14. bölüm / 35
KARA GÜLSESSİZ VEDA VE YEMİN
Bölümler 35Şu an: SESSİZ VEDA VE YEMİN
- 1 GECEYE DÜŞEN KAN839 kelime
- 2 SIYAH SINIRLAR1.276 kelime
- 3 KİLİTLİ KAPILAR AÇIK YARALAR950 kelime
- 4 KÜLLERİN ALTINDAKİ SIR2.652 kelime
- 5 KURŞUN YÜKÜ VE SOĞUK SAVAŞ1.443 kelime
- 6 TÜNELLERİN FISILTISI1.008 kelime
- 7 BİZİM YALANLARIMIZ BİZİM GERCEKLERİMİZ1.355 kelime
- 8 FIRTINANIN KALBİNDE1.278 kelime
- 9 GECE VE GERÇEK979 kelime
- 10 KANLI SOFRA VE SESSİZ MÜHÜR1.713 kelime
- 11 KANIN SESSİZLİĞİ VE BEYAZ SAYFA1.046 kelime
- 12 AŞKIN VE GÜCÜN MÜHÜRÜ1.074 kelime
- 13 SİYAH GÜLLERİN GÖLGESİNDEKİ VİCDAN1.237 kelime
- 14 SESSİZ VEDA VE YEMİN767 kelime · Okuduğun bölüm
- 15 YABANCI SOKAKLAR VE BEKLEYEN GÖLGE1.269 kelime
- 16 ZİNCİRİN KOPAN HALKASI VE KANLI BİLMECE866 kelime
- 17 ZEHİRLİ ANLAŞMA1.082 kelime
- 18 MASKELER VE DİKENLİ TAHT1.156 kelime
- 19 YIKIMIN VE SESSİZLİĞİN ÖFKESİ738 kelime
- 20 ZEHİR VE KANLI YEMİN632 kelime
- 21 MERHAMET VE KANLI KABULLENİŞ1.461 kelime
- 22 KANLI MİRASA VEDA VE KULLARIN ZAFERİ718 kelime
- 23 SİYAH YALAN979 kelime
- 24 YALANLARIN GÖLGESİNDE İKİ ÖLÜ RUH789 kelime
- 25 GECEYİ YIKAN FISILTI1.255 kelime
- 26 HASRET VE SON SIĞINAK930 kelime
- 27 KANLI ZİRVE1.060 kelime
- 28 KANDAKİ ZEHİR VE SÖZÜ VERİLEN HAYAT1.203 kelime
- 29 29.BÖLÜM1.278 kelime
- 30 IŞIKLARIN ARTIŞI VE GÖLGEDEKİ VELİAHT769 kelime
- 31 MASKELERİN ARKASINDAKİ GÖLGE1.310 kelime
- 32 YILANIN ZEHİRİ VE İÇERİDEN GELEN DARBE1.066 kelime
- 33 ZİNDANA DÖNEN SARAY VE ZİNCİRLENEN DEV901 kelime
- 34 ZİNDANDA BİR AİLE VE ŞAFAK ÖNCESİ SESSİZLİK740 kelime
- 35 BİR MELEĞİN DÜŞÜŞÜ1.881 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
14. BÖLÜM
SESSİZ VEDA VE YEMİN
Şehrin üzerine çöken alacakaranlık, Veyr Malikânesi’nin yüksek taş duvarlarını soğuk bir gölgeyle kaplamıştı.
O öğleden sonra, liman bölgesinde patlak veren yeni bir gümrük krizini çözmek ve konseyin kalan son uzantılarını tamamen bastırmak için Damian şehir merkezine gitmek zorunda kalmıştı. Ayrılmadan önce kütüphanenin penceresinden dışarıya, bahçedeki siyah güllerin arasında yalnız başına oturan Lena’ya uzun uzun bakmış;
fakat aralarındaki o görünmez duvar yüzünden tek bir kelime edemeden çıkıp gitmişti.
Damian’ın gidişiyle birlikte malikâneye ağır, nefes almayı bile zorlaştıran bir sessizlik çöktü.
Lena, bahçeden içeri girdi. Çıplak ayakları soğuk mermer koridorlarda ses çıkarmadan ilerledi. Yatak odasına çıktığında, devasa odanın ortasında durdu. Yatağın kenarına, komidinin üzerine, aynadaki yansımasına baktı.
Burada geçirdiği her gün, her gece zihninde birer şimşek gibi çaktı: O ilk korkunç gece kollarına sığındığı adam, tünellerdeki barut kokusu, babasının yalanları, Harrison’ı vurduğu an ve Damian’ın göğsünde bulduğu o tehlikeli ama huzurlu sığınak...
Tüm bu anılar, ruhunu kemiren o amansız vicdan azabıyla birleştiğinde göğsüne ağır bir taş gibi oturdu.
Artık burada kalamazdı. Damian’ın yanında kaldığı her gün hem kendini yok ediyor hem de gözlerinin önünde eridiği adamı içten içe mahvediyordu.
Yavaşça gardırobun kapağını açtı. Ne Veyr soyadının getirdiği o paha biçilemez mücevherlere dokundu ne de lüks kıyafetlere... Yanına sadece bir yıl önce o ilk gece üzerinde olan sade, yıpranmış eşyalarına benzer birkaç basit kıyafet aldı. Küçük bir sırt çantasına sığdırdı hepsini.
Son olarak çalışma masasına ilerledi.
Eline ağır, kaliteli bir kâğıt ve gümüş kaplama kalemi aldı. Titreyen parmaklarıyla, gözlerinden süzülen tek bir damla yaşın kâğıda damlamasına engel olamayarak o kısa ama yıkıcı notu yazdı:
“Beni arama. Üzgünüm Damian... Evet, yanında kalmayı seçtim ama bu bir hataydı. Lütfen beni affet. Gidiyorum. Hoşça kal...”
Notu masanın tam ortasına, Damian’ın her zaman viski kadehini koyduğu yere bıraktı. Üzerine evlilik yüzüğünü, o ağır altın halkayı yavaşça koydu.
Sırt çantasını omuzuna taktı. Güvenlik kameralarının ve nöbetçilerin değişim saatini bir yıldır Damian’ın yanında yaşayarak ezberlemişti. Malikânenin arka hizmet kapısından, fırtınanın uğuldadığı çam ormanına doğru sessiz bir gölge gibi süzüldü ve geceye karıştı.
Saat gecenin ikisini geçiyordu.
Damian, limandaki işleri bitirip malikâneye döndüğünde içindeki o tuhaf, baskılanamayan huzursuzluk her zamankinden daha yoğundu. Salondan geçip hızla üst kata tırmandı. Yatak odasının kapısını açtığında karşılaştığı ilk şey katıksız bir karanlık ve derin bir boşluk oldu.
“Lena?” dedi alçak bir sesle.
Cevap gelmedi.
Hızla çalışma odasına geçti. Işığı açtığı an, masanın ortasında duran o beyaz kâğıt parçası ve yanındaki altın yüzüğün parıltısı gözüne çarptı.
Damian iki uzun adımla masaya ulaştı. Kâğıdı kavradı. Satırları okurken buzul mavisi gözlerindeki o sarsılmaz surlar ilk kez çatırdayarak yerle bir oldu.
“...bu bir hataydı. Lütfen beni affet. Gidiyorum. Hoşça kal...”
Damian notu elinde öylesine sıktı ki kâğıt avucunun içinde ezilip bir yumruk halini aldı. Yüzündeki ifade bir anda yırtıcı, felaket öncesi bir karanlığa büründü. Çene kasları kemiklerini kıracak kadar sıkıldı.
“NÖBETÇİLER!” diye gürledi. Sesi devasa malikânenin tüm koridorlarında patlayan bir bomba gibi yankılandı. ( Burda ne kullanacagimi bilemedim oyuzden nöbetçiler daha mantıklı geldi shshs)
Saniyeler içinde güvenlik amiri ve adamları odaya döküldü. Hepsi dehşet içinde patronlarının önünde dimdik duruyordu.
“Efendim—”
“KADIN NEREDE?!” diye kükredi Damian. Hayatı boyunca hiç yapmadığı bir şeyi yaparak kontrolünü tamamen kaybetmişti.
“Bir saat içinde bu şehri altüst edeceksiniz! Yollar, tren istasyonları, limanlar, özel havalimanları, eski antika dükkânının etrafı... Şehirdeki her bir taşın altına bakacaksınız! Onu bana getireceksiniz!”
Gecenin geri kalanı, Veyr İmparatorluğu için tam bir seferberliğe dönüştü.
Damian bizzat kendi kullandığı aracıyla sağanak yağmurun dövdüğü sokakları baştan başa taradı. Sahil şeridini, Lena’nın çocukluğunun geçtiği eski mahalleleri, babasının o yıkık dükkânının sokağını, gidebileceği her bir oteli ve sığınağı kendi elleriyle aradı. Adamları yüzlerce kamera kaydını inceledi, tüm çıkış noktalarını tuttu.
Fakat Lena yoktu.
Sanki yer yarılmış, o gece karanlığa karışıp bu şehirden silinmişti. Bir Veyr gibi düşünmeyi, izini nasıl kaybettireceğini Damian’ın yanındaki o bir yılda çok iyi öğrenmişti.
Sabahın ilk ışıkları gri gökyüzünde belirirken, Damian malikânenin arka bahçesine, o siyah güllerin yanına döndü.
Yağmur dinmişti ama hava hâlâ dondurucu bir ayaz taşıyordu.
Damian, Lena’nın her gün oturduğu o taş bankın önünde durdu. Avucunun içinde hâlâ buruşturduğu o notu ve Lena’nın bıraktığı evlilik yüzüğünü tutuyordu. Yüzündeki o sarsılmış, öfkeli ifade yavaş yavaş çekildi;
yerini katıksız, ürpertici ve dönüşü olmayan ölümcül bir kararlılığa bıraktı.
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
Yüzüğü cebine koydu. Notu un ufak edercesine sıktı.
Gözlerini siyah güllere ve uzaklardaki puslu şehir ufkuna dikti.
“Benden kaçabileceğini sandın, Lena...” dedi Damian.
Sesi rüzgârın soğuk esintisinde tekinsiz bir fısıltı gibi çınladı.
“Seni bu dünyadan silebilecek tek kişinin ben olduğumu söylemiştim Lena..."
Ağır ağır arkasını döndü. Yüzünde artık ne bir merhamet kırıntısı ne de bir tereddüt vardı. Sadece avını aramaya yemin etmiş bir yırtıcının mutlak kararlılığı kalmıştı.
“Seni bulacağım,” diye fısıldadı geceye doğru.
“Ve seni bulduğumda... Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak, Lena.”
Bölüm etkileşimi
