17. bölüm / 35
KARA GÜLZEHİRLİ ANLAŞMA
Bölümler 35Şu an: ZEHİRLİ ANLAŞMA
- 1 GECEYE DÜŞEN KAN839 kelime
- 2 SIYAH SINIRLAR1.276 kelime
- 3 KİLİTLİ KAPILAR AÇIK YARALAR950 kelime
- 4 KÜLLERİN ALTINDAKİ SIR2.652 kelime
- 5 KURŞUN YÜKÜ VE SOĞUK SAVAŞ1.443 kelime
- 6 TÜNELLERİN FISILTISI1.008 kelime
- 7 BİZİM YALANLARIMIZ BİZİM GERCEKLERİMİZ1.355 kelime
- 8 FIRTINANIN KALBİNDE1.278 kelime
- 9 GECE VE GERÇEK979 kelime
- 10 KANLI SOFRA VE SESSİZ MÜHÜR1.713 kelime
- 11 KANIN SESSİZLİĞİ VE BEYAZ SAYFA1.046 kelime
- 12 AŞKIN VE GÜCÜN MÜHÜRÜ1.074 kelime
- 13 SİYAH GÜLLERİN GÖLGESİNDEKİ VİCDAN1.237 kelime
- 14 SESSİZ VEDA VE YEMİN767 kelime
- 15 YABANCI SOKAKLAR VE BEKLEYEN GÖLGE1.269 kelime
- 16 ZİNCİRİN KOPAN HALKASI VE KANLI BİLMECE866 kelime
- 17 ZEHİRLİ ANLAŞMA1.082 kelime · Okuduğun bölüm
- 18 MASKELER VE DİKENLİ TAHT1.156 kelime
- 19 YIKIMIN VE SESSİZLİĞİN ÖFKESİ738 kelime
- 20 ZEHİR VE KANLI YEMİN632 kelime
- 21 MERHAMET VE KANLI KABULLENİŞ1.461 kelime
- 22 KANLI MİRASA VEDA VE KULLARIN ZAFERİ718 kelime
- 23 SİYAH YALAN979 kelime
- 24 YALANLARIN GÖLGESİNDE İKİ ÖLÜ RUH789 kelime
- 25 GECEYİ YIKAN FISILTI1.255 kelime
- 26 HASRET VE SON SIĞINAK930 kelime
- 27 KANLI ZİRVE1.060 kelime
- 28 KANDAKİ ZEHİR VE SÖZÜ VERİLEN HAYAT1.203 kelime
- 29 29.BÖLÜM1.278 kelime
- 30 IŞIKLARIN ARTIŞI VE GÖLGEDEKİ VELİAHT769 kelime
- 31 MASKELERİN ARKASINDAKİ GÖLGE1.310 kelime
- 32 YILANIN ZEHİRİ VE İÇERİDEN GELEN DARBE1.066 kelime
- 33 ZİNDANA DÖNEN SARAY VE ZİNCİRLENEN DEV901 kelime
- 34 ZİNDANDA BİR AİLE VE ŞAFAK ÖNCESİ SESSİZLİK740 kelime
- 35 BİR MELEĞİN DÜŞÜŞÜ1.881 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
17. BÖLÜM
ZEHİRLİ ANLAŞMA
Odadaki havanın ağırlığı, geniz yakıcı bir zehir gibi ciğerlere oturuyordu.
Dante Veyr’in soğuk, nasırlı parmakları hâlâ Lena’nın boğazının üzerinde, kıpırdamasına bile izin vermeyen bir baskıyla duruyordu. Yüzündeki o hastalıklı tebessüm, altındaki kadının çaresizliğini değil, gözlerindeki sönmeyen o vahşi ateşi izledikçe daha da derinleşiyordu.
Lena nefes almakta zorlanıyordu. Şakaklarında atan damarlar, şimdiden yüzündeki morluğun zonklamasına karışmıştı. Ancak bakışlarını bir milim bile kaçırmadı. Damian Veyr’in yanında geçirdiği o fırtınalı bir yıl, ona korkuyu saklamayı ve tehlikenin gözlerinin içine bakarak düşünmeyi öğretmişti.
Dante, kızın bileklerindeki baskısını çok hafifçe gevşetti ama üzerindeki ağırlığını çekmedi. Başını yavaşça geriye atıp karanlık bir kıkırdamayla gülümsedi.
“Seni burada hemen şimdi öldürebilirim, biliyorsun değil mi?” dedi Dante.
Sesi bir bıçağın biley taşına sürtünmesi gibi kaba ve tehditkârdı. “Damian’a senin bedenini, ruhunu ve en sonunda cansız cesedini gönderebilirim. O aptal kardeşimin, on yıldır adımı anarak kurduğu İmparatorluğu gözlerinin önünde yıkarken, seni de o yıkıntının en altına gömebilirim.”
Lena yutkunmaya çalıştı. Boğazındaki elin varlığı nefesini kesse de dişlerini sıktı.
“Yap... Yap öyleyse...” dedi Lena, sesi boğuk ama meydan okuyan bir tonla çıkarak. “Ne duruyorsun? Bizi tehdit etmekten... Kardeşinin gölgesinde yaşamaktan başka ne işe yararsın sen?”
Dante gözleri bir anlığına tehlikeli şekilde karardı. Boğazındaki baskıyı artıracakmış gibi gerildi fakat tam o anda durdu. Dudaklarında alaycı, hesapçı bir kıvrılma belirdi. Yavaşça geri çekildi. Kızın üzerindeki ağırlığını kaldırıp yatağın kenarına oturdu. Siyah ceketinin önünü düzeltti.
“Doğrudan ölmek çok kolay, Lena,” dedi Dante, sesini bir anda sakin, iş adamı vari bir frekansa çekerek. “Seni öldürmek Damian’a tek bir anlık acı verir. Sonra ne yapar biliyor musun? Öfkeyle kör olur, bütün ordusunu üzerime sürer ve beni yok etmek için kendini de yakar. Ama ben bunu istemiyorum. Ben onun sadece bedenini değil, ruhunu adım adım, zerre zerre çürütmek istiyorum.
"Tıpkı onun bana yaptığı gibi.”
Lena hızla doğruldu. Sırtını yatak başlığına yaslayıp bacaklarını kendine doğru çekti. Yırtılan bluzunun yakasını eliyle kapattı. Yüzü solgundu ama gözleri bir avcının hareketlerini takip eden bir ceylan gibi tetikteydi.
Gözleri gayriihtiyari devasa, yere kadar uzanan camlara kaydı.
Dışarıda metrelerce yükseklikten aşağı inen sarp dik kayalıklar ve hırçın bir deniz vardı. Terasın etrafında ise ellerinde ağır otomatik silahlarıyla nöbet tutan en az sekiz adam görünüyordu. Kaçmak... Buradan kaçmak imkânsızdı.
Bu kapıdan dışarı tek bir adım attığı anda, Dante'nin adamları tereddüt bile etmeden sırtına onlarca mermi boşaltırdı.
Ve bu şekilde ölemezdi.
Kendi aptalca vicdan azabı yüzünden kaçmış, Damian’ı arkasında bırakmış ve şimdi bir piyon gibi köşeye sıkışmıştı. Eğer burada, bu karanlık malikânede sırf bir kurban gibi ölürse; Damian onun cesedini bulduğunda kahrından mahvolurdu.
Babasının anısı, geçirdiği o fırtınalı süreç, ödediği bedeller... Hepsini bir çırpıda çöpe atamazdı. Hayatta kalmak zorundaydı.
Dante cebinden çıkardığı gümüş tabakayı açtı. İçinden ince bir tütün sarıp yaktı. Dumanı odanın loş havasına üflerken gözlerini kızdan ayırmıyordu.
“Sana bir teklif yapacağım, Lena,” dedi Dante. “Hayatını, Damian’ın hayatını ve gururunu kurtarabilecek tek bir teklif.”
Lena’nın kaşları çatıldı. “Senin gibi bir canavarın teklifine güveneceğimi mi sanıyorsun?”
“Güvenmek zorunda değilsin. Sadece şartları tartmak zorundasın,” dedi Dante, ayağa kalkıp masanın üzerindeki kristal sürahiye yürüyerek.
“Eğer teklifimi reddedersen, seni şu an alt kattaki zindana kilitletirim. Damian burayı bulduğunda ki bulması haftalar alacak senin işkence görmüş cesedinle karşılaşır. Ardından onu kurduğum tuzağın tam ortasında, tek bir kurşunla indiririm."
Dante bardağa koyduğu viskiden bir yudum aldı, ardından dönüp Lena’ya baktı.
“Ama eğer teklifimi kabul edersen... Damian'a dokunmayacağım.”
Lena’nın kalbi göğüs kafesini patlatacakmış gibi vurmaya başladı. “Şartın ne?”
Dante yavaş adımlarla yatağa yaklaştı. Yüzündeki o zifiri, tekinsiz tebessüm yeniden belirdi.
“Benim yanımda duracaksın,” dedi Dante, kelimeleri birer zehirli ok gibi fırlatarak.
“Veyr İmparatorluğu’nun gerçek varisinin, yani benim yanımda. Şehrin önüne, konseyin önüne ve en önemlisi Damian’ın karşısına benim kadınım olarak çıkacaksın. Onun yüzüne bakıp, onu kendi isteğinle terk ettiğini, onun bir hiç olduğunu ve asıl gücün yanında olmayı seçtiğini söyleyeceksin.”
Lena dehşet içinde duraladı. “Asla... Asla böyle bir yalanı söylemem! O sana inanmaz!”
“Bana inanmak zorunda değil, sana inanacak!” diye gürledi Dante, sesi odadaki camları titreterek.
“Ona bıraktığın o notu biliyorum!"
Senden zaten şüphe ediyor! Senin onun dünyasından iğrendiğini biliyor! Eğer benim yanımda, kendi iradenle durduğunu görürse, ruhu darmadağın olacak. Savaşma hırsı bitecek.
"Bir canavara dönüşmek yerine kendi kabuğunda çürüyecek.”
Lena ellerini sıktı. Tırnakları avuç içlerine batıyor, kanatıyordu.
Bu teklif, ölümden de beter bir cehennemdi.
Damian’ın gözlerinin içine bakıp ona ihanet ettiğini söylemek... Onu korumak için, onun nefretini üzerine çekmek... Damian’ın onu bir hain, bir düşman olarak görmesini sağlamak...
Eğer bunu yaparsa, Damian ile tamamen düşman olacaklardı. Damian ondan ölesiye nefret edecek, belki de onu kendi elleriyle yok etmek isteyecekti.
Ama diğer seçenek neydi?
Diğer seçenek; "Damian’ın buraya gelip tuzağa düşmesi, katledilmesi ve Dante'nin bu kanlı tahta oturmasıydı."
Lena gözlerini kapattı. Zihninde Damian’ın o buzul mavisi gözleri belirdi. O ilk gece Damiana sığındığı an, yaralarını sarışı, onu korumak için kendi bedenini siper edişi ve o son gecedeki fısıltısı: “Seni bu dünyadan silebilecek tek kişinin ben olduğumu söylemiştim...”
'Benden nefret et. Beni hain bil. Ama yeter ki yaşa.'
Amacı değişmişti.
Bu pislik herifin teklifini kabul edecekti. Ancak teslim olmak için değil; bu cehennemin içine sızıp, Dante Veyr’i içerden, kendi elleriyle yok etmek için. Onun zayıf noktalarını bulacak, planlarını öğrenecek ve günü geldiğinde o tetiği kendi çekecekti.
Damian onu bir düşman olarak görecek olsa bile... Sırf onu koruyabilmek için kendisini bu ateşe atıyordu.
Lena gözlerini açtı. Kehribar gözlerindeki o yaşlar silinmiş, yerini katıksız, soğuk ve ölümcül bir kararlılığa bırakmıştı.
Ayağa kalktı. Yırtık kazağını düzeltti. Dante'nin tam karşısında, başını dik tutarak durdu.
“Eğer o tetiği ona doğrultmayacağına, ona dokunmayacağına dair bana söz verirsen...” dedi Lena, sesi pürüzsüz ve dondurucu bir ton alarak. “Kabul ediyorum.”
Dante Veyr bir an için duraksadı. Kızın bu kadar hızlı, bu kadar katı bir kararlılıkla pes etmesini (ya da etmiş gibi görünmesini) beklemiyordu. Fakat ego ve kibir, zekasının önüne geçti. Kızın çaresizlikten boyun eğdiğini sandı.
Dante gür bir kahkaha attı. Kadehini masaya fırlattı.
"Damian Veyr benim elimden ölmeyecek. O, senin bana sarılışını izlerken kendi içindeki öfkeyle ölecek.”
Dante elini uzattı. Lena’nın narin çenesini tuttu. Bu kez hırpalamadı; mülkiyeti altına almış bir avcı gibi okşadı.
Lena içindeki tiksintiyi bastırmak için dişlerini kenetledi. Yüzünü çekmedi.
“Şimdi hazırlan,” dedi Dante, arkasını dönüp kapıya yürürken. “Bu gece yeni yöneticilerle bir toplantım var. Ve sen benim yanımda, Veyr soyadının gerçek sahibinin kadını olarak duracaksın.”
Dante odadan çıkıp ağır kapıyı arkasından kilitlediğinde, Lena odanın ortasında tek başına kaldı.
Ağlamadı. Titremedi.
Yavaşça aynanın önüne yürüdü. Patlamış dudağındaki kanı sildi, dağılmış saçlarını topladı. Aynadaki yansımasına, o tamamen değişmiş kadına baktı.
“Affet beni Damian,” diye fısıldadı aynaya doğru. “Seni korumak için, senin en büyük kâbusun olmak zorundayım.”
Savaş boyut değiştirmişti. Ve Lena Arven, hayatının en tehlikeli, en kanlı rolünü oynamak üzere o cehennemin kapılarını kendi elleriyle açmıştı.
Bölüm etkileşimi
