22. bölüm / 35
KARA GÜLKANLI MİRASA VEDA VE KULLARIN ZAFERİ
Bölümler 35Şu an: KANLI MİRASA VEDA VE KULLARIN ZAFERİ
- 1 GECEYE DÜŞEN KAN839 kelime
- 2 SIYAH SINIRLAR1.276 kelime
- 3 KİLİTLİ KAPILAR AÇIK YARALAR950 kelime
- 4 KÜLLERİN ALTINDAKİ SIR2.652 kelime
- 5 KURŞUN YÜKÜ VE SOĞUK SAVAŞ1.443 kelime
- 6 TÜNELLERİN FISILTISI1.008 kelime
- 7 BİZİM YALANLARIMIZ BİZİM GERCEKLERİMİZ1.355 kelime
- 8 FIRTINANIN KALBİNDE1.278 kelime
- 9 GECE VE GERÇEK979 kelime
- 10 KANLI SOFRA VE SESSİZ MÜHÜR1.713 kelime
- 11 KANIN SESSİZLİĞİ VE BEYAZ SAYFA1.046 kelime
- 12 AŞKIN VE GÜCÜN MÜHÜRÜ1.074 kelime
- 13 SİYAH GÜLLERİN GÖLGESİNDEKİ VİCDAN1.237 kelime
- 14 SESSİZ VEDA VE YEMİN767 kelime
- 15 YABANCI SOKAKLAR VE BEKLEYEN GÖLGE1.269 kelime
- 16 ZİNCİRİN KOPAN HALKASI VE KANLI BİLMECE866 kelime
- 17 ZEHİRLİ ANLAŞMA1.082 kelime
- 18 MASKELER VE DİKENLİ TAHT1.156 kelime
- 19 YIKIMIN VE SESSİZLİĞİN ÖFKESİ738 kelime
- 20 ZEHİR VE KANLI YEMİN632 kelime
- 21 MERHAMET VE KANLI KABULLENİŞ1.461 kelime
- 22 KANLI MİRASA VEDA VE KULLARIN ZAFERİ718 kelime · Okuduğun bölüm
- 23 SİYAH YALAN979 kelime
- 24 YALANLARIN GÖLGESİNDE İKİ ÖLÜ RUH789 kelime
- 25 GECEYİ YIKAN FISILTI1.255 kelime
- 26 HASRET VE SON SIĞINAK930 kelime
- 27 KANLI ZİRVE1.060 kelime
- 28 KANDAKİ ZEHİR VE SÖZÜ VERİLEN HAYAT1.203 kelime
- 29 29.BÖLÜM1.278 kelime
- 30 IŞIKLARIN ARTIŞI VE GÖLGEDEKİ VELİAHT769 kelime
- 31 MASKELERİN ARKASINDAKİ GÖLGE1.310 kelime
- 32 YILANIN ZEHİRİ VE İÇERİDEN GELEN DARBE1.066 kelime
- 33 ZİNDANA DÖNEN SARAY VE ZİNCİRLENEN DEV901 kelime
- 34 ZİNDANDA BİR AİLE VE ŞAFAK ÖNCESİ SESSİZLİK740 kelime
- 35 BİR MELEĞİN DÜŞÜŞÜ1.881 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
22. BÖLÜM
KANLI MİRASA VEDA VE KULLARIN ZAFERİ
Gecenin karanlığı, Veyr Malikânesi’nin o parçalanmış, barut ve kan kokan kütüphanesinde zamanı dondurmuş gibiydi.
Damian Veyr, dizlerinin üzerinde, kucağında kanlar içinde yatan Lena’ya sımsıkı sarılmış halde duruyordu. Ülkenin en güçlü, en korkulan adamı; kendi elleriyle çektiği tetiğin, kendi elleriyle söndürdüğü o tek hayatsal ışığın altında un ufak olmuştu.
Gözyaşları, Lena’nın solgun ve kanlı yanağına damlıyor; parmakları kızın cansızlaşan bedenini bir daha asla bırakmamak istercesine kumaşa kenetleniyordu.
“Lena... Aç gözlerini, lütfen...” diye fısıldıyordu Damian. Sesi kısılmış, boğazı hıçkırıklardan yırtılmıştı. “Gitmene izin vermeyeceğim... Beni bırakamazsın...”
Ancak zihnini ve ruhunu yıkan o tek cümle hâlâ duvarlarda çınlıyordu: Seni korumak için gittim... Ben seni hiç aldatmadım...
Kendi elleriyle vurmuştu onu. Gururu, öfkesi ve o kör nefreti yüzünden, kendisi için cehenneme yürüyen kadının kalbine kurşunu kendisi saplamıştı.
Tam o sırada, malikânenin alt katından yükselen otomatik silah sesleri ve patlamalar binayı salladı.
Ağır, postalların mermer merdivenleri döven ritmik sesleri hızla yaklaştı. Çalışma odasının zaten kırık olan ağır ahşap kapısı, savrulan tekmelerle tamamen duvara çarparak parçalandı.
Odaya bir anda elleri silahlı siyah üniformalı onlarca adam döküldü.
Dante Veyr’in en seçkin, en acımasız infaz timi.
Damian başını bile kaldırmadı. Kucağındaki kadına sarılmaya, onun soğumaya başlayan yüzünü okşamaya devam etti. Etrafını saran namlular, doğrultulan lazerler onun için bir anlam taşımıyordu. Ölüm, şu an onun için bir ceza değil, tek kurtuluş olurdu.
“Yakalayın şunu!” diye gürledi tim lideri.
Dört iri yarı adam anıda Damian’ın üzerine çullandı. Damian bir kaplan gibi kükreyerek doğrulamaya çalıştı, adamlardan birini tek hamlede duvara çarptı ama üzerine çöken diğer adamlar, kollarını arkaya kıvırıp onu hırsla Lena’nın bedeninden sökmeye başladılar.
“Bırakın beni!” diye haykırdı Damian. Sesi odanın tavanını yırtacak bir feryada dönüştü. “Dokunmayın ona! BIRAKIN ONU!”
Damian zincirlerini kıran bir canavar gibi çırpınıyordu. Kollarını tutan adamları savuruyor, ancak üzerine eklenen yeni adamların ağır darbeleriyle yeniden dizlerinin üzerine çökertiliyordu. Bütün gücüyle haykırıyor, kanlı ellerini yeniden Lena’ya uzatmaya çalışıyordu.
İki adam, Lena’nın kanlar içindeki bedenini yerden kucaklayıp kaldırdı.
Damian’ın gözleri yuvalarından fırlayacak gibi genişledi. Çene kasları kemiklerini kıracak kadar sıkıldı.
“LENAAAAA!” diye bağırdı Damian. Sesi fırtınanın uğultusunu bastırdı. “BIRAKIN ONU! ONA DOKUNMAYIN! LENAAA!”
Adamlar Lena’nın gevşemiş, başı arkaya düşmüş bedenini odadan dışarı, koridorun karanlığına doğru taşırken Damian’ın hıçkırıkları ve bağırmaları tüm malikânede patlıyordu. Hayatında ilk kez bu kadar aciz, ilk kez bu kadar darmadağınık hissetti.
Tam o anda, kapının aralığından ağır adımlarla biri içeri girdi.
Dante Veyr.
Üzerinde koyu gri bir palto vardı. Dudağındaki o purolardan birini tüttürüyor, gözlerinde katıksız, hastalıklı bir zaferin parıltısını taşıyordu. Yavaş adımlarla odadaki yıkımın, yerdeki kan birikintisinin ve adamların altında ezilen kardeşinin önüne kadar yürüdü.
Aşağılayıcı bir tebessümle Damian’a baktı.
“Sonunda...” dedi Dante, dumanı üfleyerek. “Sonunda kendi canını, uğruna şehri yaktığın o tek varlığı kendi ellerinle öldürdün mü, Damian?”
Damian başını kaldırdı. Mavi gözlerinde artık insanlık dışı, zifiri bir nefret yanıyordu.
“Seni geberteceğim...” dedi Damian, dişlerinin arasından kan süzülerek. “Seni kendi ellerimle parçalayacağım Dante!”
Dante acı bir kahkaha attı. Elini kaldırıp adamlarına hafifçe işaret yaptı.
“Bırakın şunu,” dedi Dante.
Adamlar Damian’ı hırsla yere fırlatıp gerilediler. Damian kanlı ellerinin üzerinde doğrulmaya çalıştı ama dizlerinin üzerindeki derman çekilmişti.
Dante, kardeşinin tepesinde durdu. Yavaşça eğildi. Yüzünü Damian’ın kulağına birkaç santim kadar yaklaştırdı. O karanlık, zehirli sesiyle bir şeyler fısıldamaya başladı:
“O kız seni kurtarmak için benim koynuma girdi, Damian...” dedi Dante, kelimeleri birer zehirli hançer gibi kardeşinin ruhuna saplayarak. “Her gece altımda ezilmesine rağmen, sırf senin o aptal canın kurtulsun diye bana katlandı. Senin o koruduğunu sandığın gururun, kızın en büyük işkencesi oldu. Ve sen... O masum kızı, gerçeği öğrenemeden kendi ellerinle vurdun.”
Damian’ın gözlerinden bir damla kanlı yaş süzüldü.
Dante doğrulttu kendini. Dudağındaki tebessüm daha da derinleşti.
“Seni öldürmeyeceğim, Damian,” dedi Dante, arkasını dönüp kapıya doğru yürürken.
“Seni öldürmek sana bir hediye olur. Sen bu vicdan azabıyla, kendi ellerinle döktüğün o kanın içinde, yaşayan bir ölü olarak çürüyeceksin. Bütün Veyr İmparatorluğu, o kızın cesediyle birlikte artık benim.”
Dante ve adamları, ağır adımlarla odadan çıktılar. Malikânenin dışındaki araçların patinaj sesleri ve uzaklaşan motor gürültüleri gecenin sessizliğine karıştı.
Geriye sadece fırtına, açık pencereden içeri dolan dondurucu rüzgâr ve yerdeki o kurumaya başlayan kan birikintisi kaldı.
Damian Veyr, o boş, kanlı odada tek başına, dizlerinin üzerinde çakılı kalmıştı.
Ellerine baktı. Lena’nın kanıyla kaplı ellerine...
Sessizlik, bir giyotin gibi üzerine devrildi. Artık ne bir imparatorluğu vardı, ne bir karısı, ne de bir ruhu. Şehrin en güçlü adamı, kendi yarattığı o karanlık kalede, kendi çektiği tetiğin enkazı altında tamamen yok olmuştu......
Bölüm etkileşimi
