KARA GÜL kitap kapağı

27. bölüm / 35

KARA GÜL

KANLI ZİRVE

Vaveyla Yazarı: 𝑹𝒆𝒊𝒂𝒏𝒂 ⭐

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 35Şu an: KANLI ZİRVE
  1. 1 GECEYE DÜŞEN KAN839 kelime
  2. 2 SIYAH SINIRLAR1.276 kelime
  3. 3 KİLİTLİ KAPILAR AÇIK YARALAR950 kelime
  4. 4 KÜLLERİN ALTINDAKİ SIR2.652 kelime
  5. 5 KURŞUN YÜKÜ VE SOĞUK SAVAŞ1.443 kelime
  6. 6 TÜNELLERİN FISILTISI1.008 kelime
  7. 7 BİZİM YALANLARIMIZ BİZİM GERCEKLERİMİZ1.355 kelime
  8. 8 FIRTINANIN KALBİNDE1.278 kelime
  9. 9 GECE VE GERÇEK979 kelime
  10. 10 KANLI SOFRA VE SESSİZ MÜHÜR1.713 kelime
  11. 11 KANIN SESSİZLİĞİ VE BEYAZ SAYFA1.046 kelime
  12. 12 AŞKIN VE GÜCÜN MÜHÜRÜ1.074 kelime
  13. 13 SİYAH GÜLLERİN GÖLGESİNDEKİ VİCDAN1.237 kelime
  14. 14 SESSİZ VEDA VE YEMİN767 kelime
  15. 15 YABANCI SOKAKLAR VE BEKLEYEN GÖLGE1.269 kelime
  16. 16 ZİNCİRİN KOPAN HALKASI VE KANLI BİLMECE866 kelime
  17. 17 ZEHİRLİ ANLAŞMA1.082 kelime
  18. 18 MASKELER VE DİKENLİ TAHT1.156 kelime
  19. 19 YIKIMIN VE SESSİZLİĞİN ÖFKESİ738 kelime
  20. 20 ZEHİR VE KANLI YEMİN632 kelime
  21. 21 MERHAMET VE KANLI KABULLENİŞ1.461 kelime
  22. 22 KANLI MİRASA VEDA VE KULLARIN ZAFERİ718 kelime
  23. 23 SİYAH YALAN979 kelime
  24. 24 YALANLARIN GÖLGESİNDE İKİ ÖLÜ RUH789 kelime
  25. 25 GECEYİ YIKAN FISILTI1.255 kelime
  26. 26 HASRET VE SON SIĞINAK930 kelime
  27. 27 KANLI ZİRVE1.060 kelime · Okuduğun bölüm
  28. 28 KANDAKİ ZEHİR VE SÖZÜ VERİLEN HAYAT1.203 kelime
  29. 29 29.BÖLÜM1.278 kelime
  30. 30 IŞIKLARIN ARTIŞI VE GÖLGEDEKİ VELİAHT769 kelime
  31. 31 MASKELERİN ARKASINDAKİ GÖLGE1.310 kelime
  32. 32 YILANIN ZEHİRİ VE İÇERİDEN GELEN DARBE1.066 kelime
  33. 33 ZİNDANA DÖNEN SARAY VE ZİNCİRLENEN DEV901 kelime
  34. 34 ZİNDANDA BİR AİLE VE ŞAFAK ÖNCESİ SESSİZLİK740 kelime
  35. 35 BİR MELEĞİN DÜŞÜŞÜ1.881 kelime

27. BÖLÜM
KANLI ZİRVE

Malikanenin mahzen katından yükselen duman ve rutubet kokusu, dışarıdaki dondurucu helikopter sesleriyle birbirine karışıyordu.

Damian Veyr, kucağında Lena ile birlikte demir kapının enkazından dışarı adım attığında; dünyayı ateşe veren o merhametsiz mafya liderinden eser yoktu. Kucağındaki kadını bir billur kadeh gibi, tüy kadar hafif ama bir o kadar da korumacı bir yırtıcılıkla göğsüne bastırıyordu. Lena başını Damian’ın boyun girintisine gömmüş, parmaklarını adamın kanlı gömleğine geçirtmişti. Nefes alışverişleri birbirinin göğsünde yankılanıyor, geçen o kâbus dolu ayların hesabı o tek vücut olmuş duruşta eriyip gidiyordu.

Mahzen koridorunun sonundaki taş merdivenlerde beliren Marko ve infaz timi, patronlarını kucağında Lena ile gördüklerinde saygıyla kenara çekildiler.

“Efendim,” dedi Marko, elindeki susturuculu silahı aşağı indirerek. “Üst katta Dante'nin kalan son korumaları da etkisiz hale getirildi. Ancak DanteVeyr... Helikopter pistine doğru çekildi. Batı kulesindeki gizli tahliye merdivenlerini kullandı.”

Damian durdu.

Buzul mavisi gözleri, koridorun tavanına, evin en üst noktasına doğru kaydı. O gözlerdeki şefkat ve yaşlar saliseler içinde yerini katıksız, zifiri bir hesaplaşma arzusuna bıraktı. Ancak kucağındaki Lena hafifçe kıpırdadı. Kehribar gözlerini açıp Damian’ın çenesine dokundu.

“Damian...” dedi Lena, sesi zayıf ama dondurucu bir kararlılıkla çıkarak. “Bırakma beni... Onu kendi ellerinle bitir, ama beni bir daha o karanlıkta bırakma.”

Damian, kızın alnına derin, sıcak bir öpücük kondurdu.

“Seni bir daha asla yalnız bırakmayacağım Lena,” dedi Damian. Sesi bir yemin kadar ağır ve kesindi.

Arkasındaki Marko’ya döndü: “Lena’yı doğrudan zırhlı ana araca götürün. Etrafında üç çember güvenlik olacak. Tek bir mermi bile o araca yaklaşmayacak. Ben Dante ile olan işimi bitirip geleceğim.”

Lena, Damian’ın elini son bir kez sıktı. O gözlerdeki sarsılmaz güveni gördüğünde, bu kez kaçışın ya da vedanın olmadığını biliyordu. Damian Lena'yı Marko’ya ve en güvendiği adamlara emanet etti. Kızın koridordan emniyetle çıkarılışını izledikten sonra, belindeki mat siyah iki tabancayı çekti, şarjörlerini kontrol edip üst kata, helikopter pistine doğru devasa adımlarla tırmanmaya başladı.

Malikanenin en üst noktası olan batı kulesindeki helikopter pisti, fırtınanın ve yağmurun en sert vurduğu yerdi.

Devasa pervanelerin yarattığı rüzgâr, pistteki su birikintilerini savuruyor, pistin kenarındaki kırmızı ikaz ışıkları sisten göz gözü görmeyen geceyi kızıl bir loşluğa boğuyordu. Özel helikopterin motorları çalışmış, pervane dönmeye başlamıştı.

Dante Veyr, elinde ağır bir makineli silah, üstü başı kan ve çamur içinde helikopterin kapısına doğru koşuyordu.

Gözlerinde artık o kibirli, kendinden emin ifade yoktu. Bütün imparatorluğu yok olmuş, korumaları imha edilmiş ve en önemlisi;

kurguladığı o devasa yalan, Damian’ın malikânesini basmasıyla darmadağın olmuştu.

Tam helikopterin basamağına adımını attığı sırada, arkasındaki demir kapı büyük bir gürültüyle patlayarak açıldı.

Damian Veyr, dumanların ve yağmur perdesinin arasından bir ölüm meleği gibi piste çıktı.

Hiç tereddüt etmedi. Elindeki tabancayı kaldırdı ve doğrudan helikopterin arka pervanesine ve pilot kabinine üç el ateş etti.

Mermiler helikopterin kuyruk rotorunu parçaladı. Kıvılcımlar havaya saçıldı, helikopterin motorundan koyu bir siyah duman yükselmeye başladı ve araç dengesini kaybederek pistin kenarındaki koruma demirlerine çarptı. Pilot panik içinde aracı terk edip kaçmaya çalışırken Damian’ın adamları tarafından etkisiz hale getirildi.

Dante, elindeki silahla arkasını döndü.

Yağmurun altında, iki devasa kardeş, yılların biriken nefreti, dökülen kanları ve bir kadının hayatı üzerine kurgulanan o kanlı mirasın ortasında son kez karşı karşıya geldi.

“Ağabey...” dedi Damian. Sesi fırtınanın uğultusunu, pervanelerin gürültüsünü yırtıp geçti.

Dante acı, akıl dışı bir kahkaha attı. Yağmur suları yüzünden aşağı süzülürken silahını Damian’a doğrulttu.

“Vuramadın değil mi?!” diye bağırdı Dante, çıldırmış gibi. “Onu öldürdüğünü sanırken çektiğin o azap yetmedi mi Damian?! Seni ruhsuz bir cesede çevirdim! Onu elinden aldım, her gece benim yanımda durmasına katlanmak zorunda kaldın!”

Damian ağır adımlarla ileriye yürüdü. Mermilerin, rüzgârın ve fırtınanın ortasında tek bir milim bile duraksamadı.

“O senin yanına senin gücün için gelmedi dante,” dedi Damian, sesi bir kıyamet kararı kadar soğuk çıkarak. “O senin yanına sırf ben yaşayayım diye geldi. Senin o iğrenç varlığına, sırf benim canımı korumak için katlandı. Sen bir imparatorluk kurmadın... Sen sadece kendi ezikliğinin içinde, benim kırıntılarımla yaşamaya çalıştın.”

Dante'nin gözlerinde çıldırtıcı bir öfke patladı. “KES SESİNİ!” diye kükredi ve tetiğe bastı.

Mermiler Damian’ın omzunun kenarını sıyırdı. Damian acıyı hissetmedi bile. Bir kaplan gibi öne atıldı. Dante'nin elindeki ağır silahı tek bir bilek hamlesiyle havaya savurdu. Silah pistin kenarından aşağı, yüzlerce metre derinlikteki uçuruma ve hırçın dalgalara doğru kayıp gitti.

İki adam, pistin kaygan zemininde birbirlerinin boğazına sarıldılar.

Damian, yılların biriktirdiği o devasa öfkeyle Dante'nin yüzüne sert bir yumruk indirdi. Dante geriledi, burnundan ve ağzından fışkıran kan yağmura karıştı. Ancak Dante'de pes etmedi; belindeki bıçağını çekip Damian’ın böbrek hizasına doğru savurdu.

Damian bıçağı tutan eli son anda kavradı. İki adamın kasları gerildi, kemiklerin çatırtısı rüzgârda yankılandı.

“Seni kendi ellerimle öldüreceğim...” diye fısıldadı Dante, dişlerinin arasından kan süzülerek. “İkinizi de bu dünyada rahat bıraktırmayacağım!”

Damian, Dante'nin bileğini bütün gücüyle ters yöne kıvırdı.

Kemik kırılma sesiyle birlikte Dante'nin çığlığı fırtınaya karıştı. Bıçak elinden düştü. Damian, ağabeyini yakasından tuttuğu gibi pistin kenarındaki alçak koruma demirlerine doğru hırsla savurdu.

Dante'nin sırtı demirlere çarptı. Arkası sonsuz bir uçurum, kayalıklara vuran devasa siyah dalgalardı.

Damian, sağ elini ağabeyinin boğazına geçirdi. Onu pistin kenarında, uçurumun boşluğuna doğru salladı.

Dante'nin gözlerinde ilk kez katıksız bir ölüm korkusu belirdi. Boğazını sıkan o devasa el, onu nefessiz bırakıyordu.

“Son sözün ne, Dante?” dedi Damian. Mavi gözlerinde artık nefret bile yoktu; sadece mutlak bir son, infazın getirdiği dondurucu bir sessizlik vardı.

Dante zorlukla hırladı:

“S-Siz... Asla... Mutlu... Olamayacaksınız...”

Damian Veyr, ağabeyinin gözlerinin içine son kez baktı.

“Biz o cehennemden çoktan çıktık,” dedi Damian.

Ve elini gevşetti.

Dante Veyr’in bedeni, rüzgârın ve fırtınanın koynunda, batı kulesinin pistinden aşağı, zifiri karanlık uçuruma ve kayalıklara doğru süzülerek gözden kayboldu. Birkaç saniye sonra aşağıdan gelen devasa bir dalga sesi, Veyr ailesinin kanlı geçmişinin son halkasını da yutup yok etti.

Damian pistin kenarında durdu. Yağmur yüzündeki barut lekelerini ve kanı yıkıyordu. Göğsü hızla kalkıp indi.

Arkasını döndü. Bütün o kanlı miras arkasında bir enkaz olarak kalmıştı.

Aşağıda, malikâne'nin avlusunda bekleyen zırhlı sedan aracın arka koltuğunda oturan Lena, kapının açılmasıyla başını kaldırdı.

Damian, üzerindeki siyah kabanı yağmurdan ıslanmış halde içeri girdi. Yanına oturdu. Ağır kapı kapandı ve dışarıdaki çatışma, fırtına sesleri bir anda bıçak gibi kesildi.

Damian’ın elleri hâlâ hafifçe titriyordu. Ancak o eller Lena’nın yüzüne dokunduğunda, dünyadaki en narin şeye dokunurcasına yumuşacıktı.

“Bitti...” dedi Damian, kızın gözlerinin içine bakarak. “Her şey bitti Lena. Artık geçmiş yok. Artık o canavarlar yok.”

Lena, başını Damian’ın geniş göğsüne koydu. Adamın kollarının onu sarmalamasına izin verdi. Aracın motoru çalıştı ve zırhlı konvoy, uçurumun tepesindeki o kanlı malikâne'yi arkalarında bırakarak gecenin karanlığında, yeni bir şafağa doğru yola çıktı.

Kuzgunlar çekilmiş, yangın sönmüş; iki yaralı ruh, kendi küllerinden yeniden doğacakları o tek sığınağa doğru ilerlemeye başlamıştı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

41okunma 3beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.