."
Minho hırkayı tekrar giydirirken havanın gerçekten soğuk olduğunu hissettim. Hırkanın fermuarını sonuna kadar çekip kapşonumu taktım.
"Gerçekten soğukmuş." Yaz bitmek üzereydi ama biz yaz tatiline yeni giricektik. Saçma ama tatil tatildir.
Minho elini omzuma attı ve yürümeye başladık. Gökyüzüne bakarak yürüyordum ve düşüncelere dalmıştım.
"Yukarıda seni aşağıya bakmaktan alıkoyan ne sevgilim?"
Gülümsedim.
"Bende bilmiyorum. Ama huzur veriyor."
"Bence aşağıda bakmalısın. Burdada huzur veren bir şeyler yokmu?" Eli ile bir yandan yanağımı okşayıp bir yandan da kafamı aşağıya doğru indirdi.
"Sen varsın.."
"Han.. sen benim için bütün yıldızlara bedelsin. En değerlisi ya da en normali. Hiçbiri senin kadar parlayamıyor."
Gülümsedim.
"Sende satırlara bedelsin. Seni anlatmak için satırlar yetmez. Satırları bırak harfler,kelimeler,cümleler yetmez."
Gülümsedi ve ellerimi tuttu.
"Biliyor musun. Sana sahip olduğum için çok şanslıyım. Ve seni kimseylede paylaşmaya niyetim yok."
Burunumdan soğuk hava verirken gülümsedim.
"Eski ben değersiz biriydi. Kimseyi sevmeyi bilmez sevilmezdi. Ama şunu anladım. Bazen insan ne kadar kendini algoritmaya uydurmaya çalışsada yinede bir şey değişmiyor. Olay çevrende. Eğer çevrendeki insanlar seni istemiyorsa sorun onlarda sende değil. Onlarla vakit harcamak yerine git başka bir çevre bul. Kendime aynen böyle dedim Busan'a taşınırken. Sonra seni buldum. Eski bana birini sevebileceğini öğrettin. Sevilmeyi öğrettin. Sana çok şey borçluyum Minho." Sonlara doğru çok konuştuğumdan panik olup gözlerim ikimizin ellerine kaydı.
"O zaman borcunu öde. Hatta şimdi ödetelim sana şu borcunu Sincap."
Ellerini cebine götürüp bana doğru eğildi ve beklemeden dudağımdan öpmeye başladı. Ne olduğunu bile anlamamıştım. Toplu alandaydık. Her an biri bizi görebilirdi fakat Minho bunu düşünmüyordu bile. Yavaşça geri çekildiğinde gülümsüyordu.
"Borcunu ödemiş oldun. Ama eğer üstüne kredi istersen öpmek yeterli."
Kıkırdadım. Arada bir kredi almak fena değildi.
Fazla zaman harcadığımızı anlayıp tekrar yürümeye başladık. Eve geldiğimizde hemen ayakkabılarımı çıkartıp yatağa koştum ve üstümdeki kıyafeti kırışmasın diye çıkarıp altımı da çıkarıp yorganın altına girdim.
"Üşütürsün sen öyle ama. Üstüne pijamalarını giy Han."
"Çok uykum var Minho.."
Gülümsedi.
"Tamam bu seferlik yaramazlık yap ama bir saha olmasın."
"Olmaz. Söz." Yorgana sıkıca sarılıp gözleirmş kapattım. Minho'da yanağıma bir öpücük bırakıp ışığı kapattığında tam olarak uyumuştum ve bir gün daha bitmişti.
•bayram hediyesi olsun bu da bendenn
Bölüm etkileşimi
