7. bölüm / 35
KARA GÜLBİZİM YALANLARIMIZ BİZİM GERCEKLERİMİZ
Bölümler 35Şu an: BİZİM YALANLARIMIZ BİZİM GERCEKLERİMİZ
- 1 GECEYE DÜŞEN KAN839 kelime
- 2 SIYAH SINIRLAR1.276 kelime
- 3 KİLİTLİ KAPILAR AÇIK YARALAR950 kelime
- 4 KÜLLERİN ALTINDAKİ SIR2.652 kelime
- 5 KURŞUN YÜKÜ VE SOĞUK SAVAŞ1.443 kelime
- 6 TÜNELLERİN FISILTISI1.008 kelime
- 7 BİZİM YALANLARIMIZ BİZİM GERCEKLERİMİZ1.355 kelime · Okuduğun bölüm
- 8 FIRTINANIN KALBİNDE1.278 kelime
- 9 GECE VE GERÇEK979 kelime
- 10 KANLI SOFRA VE SESSİZ MÜHÜR1.713 kelime
- 11 KANIN SESSİZLİĞİ VE BEYAZ SAYFA1.046 kelime
- 12 AŞKIN VE GÜCÜN MÜHÜRÜ1.074 kelime
- 13 SİYAH GÜLLERİN GÖLGESİNDEKİ VİCDAN1.237 kelime
- 14 SESSİZ VEDA VE YEMİN767 kelime
- 15 YABANCI SOKAKLAR VE BEKLEYEN GÖLGE1.269 kelime
- 16 ZİNCİRİN KOPAN HALKASI VE KANLI BİLMECE866 kelime
- 17 ZEHİRLİ ANLAŞMA1.082 kelime
- 18 MASKELER VE DİKENLİ TAHT1.156 kelime
- 19 YIKIMIN VE SESSİZLİĞİN ÖFKESİ738 kelime
- 20 ZEHİR VE KANLI YEMİN632 kelime
- 21 MERHAMET VE KANLI KABULLENİŞ1.461 kelime
- 22 KANLI MİRASA VEDA VE KULLARIN ZAFERİ718 kelime
- 23 SİYAH YALAN979 kelime
- 24 YALANLARIN GÖLGESİNDE İKİ ÖLÜ RUH789 kelime
- 25 GECEYİ YIKAN FISILTI1.255 kelime
- 26 HASRET VE SON SIĞINAK930 kelime
- 27 KANLI ZİRVE1.060 kelime
- 28 KANDAKİ ZEHİR VE SÖZÜ VERİLEN HAYAT1.203 kelime
- 29 29.BÖLÜM1.278 kelime
- 30 IŞIKLARIN ARTIŞI VE GÖLGEDEKİ VELİAHT769 kelime
- 31 MASKELERİN ARKASINDAKİ GÖLGE1.310 kelime
- 32 YILANIN ZEHİRİ VE İÇERİDEN GELEN DARBE1.066 kelime
- 33 ZİNDANA DÖNEN SARAY VE ZİNCİRLENEN DEV901 kelime
- 34 ZİNDANDA BİR AİLE VE ŞAFAK ÖNCESİ SESSİZLİK740 kelime
- 35 BİR MELEĞİN DÜŞÜŞÜ1.881 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
7. BÖLÜM
"BİZİM YALANLARIMIZ
BİZİM GERÇEKLERİMİZ.."
Damian’ın dudaklarından dökülen son sözcükler henüz mahzenin rutubetli duvarlarında sönmeyen bir yankı iken, mahzenin loş köşesinde beklenmedik bir şey oldu.
Lena gözünü bile kırpmadan masanın üzerindeki ağır, bronz kaplama antika gaz lambasını kavradı ve bütün gücüyle Viktor’un yönüne, tünelden sızan havalandırma borusunun hemen yanındaki açık gaz vanasının kablosuna doğru fırlattı.
Lamba büyük bir gürültüyle patlayıp duvara çarptığı an, fırlayan kıvılcımlar havada süzülen gaz birikintisini tutuşturdu.
Küçük ama etkili bir patlama dalgası ve peşinden gelen yoğun, kör edici bir alev patlaması mahzeni kapladı.
Viktor reflexesel olarak yüzünü korumak için kolunu kaldırdı ve namlusu tek bir milim saptı.
O tek milim, Damian Veyr için ölüm ile yaşam arasındaki bütün mesafeydi.
Damian bir saliseden kısa bir sürede hamle yaptı. Viktor’un bileğini kavrayıp kemiği çatırdatacak bir kuvvetle büktü. Susturuculu silah büyük bir patlamayla tavana doğru ateş aldı, beton parçaları üzerlerine döküldü. Damian öteki eliyle Viktor’un boğazına yapışıp adamı mahzenin ortasındaki masaya doğru savurdu. Ağır meşe masa gürültüyle devrildi, üzerindeki haritalar ve fotoğraflar alevlerin ortasına saçıldı.
“Kuzu kılığına girmiş bir çakal gibi on yıl boyunca soframda oturdun, Viktor,” dedi Damian, sesi patlamanın gürültüsünü dahi bastıran derin, fevkalade soğuk bir tonla.
Viktor kan tükürerek doğrulmaya çalıştı, belindeki yedek bıçağa uzandı ama Damian her hamleyi önceden okuyordu. Bıçağı tutan eli postalının tabanıyla ezdi. Kemiğin kırılma sesi mahzendeki yangının çıtırtısına karıştı.
Viktor acıyla haykırdı ama yüzündeki o kanlı, hain tebessüm kaybolmadı.
“Beni öldürsen de bir şey değişmeyecek Damian!” diye hırladı Viktor. “Valerik tünellerin diğer ucunu tuttu bile! O belleği buradan canlı çıkaramayacaksınız!”
Damian adamın yakasını kavrayıp havaya kaldırdı. Mavi gözlerinde en ufak bir nefret ya da öfke patlaması yoktu; sadece infaz infaz kararını vermiş bir hâkimin mutlak, ifadesiz karanlığı vardı.
“Biliyorum,” dedi Damian yavaşça. “Ama sen bunu göremeyeceksin.”
Tek bir hareketle Viktor’un boynunu kırdı.
Gövde cansız bir torba gibi yere, alevlerin yaklaştığı ahşap zemin kaplamalarının üzerine düştü.
Damian arkasını döndüğünde Lena’yı gördü. Kız duvarın dibine çökmüş, elinde sıkı sıkıya tuttuğu babasının günlüğüyle alevlerin arasında Damian’a bakıyordu. Yüzü is içindeydi, gözleri dehşetle büyümüştü ama kaçmamıştı. Damian’ı tek başına bırakmamıştı.
Damian adımlarını kıza doğru attı. Duman ciğerlerini yakmaya başlamıştı.
“Kalk,” dedi Damian, elini uzatarak.
Lena bir an için o uzatılan ele baktı. Az önce gözünü bile kırpmadan bir adamın canını alan, yüzünde en ufak bir pişmanlık izi taşımayan o el... Babasının mektubunda uyardığı adamın eli.
Ama o el aynı zamanda, onu bu yangının içinden çıkarabilecek tek eldi.
Lena tereddüdünü bastırdı, parmaklarını Damian’ın demir gibi sert, sıcak avucuna kenetledi. Damian kızı tek bir hamlede ayağa kaldırdı.
“Arka geçit,” dedi Lena öksürerek, dumanın içinden mahzenin sol köşesindeki dar, taş kemeri gösterdi. “Babamın haritasında... O hat eski nehir yatağındaki çıkışa bağlanıyor.”
Damian kızı önüne alarak dar kemere doğru koştu. Arkalarında, Viktor’un cansız bedeni ve mahzendeki yılların sırları alevlerin arasında yok oluyordu.
Tünelin dar, basık koridorunda dakikalarca koştular. Akciğerleri soğuk, nemli havayla yanıyordu. Tünelin sonundaki paslı demir parmaklıkları fırlatıp attıklarında kendilerini şehrin dışındaki eski nehir yatağının kıyısında, sağanak yağmurun altında buldular.
Yağmur, yüzlerindeki isi ve kanı anında yıkıp geçti.
Lena dizlerinin üzerine çöktü, ıslak çimlerin ve çamurun ortasında nefes almaya çalıştı. Göğsü öfke, korku ve yorgunlukla inip kalkıyordu. Günlüğü hâlâ kucağında, kabanının altında sıkıca saklıyordu.
Damian durdu. Yağmur siyah saçlarından süzülüyor, kabanından sular damlıyordu. Cebinden telefonunu çıkardı, hızlıca birkaç komut verdi.
Beş dakika sonra nehir yatağına yaklaşan iki siyah aracın farları karanlığı yardı.
Araçlardan inen adamlar hızla çevre emniyeti alırken, Damian Lena’ya doğru yürüdü.
“Arabaya bin,” dedi, sesi yağmurun sesini yaran bir durgunluktaydı.
Lena başını kaldırdı. Islak kumral saçları yüzüne yapışmıştı. Kehribar gözleri ilk kez Damian’a karşı tamamen çıplak, örtüsüz bir öfkeyle bakıyordu.
“Ağabeyin...” dedi Lena, sesi rüzgârda titreyerek. “Onu öldüren şey benim babamın korkusuymuş. Ama o korkuyu besleyen adam da hemen yanındaymış.”
Damian cevap vermedi. Kızın önünde bir kaya gibi durdu.
“Bana yalan söyledin,” diye devam etti Lena, ayağa kalkarak. “Beni buraya getirirken babamın bir cani olduğunu kabullendirmeye çalıştın! Ama babam sadece beni korumaya çalışan bir kurbandı!”
Damian bir adım yaklaştı. Yüzündeki yağmur damlaları ışıkta parıldıyordu.
“Baban bir kurbandı, evet,” dedi Damian, kelimeleri tane tane söyleyerek. “Ama sütten çıkmış ak kaşık değildi Lena. Ağabeyimin ölümüne sebep olan o bilgiyi Viktor’a verirken, benim ailemin yıkılacağını biliyordu. Bir hayatı kurtarmak için başka bir hayatı harcadı.”
“Sen ne yapardın?!” diye bağırdı Lena, yağmurun altında sesini yükselterek.
“Söylesene Damian! Biri senin eline bir silah verip ‘Ya kızın ölecek ya da hiç tanımadığın bir adam’ deseydi ne yapardın?!”
Damian’ın gözlerinde ilk kez karanlık, fırtınalı bir dalgalanma oldu. Çene kasları kasıldı.
“Ben ikisini de öldürürdüm,” dedi Damian, sesi gecenin soğuğundan daha dondurucuydu. “Ve kendi kurallarımı koyardım.”
Lena bir an için duraksadı. Karşısındaki adamın ne kadar sınırlar ötesi, ne kadar tehlikeli bir mantıkla işlediğini bir kez daha iliklerine kadar hissetti.
“Şimdi arabaya biniyorsun,” dedi Damian. “Viktor öldü ama Valerik hâlâ hayatta. Ve elindeki o dijital belleğin şifresini çözmeden bu şehirde hiçbirimiz güvende değiliz.”
Lena göğsündeki günlüğe biraz daha sarıldı.
“Bu şehirde zaten kimse güvende değil,” diye fısıldadı.
Arabanın kapısı açıldı. Lena arka koltuğa geçti. Damian da yanına oturduğunda, araçlar gecenin karanlığında hızla kayboldu.
Sabaha karşı malikâneye döndüklerinde hava alaca karanlıktı.
Şehir ışıkları uzakta, puslu bir sisin arkasında büzülmüştü. Malikânenin kütüphanesine geçtiklerinde Damian masasına oturdu, tünelden çıkardığı gümüş renkli, şifreli dijital belleği masanın ortasına koydu.
Lena ise şöminenin karşısındaki berjer koltuğa oturmuş, babasının günlüğünün son sayfalarını okuyordu.
Oda ağır bir sessizliğe bürünmüştü. Dışarıda hafifleyen yağmurun pencereye vuran tıpırtıları ve şöminede yanan odunların sesi dışında hiçbir gürültü yoktu.
“Şifre,” dedi Damian, bakışlarını masadaki bellekten kaldırıp Lena’ya dikerek. “Bu belleğin içinde Valerik’in, konseyin ve yeraltı dünyasındaki tüm liderlerin kara para hesapları, suikast emirleri ve siyasi bağlantıları var. Ama bellek üç kademeli bir kripto algoritmasıyla korunuyor.”
Lena günlüğü yavaşça kapattı. Dizlerinin üzerine koydu.
“Babam günlüğün sonuna bir not düşmüş,” dedi Lena, sesi yorgun ama sakindi. “Bu belleği sadece tek bir kişi tamamen açabilir.”
Damian’ın gözleri kısıldı. “Kim?”
Lena gözlerini Damian’ın buzul mavisi gözlerine dikti.
“Ben ve sen. Birlikte.”
Damian şaşırmış gibi görünmüyordu ama tek kaşı hafifçe havalandı. “Nasıl?”
“Babam şifrenin ilk yarısını benim çocukluğumda bana öğrettiği antik dillerdeki bir kelime dizilimine bağlamış,” dedi Lena, doğrulup masaya yaklaşarak. “Ama ikinci yarısı... İkinci yarısı senin ağabeyinin ölüm tarihi ve Veyr ailesinin eski mühür kodları.”
Lena masanın önünde durdu. İki elini masaya dayadı, Damian’a doğru hafifçe eğildi.
“Yani Damian Veyr... Ne ben senden kurtulabilirim ne de sen benden. Babanın ve benim babamın geçmişte yaptığı o kanlı anlaşma, ikimizi birbirimize zincirlemiş.”
Damian oturduğu koltukta geriye yaslandı. Bakışları kızın kehribar gözlerinde, ardından duruşundaki o sarsılmaz cesarette gezindi. Artık karşısında o ilk gece kabanına tutunup ağlayan, korkudan titreyen kız yoktu. Karşısında, onun karanlık dünyasının kurallarını öğrenmeye başlayan ve kendi şartlarını direten güçlü bir kadın vardı.
“Zincirler,” dedi Damian alçak, pürüzsüz bir sesle. “Bazen insanı korur, bazen de boğar Lena.”
“Hangisi olacağına biz karar vereceğiz,” dedi Lena net bir sesle. “Yarın o belleği açacağız. Valerik’i bitireceğiz. Ve sonra... Ben kendi yoluma gideceğim.”
Damian’ın dudaklarının kenarında gölge gibi bir tebessüm belirdi. Bu gülüşte ne alay vardı ne de küçümseme. Sadece derin, karanlık bir kabulleniş.
“Göreceğiz,” dedi Damian.
Tam o sırada kütüphanenin kapısı çaldı. İçeri giren yeni güvenlik amiri, elindeki siyah zarfı Damian’a uzattı.
“Efendim,” dedi adam. “Giriş kapısına bir kurye bırakmış. Valerik Markov’dan.”
Damian zarfı aldı, gümüş zarf açacağıyla kesti. İçinden tek bir fotoğraf çıktı.
Fotoğrafta, Lena’nın çalıştığı okulun binası ve arka planda Lena’nın en yakın çocukluk arkadaşı olan Sofia’nın görüntüsü vardı. Fotoğrafın arkasına kırmızı mürekkeple tek bir satır yazılmıştı:
“Arşiv açılırsa, kızın dünyasından kalan son parçayı da yakarım. Yarın gece gece yarısı, eski liman hangarları.”
Lena fotoğrafı gördüğü an yüzündeki bütün renk çekildi. Dehşet içinde geriledi.
“Sofia...” diye fısıldadı Lena, nefesi tıkanarak. “O... O hiçbir şey bilmiyor!”
Damian fotoğrafı masaya bıraktı. Ayağa kalktı, kabanını omuzlarına aldı. Mavi gözlerinde katıksız bir felaket ışığı yandı.
“Arşivi açmaya vaktimiz kalmadı,” dedi Damian, sesi bir idam hükmü gibi odada çınlayarak.
“Valerik savaşı benim alanıma taşımak istedi. Ama nerede öleceğine ben karar vereceğim.”
Lena Damian’ın gözlerinin içine baktı. Korku yeniden ruhunu sarmıştı ama bu kez yalnız değildi. Karşısındaki canavar, şu an onun tek müttefikiydi.
“Ben de geliyorum,” dedi Lena, sesi titrese de geri adım atmayarak.
Damian kızın yanından geçerken durdu. Eli yavaşça yükseldi, parmak uçları Lena’nın yanağındaki hafifleyen morluğa dokundu. Teması buz gibiydi ama elektrik çarpmış gibi bir his bıraktı.
“Bu gece bir kurban gibi değil,” dedi Damian kulağına eğilerek. “Bir Veyr gibi dövüşeceksin.” :)
Bölüm etkileşimi
