KARA GÜL kitap kapağı

29. bölüm / 35

KARA GÜL

29.BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: 𝑹𝒆𝒊𝒂𝒏𝒂 ⭐

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 35Şu an: 29.BÖLÜM
  1. 1 GECEYE DÜŞEN KAN839 kelime
  2. 2 SIYAH SINIRLAR1.276 kelime
  3. 3 KİLİTLİ KAPILAR AÇIK YARALAR950 kelime
  4. 4 KÜLLERİN ALTINDAKİ SIR2.652 kelime
  5. 5 KURŞUN YÜKÜ VE SOĞUK SAVAŞ1.443 kelime
  6. 6 TÜNELLERİN FISILTISI1.008 kelime
  7. 7 BİZİM YALANLARIMIZ BİZİM GERCEKLERİMİZ1.355 kelime
  8. 8 FIRTINANIN KALBİNDE1.278 kelime
  9. 9 GECE VE GERÇEK979 kelime
  10. 10 KANLI SOFRA VE SESSİZ MÜHÜR1.713 kelime
  11. 11 KANIN SESSİZLİĞİ VE BEYAZ SAYFA1.046 kelime
  12. 12 AŞKIN VE GÜCÜN MÜHÜRÜ1.074 kelime
  13. 13 SİYAH GÜLLERİN GÖLGESİNDEKİ VİCDAN1.237 kelime
  14. 14 SESSİZ VEDA VE YEMİN767 kelime
  15. 15 YABANCI SOKAKLAR VE BEKLEYEN GÖLGE1.269 kelime
  16. 16 ZİNCİRİN KOPAN HALKASI VE KANLI BİLMECE866 kelime
  17. 17 ZEHİRLİ ANLAŞMA1.082 kelime
  18. 18 MASKELER VE DİKENLİ TAHT1.156 kelime
  19. 19 YIKIMIN VE SESSİZLİĞİN ÖFKESİ738 kelime
  20. 20 ZEHİR VE KANLI YEMİN632 kelime
  21. 21 MERHAMET VE KANLI KABULLENİŞ1.461 kelime
  22. 22 KANLI MİRASA VEDA VE KULLARIN ZAFERİ718 kelime
  23. 23 SİYAH YALAN979 kelime
  24. 24 YALANLARIN GÖLGESİNDE İKİ ÖLÜ RUH789 kelime
  25. 25 GECEYİ YIKAN FISILTI1.255 kelime
  26. 26 HASRET VE SON SIĞINAK930 kelime
  27. 27 KANLI ZİRVE1.060 kelime
  28. 28 KANDAKİ ZEHİR VE SÖZÜ VERİLEN HAYAT1.203 kelime
  29. 29 29.BÖLÜM1.278 kelime · Okuduğun bölüm
  30. 30 IŞIKLARIN ARTIŞI VE GÖLGEDEKİ VELİAHT769 kelime
  31. 31 MASKELERİN ARKASINDAKİ GÖLGE1.310 kelime
  32. 32 YILANIN ZEHİRİ VE İÇERİDEN GELEN DARBE1.066 kelime
  33. 33 ZİNDANA DÖNEN SARAY VE ZİNCİRLENEN DEV901 kelime
  34. 34 ZİNDANDA BİR AİLE VE ŞAFAK ÖNCESİ SESSİZLİK740 kelime
  35. 35 BİR MELEĞİN DÜŞÜŞÜ1.881 kelime

29. BÖLÜM

BEYAZ ŞAFAK VE İKİ MİRAS

Zaman, Veyr Malikânesi’nin o yüksek, kasvetli taş duvarları arasında ilk kez ağır, süzgün ve huzur dolu bir nehir gibi akmaya başlamıştı.

Kışın o dondurucu fırtınaları, kanlı hesaplaşmaları ve odaları dolduran barut kokuları çok geride kalmıştı. Baharın gelişiyle birlikte malikânenin devasa arka bahçesindeki erguvanlar ve beyaz güller açmış, rüzgâr artık yıkımın değil, bahar çiçeklerinin ve taze çimlerin kokusunu taşıyordu. Yeraltı dünyası Damian Veyr’in mutlak kontrolü altında tamamen sessizliğe bürünmüş; o tekinsiz, kandan ve silahtan beslenen düzen yerini sarsılmaz bir sükûnete bırakmıştı.

Ama malikânedeki en büyük değişim, duvarların renginde değil, o evin sahibinin gözlerinde yaşanıyordu.

Damian Veyr, hayatı boyunca omuzlarında taşıdığı o buzdan zırhı, o merhametsiz ve karanlık imparator kimliğini kendi elleriyle toprağa gömmüştü. Artık geceleri uykusundan kâbuslarla fırlayan, elinde silahla koridorlarda volta atan o adam yoktu.

Bütün dünyası, bütün evreni; malikânenin güneş alan geniş verandasında, elinde ılık çayıyla bahçeyi izleyen o kadından ibaretti.

Lena’nın kanındaki zehir tamamen temizlenmiş, solgun cildi yerini taze, pürüzsüz bir canlılığa bırakmıştı.

O kanlı geçmişin, Dante'nin bıraktığı izlerin ve çekilen o ağır sancıların yerinde artık sadece huzur vardı. Damian, karısının üzerine adeta titriyordu.

Lena’nın tek bir öksürüğünde, tek bir yorgun bakışında dünyayı ayağa kaldıran o adam, şimdi karısına kahvaltısını kendi elleriyle yediriyor, bahçede yürüyüş yaparken bir an olsun elini bırakmıyordu.

Mayıs ayının ılık bir sabahında, güneş ışıkları yatak odasının tül perdelerinden süzülüp beyaz saten çarşafların üzerine vuruyordu.

Lena, gözlerini açtığında beline sımsıkı dolanmış o tanıdık, devasa kolu hissetti. Damian, başını kızın boyun girintisine gömmüş, bir elini korumacı bir içgüdüyle Lena’nın karnının üzerine koymuş halde derin bir uykudaydı.

Lena gülümsedi. Parmağını yavaşça adamın sakallı yanağında, şakaklarındaki hafif beyazlıklarda gezdirdi.

Damian, o tüy kadar hafif dokunuşla anında uyandı. Mavi gözleri açıldığında, ilk gördüğü şey karısının kehribar gözlerindeki o sıcak tebessüm oldu.

"Günaydın..." dedi Damian. Sesi uykudan yeni uyandığı için boğuk ve pürüzsüzdü.

Eğilip kızın alnına, ardından burnunun ucuna derin bir öpücük kondurdu. Elini kızın karnında hafifçe gezdirdi.

"Günaydın..." dedi Lena, adamın saçlarını okşayarak. "Nasıl uyudun?"

"Sen kucağımdaysan... Dünyanın en huzurlu adamı olarak," dedi Damian. Kızın yüzünü ellerinin arasına alıp gözlerinin içine baktı.

"Bir yerin acıyor mu? Miden nasıl? Doktorları arayayım mı?"

Lena hafifçe kıkırdadı. Damian’ın bu bitmek bilmeyen korumacı halleri içini ısıtıyordu.

"Damian, ben gayet iyiyim. Hatta harikayım," dedi Lena. Ancak cümlesini bitirirken aniden hafif bir mide bulantısı dalgasıyla duraksadı. Elini ağzına götürdü.

Damian’ın gözlerindeki o rahat ifade bir salisede silindi. Anında yatakta doğruldu.

"Lena? Ne oldu?

"Yok... Sadece ani bir baş dönmesi ve bulantı," dedi Lena, derin bir nefes alarak. "Geçen haftadan beri sabahları böyle oluyorum. Muhtemelen mevsim değişimindendir."

Damian ikna olmamıştı. Yataktan fırladığı gibi beline sabahlığını geçirdi. "Mevsim değişimi falan değil. İki haftadır yüzün bir garip parlıyor, iştahın değişti. Tıp ekibini hemen buraya çağırıyorum."

"Damian, abartma lütfen—"

"Abartmıyorum Lena," dedi Damian, kapıya doğru yürürken. Sesi tartışmaya kapalı ama şefkat doluydu. "Senin sağlığın konusunda riske atacak tek bir saniyem bile yok."

İki saat sonra...

Damian, muayene masasında yatan Lena’nın başucunda duruyordu. Sağ elini, Lena’nın eline öyle bir kenetlemişti ki, sanki kötü bir haber çıkacakmış gibi stresi her halinden belli oluyordu. Çene kasları gergindi, mavi gözleri ekranın karanlık camına kilitlenmişti.

"Bay Veyr, rahat olun lütfen," dedi Doktor gülümseyerek. "Bayan Lena’nın kan tahlillerindeki değerleri mükemmel seviyede çıktı. Şimdi sadece ultrasonla teyit edeceğiz."

Doktor, soğuk jeli Lena’nın karnına sürdü ve ultrason probunu yavaşça gezdirmeye başladı.

Ekranda önce siyah-beyaz karmaşık görüntüler belirdi. Ardından oda, ritmik, hızlı ve devasa bir sesle doldu:

Damian Veyr’in göğsü tıkandı.
"Bu..." dedi Damian, sesi titreyerek. "Bu ne?"

Doktor heyecanla ekrana yaklaştı. Probun açısını biraz değiştirdi. Ekrandaki görüntü iki ayrı küçük keseye ayrıldı.

"Bu bir mucize bay Veyr," dedi doktor, gözleri parlayarak. "Bayan Lena hamile. Ve... Burada tek bir bebek yok."

Lena’nın nefesi kesildi. Gözlerinden anında yaşlar süzülmeye başladı. "Ne...?"

"İkizler..." dedi Doktor.

Damian olduğu yerde çakılı kaldı. Elindeki Lena’nın elini daha da sıktı ama kızın canını yakmaktan korkarak anında gevşetti. Ekrana baktı, sonra karısının yaşlı gözlerine baktı. Dünyanın en güçlü adamı, o an bir çocuk gibi çaresiz ve katıksız bir mutlulukla sarsılıyordu.

"İkiz mi...?" dedi Damian, sesi tamamen kırılarak.

"Evet," dedi doktor.

Odadaki zaman durdu.

Lena, hıçkırıklara boğularak başını geriye attı. Kader onlara sadece bir hayat değil, iki taze, masum can hediye etmişti.

Damian Veyr, muayene masasının kenarına diz çöktü.

O devasa adam, doktorların önünde durduğunu bile umursamadan yüzünü Lena’nın karnına dayadı. Kızın ellerini öptü, alnını kızın karnına bastırdı. Göğsünden sökülen sessiz, devasa hıçkırıklarla ağlamaya başladı.

"Teşekkür ederim..." diye fısıldadı Damian, sesi karısının cildinde boğularak. "Teşekkür ederim... Bana bu hayatı bahşettiğin için... Beni bu cehennemden kurtardığın için..."

Lena, parmaklarını adamın saçlarına geçirdi. Damian’ın başını kaldırıp ıslak yanaklarını tuttu.

"Biz başardık Damian," dedi Lena, gözyaşlarının arasından gülümseyerek. "Biz kazandık."

Aylar su gibi aktı.

Veyr Malikânesi, altı ay içinde tarihindeki en büyük hazırlığa sahne oldu. Malikânenin güneş alan en geniş kanadındaki iki devasa oda birleştirildi. Kasvetli koyu renk mobilyaların yerini; beyaz mobilyalar, ahşap beşikler, duvarlara çizilmiş yumuşak mavi gökyüzü resimleri ve oyuncaklar aldı.

Damian, bu süreçte adeta karısının gölgesi haline gelmişti.

İşlerini tamamen güvendiği kurmaylarına devretmiş, günün yirmi dört saatini Lena’ya adamıştı. Lena’nın karnı gün geçtikçe belirginleşip büyürken, Damian her gece kulağını karısının karnına koyuyor, oğullarının hareketlerini dinliyordu.

"Bak..." derdi Damian, elini kızın karnındaki o sert tekmeye koyarak. "Yine başladı.... Tıpkı senin gibi inatçı olacak."

Lena gülerdi. "Hayır Damian, ikisi de sana benzeyecek. Bak şimdiden içeride kavga ediyorlar."

"Bana benzemesinler," derdi Damian, gözlerinde derin bir şefkatle. "Sana benzesinler... Senin o güzel kalbine, senin o cesur gözlerine benzesinler. Bu dünyaya benim gibi bir karanlıkla değil, senin ışığınla doğsunlar."

Güz mevsiminin ilk günlerinde, bahçedeki yapraklar altın sarısına dönerken o beklenen büyük gün geldi.

Lena’nın doğum sancıları başladığında, malikanedeki tıp ekibi teyakkuza geçti. Damian, doğumhaneye çevrilen o steril odaya karısıyla birlikte girdi. Tek bir saniye bile dışarıda beklemedi. Lena’nın elini tuttu, terleyen alnını sildi, kızın kulağına güç veren o aşk dolu cümleleri fısıldadı.

Ve saatler süren o zorlu, sancılı mücadelenin ardından...

Gecenin en sessiz anında, ilk çığlık odayı yırtıp geçti:

Ardından, sadece iki dakika sonra ikinci bir güçlü çığlık daha yükseldi:

Doktor, kucağındaki iki küçük, mucizevi canı temizleyip hemşirelerle birlikte hazırlarken; odadaki herkesin gözleri yaşarmıştı.

"Tebrikler bay Veyr..." dedi Doktor.

Hemşireler, beyaz örtülere sarılmış ikiz bebekleri getirip Lena’nın göğsüne koydular.

Lena, göğsündeki o iki sıcak, minik bedenle gözlerini açtı. Bebeklerin ikisinin de kafasında hafif koyu renk saçlar vardı. Küçük elleriyle havayı kavramaya çalışıyor, annelerinin kokusunu hissettikleri an susuyorlardı.

Damian, yatağın kenarına çöktü.

O kocaman, nasırlı, hayatı boyunca sadece silah tutmuş, kan dökmüş elleri; ilk kez o kadar narin, o kadar titreyerek uzandı ki... Parmağını ilk doğan oğlunun minik avucuna dokundurdu. Bebek, babasının kocamış parmağını minicik parmaklarıyla sımsıkı kavradı.

Damian’ın gözlerinden iki damla yaş süzülüp bebeğin örtüsüne damladı.

"Gördün mü Damian...?" dedi Lena, sesi mutluluktan titreyerek. "Bizim oğullarımız..."

Damian eğildi. Önce karısının alnını öptü, uzun uzun kokusunu içine çekti. Ardından göğsündeki o iki minik canın alnına dudaklarını değdirdi.

"Veyr ailesinin kanlı mirası bu gece bitti," dedi Damian, sesi bir ant gibi, kazanılmış bir zaferin gururuyla çıkarak. "Artık bu evde sadece yaşam olacak. Sadece aşk olacak."

Aylar sonra...

Yaz akşamının tatlı esintisi malikânenin devasa bahçesini kaplarken; bahçedeki ahşap çardakta huzurlu bir akşam yaşanıyordu.

Geçmişin o zindanları, patlayan mermiler, Dante'nin zehirli yalanları ve dökülen kanlar... hepsi geçmişin karanlık sayfalarında kalıp silinmişti.

Damian, oğlunu kucağına alıp Lena’nın yanına geldi. Kolunu karısının omuzuna doladı. Karısını kendine doğru çekti.

Birlikte, batan güneşin kızıllığında bahçeyi ve beşikteki bebeklerini izlediler.

"Bazen..." dedi Lena, başını Damian’ın omzuna yaslayarak. "Bütün bunların bir rüya olmasından korkuyorum Damian."

Damian, karısının şakaklarına derin bir öpücük kondurdu. Kızın elini kavrayıp kendi kalbinin, o artık sadece karısı ve çocukları için atan güçlü kalbinin üzerine koydu.

"Bu rüya değil Lena," dedi Damian, sesi gecenin en huzurlu fısıltısı gibi çıkarak. "Bu bizim cehennemden söküp aldığımız cennetimiz. Ve bu cennet, son nefesimize kadar bizim kalacak."

Güneş, Veyr Malikânesi’nin üzerine batarken; karanlık tamamen yenilmiş, yerini sonsuz ve yaralanmaz bir aile sevgisine bırakmıştı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

37okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.