KARA GÜL kitap kapağı

23. bölüm / 35

KARA GÜL

SİYAH YALAN

Vaveyla Yazarı: 𝑹𝒆𝒊𝒂𝒏𝒂 ⭐

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 35Şu an: SİYAH YALAN
  1. 1 GECEYE DÜŞEN KAN839 kelime
  2. 2 SIYAH SINIRLAR1.276 kelime
  3. 3 KİLİTLİ KAPILAR AÇIK YARALAR950 kelime
  4. 4 KÜLLERİN ALTINDAKİ SIR2.652 kelime
  5. 5 KURŞUN YÜKÜ VE SOĞUK SAVAŞ1.443 kelime
  6. 6 TÜNELLERİN FISILTISI1.008 kelime
  7. 7 BİZİM YALANLARIMIZ BİZİM GERCEKLERİMİZ1.355 kelime
  8. 8 FIRTINANIN KALBİNDE1.278 kelime
  9. 9 GECE VE GERÇEK979 kelime
  10. 10 KANLI SOFRA VE SESSİZ MÜHÜR1.713 kelime
  11. 11 KANIN SESSİZLİĞİ VE BEYAZ SAYFA1.046 kelime
  12. 12 AŞKIN VE GÜCÜN MÜHÜRÜ1.074 kelime
  13. 13 SİYAH GÜLLERİN GÖLGESİNDEKİ VİCDAN1.237 kelime
  14. 14 SESSİZ VEDA VE YEMİN767 kelime
  15. 15 YABANCI SOKAKLAR VE BEKLEYEN GÖLGE1.269 kelime
  16. 16 ZİNCİRİN KOPAN HALKASI VE KANLI BİLMECE866 kelime
  17. 17 ZEHİRLİ ANLAŞMA1.082 kelime
  18. 18 MASKELER VE DİKENLİ TAHT1.156 kelime
  19. 19 YIKIMIN VE SESSİZLİĞİN ÖFKESİ738 kelime
  20. 20 ZEHİR VE KANLI YEMİN632 kelime
  21. 21 MERHAMET VE KANLI KABULLENİŞ1.461 kelime
  22. 22 KANLI MİRASA VEDA VE KULLARIN ZAFERİ718 kelime
  23. 23 SİYAH YALAN979 kelime · Okuduğun bölüm
  24. 24 YALANLARIN GÖLGESİNDE İKİ ÖLÜ RUH789 kelime
  25. 25 GECEYİ YIKAN FISILTI1.255 kelime
  26. 26 HASRET VE SON SIĞINAK930 kelime
  27. 27 KANLI ZİRVE1.060 kelime
  28. 28 KANDAKİ ZEHİR VE SÖZÜ VERİLEN HAYAT1.203 kelime
  29. 29 29.BÖLÜM1.278 kelime
  30. 30 IŞIKLARIN ARTIŞI VE GÖLGEDEKİ VELİAHT769 kelime
  31. 31 MASKELERİN ARKASINDAKİ GÖLGE1.310 kelime
  32. 32 YILANIN ZEHİRİ VE İÇERİDEN GELEN DARBE1.066 kelime
  33. 33 ZİNDANA DÖNEN SARAY VE ZİNCİRLENEN DEV901 kelime
  34. 34 ZİNDANDA BİR AİLE VE ŞAFAK ÖNCESİ SESSİZLİK740 kelime
  35. 35 BİR MELEĞİN DÜŞÜŞÜ1.881 kelime

23. BÖLÜM

SİYAH YALAN

Karanlık, önce zifiri bir sessizlik olarak geldi.

Ardından o derin, dipsiz kuyunun dibinde ritmik bir ses belirdi: Bip... Bip... Bip... Bir tıbbi monitörün soğuk, mekanik atışları.

Lena, göz kapaklarının üzerindeki devasa tonlarca ağırlığı kaldırmaya çalıştı. Kirpikleri birbirine yapışmıştı. Göğsüne, boğazına ve en çok da karnının sol tarafına saplanan amansız, alev alev yanan bir acı, bilincini bir bıçak gibi keserek onu o karanlığın içinden çekip çıkardı.

Derin bir nefes almaya çalıştı ama ciğerleri dondurucu bir havayla doldu. Ağzındaki kuruluk, genzini yakıyordu.

Gözlerini tamamen açtığında, ilk gördüğü şey bembeyaz, yüksek bir tavan ve tavandan sarkan kristal bir avize oldu.

Oda loştu. Pencerelerden giren alacakaranlık, ağır kadife perdelerin arasından süzülüyordu. Kollarında serum hortumları, göğsünde elektrotlar vardı. Burnuna dolan keskin dezenfektan ve medikal ilaç kokusu, burada bir tıp ekibinin günlerce çabaladığını kanıtlıyordu.

Ölmemişti.

O tetiğin patlama sesi, Damian’ın o son feryadı, karnına saplanan o dondurucu sıcaklık ve sonrasında gelen o derin kabulleniş... Hepsi bir rüya değil, mutlak bir gerçekti.

Lena’nın göğsünde önce devasa, katıksız bir hayal kırıklığı patladı.

Gözlerinden süzülen iki damla sıcak yaş, şakaklarına doğru aktı. Neden ölememişti? Neden onun kucağında, o son fısıltıyla hayatına veda edememişti?

Ruhunu kirleten o ağır yükten, o katlanılmaz acıdan kurtulmak için canını vermişti. Bütün bu kâbusun bitmiş olması gerekiyordu.

Fakat o yıkıcı hayal kırıklığının hemen ardından, kalbinin kırık bir köşesinde mucizevi, küçücük bir umut filizlendi.

Damian...

Damian onu vurmuştu ama hemen ardından kucağına almış, hıçkırıklara boğularak özür dilemişti. Gerçeği, kendisini korumak için gittiğini son nefesinde öğrenmişti. Damian onu kurtarmış olmalıydı. Doktorları çağırmış, onu ölümün kıyısından çekip almış olmalıydı.

Şimdi neredeydi? Kapının arkasında mıydı? Dışarıda onun uyanmasını mı bekliyordu?

Lena’nın dudaklarında, acının ortasında kırık, zayıf bir tebessüm belirdi.

"Damian..." diye fısıldadı, sesi kurumuş boğazında bir yaprak hışırtısı gibi çıkarak.

Yavaşça, bütün gücünü toplayarak başını soluna doğru çevirdi.

O an... Zihnindeki ve kalbindeki o küçücük umut ışığı, yerini katıksız, zifiri bir cehenneme bıraktı. Dünyası ekseni etrafında kaydı, tavan üzerine yıkıldı.

Odanın köşesindeki koyu renk berjer koltukta, bacak bacak üstüne atmış halde oturan adam..

Dante Veyr’di.

Dante, elindeki gümüş çakmağın kapağını açıp kapatıyor, o mekanik tık-tık sesi odada yankılanıyordu. Bakışlarında katıksız, hastalıklı bir zafer ve tekinsiz bir soğukkanlılık vardı.

Lena’nın nefesi boğazında tıkandı. Kalp monitörünün ritmi aniden hızlandı..

"Hayır..." diye inledi Lena. "Hayır, hayır..."

Doğrulmaya çalıştı. Karnındaki dikişler gerildi, iliklerine kadar işleyen dehşet verici bir sancı bedenini sarstı ama o acıyı hissetmedi bile. Ellerini yatağın kenarlarına koyup gövdesini kaldırmaya çalıştı.

"D-Damian..." dedi Lena, gözleri dehşetle büyüyerek. "Damian nerede? Ben... ben neden buradayım?!"

Dante çakmağı cebine koydu. Oturduğu koltuktan ağır ağır ayağa kalktı. Uzun, gölgeyi andıran bedeniyle yatağa doğru adımladı. Yüzündeki o şeytani tebessüm her adımda daha da belirginleşiyordu.

Yatağın kenarına kadar geldi. Eğildi, yüzünü Lena’nın solgun, terli yüzüne yaklaştırdı.

"Damian mı?" dedi Dante, sesi bir yılanın ıslığı gibi odaya yayılarak. "Hâlâ o aptal kardeşimi mi soruyorsun Lena? Seni kendi elleriyle gözünü kırpmadan vuran adamı mı?"

"O gerçeği öğrendi! Ben... ben ona söyledim!"

Dante'nin gözlerinde karanlık, eğlenen bir ışık yandı. Elini uzatıp Lena’nın saç tutamını yavaşça geriye itti. Lena kafasını hırsla geri çekmeye çalıştı ama mefhumu yoktu.

"Seni vurduğu gün..." dedi Dante, kelimeleri tane tane, kızın ruhunu un ufak etmek ister gibi dizerek. "O malikâneye girdim, Lena. Seni kanlar içinde, onun kucağında buldum."

Lena’nın gözlerinden yaşlar sel gibi akmaya başladı. "Kes sesini... Sus!"

Dante yüzünü daha da yaklaştırdı.

"Onu kendi ellerimle öldürdüm, Lena."

Odadaki zaman sanki durdu. Monitörün sesi bile silindi.

Lena’nın gözleri yuvalarından fırlayacakmış gibi açıldı. Göğsündeki hava bir anda boşaldı.

"Y-Yalan..." dedi Lena, sesi boğularak. "Yalan söylüyorsun! Yalan!"

"Yalan söylemiyorum," dedi Dante, sesi dondurucu bir kesinlikle çıkarak. "Mantığını kullan Arven’in kızı."

Eğer Damian yaşıyor olsaydı... Şuan onun kollarında, onun malikânesinde olurdun. Ben senin yanına yaklaşabilir miydim? Seni o kanlı odadan tek başıma söküp aldım. Onu dizlerinin üzerinde, kafasına tek bir kurşun sıkarak infaz ettim. "Damian Veyr artık yok."

"HAYIR! HAYIR! YALAN SÖYLÜYORSUN!"

Lena karnındaki o yırtıcı acıyı, sökülen dikişlerini, vücudundaki hortumları tamamen unuttu. Katıksız bir cinnet ve feryatla kendisini yataktan dışarı attı.

Serum askısı gürültüyle yere devrildi. Cam şişeler patladı, sıvılar ve kan yerdeki halıya saçıldı.

Lena yalpalayarak, kolları kan içinde yere kapaklandı ama durmadı. Bacaklarını sürüyerek, elleriyle Dante'nin bacaklarına vurdu, adamı hırsla itmeye çalıştı.

"YALAN SÖYLÜYORSUN PİSLİK HERİF! O ÖLMEDİ! O ÖLEMEZ!"

Dante kıpırdamadı bile. Lena’nın bu çaresiz, darmadağın halini büyük bir hazla izledi. Yavaşça eğilip kızın kollarını kavradı.

"Bırak beni! Bırak!" diye bağırdı Lena. Sesi boğazında yırtılıyor, malikânenin soğuk taş duvarlarında çınlıyordu. "Damian! DAMİAN!"

Bütün dünyası başına yıkılmıştı. Her şeyi onun yaşaması için yapmıştı.

O iğrenç adama katlanmış, kendi gururunu ve ruhunu feda etmiş, en sonunda sevdiği adamın elinden vurulmayı bile kabul etmişti. Sırf Damian yaşasın diye... Sırf o kurtulsun diye!

Şimdi ise... Her şey boşunaydı. Damian ölmüştü. Kendi elleriyle onu ölüme yürütmüştü.

"Bırak beni adı herif! Öldür beni de! Öldür beni!"

Lena adamın göğsüne yumruklar savuruyor, tırnaklarını adama geçirmeye çalışıyordu. Hıçkırıkları, çığlıkları odanın sınırlarını aşıyordu. Karnından süzülen taze kan, beyaz geceliğini hızla kırmızıya boyamaya başlamıştı.

Dante kızın iki bileğini birden tek eliyle kavradı. Diğer kolunu kızın beline dolayarak onu bir tüy gibi yerden kaldırdı.

"Şşş..." dedi Dante, kucağındaki çıldıran, çırpınan kadını sıkıca bastırarak. "Şşş... Bitti Lena. Her şey bitti."

"BIRAK! DAMİAN! HAYIR! DAMİANNN!"

Lena’nın çığlıkları giderek boğuklaştı. Bedenindeki aşırı kan kaybı, ameliyatın ağır sarsıntısı ve ruhunu patlatan o devasa felaket acısı birleşti. Zihni bu boyuttaki bir acıyı daha fazla taşıyamadı.

Gözleri kararmaya, çığlıkları kısılarak alçak iniltilere dönüşmeye başladı.

"D-Damian..." diye fısıldadı son kez.

Göz kapakları süzüldü. Başı Dante'nin omzuna doğru cansızca devrildi.

Dante, kucağında bayılan kadına baktı. Yüzündeki o zifiri, tekinsiz tebessümle kızın saçlarını okşadı. Yatağa doğru yürüdü, onu yavaşça saten çarşafların üzerine bıraktı.

Kapı açıldı, içeri giren özel doktor panik içinde kanayan dikişlere müdahale etmeye başladı.

Dante ise pencerenin önüne yürüdü. Dışarıdaki karanlık ormana baktı.

Damian ölmemişti. Damian Veyr, şehrin öteki ucundaki o harabe malikânede, yaşayan bir ölü olarak kıvranıyordu.

Ama Lena bunu asla bilmeyecekti. Lena, Damian’ın öldüğünü sanarak bu cehennemde çürüyecek; Damian ise Lena’nın öldüğünü sanarak dünyayı yakacaktı.

Dante purosunu yaktı. Ve gecenin karanlığına doğru zehirli bir nefes üfledi.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

41okunma 3beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.