1. bölüm / 35
KARA GÜLGECEYE DÜŞEN KAN
Bölümler 35Şu an: GECEYE DÜŞEN KAN
- 1 GECEYE DÜŞEN KAN839 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 SIYAH SINIRLAR1.276 kelime
- 3 KİLİTLİ KAPILAR AÇIK YARALAR950 kelime
- 4 KÜLLERİN ALTINDAKİ SIR2.652 kelime
- 5 KURŞUN YÜKÜ VE SOĞUK SAVAŞ1.443 kelime
- 6 TÜNELLERİN FISILTISI1.008 kelime
- 7 BİZİM YALANLARIMIZ BİZİM GERCEKLERİMİZ1.355 kelime
- 8 FIRTINANIN KALBİNDE1.278 kelime
- 9 GECE VE GERÇEK979 kelime
- 10 KANLI SOFRA VE SESSİZ MÜHÜR1.713 kelime
- 11 KANIN SESSİZLİĞİ VE BEYAZ SAYFA1.046 kelime
- 12 AŞKIN VE GÜCÜN MÜHÜRÜ1.074 kelime
- 13 SİYAH GÜLLERİN GÖLGESİNDEKİ VİCDAN1.237 kelime
- 14 SESSİZ VEDA VE YEMİN767 kelime
- 15 YABANCI SOKAKLAR VE BEKLEYEN GÖLGE1.269 kelime
- 16 ZİNCİRİN KOPAN HALKASI VE KANLI BİLMECE866 kelime
- 17 ZEHİRLİ ANLAŞMA1.082 kelime
- 18 MASKELER VE DİKENLİ TAHT1.156 kelime
- 19 YIKIMIN VE SESSİZLİĞİN ÖFKESİ738 kelime
- 20 ZEHİR VE KANLI YEMİN632 kelime
- 21 MERHAMET VE KANLI KABULLENİŞ1.461 kelime
- 22 KANLI MİRASA VEDA VE KULLARIN ZAFERİ718 kelime
- 23 SİYAH YALAN979 kelime
- 24 YALANLARIN GÖLGESİNDE İKİ ÖLÜ RUH789 kelime
- 25 GECEYİ YIKAN FISILTI1.255 kelime
- 26 HASRET VE SON SIĞINAK930 kelime
- 27 KANLI ZİRVE1.060 kelime
- 28 KANDAKİ ZEHİR VE SÖZÜ VERİLEN HAYAT1.203 kelime
- 29 29.BÖLÜM1.278 kelime
- 30 IŞIKLARIN ARTIŞI VE GÖLGEDEKİ VELİAHT769 kelime
- 31 MASKELERİN ARKASINDAKİ GÖLGE1.310 kelime
- 32 YILANIN ZEHİRİ VE İÇERİDEN GELEN DARBE1.066 kelime
- 33 ZİNDANA DÖNEN SARAY VE ZİNCİRLENEN DEV901 kelime
- 34 ZİNDANDA BİR AİLE VE ŞAFAK ÖNCESİ SESSİZLİK740 kelime
- 35 BİR MELEĞİN DÜŞÜŞÜ1.881 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
1. BÖLÜM
GECEYE DÜŞEN KAN
Yağmur, şehrin kirli camlarını ve dar sokaklarını döverken, gece karanlığın en koyu tonuna bürünmüştü. Liman bölgesinden yükselen pas ve tuz kokusu, nemli havaya karışarak geniz yakıyordu.
Lena Arven koşuyordu.
Akciğerleri patlayacakmış gibi yanıyor, ciğerlerine çektiği her soğuk hava boğazına batan birer cam kırığına dönüşüyordu. Çıplak ayakları ıslak parke taşlarına çarptıkça topuklarından yukarı doğru amansız bir sızı yayılıyordu. İpek bluzu yırtılmış, sol yanağındaki taze darp izi zonklamaya başlamıştı.
Saçları ıslak tutamlar halinde yüzüne yapışmıştı ama arkasına bakmaya bile cesaret edemiyordu.
Arkasındaki karanlıktan gelen ağır bot sesleri ve boğuk küfürler, takip edildiginin acımasız birer hatırlatıcısıydı.
“Kaçamazsın Arven’in kızı! Babanın borcunu kanınla ödeyeceksin!”
Sessizliği yaran bu bağırış, Lena’nın adımlarını daha da hızlandırdı. Babası Julian Arven... Üç hafta önce geçirdiği şüpheli bir kalp kriziyle arkasında sadece soğuk bir ceset bırakmamıştı.
Arkasında yüz milyonlarla ifade edilen, yeraltı dünyasının aç kurtlarına yazılmış kapkaranlık senetler bırakmıştı. Ve o kurtlar, simdi leşin kokusunu almıştı.
Lena, dar bir ara sokağa saptı. Çıkmaz bir sokak olmaması için içinden dua ediyordu.
Islak duvarlara tutunarak köşeyi döndüğünde, sokağın sonunda park etmiş simsiyah, lüks bir sedan araç ve o aracın açık kapısının yanında duran bir siluet gördü.
Şehrin bu lağım kokan caddesinde, o adam bir illüzyon gibi duruyordu.
Uzun boylu, kusursuz kesim siyah bir kaban giymiş, bir elinde pahalı bir sigara tutan bir adam. Şehir ışıklarının turuncu yansıması, adamın keskin yüz hatlarını ve soğuk profilini ortaya çıkarıyordu.
Lena düşünmedi. Mantığı tamamen devre dışı kalmıştı. Sadece hayatta kalma güdüsüyle hareket ederek adama doğru koştu.
Arkasındaki bot sesleri sokağın girişinde yankılandı. "İşte orada!"
Lena, son bir gayretle adama ulaştı ve kayıp düşmek üzereyken adamın siyah kabanının pahalı kumaşına tutundu. Parmakları ıslak kumaşı hırsla kavradı. Adam kıpırdamadı bile. Bir kaya gibi sağlam duruyordu.
Lena başını kaldırdı. Kehribar rengi gözleri, adeta buzdan oyulmuş kadar soğuk, karanlık maviliklerle karşılaştı. Adamın yüzünde ne bir şaşkınlık, ne bir korku, ne de insani bir acıma kırıntısı vardı. Sadece derin, son derece rahatsız edici bir kontrol.
“Lütfen...” dedi Lena. Sesi titriyor, nefes nefese kalıyordu. “Lütfen... bana yardım edin.”
Damian Veyr, kabanının yakasına yapışan bu kırılmış, kana ve çamura bulanmış kadına baktı. Sigarasından bir nefes çekti, dumanı yavaşça gecenin soğuk havasına bıraktı.
Gözleri Lena’nın yüzündeki çürükte, ardından yırtık bluzunda gezindi. Bakışlarında en ufak bir duygu dalgalanması yoktu.
Sağ elini yavaşça kaldırıp Lena’nın bileğini kavradı. Amacı onu üzerinden söküp atmaktı. Bir Veyr, sokaktaki hamamböceklerinin kavgasına müdahale etmezdi.
Ancak tam o anda, sokağın başındaki üç iriyarı adam yanlarına ulaştı. Ellerindeki demir çubuklar ve bel kemerlerine takılı silahların kabzaları yağmurda parlıyordu.
Sokaktaki adamların lideri olan iri yarı, sakallı adam, Damian’ın pahalı kıyafetlerini ve lüks arabasını görünce bir an duraksadı.
Ama gözü kararmıştı. Damian’ın kim olduğunu, karanlıkta seçememişti.
“Hey! İşimize karışma zengin züppe,” diye gürledi adam, demir çubuğu Damian’a doğru sallayarak. “O kız bize ait. Onu bize teslim et, yoksa senin de canını yakarız.”
Damian hareket etmedi. Bileğini tuttuğu Lena’ya döndü. Bakışları halen bir buz kütlesi kadar soğuktu.
“Sen onların mısın?” diye sordu. Sesi o kadar sakindi ki, arkadaki adamların bağırışları bu sesin yanında ucuz bir gürültü gibi kaldı.
Bu ses tonunda bağırma yoktu ama yerin altından gelen bir otorite vardı.
Lena, kavradığı kabanı daha da sıktı. Başını hızla reddedercesine salladı. Gözlerinden akan yaşlar yağmur suyuna karışıyordu.
“Hayır,” diye fısıldadı Lena, sesi kırık ama netti. “Değilim.”
Damian yavaşça başını çevirdi ve sokaktaki üç adama baktı. Sigarasından son bir nefes alıp izmariti ıslak asfaltın üzerine attı. Koyu renk katanın altında, kusursuz bir sakinlikle durdu.
“O zaman onu size neden vereyim?”
Sakallı adam küfür ederek öne doğru bir adım attı. “Sana laf anlatmayacağım!”
Adam demir çubuğu kaldırdığı an, Damian’ın arkasındaki lüks aracın kapıları aynı salisede açıldı. Gölge gibi iki adam belirdi. Hareketleri o kadar seri, o kadar eğitilmişti ki, Lena ne olduğunu anlayamadı bile.
Sessizliği boğan tek şey, kemik kırılma sesleri ve kısa süreli acı çığlıkları oldu.
Damian tek bir adım bile atmadı. Gözlerini Lena’nın yüzünden ayırmadı. Saniyeler içinde, Lena’yı kovalayan üç adam da ıslak asfaltın üzerinde kanlar içinde, kıvranır halde yatıyordu. Damian’ın korumalarından biri, belinden çıkardığı mendille elini silerken fısıldadı:
“Efendim, temizlendi.”
Lena dehşet içinde yere yığılan adamlara, ardından önünde duran bu devasa gölgeye baktı. Adam bağırmamıştı. Emir bile vermemişti. Sadece varlığıyla bir katliamı yönetmişti.
Sokaktaki tehlike geçmişti ama Lena, şu an az önceki adamlardan bin kat daha tehlikeli bir şeyin kucağında olduğunu hissetti.
Yüreğini kaplayan yeni bir korku dalgasıyla gerilemeye çalıştı. Kalbi göğüs kafesini delercesine çarpıyordu.
Damian, yere kapaklanmak üzere olan Lena’ya doğru hafifçe eğildi. Yağmur damlaları siyah saçlarından süzülüp keskin çenesinden aşağı damlıyordu.
“Kaçmayı başardın,” dedi Damian, sesi gecenin sessizliğinde bir bıçak gibi keskindi. “Ama yanlış adama sığındın, küçük kız.”
Lena bir şey söyleyemeden zihni kararmaya başladı. Aşırı korku ve soğuk bedenini teslim aldı.
Kehribar gözleri kapanırken, bilincini kaybetmeden hemen önce hissettiği tek şey, kendisini yerle bir olmaktan kurtaran ve belini kavrayan demir gibi sert, soğuk bir el oldu.
Ve Damian Veyr, kucağında baygın yatan kadına bakarken, cebinden çalan telefonunu açtı.
“Konuş Viktor,” dedi Damian, gözleri Lena’nın yüzündeki çürükte sabetlenmişken.
Telefondaki ses sakindi: “Efendim, Julian Arven’in kızı için adam gönderdiklerini öğrendik. Peşindeler.”
Damian’ın dudaklarında karanlık, neredeyse belirsiz bir tebessüm belirdi.
“Geç kaldın Viktor,” dedi Damian. “Arven’in mirası şu an kollarımda.”
Bölüm etkileşimi
