KARA GÜL kitap kapağı

6. bölüm / 35

KARA GÜL

TÜNELLERİN FISILTISI

Vaveyla Yazarı: 𝑹𝒆𝒊𝒂𝒏𝒂 ⭐

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 35Şu an: TÜNELLERİN FISILTISI
  1. 1 GECEYE DÜŞEN KAN839 kelime
  2. 2 SIYAH SINIRLAR1.276 kelime
  3. 3 KİLİTLİ KAPILAR AÇIK YARALAR950 kelime
  4. 4 KÜLLERİN ALTINDAKİ SIR2.652 kelime
  5. 5 KURŞUN YÜKÜ VE SOĞUK SAVAŞ1.443 kelime
  6. 6 TÜNELLERİN FISILTISI1.008 kelime · Okuduğun bölüm
  7. 7 BİZİM YALANLARIMIZ BİZİM GERCEKLERİMİZ1.355 kelime
  8. 8 FIRTINANIN KALBİNDE1.278 kelime
  9. 9 GECE VE GERÇEK979 kelime
  10. 10 KANLI SOFRA VE SESSİZ MÜHÜR1.713 kelime
  11. 11 KANIN SESSİZLİĞİ VE BEYAZ SAYFA1.046 kelime
  12. 12 AŞKIN VE GÜCÜN MÜHÜRÜ1.074 kelime
  13. 13 SİYAH GÜLLERİN GÖLGESİNDEKİ VİCDAN1.237 kelime
  14. 14 SESSİZ VEDA VE YEMİN767 kelime
  15. 15 YABANCI SOKAKLAR VE BEKLEYEN GÖLGE1.269 kelime
  16. 16 ZİNCİRİN KOPAN HALKASI VE KANLI BİLMECE866 kelime
  17. 17 ZEHİRLİ ANLAŞMA1.082 kelime
  18. 18 MASKELER VE DİKENLİ TAHT1.156 kelime
  19. 19 YIKIMIN VE SESSİZLİĞİN ÖFKESİ738 kelime
  20. 20 ZEHİR VE KANLI YEMİN632 kelime
  21. 21 MERHAMET VE KANLI KABULLENİŞ1.461 kelime
  22. 22 KANLI MİRASA VEDA VE KULLARIN ZAFERİ718 kelime
  23. 23 SİYAH YALAN979 kelime
  24. 24 YALANLARIN GÖLGESİNDE İKİ ÖLÜ RUH789 kelime
  25. 25 GECEYİ YIKAN FISILTI1.255 kelime
  26. 26 HASRET VE SON SIĞINAK930 kelime
  27. 27 KANLI ZİRVE1.060 kelime
  28. 28 KANDAKİ ZEHİR VE SÖZÜ VERİLEN HAYAT1.203 kelime
  29. 29 29.BÖLÜM1.278 kelime
  30. 30 IŞIKLARIN ARTIŞI VE GÖLGEDEKİ VELİAHT769 kelime
  31. 31 MASKELERİN ARKASINDAKİ GÖLGE1.310 kelime
  32. 32 YILANIN ZEHİRİ VE İÇERİDEN GELEN DARBE1.066 kelime
  33. 33 ZİNDANA DÖNEN SARAY VE ZİNCİRLENEN DEV901 kelime
  34. 34 ZİNDANDA BİR AİLE VE ŞAFAK ÖNCESİ SESSİZLİK740 kelime
  35. 35 BİR MELEĞİN DÜŞÜŞÜ1.881 kelime

6. BÖLÜM

TÜNELLERİN FISILTISI

Gece, şehrin üzerine simsiyah bir duman gibi çökmüştü.

Eski kent bölgesinin altındaki tüneller, yüzyıllar öncesinden kalma tarihi su sarnıçları ile şehrin ilk dönemlerinde inşa edilmiş kargo hatlarının birleştiği, haritalarda görünmeyen devasa bir yeraltı labirentiydi.

Havası rutubet, pas ve asırlık küf kokuyordu. Yukarıdaki caddelerden sızan hafif titreşimler, tavandan süzülen su damlalarının beton zemine çıkardığı ritmik tıp tıp seslerine karışıyordu.

Damian Veyr, kabanının yakasını kaldırmış halde önde yürüyordu.

Elindeki yüksek güçlü fenerin beyaz ışığı, tünelin nemli duvarlarını ve üzerindeki eski paslı boruları aydınlatıyordu. Arkasında, ellerinde susturuculu silahlarıyla iki koruma tam bir teyakkuz halinde çevreyi tarıyordu. Viktor ise ekibin en arkasını tutuyordu.

Lena, Damian’ın hemen bir adım gerisindeydi.

Üzerine giydiği kalın siyah kaban ve altındaki botlar bu karanlık atmosferde hareket etmesini kolaylaştırsa da, içindeki gerilim her adımda daha da tırmanıyordu. Babasının çizdiği o karmakarışık semboller ve şifreli hatlar zihninde birer bulmaca gibi dönüp duruyordu.

“Sağa sapıyoruz,” dedi Lena, sesi tünelin basık akustiğinde boğuk bir yankı uyandırarak. “Babama göre bu hat, eski antika dükkânının iki sokak altındaki tarihi mahzene çıkıyor.”

Damian durdu. Fenerin ışığını sağdaki kemerli, paslı demir kapıya doğrulttu. Kapının üzerinde devasa bir asma kilit ve kalın zincirler vardı.

“Burası mı?” diye sordu Damian, başını kızdan tarafa çevirmeden.

Lena yaklaştı. Cebinden çıkardığı, babasının mektubunun arkasından çıkan küçük, gümüş pirinç anahtarı ve üzerindeki girintileri inceledi.

“Kilidin kendisi sadece bir illüzyon,” dedi Lena, parmaklarıyla kapı sövesindeki aşınmış taş oymaya dokunarak.

Lena, duvarın üçüncü sırasındaki kabartmalı arma motifli taşa bastırdı.

İçeriden tozlu bir dişli çark sesi yükseldi. Asma kilit tık etmedi ama demir kapı, menteşelerinden gıcırdayarak birkaç santim kendiliğinden geriye kaydı.

Viktor gözlerini kıstı. “Julian Arven gerçekten bir dahiymiş.”

“Ya da şeytanla fazla uzun süre mesai yapmış bir adam,” diye ekledi Damian soğuk bir sesle. Elini kapının koluna atıp ağır demiri tamamen itti.

İçerisi, geniş ve yuvarlak tavanlı devasa bir mahzendi. Duvarlarda eski ahşap şarap fıçıları, üzerleri brandayla örtülmüş kasalar ve ortada büyük, meşe bir çalışma masası duruyordu. Masanın üzeri tozlanmış mimari çizimler, eski haritalar ve deri ciltli defterlerle doluydu.

Burası Julian Arven’in gerçek sığınağıydı.

Lena yavaş adımlarla masaya doğru ilerledi. Parmağının ucuyla masadaki tozu kaldırdı. Gözleri masanın üzerindeki gümüş çerçeveli bir fotoğrafa takıldı: Kendisinin henüz altı-yedi yaşlarında olduğu, babasının boynuna sarılıp güldüğü bir yaz günü fotoğrafı.

Boğazında devasa bir düğüm oluştu.

“Babam...” diye fısıldadı Lena. “Bütün o yalanları söylerken, her akşam eve geldiğinde bu karanlığa mı dönüyordu?”

Damian kızın yanına kadar yürüdü. Fotoğrafa tek bir saniye bile bakmadı. Gözleri doğrudan masanın ortasında duran, üzerindeki karmaşık çarklar ve harf dizilimleriyle göze çarpan ağır, çelik kasaya kilitlendi.

“Duygusallığı bir kenara bırak, Lena,” dedi Damian. Sesi pürüzsüz ve duygusuzdu. “Bunu aç. Valerik’in adamları tünellerin varlığını öğrendiyse burayı bulmaları uzun sürmez.”

Lena bakışlarını fotoğraftan çekip kasaya döndü. Çelik kasanın üzerinde sekiz haneli, harflerden ve eski rakamlardan oluşan döner bir mekanizma vardı.

“Şifre ne?” diye sordu Damian.

Lena ellerini kasanın soğuk çeliğine koydu. “Babam şifreleri isimler gibi basit şeylerden seçmezdi. Her zaman bir mantık dizilimi kullanırdı.”

Mektuptaki son cümleyi düşündü: “Seni gözünü bile kırpmadan öldürebilecek tek kişi de yine odur.”

Lena’nın gözleri parladı. “Kelime dizilimi...”

Çarkları tek tek çevirmeye başladı. Her bir harf tık sesiyle yerine otururken mahzendeki gerilim tırmanıyordu.

Son çark döndüğünde kasanın içinden ağır bir hidrolik kapak sesi geldi. Çelik kapı yavaşça aralandı.

Damian bir adım öne çıktı. Kasanın içinde iki şey duruyordu: Biri, üzeri şifrelenmiş özel bir dijital bellek sürücüsü; diğeri ise deri kaplı, oldukça eski bir günlük.

Damian elini uzatıp dijital belleği aldı. “İşte bu. Valerik’in ve konseyin sonunu getirecek olan arşiv.”

Ancak Lena kasanın içindeki deri günlüğü kavradı. “Bu benim.”

Damian duraksadı. Buz mavisi gözleriyle kıza baktı. “O defterde ne olduğunu bilmiyorsun.”

“Bu babamın kişisel günlüğü,” dedi Lena, defteri göğsüne bastırarak. “Bunu benden alamazsın Damian. Söz verdin. Gerçeği öğrenecektim.”

Damian birkaç saniye boyunca kızın yüzündeki o sarsılmaz iradeyi inceledi. Ardından başını hafifçe salladı. “Oku. Ama hızlı ol.”

Lena titreyen parmaklarıyla defterin ilk sayfasını açtı. Babasının düzgün el yazısı karşısındaydı. Sayfaları hızla geçip son tarihlere, öldürülmeden birkaç hafta öncesine ait notlara geldi.

14 Ekim...

“Valerik baskıyı artırıyor. Kızımla tehdit ediyor beni. Veyr ailesinin sevkiyat bilgilerini ona vermek zorunda kaldım. Eğer Dante Veyr o gece o limana gitmeseydi, ölecek olan benim kızımdı. Bir cana karşılık bir can... Bu günahın altında eziliyorum.”

Lena’nın nefesi tıkandı. Gözlerinden tek bir damla yaş süzülüp tozlu kâğıda damladı. Damian’ın ağabeyi... Babası sırf kendisini korumak için Damian’ın ağabeyini ölüme göndermeste yardımcı olmuştu.

Ama hemen altındaki satır, Lena’nın kanını dondurdu:

“Fakat Valerik’in bilmediği bir şey var. Sevkiyat bilgisini ona sızdırmamı isteyen asıl kişi o değildi. Veyr ailesinin içinden biriydi. Veyr’i kendi öz kardeşi değil, örgütteki sağ kolu tuzağa düşürdü...”

Lena başını hızla kaldırdı. Dehşet dolu gözlerle önce Damian’a, ardından birkaç adım geride duran Viktor’a baktı.

Damian kızın yüzündeki değişimi fark ettiği an kaşları çatıldı. “Ne yazıyor orada?”

Lena konuşamadan, mahzenin açık kapısından içeriye bir ses yankılandı.

Susturucu takılmış bir silahın kurulma sesi.

Viktor, elindeki silahı emniyetini açarak doğrudan Damian’ın ensesine doğru doğrultmuştu. Yüzündeki o yıllardır süregelen sadık, asker ifadesi tamamen silinmiş, yerini soğuk ve ölümcül bir gülümsemeye bırakmıştı.

“Defteri yere bırak, küçük kız,” dedi Viktor, sesi tünelin soğuk havasında buz gibi çınlayarak. “Ve Damian... Sakın kıpırdama.”

Damian tek bir milim bile hareket etmedi. Gözleri yavaşça arkaya, yıllardır en yakında tuttuğu adama kaydı. Sesinde şaşkınlık yoktu; sadece felaket öncesi bir sessizlik vardı.

“Viktor,” dedi Damian, sesi alçak ve sakindi. “Ağabeyimin öldüğü gece limandaki nöbetçi amiri sensin.”

Viktor hafifçe kıkırdadı. “10 yıl oldu Damian. O arşivin ortaya çıkmasına asla izin veremezdim. Julian Arven gerçeği anladığında çoktan geçmişti. Onu zehirleyen de bendim, Valerik’e haber veren de.”

Lena dehşet içinde donakalmıştı. İçerideki hain... Damian’ın gözü kapalı güvendiği sağ koluydu.

“Valerik birazdan tünellere girecek,” dedi Viktor silahı Damian’ın kafasına biraz daha yaklaştırarak. “İkinizin de cesedini burada, bu çürük mahzende bırakacağız.

" Veyr İmparatorluğu da, Arven’in soyu da bu gece bitiyor.”

Damian yavaşça nefes verdi. Yüzünde en ufak bir korku kırıntısı belirmedi. Bakışları masanın diğer tarafında duran Lena’yla kesişti.

O buz mavisi gözlerde tek bir mesaj vardı: Sana söylediğim an hareket et.

Lena kalbinin göğüs kafesini patlatırcasına çarptığını hissetti. Hayatındaki en tehlikeli adamla yan yanaydı ve şimdi, hayatta kalmak için o adamın tek bir bakışına güvenmek zorundaydı.

Damian dudaklarını hafifçe araladı:
“Hiç sanmıyorum, Viktor.”

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

217okunma 12beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.