15. bölüm / 35
KARA GÜLYABANCI SOKAKLAR VE BEKLEYEN GÖLGE
Bölümler 35Şu an: YABANCI SOKAKLAR VE BEKLEYEN GÖLGE
- 1 GECEYE DÜŞEN KAN839 kelime
- 2 SIYAH SINIRLAR1.276 kelime
- 3 KİLİTLİ KAPILAR AÇIK YARALAR950 kelime
- 4 KÜLLERİN ALTINDAKİ SIR2.652 kelime
- 5 KURŞUN YÜKÜ VE SOĞUK SAVAŞ1.443 kelime
- 6 TÜNELLERİN FISILTISI1.008 kelime
- 7 BİZİM YALANLARIMIZ BİZİM GERCEKLERİMİZ1.355 kelime
- 8 FIRTINANIN KALBİNDE1.278 kelime
- 9 GECE VE GERÇEK979 kelime
- 10 KANLI SOFRA VE SESSİZ MÜHÜR1.713 kelime
- 11 KANIN SESSİZLİĞİ VE BEYAZ SAYFA1.046 kelime
- 12 AŞKIN VE GÜCÜN MÜHÜRÜ1.074 kelime
- 13 SİYAH GÜLLERİN GÖLGESİNDEKİ VİCDAN1.237 kelime
- 14 SESSİZ VEDA VE YEMİN767 kelime
- 15 YABANCI SOKAKLAR VE BEKLEYEN GÖLGE1.269 kelime · Okuduğun bölüm
- 16 ZİNCİRİN KOPAN HALKASI VE KANLI BİLMECE866 kelime
- 17 ZEHİRLİ ANLAŞMA1.082 kelime
- 18 MASKELER VE DİKENLİ TAHT1.156 kelime
- 19 YIKIMIN VE SESSİZLİĞİN ÖFKESİ738 kelime
- 20 ZEHİR VE KANLI YEMİN632 kelime
- 21 MERHAMET VE KANLI KABULLENİŞ1.461 kelime
- 22 KANLI MİRASA VEDA VE KULLARIN ZAFERİ718 kelime
- 23 SİYAH YALAN979 kelime
- 24 YALANLARIN GÖLGESİNDE İKİ ÖLÜ RUH789 kelime
- 25 GECEYİ YIKAN FISILTI1.255 kelime
- 26 HASRET VE SON SIĞINAK930 kelime
- 27 KANLI ZİRVE1.060 kelime
- 28 KANDAKİ ZEHİR VE SÖZÜ VERİLEN HAYAT1.203 kelime
- 29 29.BÖLÜM1.278 kelime
- 30 IŞIKLARIN ARTIŞI VE GÖLGEDEKİ VELİAHT769 kelime
- 31 MASKELERİN ARKASINDAKİ GÖLGE1.310 kelime
- 32 YILANIN ZEHİRİ VE İÇERİDEN GELEN DARBE1.066 kelime
- 33 ZİNDANA DÖNEN SARAY VE ZİNCİRLENEN DEV901 kelime
- 34 ZİNDANDA BİR AİLE VE ŞAFAK ÖNCESİ SESSİZLİK740 kelime
- 35 BİR MELEĞİN DÜŞÜŞÜ1.881 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
15. BÖLÜM
YABANCI SOKAKLAR VE BEKLEYEN GÖLGE
Aradan geçen üç ay, zamanın akışını unutturan amansız bir kışın gölgesinde eriyip gitmişti.
Şehrin o gürültülü, kasvetli ve kanlı atmosferinden yüzlerce kilometre uzakta; deniz kıyısında kurulmuş, kış mevsiminde tamamen kendi kabuğuna çekilen küçük, tarihi bir liman kasabası... Burası, haritalarda sadece küçük birer nokta olarak görünen, rüzgârın sokaklarında dinmediği ve yabancıların çabuk göze çarptığı ama bir o kadar da iz kaybettirmeye elverişli tenhalıkta bir yerleşimdi.
Lena, kasabanın dik ve taş döşeli ara sokaklarından birinde, iki katlı eski bir taş evin çatı katında yaşıyordu.
Gittiği ilk büyük şehirde sahte kimlik satan karanlık bir aracıya, yanında götürdüğü az miktardaki birikimini vererek bu ismi ve pasaportu edinmişti. Ancak o kağıt parçası ne kadar yeni olursa olsun, zihnindeki ve ruhundaki geçmişi silmeye yetmiyordu.
Sabahın ilk ışıkları denizin üzerindeki yoğun sisten süzülürken, Lena odasındaki küçük ahşap masanın başında oturuyordu.
Üzerinde bol, kalın örgülü bir hırka vardı. Önündeki sıcak çay bardağından yükselen buhar, pencere camında ince bir buğu tabakası oluşturuyordu. Lena, parmağıyla o buğuyu silip dışarıdaki dik sokağa baktı.
Bu, onun her sabah ilk iş olarak yaptığı ritüeldi.
Sokağın başından geçen her yabancı araçta, kabanının yakasını kaldırıp yürüyen her uzun boylu adamda, bakkalın önünde duran her siyah sedan arabada yüreği ağzına geliyordu. Soluğu kesiliyor, parmakları istemsizce kazağının kolunu hırsla kavrayarak tırnaklarını etine geçiriyordu.
Damian’ı bekliyordu.
Onu arkasında bırakıp kaçmıştı ama o kaçış, zihnindeki Damian Veyr varlığını bir milim bile azaltmamıştı. Aksine, Damian artık sadece bir adam değil;
her sokak başında belirebilecek, her kapı gıcırtısında adım atabilecek tekinsiz, devasa bir gölgeye dönüşmüştü.
“Seni bulacağım... Ve seni bulduğumda artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak, Lena.”
Damian Veyr bir şeyi arıyorsa, onu bulurdu. Şehrin her yerini altüst eder, denizleri aşar, dünyayı dar eder ama aradığını alırdı.
Lena yavaşça ayağa kalktı. Midesindeki o tanıdık, hafif bulantıyı bastırmak için derin bir nefes aldı.
Son haftalarda vücudu garip tepkiler veriyordu. Yaşadığı yoğun stres, sürekli tetikte olma hali ve uykusuzluk yüzünden bünyesinin zayıf düştüğünü düşünüyordu. Zaten son bir yılda yeterince yıpranmıştı.
Taş evin ahşap merdivenlerinden gıcırdayan adımlarla aşağı indi.
Kasabanın küçük meydanında, tarihi bir sahafın hemen yanında yer alan antika restorasyon atölyesine doğru yürüdü.
Burası onun yeni sığınağıydı. Atölyenin sahibi yaşlı, gözleri az gören ve pek soru sormayan Mösyö Laurent adında bir adamdı. Lena, babasından öğrendiği o eski ahşap tamiri, tablo temizleme ve antik restorasyon zanaatını burada kullanıyor, haftalık küçük bir yevmiye karşılığında sessizce çalışıyordu.
İş, zihnini meşgul eden tek şeydi.
Ahşap kokusu, cila ve Toz taneleri ona babasıyla geçirdiği o eski, masum günleri hatırlatıyordu. Damian’ın dünyasından önceki, kanın ve silahların olmadığı o basit hayatı...
Atölyenin ağır ahşap kapısını açıp içeri girdi. İçerideki, bayat ahşap kokusu ciğerlerine doldu. Tezgâhın üzerindeki lambayı yaktı, apronunu taktı ve restorasyonu yarım kalmış 19. yüzyıldan kalma oymalı bir ahşap çerçevenin başına geçti.
İnce fırçasını verniğe batırırken elleri çok hafifçe titriyordu.
“Erkencisin, Clara,” dedi arka taraftan gelen boğuk bir erkek sesi.
Laurent, elindeki pirinç zımparayla arka odadan çıkmıştı. Yüzünde babacan, yorgun bir tebessüm vardı.
“Uyuyamadım, Mösyö Laurent,” dedi Lena, zoraki bir tebessümle.
Yaşlı adam kızın solgun yüzüne, gözlerinin altındaki morluklara baktı. Bir şeylerin yanlış olduğunu biliyordu ama bu kasabada kimse kimsenin geçmişini kurcalamazdı.
“Geçmişin hayaletleri sabah rüzgârını sever,” dedi Laurent, tezgahına otururken.
“Ama dikkat et. Kendini o kadar çok saklıyorsun ki, bir gün tamamen yok olacaksın.”
Lena cevap vermedi. Fırçayı ahşabın oymalarında gezdirmeye devam etti.
Yok olmak... Belki de tam olarak istediği şey buydu. Yok olmak, izini kaybettirmek, Damian Veyr’in kapsama alanından tamamen çıkmak.
Ancak gün ortasına doğru atölyeye gelen küçük bir detay, Lena’nın içindeki o kırılgan huzuru yerle bir etmeye yetti.
Kasabanın postacısı içeri girdi, Laurent’a birkaç fatura ve yerel gazete bıraktı. Gazetelerin en altında, uluslararası finans ve iş dünyasına ait haftalık bir dergi duruyordu.
Postacı gittiğinde Lena’nın gözü istemeden o derginin kapağına takıldı.
Nefesi boğazında tıkandı. Elindeki fırça parmaklarının arasından kayıp masaya düştü, üzerindeki vernik ahşaba yayıldı.
Derginin kapağında Damian Veyr vardı.
Kusursuz kesim siyah takımı, kabanı ve o buzul mavisi, dondurucu bakışlarıyla derginin kapağından doğrudan Lena’nın gözlerinin içine bakıyordu. Başlıkta devasa harflerle şu yazıyordu:
"VEYR İMPARATORLUĞU AVRUPA BORSASINDA DENGELERİ DEĞİŞTİRİYOR: ŞEHRİN GİZEMLİ LİDERİ BÜYÜMEYE DEVAM EDİYOR."
Derginin tarihi geçen haftaya aitti.
Lena titreyen elleriyle dergiyi kavradı. Sayfaları hızla çevirdi. Damian’ın bir iş zirvesinde çekilmiş fotoğrafları, şirket birleşmeleri hakkındaki haberler...
Dışarıdan bakıldığında her şey yolundaydı. Gücünü artırmış, otoritesini pekiştirmişti.
Ancak haberin son paragrafındaki küçük bir ayrıntı Lena’nın kanını dondurdu:
“...Öte yandan, Veyr Şirketler Grubu’nun lüks yatırımlarından biri olan Liman Bölgesi’ndeki yeni lojistik merkezinin açılışı ertelendi. Şirket kaynakları, Bay Veyr’in son üç aydır zamanının büyük bir kısmını yurt dışı seyahatlerinde, özellikle de Güney Avrupa ve kıyı kasabalarında kişisel bir araştırma yürüterek geçirdiğini belirtiyor.”
Dergiyi tutan elleri şiddetle titremeye başladı.
Kişisel bir araştırma...
Damian çalışmıyordu. Şirketlerini yönetmiyordu. Üç aydır kıyı kasabalarında adım adım onu arıyordu. Bıkmadan, usanmadan, pes etmeden...
Lena dergiyi hızla kapatıp masanın altına sakladı. Göğsü öfke, çaresizlik ve derin bir panikle kalkıp iniyordu.
O adam kendisini asla rahat bırakmayacaktı. Yeni bir isim, sahte bir kimlik, bu tenhalık...
Hiçbiri Damian Veyr için bir engel değildi. Sadece zaman kazanıyordu. Avcı, avının izini sürüyordu ve çember her geçen gün biraz daha daralıyordu.
Akşamüstü atölyeden çıktığında hava kararmıştı.
Denizden gelen rüzgâr sertleşmiş, sokak lambalarının ışığı puslu havanın içinde titremeye başlamıştı. Lena, kabanının yakasını sıkıca kapatıp hızlı adımlarla evine doğru yürümeye başladı. Her adımında arkasına bakma isteğiyle yanıp tutuşuyordu.
Sokağın ortasına geldiğinde, bir motorun rölantide çalışma sesini duydu.
Taş sokağın köşesinde, simsiyah, camları filmli lüks bir araç duruyordu.
Lena olduğu yerde çakıldı.
Kalbi göğüs kafesini patlatırcasına çarpmaya başladı. Bacaklarındaki derman bir anda çekildi. O araç... O lüks, simsiyah hatlar... Bu kasabada böyle bir aracın bulunması imkânsızdı.
Aracın sürücü tarafındaki kapısı yavaşça açıldı.
Lena dehşet içinde geriledi. Geldiler, diye düşündü zihni çığlık atarak. Beni buldu. Damian geldi.
Ancak araçtan inen kişi Damian değildi.
İnen adam, uzun boylu, deri ceketli ve yüzünün kenarında derin bir dikiş izi olan yabancı bir adamdı. Adamın bakışları doğrudan Lena’ya kilitlendi. Yüzünde karanlık, alaycı bir gülüş belirdi.
“İyi akşamlar, Bayan Arven,” dedi adam, yabancı bir aksanla. “Ya da yeni adınızla... Clara diyelim.”
Lena’nın nefesi tıkandı. “Siz... Siz kimsiniz?”
“Damian Veyr’in düşmanları çoktur,” dedi adam, yavaşça Lena’ya doğru adımlayarak.
“Harrison öldü, Valerik bitti sanıyorsunuz ama Siyah Nehir’in uzantıları asla ölmez. Damian Veyr üç aydır bütün Avrupa’yı sizin için altüst ederken, biz sadece onun kimi aradığını takip ettik. Ve ne yazık ki... Seni ondan önce biz bulduk.”
Lena’nın gözleri genişledi.
Bu adamlar Damian’ın adamı değildi! Bunlar, Siyah Nehir’in kalan artıklarıydı! Ve Damian’ın onu ararken bıraktığı izleri takip ederek buraya ulaşmışlardı!
Adam belinden susturuculu bir silah çıkardı.
“Damian Veyr’i tamamen yıkmanın tek bir yolu var,” dedi adam, namluyu Lena’ya doğrultarak. “Sevdiği tek şeyi elinden almak.”
Lena bir saniye bile düşünmedi.
Geriye dönüp bütün gücüyle karanlık, dar ara sokağa doğru koşmaya başladı. Adımları ıslak taşlarda kayıyor, akciğerleri soğuk havayla yanıyordu.
Arkasından gelen ayak sesleri ve bağırmalar gecenin sessizliğini yırttı.
Lena ara sokağa saptı,bir çöp konteynerini arkasından devirerek adamlara engel olmaya çalıştı. Kalbi boğazında atıyordu. Damian’dan kaçarken, onun kâbusunun tam ortasına düşmüştü!
Taş evin kapısına ulaştı. Anahtarı titreyen elleriyle kilide sokup çevirdi, kendini içeri atıp kapıyı arkasından gürültüyle kilitledi. Ağır ahşap kapıya sırtını yaslayıp nefes nefese yere çöktü.
Dışarıdan kapıya vurulan sert tekmeler ve bağırmalar yükseldi.
“Kaçamazsın Arven’in kızı! Bu gece o Veyr piçine senin cesedini göndereceğiz!”
Lena gözlerini kapattı. Elleri karnına gitti. Bir yıl önce o ilk gece gibiydi her şey...
Yağmur, kaçış, peşindeki adamlar ve ölüm korkusu.
Ama bu kez... Bu kez sığınabileceği bir adam, arkasına saklanabileceği devasa bir gölge yoktu. Damian yoktu.
Ve o anda, karnında hissettiği ani bir sancı ve zihnindeki o karanlık netleşti.
Lena, yalnızdı. Ve hayatta kalmak istiyorsa, bu gece kendi tetiğini kendi çekmek zorundaydı.
Yukarıya, çatı katına doğru koşmaya başladı. Masanın çekmecesindeki o tek korumasını
Damian’dan gizlice yanına aldığı yedek silahı bulmak zorundaydı.
Gelişmekte olan felaket kapıdaydı ve zaman tükeniyordu.......
Bölüm etkileşimi
