28. bölüm / 35
KARA GÜLKANDAKİ ZEHİR VE SÖZÜ VERİLEN HAYAT
Bölümler 35Şu an: KANDAKİ ZEHİR VE SÖZÜ VERİLEN HAYAT
- 1 GECEYE DÜŞEN KAN839 kelime
- 2 SIYAH SINIRLAR1.276 kelime
- 3 KİLİTLİ KAPILAR AÇIK YARALAR950 kelime
- 4 KÜLLERİN ALTINDAKİ SIR2.652 kelime
- 5 KURŞUN YÜKÜ VE SOĞUK SAVAŞ1.443 kelime
- 6 TÜNELLERİN FISILTISI1.008 kelime
- 7 BİZİM YALANLARIMIZ BİZİM GERCEKLERİMİZ1.355 kelime
- 8 FIRTINANIN KALBİNDE1.278 kelime
- 9 GECE VE GERÇEK979 kelime
- 10 KANLI SOFRA VE SESSİZ MÜHÜR1.713 kelime
- 11 KANIN SESSİZLİĞİ VE BEYAZ SAYFA1.046 kelime
- 12 AŞKIN VE GÜCÜN MÜHÜRÜ1.074 kelime
- 13 SİYAH GÜLLERİN GÖLGESİNDEKİ VİCDAN1.237 kelime
- 14 SESSİZ VEDA VE YEMİN767 kelime
- 15 YABANCI SOKAKLAR VE BEKLEYEN GÖLGE1.269 kelime
- 16 ZİNCİRİN KOPAN HALKASI VE KANLI BİLMECE866 kelime
- 17 ZEHİRLİ ANLAŞMA1.082 kelime
- 18 MASKELER VE DİKENLİ TAHT1.156 kelime
- 19 YIKIMIN VE SESSİZLİĞİN ÖFKESİ738 kelime
- 20 ZEHİR VE KANLI YEMİN632 kelime
- 21 MERHAMET VE KANLI KABULLENİŞ1.461 kelime
- 22 KANLI MİRASA VEDA VE KULLARIN ZAFERİ718 kelime
- 23 SİYAH YALAN979 kelime
- 24 YALANLARIN GÖLGESİNDE İKİ ÖLÜ RUH789 kelime
- 25 GECEYİ YIKAN FISILTI1.255 kelime
- 26 HASRET VE SON SIĞINAK930 kelime
- 27 KANLI ZİRVE1.060 kelime
- 28 KANDAKİ ZEHİR VE SÖZÜ VERİLEN HAYAT1.203 kelime · Okuduğun bölüm
- 29 29.BÖLÜM1.278 kelime
- 30 IŞIKLARIN ARTIŞI VE GÖLGEDEKİ VELİAHT769 kelime
- 31 MASKELERİN ARKASINDAKİ GÖLGE1.310 kelime
- 32 YILANIN ZEHİRİ VE İÇERİDEN GELEN DARBE1.066 kelime
- 33 ZİNDANA DÖNEN SARAY VE ZİNCİRLENEN DEV901 kelime
- 34 ZİNDANDA BİR AİLE VE ŞAFAK ÖNCESİ SESSİZLİK740 kelime
- 35 BİR MELEĞİN DÜŞÜŞÜ1.881 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
28. BÖLÜM
KANDAKİ ZEHİR VE SÖZÜ VERİLEN HAYAT
Kâbusun bittiği, Dante Veyr’in o sarp kayalıklardan karanlık sulara gömüldüğü gecenin üzerinden iki hafta geçmişti.
Veyr Malikânesi, tarihindeki en sessiz ve dingin günlerini yaşıyor gibiydi. Şehrin sokaklarındaki silah sesleri bıçak gibi kesilmiş, yeraltı dünyasındaki o kanlı savaş Damian’ın mutlak zaferiyle son bulmuştu. Ancak malikânenin yüksek tavanlı, loş koridorlarında dolaşan o tekinsiz gölge, silahlarla ya da düşman ordularıyla defedilebilecek türden değildi.
Lena, kendi evlerine, Damian’ın göğsüne geri dönmüştü ama bedeni bir türlü toparlanamıyordu.
İlk günlerde herkes bunu geçirilen ağır ameliyata, karnındaki kurşun yarasına ve yaşadığı devasa psikolojik yıkıma bağlamıştı. Fakat günler geçtikçe Lena’nın durumu düzelmek yerine daha da kötüleşiyordu. Yüzündeki o solgunluk mermer gibi bir beyaza dönmüş, kehribar gözlerinin etrafındaki koyu halkalar derinleşmişti.
Yemeğini yiyemiyor, en ufak bir harekette şiddetli mide bulantıları ve dayanılmaz baş dönmeleriyle sarsılıyordu.
Hepsinden daha ürkütücüsü ise geceleri beliren o amansız nöbetlerdi.
Lena, yatakta Damian’ın kolları arasındayken aniden titremeye başlıyor, vücudundaki tüm kaslar kasılıyor ve yüksek ateş içinde kıvranıyordu.
Cildi alev alev yanarken bile iliklerine kadar üşüdüğünü fısıldıyor, nefesi boğazında tıkanıyordu.
Damian Veyr, bu durum karşısında çıldırma noktasına gelmişti.
Gündüzleri karısının başucundan bir saniye bile ayrılmıyor, onun terleyen alnını soğuk bezlerle siliyor, ellerini kendi avuçlarının arasında sımsıkı tutarak hayatta tutmaya çalışıyordu. Karısını ölümün kıyısından, o kanlı kaleden söküp almıştı;
şimdi ise görünmez bir düşmanın onu yavaş yavaş elinden kaydırdığını hissetmek, Damian’ın zihnini yakan en büyük cehennemdi.
Öğleden sonra saatlerinde, malikânenin üst katındaki master yatak odasında hava ağır ve kasvetliydi.
Lena, kuş tüyü yastıkların arasında bitkin halde yatıyordu. Göğsü düzensiz nefeslerle hızla kalkıp iniyordu. Damian, yatağın kenarına oturmuş, kızın zayıflamış parmaklarını dudaklarına götürüyordu.
"Biraz daha çorba içmek ister misin Lena?" dedi Damian. Sesi, karısına bakarken her zamanki gibi yumuşacık, fısıltı kadar şefkatliydi.
Lena zorlukla gözlerini açtı. Dudakları kuruluktan çatlamıştı. Kırık bir tebessümle Damian’ın sakallı yanağına dokunmak istedi ama kolunu kaldıracak gücü bile bulamadı.
"Midem... çok kötü Damian," diye fısıldadı Lena. Sesi bir yaprak hışırtısı kadar cılız çıktı. "İçim yanıyor sanki... Bütün kemiklerim sızlıyor."
Damian’ın kalbine zehirli bir hançer saplandı. Kızın alnına eğilip derin bir öpücük kondurdu.
"Geçecek," dedi Damian, sesi bir ant gibi çıkarak. "Geçecek Lena, söz veriyorum. Seni iyileştireceğim."
O sırada odanın kapısı hafifçe çalındı. İçeriye, Damian’ın dünyaca ünlü, sadece aileye hizmet eden özel başhekimi ve ekibi girdi. Doktorların yüzündeki o aşırı ciddi, endişeli ifade, odadaki havanın bir anda buz kesmesine neden oldu.
"Efendim..." dedi doktor , başını hürmetle eğerek. "Bayan Lena’dan aldığımız detaylı kan,analizlerinin sonuçları çıktı. Sizinle çalışma odanızda hususi olarak görüşmemiz gerekiyor."
Lena, Damian’ın elini refleks olarak daha sıkı sıktı. Kehribar gözlerinde ani bir korku çaktı.
Damian kızı sakinleştirmek için yüzüne doğru eğildi. "Hemen döneceğim Lena. Dinlen sen."
Çalışma odasının ağır meşe kapısı kapandığı an, Damian arkasını döndü.
Yüzündeki o şefkatli ifade bir salisede silinmiş, yerini bir felaketin habercisi olan o dehşet verici, soğuk mafya lideri duruşuna bırakmıştı.
"Konuşun," dedi Damian, sesi odanın taş duvarlarında çınlayarak. "Ne oluyor karıma? Neden toparlanamıyor?"
"Efendim... Bayan Lena’nın durumu ne ameliyat komplikasyonu ne de sıradan bir enfeksiyon," dedi doktor, sesi çekinerek çıkarak. "Kanda yaptığımız sentetik biyokimyasal taramalarda son derece nadir, özel askeri laboratuvarlarda üretilen ağır bir nöro-toksik madde tespit ettik."
Damian’ın buzul mavisi gözleri tehlikeli bir şekilde kısıldı. "Ne zehiri?"
"Bu... sıradan bir zehir değil Efendim," dedi toksikolog söze girerek. "Sistemik olarak vücuda kademeli şekilde zerk edilmiş.
Organ fonksiyonlarını yavaş yavaş çökerten, bağışıklık sistemini içten içe kemiren ve müdahale edilmezse birkaç ay içinde mutlak organ yetmezliğiyle ölüme götüren sentetik bir kimyasal. Vücutta birikici etkisi var."
Odadaki zaman sanki bir anlığına durdu.
Damian Veyr’in zihninde saliseler içinde parçalar birleşti. Dante'nin o evde Lena’yı tuttuğu o iğrenç aylar... Lena'nın her gün o adama katlandığı, o kalede hapsedildiği o zifiri günler... Dante, Lena’nın bir gün kaçabileceğini ya da Damian’ın onu kurtarabileceğini hesaba katmış; kızı kendi elleriyle alamasa bile, arkasında patlamaya hazır zamanlı bir bomba bırakmıştı.
Dante, Lena’nın kanına o zehiri yavaş yavaş, gün gün zerk etmişti.
“Seni kendi ellerimle öldürmeme gerek yok... Sen zaten yaşayan bir ölüsün...”
Damian’ın zihninde ağabeyinin o zehirli sesi yankılandı.
"D-Dante!!..." dedi Damian.
Sesi öyle bir tondaydı ki, odadaki doktorlar dehşet içinde birer adım geri çekildiler.
O an, Damian Veyr’in içinde uyuyan o katıksız, devasa canavar zincirlerini tamamen kopardı.
Damian tek bir kükremeyle önündeki mermer sehpayı tuttu ve bütün gücüyle duvara doğru savurdu. Mermer sehpa taş duvara çarparak darmadağın oldu, üzerindeki kristal sürahiler ve kadehler patlayarak odaya saçıldı.
"O PİSLİK HERİF!" diye bağırdı Damian. Sesi malikânenin tüm koridorlarını, alt katları titretti. "O AŞAĞILIK PİÇ KARIMA NE YAPMIŞ?!"
Damian odadaki kütüphane raflarını, sandalyeleri hırsla devirmeye başladı. Yüzündeki kaslar öfkeyle titriyor, boynundaki damarlar fırlayacakmış gibi şişiyordu. Göğsü bir körük gibi kalkıp iniyordu. Ağabeyini uçurumdan aşağı atmıştı ama o canavar ölürken bile karısının kanına kendi zehrini bırakmıştı.
"Seni mezarından çıkarıp kemiklerini tek tek yakacağım Dante!" diye kükredi Damian, duvara sert bir yumruk indirerek. Taş duvar çatladı, Damian’ın eklem kısımlarından taze kan fışkırdı.
Doktorlar panik içinde duvara sindiler. "Efendim! Lütfen sakin olun!"
Damian yavaşça döndü. Yüzü barut karası gibiydi, ellerinden süzülen kan yere damlıyordu. Mavi gözlerinde katıksız, insan dışı bir yangın vardı.
"Sakin mi olayım?!" dedi Damian, doktorların üzerine yürüyerek. "Karımı gözümün önünde eriyor! Bana panzehiri verin! O zehrin karşılığı neyse derhal getirin!"
Doktor yutkundu, alnındaki terleri sildi. "Efendim... Madde çok özel bir bileşen. Piyasadaki standart panzehirler işe yaramıyor. Ancak kimyasal yapısını çözdük. Bu sentetik toksini nötralize edebilecek özel bir serum protokolü hazırlanabilir."
Damian doktorun yakasını tek hamlede kavradı, adamı kendine doğru çekti.
"Bana tıp terimleriyle gelme doktor!" dedi Damian, kelimeleri birer giyotin bıçağı gibi keserek. "Bana tek bir şey söyle: Karım yaşayacak mı?!"
"Y-Yaşayacak Efendim!" dedi doktor dehşetle. "Eğer hücresel boyutta moleküler temizleme ve kan filtrasyonu tedavisine hemen başlarsak... Avrupa ve Amerika’daki en uzman toksikoloji ekibini buraya getirirsek Bayan Lena’yı kurtarabiliriz! Ama süreç çok sancılı ve zorlu olacak."
Damian doktoru serbest bıraktı.
Sırtını duvara yasladı. Başını geriye attı. Ellerindeki kana baktı.
Öfkesi bir anlığına yerini devasa bir kararlılığa bıraktı. Eğer bu kadını kurtarmak için dünyadaki tüm tıp literatürünü baştan yazması gerekiyorsa, yazacaktı. Dünyanın en iyi doktorlarını, en gizli laboratuvarlarını malikâneye yığacaktı.
"Listenizi hazırlayın," dedi Damian. Sesi artık çelik kadar sert ve pürüzsüzdü. "Hangi ülke, hangi doktor, hangi ilaç gerekiyorsa... Bu gece buraya getirilecek. Sınırları kapatırım, şehirleri yakarım ama o ilaçlar bu odaya girecek."
"Hemen başlıyoruz Efendim," dedi doktor ve ekibiyle birlikte hızla odadan çıktı.
Damian, elindeki kanı kazağına silip derin bir nefes aldı. Yüzündeki o korkunç öfke maskesini, karısının göreceği o şefkatli ifadeyle değiştirmek için birkaç saniye bekledi.
Ağır adımlarla yatak odasına döndü.
Lena yatakta hafifçe doğrulmuş, kapıya bakıyordu. Damian’ın ellerindeki kan izlerini ve yüzündeki o sarsılmış ama kararlı ifadeyi gördüğünde yutkundu.
"Damian..." dedi Lena, endişiyle. "Doktorlar ne dedi? Ben... ben ölüyor muyum?"
Damian yatağa doğru yürüdü. Hiç tereddüt etmeden yatağa girdi, karısını kollarının arasına aldı. Kızın başını göğsüne bastırdı, saçlarını derin derin kokladı.
"Saçmalama," dedi Damian, sesi bir dua kadar güçlü ve sarsılmaz çıkarak. "Sen ölmüyorsun. Sen benimle bu dünyada bir ömür yaşayacaksın."
"Ama içimdeki bu acı..."
"Dante'nin bıraktığı son küçük bir leke sadece," dedi Damian, kızın çenesini tutup gözlerinin içine bakarak. "O lekeyi senin kanından tek bir damla kalmayana kadar sileceğim. Dünyayı ayağa kaldıracağım Lena. Seni iyileştireceğim."
Lena, Damian’ın gözlerindeki o devasa, sarsılmaz inancı gördü. Başını adamın kalbinin üzerine koydu.
"Sana inanıyorum Damian," diye fısıldadı Lena.
Damian, kızı göğsüne daha da sıkı çekti. Dışarıda gece başlarken, Damian Veyr karısının hayatı için verilecek en büyük, en bilimsel ve en amansız savaşı başlatmak üzere harekete geçmişti.
Bölüm etkileşimi
