3. bölüm / 35
KARA GÜLKİLİTLİ KAPILAR AÇIK YARALAR
Bölümler 35Şu an: KİLİTLİ KAPILAR AÇIK YARALAR
- 1 GECEYE DÜŞEN KAN839 kelime
- 2 SIYAH SINIRLAR1.276 kelime
- 3 KİLİTLİ KAPILAR AÇIK YARALAR950 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 KÜLLERİN ALTINDAKİ SIR2.652 kelime
- 5 KURŞUN YÜKÜ VE SOĞUK SAVAŞ1.443 kelime
- 6 TÜNELLERİN FISILTISI1.008 kelime
- 7 BİZİM YALANLARIMIZ BİZİM GERCEKLERİMİZ1.355 kelime
- 8 FIRTINANIN KALBİNDE1.278 kelime
- 9 GECE VE GERÇEK979 kelime
- 10 KANLI SOFRA VE SESSİZ MÜHÜR1.713 kelime
- 11 KANIN SESSİZLİĞİ VE BEYAZ SAYFA1.046 kelime
- 12 AŞKIN VE GÜCÜN MÜHÜRÜ1.074 kelime
- 13 SİYAH GÜLLERİN GÖLGESİNDEKİ VİCDAN1.237 kelime
- 14 SESSİZ VEDA VE YEMİN767 kelime
- 15 YABANCI SOKAKLAR VE BEKLEYEN GÖLGE1.269 kelime
- 16 ZİNCİRİN KOPAN HALKASI VE KANLI BİLMECE866 kelime
- 17 ZEHİRLİ ANLAŞMA1.082 kelime
- 18 MASKELER VE DİKENLİ TAHT1.156 kelime
- 19 YIKIMIN VE SESSİZLİĞİN ÖFKESİ738 kelime
- 20 ZEHİR VE KANLI YEMİN632 kelime
- 21 MERHAMET VE KANLI KABULLENİŞ1.461 kelime
- 22 KANLI MİRASA VEDA VE KULLARIN ZAFERİ718 kelime
- 23 SİYAH YALAN979 kelime
- 24 YALANLARIN GÖLGESİNDE İKİ ÖLÜ RUH789 kelime
- 25 GECEYİ YIKAN FISILTI1.255 kelime
- 26 HASRET VE SON SIĞINAK930 kelime
- 27 KANLI ZİRVE1.060 kelime
- 28 KANDAKİ ZEHİR VE SÖZÜ VERİLEN HAYAT1.203 kelime
- 29 29.BÖLÜM1.278 kelime
- 30 IŞIKLARIN ARTIŞI VE GÖLGEDEKİ VELİAHT769 kelime
- 31 MASKELERİN ARKASINDAKİ GÖLGE1.310 kelime
- 32 YILANIN ZEHİRİ VE İÇERİDEN GELEN DARBE1.066 kelime
- 33 ZİNDANA DÖNEN SARAY VE ZİNCİRLENEN DEV901 kelime
- 34 ZİNDANDA BİR AİLE VE ŞAFAK ÖNCESİ SESSİZLİK740 kelime
- 35 BİR MELEĞİN DÜŞÜŞÜ1.881 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
3. BÖLÜM
KİLİTLİ KAPILAR AÇIK YARALAR
Gece yarısını çoktan geçmişti. Malikânenin derin, kasvetli sessizliğini yalnızca koridorda yankılanan mermer tıkırtıları ve dışarıdaki amansız yağmurun sesi bölüyordu.
Lena, odanın ortasında volta atıyordu. Üzerindeki bol gömleğin kollarını kıvırmış, zihnini toparlamaya çalışıyordu. Damian Veyr’in söyledikleri zihninde zehirli bir sarmaşık gibi dolanıyordu: Baban ölmedi, öldürüldü.
Babası Julian… Antikacı dükkânındaki eski kitapların, kokulu tozların ve ahşap oymaların arkasına saklanan o sakin adam. Gerçekten böyle devasa bir karanlığın ortasında mıydı?
Lena gözlerini banyodaki küçük cam kapaklı ecza dolabına dikti. Aynadaki yansımasına baktı. Yüzündeki morluk çenesine doğru yayılmış, gözlerinin altı morarmıştı. Yutkundu. Ağlamayacaktı. Dün gece o sokakta gözyaşlarını tüketmişti; artık hayatta kalmak için mantığa ihtiyacı vardı.
Adımlarını kapıya doğru yöneltti. Kulpu yavaşça aşağı indirdi. Kapı yine kilitli değildi. Damian Veyr onu bir odaya kilitlemeye gerek bile duymamıştı; çünkü onun gözünde bu devasa malikâne, kaçılması imkânsız bir kafesti.
Lena koridora süzüldü. Çıplak ayakları soğuk mermerde ses çıkarmıyordu. Aşağıdan, giriş salonundan gelen kısık konuşma sesleri kesilmişti. Şehir ışıklarının sızdığı devasa pencerelerin altından geçerek merdivenlerin başına kadar ilerledi.
Amacı kaçmak değildi henüz değil. Önce nerede olduğunu, karşısındaki adamın gücünün sınırlarını öğrenmek zorundaydı.
Giriş salonuna bakan balkondan aşağıya doğru sarktı.
Aşağıdaki devasa salonda, şöminenin önünde iki adam duruyordu. Biri Damian’ın sağ kolu olan Viktor’du. Diğeri ise iri yarı, deri ceketli, yüzünün sol tarafında derin bir jilet izi taşıyan yabancı bir adamdı. Siyah Nehir’den gelen elçi.
“Valerik Sabırsızlanıyor, Viktor,” diyordu adam, sesi pürüzlü ve tehditkârdı.
“Julian Arven’in kızı Veyr’in elindeyse, o kızın bu malikâneden canlı çıkmaması gerek.
O kız, o kasaya giden tek ipucu. Valerik ortaklık falan dinlemeyecek artık.”
Viktor ellerini arkasında birleştirmiş, adama yukarıdan bakıyordu. Sesi bir buz kütlesi kadar düzdü:
“Damian Veyr’e emri ancak kendi iradesi verir, Narek. Valerik’e söyle; bu malikânenin sınırlarına bir daha izinsiz adam gönderirse, leşlerini gümrük kapısına asarız. Şimdi defol.”
Adam dişlerini sıktı, hırsla arkasını dönüp devasa ahşap kapıdan dışarı çıktı. Kapı gürültüyle kapandığında salona ağır bir sessizlik çöktü.
Lena nefesini tutmuştu. Valerik Markov… Babasının peşindeki asıl aslan buydu demek.
“Aşağıdaki manzara ilgini çekti mi, Lena?”
Lena sıçrayarak arkasına döndü.
Damian Veyr, hemen arkasındaki loş sütunun gölgesinde duruyordu. Ne zaman geldiğini, nasıl bu kadar sessiz yaklaştığını Lena anlayamamıştı bile. Üzerinde yine o siyah, kusursuz kesim gömleği vardı. Bir elinde kristal bir kadehte sek viski tutuyordu. Mavi gözleri karanlıkta bir yırtıcınınki gibi parlıyordu.
Lena göğsünün sıkıştığını hissetti ama geri adım atmadı. Omuzlarını dikleştirdi.
“Arkanızdan iş çevirmiyorum,” dedi Lena, sesi olabildiğince sert tutmaya çalışarak. “Sadece beni kime karşı piyon olarak kullandığınızı anlamaya çalışıyorum.”
Damian kadehinden küçük bir yudum aldı. Yavaş adımlarla Lena’ya doğru yürüdü. Merdivenlerin başındaki loş ışık, adamın keskin yüz hatlarını gölgeliyordu.
“Piyonlar hamle yapmaz, Lena,” dedi Damian, aralarındaki mesafeyi kapatırken. “Piyonlar sadece sürülür.
Ama sen… Dün gece o sokakta kabanıma yapıştığından beri hamle yapmaya çalışıyorsun.”
“Çünkü ölmek istemiyorum!” diye fısıldadı Lena öfkeyle. “Sizin mafya savaşlarınız, hesaplaşmalarınız beni ilgilendirmiyor!
Babam size ne yaptıysa yaptı, bunun bedelini ben ödemek zorunda değilim!”
Damian durdu. Aralarında sadece birkaç santim vardı. Boy farkı yüzünden Lena başını yukarı kaldırmak zorunda kalıyordu. Damian’ın bakışları, Lena’nın yüzündeki çürükten dudaklarına, ardından kehribar gözlerine kaydı.
“Baban bana bir şey yapmadı,” dedi Damian. Sesi alçak, neredeyse derin bir fısıltı gibiydi ama her kelimesi bir kurşun ağırlığındaydı. “Baban benim ailemi sattı. On yıl önce bu şehirde akan kanın musluğunu tutan adam oydu.”
Lena’nın gözleri genişledi. “Yalan söylüyorsunuz…”
“Baban Julian Arven, finansal aklını Siyah Nehir’e sattı. Abimin bulunduğu sevkiyatın koordinatlarını Valerik’e veren adam senin o masum, antikacı babandı.”
Lena donakaldı. Beyninden aşağı buz gibi bir su dökülmüş gibi hissetti.
“Hayır… Babam bir katil değil. O sadece eski kitaplarla, tablolarla ilgilenirdi…”
“Baban bir muhasebeciydi, Lena. Karanlık paranın temizleyicisiydi,” dedi Damian, gözlerinde en ufak bir merhamet kırıntısı olmadan. “Ve geride öyle bir şifreli arşiv bıraktı ki, şu an o arşiv hem beni hem Valerik’i yok edebilir. Ya da ikimizden birine bu şehrin mutlak krallığını verir.”
Damian kadehini merdiven korkuluğunun üzerine bıraktı. Yavaşça eğildi, yüzü Lena’nın yüzüne o kadar yaklaştı ki, nefesi Lena’nın yanağını yaktı.
“Şimdi söyle bana… Seni o adamlara teslim etmeyip buraya getirerek sana iyilik mi ettim, yoksa seni cehennemin tam ortasına mı çektim?”
Lena yutkunamadı. Karşısındaki adamın gözlerinde derin, karanlık bir uçurum vardı. Ve o uçurum, Lena’yı içine çekiyordu. Karşısındaki adam bir canavar olabilirdi ama dürüst bir canavardı.
Yalan söylemiyordu; acımasız gerçekleri bir tokat gibi yüzüne vuruyordu.
“Beni…” dedi Lena, sesi titrese de gözlerini ayırmayarak. “Beni o kasanın olduğu yere götüreceksiniz. Ama bir şartım var.”
Damian’ın tek kaşı hafifçe havalandı. Dudaklarında tehlikeli, alaycı bir gülüş belirdi.
“Şart mı? Bir tutsak bana şart mı koşuyor?”
“Ben sizin tutsağınız değilim!” dedi Lena, parmağını Damian’ın göğsüne doğru kaldırarak. “Eğer babamın o arşivine ulaşmak istiyorsanız benim zekama ihtiyacınız var. Babam şifrelerini bana öğretirdi. Gizli diller, eski semboller… Onu benden başkası çözemez. Ve benim şartım şu: O arşiv açıldığında, babamın gerçekten bir hain olduğunu kendi gözlerimle göreceğim. Eğer öyleyse… Beni serbest bırakacaksınız. Bir daha asla karşıma çıkmayacaksınız.”
Damian, Lena’nın kaldırdığı parmağına baktı. Ardından yavaşça elini uzatıp Lena’nın bileğini kavradı. Tutuşu demir gibi sertti ama canını yakmıyordu.
“Seni serbest bırakmak mı?” dedi Damian, sesinde karanlık bir eğlenceyle. “Eğer babanın hain olduğu kanıtlanırsa Lena, seni serbest bırakmam. Seni kendi ellerimle bu şehirden silerim.”
Lena’nın kalbi göğsünü dövüyordu. Damian bileğini yavaşça bıraktı.
“Şimdi odana dön ve dinlen. Hazırlan. Gün doğarken yola çıkıyoruz. Babanın o çok sevdiğin antikacı dükkânına gidiyoruz.”
Damian arkasını dönüp viski kadehini aldı ve merdivenlerden aşağıya, karanlığa doğru süzüldü.
Lena merdivenlerin başında yalnız kaldı. Elleri titriyordu. Babasının hatırası, inandığı tüm doğrular gözlerinin önünde parçalanıyordu. Ama aynı zamanda, içindeki o kırılmış kız çocuğunun yerini başka bir şey alıyordu: Diri bir öfke ve kararlılık.
Odasına döndü. Yatağın kenarına oturdu.
Yarın, babasının dükkânına gideceklerdi. Ve Lena, Damian Veyr’e sadece bir piyon olmadığını göstererek o kasanın sırrını ilk çözen kişi olacaktı.
Pencereden dışarı baktığında, karanlık gökyüzünde ilk gri ışıkların belirmeye başladığını gördü. Yağmur dinmişti ama şehir, yaklaşan fırtınanın sessizliğine bürünmüştü.
Bölüm etkileşimi
