23. bölüm / 32
Kısaca HanRainy Picnic
Bölümler 32Şu an: Rainy Picnic
- 1 New Secret Life507 kelime
- 2 Lost Stars332 kelime
- 3 Weird Peoples379 kelime
- 4 Düşünceler344 kelime
- 5 New World340 kelime
- 6 Falling Down414 kelime
- 7 Eyes And Him291 kelime
- 8 Escape465 kelime
- 9 Eyes Don’t Lie885 kelime
- 10 With You380 kelime
- 11 Protect928 kelime
- 12 Feelings801 kelime
- 13 Emotions1.141 kelime
- 14 Hug927 kelime
- 15 Sickness1.063 kelime
- 16 Sickness857 kelime
- 17 Home646 kelime
- 18 Friends1.059 kelime
- 19 Stay Alone1.022 kelime
- 20 Lia Saying New Lies662 kelime
- 21 New Star1.035 kelime
- 22 A Tale1.214 kelime
- 23 Rainy Picnic1.448 kelime · Okuduğun bölüm
- 24 Weakness800 kelime
- 25 Weakness823 kelime
- 26 Trauma1.135 kelime
- 27 Our group1.083 kelime
- 28 Blurry memories1.131 kelime
- 29 Friends1.705 kelime
- 30 Panic1.031 kelime
- 31 Another one?1.047 kelime
- 32 A new love (1. Kitap sonu)966 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Yağmurlu piknik
Sabah erken kalkıp hemen mutfağa indim. Minho'nun uyanmasını beklemedim. Uykulu olmama rağmen gitip pankek yapmak için gerekli herşeyi tezgaha çıkarttım. Heyecan ile hamurunu yapmaya başladım.
"Han? Neden beni beklemedin." Minho'yu uyandırmışım. Kıkırdadım.
"Yetiştirmek için erken başladım." Minho yanıma geldi ve yardım etmeye başladı.
Minho gelince 10 dakikada tamamladık. Sıra pişirmekteydi. Tavayı çıkarttım ve pişirmeye başladım. Hepsi bitince derin bir nefes verdim.
"Pikniğe kaç saat var?"
"Hmm saat daha 9. 3 saate yakın zamanımız var."
"Tamam o zaman." Mutlu bir şekilde pankekleri bir kutuya koydum ve güzel bir poşete koydum.
"Hava biraz soğuk olabilirmiş üstüne hırka al."
"Tamam Minho-sshi." O anki mutluluğum ile Minho'ya sarıldım ve onunda gülmesine sebep oldum.
"Ben üstümü değiştirmeye yukarı çıkıyorum sonra çıkarız park biraz uzakta."
"Tamam ben de bir lavaboya giriyim bende giyinirim." Gülümsedi ve bende yukarı çıkıp üstümü giyindim. Birkaç dakika sonra Minho geldi ve o üstünü giyinirken bende çantamı hazırlıyordum. Kulaklım gibi benim için önemli olan şeyleri koydum ve Minho'yu bekledim.
"Ben hazırım Han."
Altına gri eşofman üstüne siyah tişört giymiş ve üstüne dün baktığım hırka vardı.
"Hadi çıkalım."
Pankekleri alıp Beraber evden çıktık ve otobüs durağına doğru yürümeye başladık. Durağa geldiğimiz zaman ile aynı anda biniceğimiz otobus geldi. Şanslıydık.
Otobüse binip ikinizde en öndeki iki boş koltuğa oturduk. Yolumuz uzundu. Başımı Minho'nun omzuna yasladım ve gözlerimi kapattım. Sabah ani mutlulukla kalkınca hep böyle oluyor işte uykum geliyordu.
"Bakıyorumda biri uykusunu tam alamamış."
Kıkırdadım. Gözlerimi kapalı tutmaya devam ettim.
"Bir dakika Han rahatsız edicem özür dilerim."
Gözlerimi açıp kafamı kaldırdım. Kulaklıklarını takıyordu. Taktığında gülümsedi ve bende tekrar kafamı omzuna yaslayıp gözümü kapattım.
Bir süre sonra gözlerimi açmasamda Minho'nun benim uyumadığınj anlayıp kulağıma kulaklıklarından birini sol kulağıma taktı. Şarkının melodisi çok güzeldi.
Yaklaşık 40 dakika sonra geliceğimiz durağa vardık ve indik. Parkın tam ortasında kocama bir göl vardı sınıfın nerede toplağımı bilmediğimiz için etrafa baktık. Durduğumuz yerin üstünde bir yerden el salladı ve koşarak yanımıza gelip bize sarıldı.
"Hadi gelin yukarıdayız."
Beraber yukarı doğru çıktıktan sonra diğer öğrencileri de gördüm. Bazıları top oynuyordu bazıları yerdeki ötrülerin üstüne getirdikleri yemekleri koyuyordu. Çantamı ağacın yanına koyup diğerleri ile selamlaştıktan sonra bende hazırlamalarına yardım ettim. Masa hazır olunca hep beraber yemeye başladık. Yemekler bitince etrafı dolaşmak için bizimkilere sormaya gittik.
"Changbin gelesene yürüyüş yapak diğerlerinide çağırak."
"Üşeniyorum. Hem beleş yemek bulmuşum kalkmam ben."
"Hadi ama yaaaa."
"Yoooooooook."
"Lütfen?"
"Yok."
"Tamam be gelmiyorsan gelme."
Chan'ın yanına gittim.
"Chris"
"Efendim?"
"Yürüyüş yapalım diyorum ne dersin? Changbin yemek görünce kalkmıyor biliyorsun."
"Olur gel diğerlerine de soralım."
Diğerlerine sorduğumuzda bizimle gelen Minho, Felix ve Hyunjin vardı.
Hep beraber yürümeye başladık. Sohbet güzeldi fakat ben sohbetten biraz kopuktum. Etrafı incelemek ile meşguldüm. Park çok güzeldi. Avucumun içinde bir sıcaklık hissedince irkildim ama fazla değil çünkü Minho'dan başka tutanın olmadığını biliyordum. Bende onun elini kavradım.
Etrafa bakınarak bayağı bir süre yürüdük. Parka hayran kalmıştım.
"Han? Haaaaaaan" Chan bana sesleniyordu.
"Hm? Ne?" Ağızımdan hızlı ve anice bu kelimeler çıktı.
"Beşinciye sesleniyorum dalıp gitmişsin." Kıkırdadı. O kıkırdayınca bende kendimi tutamadım.
"Özür dilerim hyung dalmışım gerçekten."
"Sorun değil. Ben ne diyecektim? Heh aklıma geldi. Ben geri piknik alanımıza gidicem başım sıcaktan yanıcak az sonra siz de fazla yürümeyin derim."
"Tamam hyung."
Chan gittiğinde Hyunjin ile Felix bize döndü ve Felix konuşmaya başladı;
"Han siz ikiniz biz ikimiz ayrı yönlere yürüyebilir miyiz? Hyunjin ile birşey konuşmam lazımda."
Bu çocuğun Hyunjin'den hoşlandığına yemin edebilirim ama kanıtlayamıyorum.
"Tamam olur."
İkiye ayrılan yol ile onlar daha kalabalık yere giderken bizde daha sakin olan yukarılara gittik. Çok seyrek insan vardı. İkimizde yorulmuştuk.
"Han. Oturmak ister misim?"
"Olur çok yoruldum."
Bir çınar ağacının altına oturduk yan yana. Minho kolunu uzaktaki koluma koyup beni kendine doğru çekince omzuna yaslandım.
"Hafiften rüzgar esiyor. Sen hırka almadın mı?"
O an gözlerim açıldı. Unutmuştum.
"Hyung..... unuttum."
Gülümsedi ve kendi hırkasını çıkartmak için beni saldı.
"Minho gerek yok. Üşümüyorum ben."
"Han giyer misin? Üşümeni istemiyorum rüzgar giderek artıyor."
"Minho sen üşüyeceksin. Lütfen geri giy."
Minho beni dinlemedi ve hırkayı sırtıma koydu. Tam giydirmemişti bende üstümden alıp Minho'nun omuzlarını kapatacak şekilde koydum.
"Han şunu lütfen giyer misin? Üşütüceksin!" Sesini bir tık yükseltmişti.
"Minho o zaman ben değil sen hasta olursun!" Onun senine karşılık bende biraz yükselttim.
"Han....." sesli bir şekilde nefes verp yavaşça kafasını sağa sola salladı. Kızıcağını bekliyordum fakat kızmak yerine hırkayı alıp yavaşça omuzlarımı kaplıycak şekilde koydu ve ilk oturduğumuz pozisyona geri döndü.
"Çok inatcısın Han."
"Ama seni düşünüyorum sen hasta olucaksın."
"Herkesten önce kendini düşün."
"Ama sen kendinden önce beni düşünüyorsun."
"O ayrı."
Rüzgar biraz daha artmıştı.
Minho üşümüyormuş gibi duruyordu. Şunu itiraf etmek isterim ki Minho gerçekten yakışıklı.
"Minho?"
"Efendim Han?" Uzaklara bakarak konuşuyordu.
"Üşümüyor musun?"
"Biraz ama sıkıntı değil."
"Bak gerçekten hırkayı verebi-"
"Gerek yok Han." Sesi sakindi.
Rüzgar belli olucak şekilde artmıştı.
"Minho bence piknik alanına geri dönmemiz gerekiyor."
"Biraz kalalım sonra."
Sessizce oturdum va Minho'yu seyrettim.
Kısık sesle birşeyler mırıldandım.
"Çok güzelsin.."
"Efendim?"
Dışımdan söylediğimim farkına vardım. Utandım.
"Birşey yok boşver." Yüzüm hafif kızardı.
"Öyle olsun." Gülümsedi ve kalkıp elini uzattı.
"Hadi gel gidelim."
Minho'nun elinden yardım alarak kalktım ve piknik alanına yürümeye başladık.
"Han....." Minho bugün ayrı bir sessizdi.
"Efendim?"
Durdu ve bana döndü. Sıkıca bana sarıldı. Hüzünlüydü. Nedenini anlamadım fakat bende geri ona sarıldım. Ağlamamak için kendini tutuyordu.
"Ne oldu Minho? Kim seni üzdü?" Yavaş ve anlaşılır bir şekilde konuştum.
Minho sesini çıkarmadı. Bir süre sonra sarılmayı bıraktı. Omuzlarımdaki hırka düşmesin diye düzeltti.
"Hadi gel gidelim piknik alanına."
Beraber tekrar yürümeye başladık.
"Sarılmama izin verdiğin için teşekkürler.."
"Teşekkür etmene gerek yok."
Piknik alanına geldiğimizde herkes gülüşüyordu.
"Han Han!" Changbin gülerek yanımıza geldi.
"Noldu?" Changbini hiç bu kadar gülerken görmemiştim.
"Gelin şuraya iki dakika birşey anlatıcam."
Üçümüz banka oturup Changbin'in konuşmasını bekledik.
"Hani şu Lia varya."
"Eee?"
"Bugün bana açılıcakmı-" gülmekten konuşamıyordu.
"İşte bana açılıcakmış bir de pasta yapmış."
Sessizce Minho ile beklemeye başladık.
"Bizim sınıftaki shuha arkadaşları ile voleyboll oynarken yanlışlıkla topu tam Lia'nın kafasına attı Lia da ani olunca başını eğdi bütün yüzü pasta oldu."
Gülme krizine girdik hep beraber. Minho'nun bile moralini getirmişti.
Han "Shuha'nın gidip o topu atan ellerini öperim çok iyi yapmış."
Minho "kıskandım..."
Minho'nun tepkisine gülmeden edemedim. O da güldü.
Changbin "aha Lia geliyor."
Lia yüzündeki pastanın çoğusunu silmiş ve Changbin'in tam karşısına geçmişti.
"Oppa~ Az önce olanları unutsan daha düzgün bir şekilde şimdi diyeceklerimi desem."
Changbin başını salladı. Biz sessizce izlemeye başladık.
"Ama açılmadan önce yüzünü sil. Hala yüzünde pasta var." Changbin Lia'nın yanağındaki pastayı eli ile temizledi ve Lia'ya baktı.
"Kabul etmiyceğimi biliyorum fakat seni dinliyorum."
"Oppa. Ben senden 2 yıldır hoşlanıyorum. Artık sana açılmak istiyorum. Kabul eder misin?" Utançtan ne diyeceğini karıştırmıştı.
Changbin gülümsedi. Belki sınıfın pick me'si olsa bile onunda duyguları vardı ve Changbin bunu biliyordu. Bunun için ona açılmasını kabul etmişti. Fakat bu karşılık vericeği anlamına gelmiyordu.
"Lia...... üzgünüm fakat kabul edemem. Benim kimseye karşı hissim yok."
Lia'nın gözleri dolmuştu. Changbin ayağa kalktı ve ona sarıldı.
"Sen kendine benden daha layık biri bulursun. Ben sana göre değilim Lia."
Lia'ya sarılmayı bırakıp gülümsedi. Lia başını sallayarak lavaboya gitti.
Han "Changbin ne güzel konuştun öyle sen. Ben bile duygulandım."
Changbin "ilk defa birinin bana açılmasını yaşamıyorum ki." Güldü
Minho "aynı okula olduğumuzdan sürekli senin dedikodun geçiyordu eskiden Changbin. Yok çok yakışıklıymış şöyleymiş böyleymiş." Güldü
Changbin de bunlara güldü.
Gökyüzüne baktım gri bulutlar vardı. Saat 4'e yaklaşıyordu. 11'den beri burdaydık ve eğlenceli zaman geçiriyorduk. Yukarıdaki bulutkarı görünce Minho'ya baktım. Şu an Minho'nun bacaklarının üstünde yatıyordum ve yukarı bakıyordum.
"Gri bulutlar yaklaşıyor...." Minho bu dediklerimi duyunca bakışmayı kesip yukarı baktı.
"Yağmur yağıcak galiba. Herkes toplanmaya başladı. İstersen bizde geç kalmadan toparlanalım."
"Olur."
Beraber kalktık ver toparlanmaya yardım edip kutumu da çantama koyduktan sonra biraz oturduk. En son gidenlerin arasındaydık.
"Hadi gel gidelim." Minho omuzlarımdaki hırkayı düzeltti ve yürümeye başladık.
Parkın yanındaki otobüs durağına yürüycektik. Yürümeye başladığımızda yüzüme birkaç su damlask düştü. Yağmur başlıyordu
"Minho hırkanı alabilirsin."
"Han yağmur yağıcak sende kalsın."
"Saçmalama şunu." Hırkayı üstünden sıyırıp Minho'nun omuzlarına koydum. Minho bu sefer itiraz etmeden giydi. Tam nedenini sorucaktım ki kapşonunu kafasına geçirdi ve beni de hırkanın içine soktu.
Yağmur yağmaya başlamıştı. Durağa geldiğimizde daha otobüs gelmemişti. Oturma yerleri ıslak olduğu için oturmadık ve ayakta beklemeye başladık.
Kafamı Minhlo'nun omzuna yasladım. Hem ıslanmamak için hem de sevdiğim için. Minho omzuna yattığımı görünce gülümsedi.
Birkaç dakika sonra otobüs geldi ve hemen bindik. Otobüs boş denilecek kadar az insan vardı. Cam kenarına oturup Dışarı bakmaya başladım. Yağmur çok güzel yağıyordu. Minho'ya baktığımda beni gülümseyerek izlediğini gördüm. Ona döndüğümde gülümsemesini düşürmeden bana bakmaya devam etti. Gözlerinde gerçekten sevgi vardı.
"Çok tatlısın Han. Anlatamayacağım kadar güzelsin."
Ne diyeceğimi bilmiyordum. Arada böyle iltifatlar alıyordum fakat nasıl cevap vericeğimi bilmiyordum işte. Minhk bana hala aynı şekilde bakıyordu.
Otobüs iniceğimiz durağa varınca indik. Yağmur bayağı şiddetlenmişti. Minho beni tekrar hırkasının içine aldı ve ona yakınlaşarak ıslanmamya çalışarak eve doğru yürüdük. Durak evin bir üst sokağında Minho'nun evinin olduğu sokaktaydı. Minho adımlarını biraz daha hızlandırdı ve eve hızlıca gittik.
Bölüm etkileşimi
