KARA GÜL kitap kapağı

26. bölüm / 35

KARA GÜL

HASRET VE SON SIĞINAK

Vaveyla Yazarı: 𝑹𝒆𝒊𝒂𝒏𝒂 ⭐

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 35Şu an: HASRET VE SON SIĞINAK
  1. 1 GECEYE DÜŞEN KAN839 kelime
  2. 2 SIYAH SINIRLAR1.276 kelime
  3. 3 KİLİTLİ KAPILAR AÇIK YARALAR950 kelime
  4. 4 KÜLLERİN ALTINDAKİ SIR2.652 kelime
  5. 5 KURŞUN YÜKÜ VE SOĞUK SAVAŞ1.443 kelime
  6. 6 TÜNELLERİN FISILTISI1.008 kelime
  7. 7 BİZİM YALANLARIMIZ BİZİM GERCEKLERİMİZ1.355 kelime
  8. 8 FIRTINANIN KALBİNDE1.278 kelime
  9. 9 GECE VE GERÇEK979 kelime
  10. 10 KANLI SOFRA VE SESSİZ MÜHÜR1.713 kelime
  11. 11 KANIN SESSİZLİĞİ VE BEYAZ SAYFA1.046 kelime
  12. 12 AŞKIN VE GÜCÜN MÜHÜRÜ1.074 kelime
  13. 13 SİYAH GÜLLERİN GÖLGESİNDEKİ VİCDAN1.237 kelime
  14. 14 SESSİZ VEDA VE YEMİN767 kelime
  15. 15 YABANCI SOKAKLAR VE BEKLEYEN GÖLGE1.269 kelime
  16. 16 ZİNCİRİN KOPAN HALKASI VE KANLI BİLMECE866 kelime
  17. 17 ZEHİRLİ ANLAŞMA1.082 kelime
  18. 18 MASKELER VE DİKENLİ TAHT1.156 kelime
  19. 19 YIKIMIN VE SESSİZLİĞİN ÖFKESİ738 kelime
  20. 20 ZEHİR VE KANLI YEMİN632 kelime
  21. 21 MERHAMET VE KANLI KABULLENİŞ1.461 kelime
  22. 22 KANLI MİRASA VEDA VE KULLARIN ZAFERİ718 kelime
  23. 23 SİYAH YALAN979 kelime
  24. 24 YALANLARIN GÖLGESİNDE İKİ ÖLÜ RUH789 kelime
  25. 25 GECEYİ YIKAN FISILTI1.255 kelime
  26. 26 HASRET VE SON SIĞINAK930 kelime · Okuduğun bölüm
  27. 27 KANLI ZİRVE1.060 kelime
  28. 28 KANDAKİ ZEHİR VE SÖZÜ VERİLEN HAYAT1.203 kelime
  29. 29 29.BÖLÜM1.278 kelime
  30. 30 IŞIKLARIN ARTIŞI VE GÖLGEDEKİ VELİAHT769 kelime
  31. 31 MASKELERİN ARKASINDAKİ GÖLGE1.310 kelime
  32. 32 YILANIN ZEHİRİ VE İÇERİDEN GELEN DARBE1.066 kelime
  33. 33 ZİNDANA DÖNEN SARAY VE ZİNCİRLENEN DEV901 kelime
  34. 34 ZİNDANDA BİR AİLE VE ŞAFAK ÖNCESİ SESSİZLİK740 kelime
  35. 35 BİR MELEĞİN DÜŞÜŞÜ1.881 kelime

26. BÖLÜM

HASRET VE SON SIĞINAK

Gece, uçurumun tepesindeki malikanenin üzerine bu kez bir daha hiç kalkmayacak bir kıyamet gibi çöktü.

Damian Veyr’in adamları, malikânenin dört bir yanından yükselen sesleri, zırhlı araçların motor uğultuları ve patlamalarla malikâneyi tam anlamıyla bir cehennem çemberine almıştı.

Gökyüzünü aydınlatan kızıl izli mermiler, duvarları döven ağır makineli sesleri ve içeri dalan özel eğitimli adamların çatışma çığlıkları, Dante'nin kalan son adamlarını da kaçacak delik aramaya mahkûm ediyordu.

Ama Damian için bu çatışma, bu savaş ya da Dante'nin akıbeti artık birinci sırada değildi.

O, arkasından gelen adamların açtığı koruma ateşine bile bakmadan, elinde dumanı tüten silahıyla duman altı olmuş koridorları, yıkılan sütunları yararak alt kata doğru fırtına gibi koşuyordu.

Zihninde tek bir resim, kulaklarında tek bir fısıltı vardı: Yaşıyor... O yaşıyor...

Aylardır göğsünde taşıdığı o devasa, ezici, kemiklerini kıran vicdan azabı; yerini kalbini patlatacak kadar büyük, çılgınca bir umuda ve kavuşma sancısına bırakmıştı.

Kendi elleriyle sıktığı o merminin, kucağında soğuyan o bedenin, gözlerindeki o hüzünlü tebessümün hesabı zihninde baştan yazılıyordu.

O ölmemişti. Karısı, her şeyi feda ettiği o masum kadın, şu an birkaç metre aşağıda, karanlık bir depoda onu bekliyordu.

Damian, mahzen katına inen o dik taş merdivenleri üçer beşer atlayarak indi.

Rutubet, kan ve barut kokan o karanlık koridorda ilerledi. Koridorun sonundaki o ağır, demir mahzen kapısını gördüğünde adımları büküldü.

Kapı kapalıydı. Üzerindeki ağır çelik sürgüler ve kalın kilitler, içerideki dünyayı dışarıdan tamamen koparmıştı.

Damian silahını kılıfına soktu. İki eliyle ağır çelik sürgüye yapıştı.

“LENA!” diye gürledi. Sesi taş duvarları, mahzenin soğuk zeminini titretecek kadar yırtıcı, ham ve çaresizdi. “LENA! BURADA MISIN?!”

Zifiri karanlık deponun köşesinde, soğuk betona sırtını yaslamış, dizlerini göğsüne çekmiş halde oturan Lena; dışarıdan gelen o sesi duyduğu an donakaldı.

Dışarıdaki patlamalar, silah sesleri zihninde silindi.

O ses...

O gür, o dondurucu ama içerisinde sadece kendisine ait bir şefkat taşıyan, rüyalarında, kâbuslarında her gece yankılanan o ses...

Lena’nın nefesi tıkandı. Kalbi göğsünü delercesine çarpmaya başladı. Karnındaki dikişlerin ağrısını, aylardır bedenini yıpratan o amansız halsizliği bir anda unuttu. Titreyen elleriyle soğuk beton zeminden destek alarak doğruldu.

Yalpalayarak, düşe kalka, karanlıkta ellerini duvara sürterek kapıya doğru koştu.

“D-Damian...?” dedi Lena. Sesi ağlamaktan kısılmış, boğazında düğümlenmişti.

Ellerini o buz gibi dökme demir kapıya vurdu.

“DAMİAN! BURADAYIM! BURADAYIM!”

Kapının dışındaki Damian, içeriden gelen o cılız, o titrek sesi duyduğu an dizlerinin bağı çözülecek gibi oldu.

O ses... Karısının sesiydi.

Yaşıyordu. Gerçekten oradaydı. Bir hayal, bir hezeyan değil; kanıyla, canıyla, nefesiyle kapının hemen arkasındaydı.

“Lena...” dedi Damian, başını soğuk demir kapıya dayayarak. Gözlerinden süzülen devasa gözyaşları çeliğin üzerine damladı.

“Buradayım. Geldim... Seni almaya geldim.”

Damian bir adım geri çekildi. Belindeki ağır tabancayı çekti, kilit mekanizmasına üst üste ateş etti.

Kıvılcımlar karanlık koridoru aydınlattı. Damian kilitleri parçaladıktan sonra devasa omzuyla ağır demir kapıya bütün gücüyle yüklendi.

Kapı, paslı menteşelerinden sökülerek büyük bir gürültüyle içeriye doğru savruldu.
Koridordaki acil durum ışıklarının turuncu, loş parıltısı, deponun zifiri karanlığına bir kılıç gibi dilimlenerek girdi.

Ve o ışık hüzmesinin ortasında...

Lena duruyordu.

Üzerindeki elbise yırtık, saçları dağılmış, yüzü solgun ama gözleri en karanlık gecede bile parlayacak kadar canlı kehribar gözleriyle ona bakıyordu.

İkiside bir saniye boyunca donakaldı.

Zaman durdu. Malikanedeki patlamalar, dışarıdaki helikopterler, geçen o kâbus dolu aylar, o kanlı gece, çekilen tetik, dökülen yaşlar... Bütün evren o tek bir saniyede buharlaşıp yok oldu. Birbirlerinin öldüğünü sanarak cehennemi yaşayan iki ruh, şimdi tek bir nefes mesafesinde göz göze gelmişti.

“Damian...” diye fısıldadı Lena.

Damian Veyr, hayatında hiç böyle bir süratle, hiç böyle bir çaresizlikle hareket etmemişti.

Elindeki ağır silah parmaklarının arasından düşüp yere çarptı. Damian aralarındaki o son adımları iki devasa hamlede kapattı.

Ve Lena’yı kollarının arasına aldı.

O sarılma... İki insanın birbirine sarılması değildi.

O sarılma; kıyametten kaçan iki ruhun birbirine kenetlenmesiydi. Birbirlerinin yokluğuyla mahvolmuş iki canın, kemikleri kırılacak, nefesleri kesilecek kadar hırsla, dehşetle ve katıksız bir aşkla birbirine sığınmasıydı.

Damian, kızı göğsüne öyle bir bastırdı ki, Lena’nın ayakları yerden kesildi. Kolları kızın beline, sırtına bir zırh gibi dolandı.

Başını Lena’nın boyun girintisine gömdü. Kızın kokusunu,ciğerleri patlayana kadar içine çekti. Bütün gövdesi sarsılarak, hıçkırıklara boğularak ağlamaya başladı.

O devasa, hiç kimsenin diz çöktüremediği adam, karısının koynunda çocuk gibi sarsılıyordu.

“Yaşıyorsun...” diye inledi Damian, sesi kızın teninde boğularak. “Yaşıyorsun... Şükürler olsun... Şükürler olsun... Yaşıyorsun...”

Lena da kollarını Damian’ın boynuna kenetledi. Parmaklarını adamın sakallarına, ıslak saçlarına geçirdi. Yüzünü Damian’ın boynuna bastırdı. Göğsünden sökülen ağlama krizleriyle Damian’ın omuzlarını ıslatıyordu.

“Seni vurarak öldürdüm sandım...” dedi Damian, hıçkırıklarının arasında kızın boynunu, çenesini, yanaklarını defalarca öperek. “Aylardır her gün öldüm Lena... Her gece seni kendi ellerimle vurduğum o anı yaşadım... Beni affet... Beni affet...”

Lena başını geriye çekti. Kanlı, solgun elleriyle Damian’ın ıslak yanaklarını tuttu. O buzul mavisi gözlerin içine, o kendi elleriyle söndürdüğünü sandığı ışığa baktı.

“Affedecek bir şey yok...” dedi Lena, hıçkırarak gülümsedi.

“Biliyorum...” dedi Damian, kızın alnına alnını dayayarak. “Her şeyi öğrendim Lena... Her şeyi biliyorum. Seni bir daha asla, tek bir saniye bile yalnız bırakmayacağım.”

Damian kızı yeniden hırsla göğsüne çekti. Lena başını adamın kalbinin üzerine koydu. O ritmik, güçlü atışları duydu. Yaşıyordu. İkisi de bu cehennemden sağ çıkmıştı.

Bedenleri birbirine o kadar sıkı kenetlenmişti ki, aralarındaki hava bile çekilmişti. Damian’ın elleri kızın belinde titriyor, sanki bıraktığı an Lena yeniden bir hayalet gibi yok olacakmışçasına onu kendine bastırıyordu. Lena ise parmaklarını adamın gömleğine geçirmiş, tırnaklarını kumaşa batırmıştı.

Birbirlerinin gözyaşları yanaklarında karıştı. Dışarıdaki kanlı savaş, malikanenin yıkılan duvarları umurlarında değildi. Onlar için dünya, o karanlık mahzen deposunda, bir adamın ve bir kadının birbirine kenetlendiği o tek sarılmanın sınırları içinde yeniden doğmuştu.

“Gidiyoruz,” dedi Damian, kızı kucağına alarak. Onu bir daha asla yere bırakmayacak gibi sıkıca kavradı. “Eve gidiyoruz Lena.....Evimize.”

Lena başını adamın göğsüne yasladı, gözlerini kapattı.

Kâbus bitmişti. Yalanlar erimiş, ölüm yenilmişti. Ve o sarılmanın sıcaklığında, yaralı iki ruh ilk kez yeniden nefes almaya başlamıştı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

36okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.