24. bölüm / 35
KARA GÜLYALANLARIN GÖLGESİNDE İKİ ÖLÜ RUH
Bölümler 35Şu an: YALANLARIN GÖLGESİNDE İKİ ÖLÜ RUH
- 1 GECEYE DÜŞEN KAN839 kelime
- 2 SIYAH SINIRLAR1.276 kelime
- 3 KİLİTLİ KAPILAR AÇIK YARALAR950 kelime
- 4 KÜLLERİN ALTINDAKİ SIR2.652 kelime
- 5 KURŞUN YÜKÜ VE SOĞUK SAVAŞ1.443 kelime
- 6 TÜNELLERİN FISILTISI1.008 kelime
- 7 BİZİM YALANLARIMIZ BİZİM GERCEKLERİMİZ1.355 kelime
- 8 FIRTINANIN KALBİNDE1.278 kelime
- 9 GECE VE GERÇEK979 kelime
- 10 KANLI SOFRA VE SESSİZ MÜHÜR1.713 kelime
- 11 KANIN SESSİZLİĞİ VE BEYAZ SAYFA1.046 kelime
- 12 AŞKIN VE GÜCÜN MÜHÜRÜ1.074 kelime
- 13 SİYAH GÜLLERİN GÖLGESİNDEKİ VİCDAN1.237 kelime
- 14 SESSİZ VEDA VE YEMİN767 kelime
- 15 YABANCI SOKAKLAR VE BEKLEYEN GÖLGE1.269 kelime
- 16 ZİNCİRİN KOPAN HALKASI VE KANLI BİLMECE866 kelime
- 17 ZEHİRLİ ANLAŞMA1.082 kelime
- 18 MASKELER VE DİKENLİ TAHT1.156 kelime
- 19 YIKIMIN VE SESSİZLİĞİN ÖFKESİ738 kelime
- 20 ZEHİR VE KANLI YEMİN632 kelime
- 21 MERHAMET VE KANLI KABULLENİŞ1.461 kelime
- 22 KANLI MİRASA VEDA VE KULLARIN ZAFERİ718 kelime
- 23 SİYAH YALAN979 kelime
- 24 YALANLARIN GÖLGESİNDE İKİ ÖLÜ RUH789 kelime · Okuduğun bölüm
- 25 GECEYİ YIKAN FISILTI1.255 kelime
- 26 HASRET VE SON SIĞINAK930 kelime
- 27 KANLI ZİRVE1.060 kelime
- 28 KANDAKİ ZEHİR VE SÖZÜ VERİLEN HAYAT1.203 kelime
- 29 29.BÖLÜM1.278 kelime
- 30 IŞIKLARIN ARTIŞI VE GÖLGEDEKİ VELİAHT769 kelime
- 31 MASKELERİN ARKASINDAKİ GÖLGE1.310 kelime
- 32 YILANIN ZEHİRİ VE İÇERİDEN GELEN DARBE1.066 kelime
- 33 ZİNDANA DÖNEN SARAY VE ZİNCİRLENEN DEV901 kelime
- 34 ZİNDANDA BİR AİLE VE ŞAFAK ÖNCESİ SESSİZLİK740 kelime
- 35 BİR MELEĞİN DÜŞÜŞÜ1.881 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
24. BÖLÜM
YALANLARIN GÖLGESİNDE İKİ ÖLÜ RUH
Şehrin üzerine çöken dondurucu kış, iki ayrı mekânda, iki ayrı kalpte aynı zifiri karanlığı büyütüyordu.
Bir tarafta, Veyr Malikânesi’nin o kanlı, kırık dökük kütüphanesinde yaşayan bir ölüye dönüşmüş olan Damian Veyr...
Diğer tarafta ise Dante'nin uçurum kenarındaki o kafes benzeri malikanesinde, sevdiği adamın öldüğü yalanıyla her gün yeniden can veren Lena Veyr...
Günler geçiyor, zaman akıyor ama o gece dökülen kanın izi ne mermer yüzeylerden siliniyordu ne de ruhlardan.
Veyr Malikânesi, artık yaşayan bir adamın evi değil, yas tutan bir canavarın iniydi.
Damian Veyr, o geceden sonra çalışma odasını hiç temizletmemişti. Yerdeki kurumuş, lekeleşmiş kan izleri, duvarlardaki mermi delikleri ve parçalanmış mobilyalar tıpkı o ilk anki gibi duruyordu. Damian gunlerdir malikâneden dışarı adım atmamıştı. Sakalları uzamış, gözlerinin altındaki morluklar koyulaşmış, buzul mavisi gözlerindeki o insani kıvılcım tamamen sönmüştü.
Odadaki devasa ahşap masanın üzerinde, Lena’nın kanlı elbisesinden kopan küçük bir kumaş parçası ve o gün bıraktığı altın evlilik yüzüğü duruyordu.
Damian günün yirmi dört saatini o iki nesneye bakarak geçiriyordu.
Elindeki viski kadehini bir dikişte bitirdi. Yakıcı alkol genzini yakarken gözlerini kapatıp o son anı zihninde yüzüncü kez baştan oynattı:
“Ben seni hiç aldatmadım... Sadece seni çok sevdim...”
Gözlerinden yaş süzülmedi bile. Çünkü gözyaşları çoktan kurumuş, yerini kemiklerini yakan amansız bir vicdan azabına ve çıldırtıcı bir nefrete bırakmıştı.
Onu kendi elleriyle vurmuştu.
Onu korumak için, Dante'nin koynuna giren, kendi canını feda eden o masum kadını kendi elleriyle katletmişti.
Damian artık aynalara bakamıyordu. Baktığında gördüğü tek şey, sevdiği kadının kanını taşıyan iğrenç bir yaratıktı.
O sırada çalışma odasının ağır kapısı açıldı. Güvenlik amiri çekingen adımlarla içeri girdi. Adamın elinde bir çanta ve birkaç harita vardı.
“Efendim...” dedi adam, sesi titreyerek. “Dante Veyr’in limandaki ana sevkiyat hattını tespit ettik. Ayrıca güneydeki tüm paravan şirketlerini ablukaya aldık. Ne zaman emir verirseniz, şehri onun tepesine yıkmaya hazırız.”
Damian başını ağır ağır kaldırdı. Bakışlarında tek bir duygu, tek bir tereddüt yoktu.
“Mermiler yetmez,” dedi Damian. Sesi mezar kadar soğuk, bir bıçak kadar keskindi. “Depoları patlatın. Şirketlerini yakın. Ona çalışan tek bir adamı bile canlı bırakmayın. Dante'yi bana getirmeyeceksiniz...
"Onu köşeye sıkıştıracaksınız. En son ben gideceğim.”
“Anlaşıldı, efendim. Peki ya... Dante'nin malikânesi?”
Damian’ın gözleri masadaki o kanlı kumaş parçasına kaydı.
“O bina benim zindanım olacak,” dedi Damian, fısıltıyla. “Orada kimseyi canlı bırakmayacağım.”
Aynı saatlerde, uçurumun tepesindeki o soğuk malikânede Lena, pencerenin önündeki geniş koltukta oturuyordu.
Aradan geçen zaman karnındaki fiziksel yarayı kapatmıştı ama ruhundaki yara her gün daha da derinleşen devasa bir uçuruma dönüşmüştü. Lena artık ne ağlıyordu ne de feryat ediyordu. Dışarıdan bakıldığında pürüzsüz, ruhsuz, canlı bir heykelden farksızdı.
Dante'nin adamları ona ne derse yapıyor, yemeğini yiyor, ilaçlarını alıyor ama tek bir kelime bile etmiyordu.
Zihninde tek bir cümle dönüp duruyordu: Damian öldü.
Sevdiği adam yoktu. Onu o karanlık sokaktan çeken, kollarına sığındığı, kokusuyla huzur bulduğu o devasa adam artık bu dünyada değildi.
Ve bunun tek sebebi kendisiydi. Onu korumaya çalışırken, onu o cani kardeşin tuzağına kendi elleriyle çekmişti.
O sırada odanın kapısı açıldı. Dante Veyr, şık takımı ve elindeki tütün tüpüyle içeri girdi.
Yavaş adımlarla Lena’ya doğru yürüdü. Kızın yanındaki sehpanın üzerine bırakılmış dokunulmamış çay bardağına baktı, ardından eğilip Lena’nın çenesini kavradı.
“Yine o donuk suratlardan biri...” dedi Dante, alaycı bir gülüşle. “Kocanın arkasından tuttuğun bu yas bitmeyecek mi Arven’in kızı? Artık benim yanımdasın. Benim kurallarımla yaşayacaksın.”
Lena başını bile çevirmedi. Bakışları pencerenin ardındaki hırçın dalgalardaydı.
“Sen bir hiçsin, Dante,” dedi Lena. Sesi öyle alçak, öyle ruhsuz çıktı ki, sanki odadaki rüzgâr konuşmuş gibiydi.
“O öldü... Ama sen onun gölgesinde yaşamaya devam ediyorsun. Bu evde, o imparatorlukta, benim yanımda... Nereye bakarsan bak, sadece Damian’ın sana bıraktığı kırıntıları görüyorsun.”
Dante'nin yüzündeki o sırıtış saliseler içinde kayboldu. Çenesindeki baskısını artırdı.
“O öldü!” diye kükredi Dante, kızın yüzüne doğru. “O piç öldü ve yok oldu! Bunu o küçük kafana sok.!”
Lena yavaşça gözlerini çevirip Dante'nin gözlerinin içine baktı. Kehribar gözlerinde en ufak bir korku kırıntısı yoktu.
“O ölse bile senden daha güçlü,” dedi Lena, dudaklarında buz gibi bir tebessümle. “Ve biliyor musun? Beni vurarak bana en büyük iyiliği yaptı. Çünkü benim ruhum onunla birlikte öldü. Şimdi kucağında tuttuğun bu beden... Sadece bir ceset. Bir cesetle ne yapabilirsin ki Dante?”
Dante dişlerini gıcırdattı. Kızın çenesini hırsla savurup geriledi.
“Göreceğiz,” dedi Dante, kapıya doğru yürürken. “Bu gece şehirdeki son işleri de halledeceğim. Ve döndüğümde... O ölü ruhunu nasıl dirilteceğimi sana göstereceğim.”
Dante gürültüyle kapıyı çarpıp odadan çıktı.
O odada tek başına kalan Lena, yavaşça oturduğu yerden kalktı.
Yatak masasının çekmecesine ilerledi. Elini içeri uzattı ve haftalardır sakladığı, o porselen fincan kırığından elde ettiği sivri, keskin parçayı çıkardı.
Soğuk porselen parçasını avucunun içinde sıktı. Avucundan süzülen ince kan çizgisine baktı.
“Çok az kaldı Damian...” diye fısıldadı karanlığa doğru.
İki taraf da birbirinden habersiz, birbirinin öldüğü yalanıyla kurgulanmış bu büyük tuzağın içinde son adımlarını atıyordu. Kıyamet, o sarp kayalıkların üzerine inşa edilmiş evdekopmak üzereydi.
Bölüm etkileşimi
