21. bölüm / 35
KARA GÜLMERHAMET VE KANLI KABULLENİŞ
Bölümler 35Şu an: MERHAMET VE KANLI KABULLENİŞ
- 1 GECEYE DÜŞEN KAN839 kelime
- 2 SIYAH SINIRLAR1.276 kelime
- 3 KİLİTLİ KAPILAR AÇIK YARALAR950 kelime
- 4 KÜLLERİN ALTINDAKİ SIR2.652 kelime
- 5 KURŞUN YÜKÜ VE SOĞUK SAVAŞ1.443 kelime
- 6 TÜNELLERİN FISILTISI1.008 kelime
- 7 BİZİM YALANLARIMIZ BİZİM GERCEKLERİMİZ1.355 kelime
- 8 FIRTINANIN KALBİNDE1.278 kelime
- 9 GECE VE GERÇEK979 kelime
- 10 KANLI SOFRA VE SESSİZ MÜHÜR1.713 kelime
- 11 KANIN SESSİZLİĞİ VE BEYAZ SAYFA1.046 kelime
- 12 AŞKIN VE GÜCÜN MÜHÜRÜ1.074 kelime
- 13 SİYAH GÜLLERİN GÖLGESİNDEKİ VİCDAN1.237 kelime
- 14 SESSİZ VEDA VE YEMİN767 kelime
- 15 YABANCI SOKAKLAR VE BEKLEYEN GÖLGE1.269 kelime
- 16 ZİNCİRİN KOPAN HALKASI VE KANLI BİLMECE866 kelime
- 17 ZEHİRLİ ANLAŞMA1.082 kelime
- 18 MASKELER VE DİKENLİ TAHT1.156 kelime
- 19 YIKIMIN VE SESSİZLİĞİN ÖFKESİ738 kelime
- 20 ZEHİR VE KANLI YEMİN632 kelime
- 21 MERHAMET VE KANLI KABULLENİŞ1.461 kelime · Okuduğun bölüm
- 22 KANLI MİRASA VEDA VE KULLARIN ZAFERİ718 kelime
- 23 SİYAH YALAN979 kelime
- 24 YALANLARIN GÖLGESİNDE İKİ ÖLÜ RUH789 kelime
- 25 GECEYİ YIKAN FISILTI1.255 kelime
- 26 HASRET VE SON SIĞINAK930 kelime
- 27 KANLI ZİRVE1.060 kelime
- 28 KANDAKİ ZEHİR VE SÖZÜ VERİLEN HAYAT1.203 kelime
- 29 29.BÖLÜM1.278 kelime
- 30 IŞIKLARIN ARTIŞI VE GÖLGEDEKİ VELİAHT769 kelime
- 31 MASKELERİN ARKASINDAKİ GÖLGE1.310 kelime
- 32 YILANIN ZEHİRİ VE İÇERİDEN GELEN DARBE1.066 kelime
- 33 ZİNDANA DÖNEN SARAY VE ZİNCİRLENEN DEV901 kelime
- 34 ZİNDANDA BİR AİLE VE ŞAFAK ÖNCESİ SESSİZLİK740 kelime
- 35 BİR MELEĞİN DÜŞÜŞÜ1.881 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
21. BÖLÜM
MERHAMET VE KANLI KABULLENİŞ
Gecenin en sinsi, en tekinsiz saatinde şehir, üzerini kaplayan sağanak yağmurun ve fırtınanın kırbaç darbeleri altında eziliyordu.
Dante Veyr’in gövde gösterisi yapmak için gittiği, şehrin en üst düzey bürokratlarının ve karanlık liderlerinin toplandığı o görkemli lüks kulübün arka çıkışında ani bir arbede patlak vermişti. Dante'nin bir anlık dalgınlığını, korumaların kapı arasındaki alan değişimini fırsat bilen Lena, elbisesinin altına gizlediği o küçük mühür bıçağını en yakındaki korumanın boynuna saplamış ve arkasına bile bakmadan kendisini o karanlık, yağmurlu sokağa atmıştı.
Kaçıyordu.
Ayakkabıları sokağın ıslak taşlarında kayıyor, üzerindeki mürdüm rengi saten elbise fırtınada savruluyordu. Ciğerleri soğuk havayı çekerken alev alev yanıyor, midesine saplanan o amansız sancı her adımda onu iki büklüm ediyordu.
Ama durmadı. Duramazdı....
Nereye gideceğini, nereye sığınacağını tek bir saniye bile düşünmedi. Zihninde tek bir adres, tek bir yüz, tek bir isim vardı.
Damian Veyr.
Biliyordu... O malikânenin kapısından içeri adım attığı an yaşama şansı yoktu. Damian’ın onu bir hain sandığını, gözlerindeki o son insani ışığın sönüp yerini katıksız bir ölüme bıraktığını biliyordu. Damian onu oracıkta, hiç tereddüt etmeden infaz edebilirdi.
Ama umurunda değildi.
O canavarın altında her gece yeniden ölmektense, ruhunu kirleten o aşağılanmalara katlanmaktansa;
kendisini bir kez olsun karşılıksız seven, kollarına sığındığı o tek adamın ellerinde, onun gözlerinin içine bakarak ölmeyi bin kez tercih ederdi.
Tek amacı vardı: Gerçeği anlatmak.
Damian’ın kendisinden nefret ederek yaşamasını istemiyordu. Bütün o yalanları sırf o yaşasın diye, sırf Dante'nin o kanlı tuzağına düşmesin diye söylediğini ifade etmek istiyordu. Şifreleri, planları, Dante'nin zayıf noktalarını onun önüne serip son nefesini o kucakta vermek istiyordu.
Sağanak yağmur altında geçen o kâbus gibi yolculuğun ardından, kendisini Veyr Malikânesi’nin devasa dökme demir kapılarının önüne attı.
Sert rüzgâr saçlarını yüzüne yapıştırıyordu. Üstü başı çamur ve kan içindeydi.
Kapıdaki nöbetçiler, karanlığın içinden süzülen bu yıkılmış, perişan kadını gördüklerinde elleri anında silahlarına gitti. Ancak ışık Lena’nın yüzüne vurduğunda hepsi donakaldı.
“B-Bayan Lena?!” dedi güvenlik amiri, dehşetle geri çekilerek.
“Açın kapıyı...” dedi Lena, sesi rüzgârda boğularak. “Damian... Damian içeride mi?”
Adamlar birbirine baktı. Damian’ın emri kesindi: “Karşıma çıkan her kim olursa olsun infaz edilecek.” Ama karşılarındaki kadın vurulacak bir düşmandan ziyade, bir ceset kadar solgun, hayalet gibi duran o kadındı. Kimse tetiği çekemedi. Kapılar ağır ağır iki yana açıldı.
Lena koşmadı. Bacaklarındaki son dermanla, yalpalayarak mermer merdivenleri tırmandı.
Malikânenin kapısını itti. İçerisi kapkaranlıktı. O görkemli salonlar, devasa avizeler sönmüş; ev, sahibinin içindeki o zifiri karanlığa bürünmüştü.
Lena ağır adımlarla, ezbere bildigi o koridorlardan geçip üst kata tırmandı.
En üst kattaki çalışma odasının kapısı aralıktı. İçeriden tek bir ışık sızmıyordu;
sadece pencerelerden giren şimşek çakmaları ve şöminedeki son közlerin turuncu cılız parıltısı vardı.
Lena kapıyı tamamen itti ve içeri girdi.
Damian Veyr, odanın ortasındaki o devasa, harabe haldeki masanın arkasında, deri koltukta tek başına oturuyordu.
Üzerindeki siyah gömleğin kolları sıvalıydı. Sağ eli sargılıydı ama sargıdan sızan kurumuş kan izleri belli oluyordu. Elinde yarım kalmış bir viski kadehi tutuyordu. Bakışları, odanın karanlığındaki tek bir noktaya kilitlenmişti.
Kapının açılmasıyla birlikte Damian başını yavaşça kaldırdı.
Buzul mavisi gözleri, ıslak saçları yüzüne yapışmış, üzerindeki o mürdüm rengi elbise çamur içinde kalmış Lena’yı buldu.
O gözlerde tek bir damla şefkat, tek bir anlık yumuşama belirmedi. Yerini insanın iliklerini donduran, katıksız bir iğrenme, tarif edilemez bir öfke ve derin bir nefret aldı.
“Bak sen...” dedi Damian. Sesi odanın zifiri karanlığında bir yılan gibi ıslık çalarak yayıldı. “Ağabeyimin koynundan kaçan küçük hain... Ayağıma kadar gelmiş.”
Damian ayağa kalktı. Boyu karanlığın içinde devasa bir gölge gibi yükseldi.
“Ne o?” dedi Damian, kadehini masaya sertçe bırakarak. “Dante seni çabuk mu unuttu? Yoksa yeni oyununuzun bir parçası olarak beni kendi evimde mi vuracaksınız?”
O kadar ağır, o kadar aşağılayıcı kelimeler seçiyordu ki, her bir kelime odanın duvarlarında yankılanıp Lena’nın göğsüne vuruyordu.
Ama Lena aldırış etmedi. O lafların acısını hissetmedi bile. Çünkü onun ruhu zaten en dibi görmüştü.
Bir adım öne attı. Göğsü hızla kalkıp iniyordu.
“Damian...” dedi Lena, sesi titreyerek, yalvarır gibi. “Beni dinle, Damian...”
Damian gözlerini kısarak kıza doğru iki ağır adım attı.
“Kendi ayağınla eceline mi koştun, Lena?” dedi Damian, sesi pürüzsüz ama bir idam kararından daha keskin çıkarak.
“Hayır, Damian! Lütfen beni dinle... Ben mecburdum! Yemin ederim başka çarem—”
“KES SESİNİ, LENA!” diye gürledi Damian. Sesi odadaki camları titretti.
Aralarındaki mesafeyi tek bir hamlede kapattı. Kızın tepesinde bir ölüm meleği gibi durdu. Yüzündeki kaslar öfkeyle titriyordu.
“Senin o iğrenç ağzından çıkan tek bir yalanı bile dinlemeye hiç niyetim yok!” dedi Damian, kelimeleri kızın yüzüne birer tokat gibi çarparak. “Ben seni en saf sevgimle sevdim! Seni kendi canımdan, kendi ruhumdan sakındım! Ben senin aşkınla kavrulurken...
Sen beni bıraktın! Öldüğünü sandığım, uğruna bütün şehri ateşe verdiğim o hain kardeşime gittin! Onun kadını oldun!”
Lena’nın gözlerinden yaşlar sel gibi akmaya başladı. “Ben senin için gittim! Seni korumak için—”
“KAPAT O ÇENENİ!” diye kükredi Damian. “Yoksa seni şu an, tam burada öldürürüm! Anladın mı beni?! Bir kelime daha edersen seni geberitirim!”
Lena durdu.
Şimşek dışarıda bir kez daha çaktı ve odanın içini anlık bir beyazlıkla aydınlattı.
Lena, karşısındaki adamın o buzul mavisi gözlerine baktı. O gözlerdeki derin acıyı, kendi yokluğunun ve ihanet zannettiği o şeyin açtığı devasa yarayı gördü. Damian mahvolmuştu. Ve onu kurtarmanın, bu acıyı dindirmenin tek bir yolu kalmıştı.
Lena bir adım öne attı. Göğsünü Damian’ın hizasına getirdi.
Kehribar gözlerinde sonsuz bir kabulleniş, derin bir şefkat ve kırık bir tebessüm belirdi.
“Öldür beni, Damian...” dedi Lena, sesi bir fısıltı kadar yumuşak, bir dua kadar berrak çıkarak. “Öldür ki... Kurtulayım.”
Damian’ın boğazından boğuk, karanlık ve acı dolu bir kahkaha yükseldi.
“Kurtulmak mı istiyorsun?” dedi Damian.
Artık gözü hiçbir şeyi görmüyordu. Zihnindeki o ihanet sahneleri, Dante'nin yanında durduğu o an, aylardır çektiği o yırtıcı acı birleşti. Mantığı, bilinci tamamen kapandı.
Belindeki mat siyah tabancayı çekti.
Hiç düşünmedi. Hiç tereddüt etmedi.
Tek bir el ateş sesi odanın içinde patladı.
Susturucusuz namludan çıkan alev patlaması, karanlığı böldü.
Kurşun, Lena’nın karnının sol tarafına, tam ortasına saplandı.
Odadaki gürültü bir anda bıçak gibi kesildi. Yerini sadece dışarıdaki yağmurun boğuk sesine bıraktı.
Lena bir adım geri sendeledi.....
Gözleri hafifçe büyüdü. Ağzından küçük, boğuk bir nefes kaçtı. Yavaşça başını aşağıya eğdi. Ellerini karnına götürdü. Taze, sıcak kan parmaklarının arasından süzülüyor, mürdüm rengi elbiseyi koyu bir siyaha boyuyordu.
Kanlı ellerine baktı.
Ardından başını yavaşça kaldırdı.
Gözlerini, silahı tutan eli hâlâ havada titreyen Damian’ın gözlerine dikti.
Yüzünde ne bir nefret, ne bir kırgınlık, ne de bir sitem vardı. Aksine... Kehribar gözlerinde aylardır ilk kez huzurlu, derin bir rahatlama belirdi. Dudaklarının kenarında sarsıcı, meleksi bir gülüş belirdi.
“Teşekkür ederim...” diye fısıldadı Lena.
Sesi o kadar cılız, o kadar minnettardı ki...
Aynı salisede dermanı tamamen tükenen dizleri büküldü. Bedenindeki tüm güç çekildi ve gürültüyle yere, ahşap parkenin üzerine yığıldı.
O silah sesinin yankısı Damian’ın zihninde patlarken, elindeki ağır tabanca parmaklarının arasından kayıp yere düştü.
Silah zeminde yuvarlandı.
Damian olduğu yerde donakaldı. O buzul mavisi gözleri genişledi. Şok dalgası, zihnindeki o karanlık öfke sisini bir saniyede dağıttı.
Yerde yatan kadına baktı.
Kendi elleriyle vurduğu kadına...
Kendi elleriyle canını aldığı, uğruna yaşadığı o tek insana...
“L-Lena...?” dedi Damian. Sesi ilk kez bir çocuk gibi, tamamen kırılarak ve titreyerek çıktı.
Ne yaptığını o an anladı. Mantığı zihnine bir gülle gibi çarptı.
“LENA!”
Damian dizlerinin üzerine çöktü. Kendini öne doğru attı. Yerde kanlar içinde yatan kızı kollarının arasına aldı. Onu hırsla, dehşetle göğsüne bastırdı.
“Lena! Hayır, hayır, hayır!”
Damian’ın elleri kızın karnındaki o sıcak, fışkıran kanla kaplandı. Kan parmaklarının arasından durdurulamaz bir nehir gibi akıyordu. Damian diğer elini kızın yanağına koydu, saçlarını geriye itti.
Lena’nın gözleri yarı açıktı. Nefesi hırıltılı bir şekilde çıkıyor, dudaklarının kenarından ince bir kan sızıyordu.
“Bak bana! Gözlerini kapatma, bana bak!” diye bağırdı Damian. Sesi artık bir mafya liderinin değil; ruhu sökülen, mahvolmuş bir adamın feryadıydı."
Damian kızı göğsüne daha da sımsıkı çekti. Yüzünü kızın boynuna gömdü. Hayatı boyunca tek bir damla gözyaşı dökmemiş olan o devasa adam, ilk kez hıçkırıklara boğularak ağlamaya başladı. Gözyaşları Lena’nın solgun, kanlı yüzüne damlıyordu.
“Özür dilerim...” diye inledi Damian, sesi göğsünde yırtılarak. “Özür dilerim Lena... Lütfen ölme... Lütfen beni bırakma! Ben ne yaptım... Ben ne yaptım böyle?!”
Lena zorlukla titreyen elini kaldırdı. Kanlı parmak uçları, Damian’ın sakallı, gözyaşlarıyla ıslanmış yanağına dokundu.
“D-Damian...” dedi Lena, sesi bir yaprak hışırtısı kadar cılız çıkarak. “Dante... Seni öldürecekti... Seni korumak için.....”
Damian’ın kalbi o an tamamen durdu. Bütün dünya başına yıkıldı.
Seni korumak için gittim...
Gerçek, bir kılıç gibi kalbine saplandı. Kadın onu satmamıştı. Kadın o adama aşık olmamıştı. Kadın kendisini, sırf kendisi yaşasın diye o cehenneme kurban etmişti. Ve kendisi... O kadını kendi elleriyle vurmuştu.
“Hayır...” dedi Damian, başını sallayarak. “Hayır, söyleme öyle! Konuşma, yorma kendini! Yaşayacaksın! Seni kurtaracağım, yemin ederim seni yaşatacağım!”
“Ben... Seni hiç... aldatmadım...” dedi Lena, gözleri yavaşça kapanırken. Dudaklarında o son, hüzünlü tebessüm dondu. “Sadece... seni... çok sevdim...”
Lena’nın yanağındaki eli yavaşça aşağı kaydı ve Damian’ın kucağına düştü.
Baş yana devrildi.
“LENAAAAAA!”
Damian’ın feryadı, malikânenin tüm duvarlarında, fırtınalı gecenin karanlığında çınladı. Kızı göğsüne bastırdı, başını kızın alnına koydu ve kanlar içinde kalan o odada, kendi elleriyle öldürdüğü aşkının üzerinde heder olarak ağladı........
Bölüm etkileşimi
