18. bölüm / 35
KARA GÜLMASKELER VE DİKENLİ TAHT
Bölümler 35Şu an: MASKELER VE DİKENLİ TAHT
- 1 GECEYE DÜŞEN KAN839 kelime
- 2 SIYAH SINIRLAR1.276 kelime
- 3 KİLİTLİ KAPILAR AÇIK YARALAR950 kelime
- 4 KÜLLERİN ALTINDAKİ SIR2.652 kelime
- 5 KURŞUN YÜKÜ VE SOĞUK SAVAŞ1.443 kelime
- 6 TÜNELLERİN FISILTISI1.008 kelime
- 7 BİZİM YALANLARIMIZ BİZİM GERCEKLERİMİZ1.355 kelime
- 8 FIRTINANIN KALBİNDE1.278 kelime
- 9 GECE VE GERÇEK979 kelime
- 10 KANLI SOFRA VE SESSİZ MÜHÜR1.713 kelime
- 11 KANIN SESSİZLİĞİ VE BEYAZ SAYFA1.046 kelime
- 12 AŞKIN VE GÜCÜN MÜHÜRÜ1.074 kelime
- 13 SİYAH GÜLLERİN GÖLGESİNDEKİ VİCDAN1.237 kelime
- 14 SESSİZ VEDA VE YEMİN767 kelime
- 15 YABANCI SOKAKLAR VE BEKLEYEN GÖLGE1.269 kelime
- 16 ZİNCİRİN KOPAN HALKASI VE KANLI BİLMECE866 kelime
- 17 ZEHİRLİ ANLAŞMA1.082 kelime
- 18 MASKELER VE DİKENLİ TAHT1.156 kelime · Okuduğun bölüm
- 19 YIKIMIN VE SESSİZLİĞİN ÖFKESİ738 kelime
- 20 ZEHİR VE KANLI YEMİN632 kelime
- 21 MERHAMET VE KANLI KABULLENİŞ1.461 kelime
- 22 KANLI MİRASA VEDA VE KULLARIN ZAFERİ718 kelime
- 23 SİYAH YALAN979 kelime
- 24 YALANLARIN GÖLGESİNDE İKİ ÖLÜ RUH789 kelime
- 25 GECEYİ YIKAN FISILTI1.255 kelime
- 26 HASRET VE SON SIĞINAK930 kelime
- 27 KANLI ZİRVE1.060 kelime
- 28 KANDAKİ ZEHİR VE SÖZÜ VERİLEN HAYAT1.203 kelime
- 29 29.BÖLÜM1.278 kelime
- 30 IŞIKLARIN ARTIŞI VE GÖLGEDEKİ VELİAHT769 kelime
- 31 MASKELERİN ARKASINDAKİ GÖLGE1.310 kelime
- 32 YILANIN ZEHİRİ VE İÇERİDEN GELEN DARBE1.066 kelime
- 33 ZİNDANA DÖNEN SARAY VE ZİNCİRLENEN DEV901 kelime
- 34 ZİNDANDA BİR AİLE VE ŞAFAK ÖNCESİ SESSİZLİK740 kelime
- 35 BİR MELEĞİN DÜŞÜŞÜ1.881 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
18. BÖLÜM
MASKELER VE DİKENLİ TAHT
Gece, şehrin üzerine kurşun gibi ağır bir sessizlikle çökmüştü.
Yeraltı dünyasının gözlerden uzak, tarihi bir taş binada düzenlenen gizli zirvesi için tüm hazırlıklar tamamlanmıştı. Eski konseyin artıkları, gümrük kaçakçıları ve karanlık liman kartelleri, şehrin yeni "sahibinin" kim olduğunu öğrenmek üzere yüksek tavanlı, loş salonda toplanmıştı. Herkes Damian Veyr’in amcasını devirip tahta geçtiğini sanıyordu; fakat bu gece, Dante Veyr hayaletlerin arasından çıkıp kendi krallığını ilan edecekti.
Salona açılan büyük çift kanatlı kapının önünde, Dante Veyr duruyordu.
Üzerindeki siyah, kusursuz kesim takımı ve soğuk duruşuyla tıpkı bir gölge gibiydi. Yanında ise Lena vardı.
Lena, Dante adamlarının ona getirdiği derin yırtmaçlı, koyu mürdüm rengi saten bir elbise giymişti. Saçları ensesinde sıkı bir topuz yapılmış, dudağındaki o küçük çürük zarif bir makyajla ustalıkla kapatılmıştı.
Dışarıdan bakıldığında pürüzsüz, büyüleyici ve mermer kadar soğuk görünüyordu. Ancak elbisesinin kumaşı altına gizlediği bedeninde her kası gergindi.
Dante, dirseğini Lena’ya doğru kıvırdı.
“Kör bir nefretle hareket etmeyeceksin,” dedi Dante, kızın kulağına doğru eğilerek. Sesi alçak ama tehdit doluydu. “Salona girdiğimiz an, Veyr adının tek hakiminin ben olduğumu ve senin kendi rızanla benim yanımda durduğunu herkes görecek.
" En ufak bir tereddütün Damian'ın son nefesi olur."
Lena, Dante'nin çelik gibi sert gözlerine baktı. İçindeki tiksintiyi, midesini bulandıran o acıyı söndürdü.
“İşimi nasıl yapacağımı bana öğretme, Dante,” dedi Lena, sesi buz gibi bir pürüzsüzlükle çıkarak. “Sözünü tuttuğun sürece omuzundaki süs olmaya devam edeceğim.”
Dante'nin dudaklarında alaycı bir gülüş belirdi. Lena’nın kolunu kendi koluna geçirdi ve ağır kapılar iki yana açıldı.
Salon, koyu ahşap kaplamaları ve devasa avizeleriyle kasvetli bir şatoyu andırıyordu. İçerideki elliye yakın silahlı adam ve bölge liderleri, kapının açılmasıyla birlikte fısıltılarını kesti.
Dante Veyr, yanında Lena ile birlikte kırmızı halının üzerinde yürürken, salonda adeta bir şok dalgası yayıldı. 10 yıl önce öldüğü sanılan büyük kardeş, Veyr ailesinin gerçek varisi ayaktaydı. Ve en önemlisi... Damian Veyr’in uğruna şehri altüst ettiği, herkesin aradığı karısı Lena, Dante'nin kolundaydı.
Gözlerdeki şaşkınlık ve korku, Dante'nin arzuladığı tek şeydi.
Salondaki en kıdemli kartel liderlerinden biri öne adım attı. “DanteVeyr... Sen öldün sanılıyordu. Ve yanındaki kadın... O Damian’ın—”
“Damian hiçbir şeyin sahibi değil!” diye sözü kesti Dante, sesi salonda bir kırbaç gibi şaklayarak.
“O sadece ben yokken tahtımı koruyan bir gölgeydi. Ve bu kadın...” Dante elini yavaşça Lena’nın beline koydu, kızı kendine doğru çekti. “Bu kadın, kimin yanında durması gerektiğini bilecek kadar zeki bir Arven.
"Düşmanımın karısı değil, benim zaferimin simgesi.”
Lena, belindeki o iğrenç temasa rağmen kıpırdamadı. Yüzündeki o donuk, gururlu ifadeyi bozmadı. Bakışlarını salondaki adamlarda gezdirdi. Zihninde tek bir harita çiziyordu: Kim kimin adamıydı? Güvenlik noktaları neredeydi?
O an, bir piyon olmadığını bir kez daha kendine hatırlattı. O, Damian’ı kurtarmak için bu kaledeki en tehlikeli casustu.
Tam o sırada, salonun arka tarafındaki devasa cam pencerelerden bir patlama sesi yükseldi.
Binanın elektrikleri aynı salisede tamamen kesildi. Salon kapkaranlık bir kuyuya dönüştü.
Çığlıklar, kılıfından çekilen silah sesleri ve panik dalgası odayı kapladı.
“Ne oluyor?!” diye kükredi Dante, belindeki ağır tabancayı çekerken.
Işıkların kesilmesinden iki saniye sonra, salonun yüksek tavanındaki cam patlayarak aşağıya gürültüyle döküldü. Şarapnel gibi yağan cam kırıklarının arasından, çelik halatlarla aşağıya iki siyah gölge süzüldü.
Tavandan düşen gaz bombaları salona yoğun bir beyaz duman yaydı. Adamlar öksürerek ve rastgele ateş açarak sağa sola kaçışmaya başladı.
Karanlığın ve dumanın ortasından, o çok iyi bildiği, rüyalarına giren o tekinsiz, buz gibi ses yükseldi.
“İhanetin kokusu yüz metreden duyuluyor, Dante.”
Lena’nın kalbi göğüs kafesini delercesine çarpmaya başladı. Nefesi boğazında düğümlendi.
Damian.
Elinde susturuculu uzun namlulu silahıyla dumanların içinden bir ölüm meleği gibi sıyrıldı Damian Veyr. Yanındaki profesyonel adamları, salondaki Dante'nin adamlarını daha ne olduğunu anlamadan tek tek yere seriyordu.
Işıklar acil durum jeneratörünün devreye girmesiyle kızıl bir loşlukla yeniden yandı.
Damian, elindeki silahın namlusundan hafif bir duman yükselirken salonun ortasında durdu. Mavi gözleri, dumanın ötesinde, Dante'nin yanında duran kadına kilitlendi.
Üç ay boyunca gece gündüz aradığı, izini sürmekten mahvolduğu karısı....Karşısındaydı.
Ancak Damian’ın bakışlarındaki o arayış ve özlem saliseler içinde katıksız, felaket bir donduruculuğa büründü.
Çünkü Lena, Dante'nin hemen yanında duruyordu. Ve Dante'nin silahı, Lena’nın şakaklarına değil; doğrudan Damian’ın göğsüne doğrulmuştu. Lena’nın üzerinde bir esir kıyafeti yoktu. Zarafet içinde, mürdüm rengi bir elbiseyle o adamın yanındaydı.
“Damian...” dedi Dante, alaycı bir kahkaha atarak. “Geleceğini biliyordum. Bir kadının peşinden bu kadar körlemesine koşacağını tahmin etmek zor olmadı.”
Damian, ağabeyine bakmadı bile. Mavi gözleri sadece ve sadece Lena’nın kehribar gözlerindeydi.
O gözlerde ne bir bağırış ne bir öfke vardı; sadece derin, uçsuz bucaksız bir karanlık.
“Lena...” dedi Damian. Sesi odadaki kızıl ışığı bile donduracak kadar alçak ve pürüzsüzdü. “SEN!?”
Lena’nın içindeki bütün organlar birbirine dolandı. Boğazındaki o alev alev yanan acıyı bastırmak için yumruklarını sıktı. Elbisesinin kumaşını tırnaklarıyla yırttı.
Damian’ın gözlerindeki o kırılmayı, o hayal kırıklığını görmek ruhunu bin parçaya bölüyordu.
Ama Dante'nin elindeki tetiğe giden parmağını gördü.
‘Yaşamak zorundasın Damian,’ diye fısıldadı içinden. ‘Benden nefret et ama yaşa.’
Lena bir adım öne çıktı. Dante'nin kolunun hizasında durdu. Yüzüne, hayatının en kanlı, en soğuk maskesini taktı.
“Ne gördüysen o, Damian,” dedi Lena. Sesi tek bir milim bile titremedi. “Beni kurtarmaya geldiğini sanıyorsan yanılıyorsun.”
Damian’ın çene kasları kasıldı. Mavi gözlerinde bir şimşek çaktı. “Ne saçmalıyorsun sen?”
“Sana bıraktığım notta ne yazıyordu hatırlamıyor musun?” dedi Lena, dondurucu bir gülümsemeyle adama bakarak. “Seni seçmek bir hataydı. Ben senin cehenneminde bir tutsak olmaktan bıktım Damian. Senin o sahte imparatorluğundan, bana sunduğun kanlı hayattan iğrendim. Gerçek Veyr’in kim olduğunu gördüğümde... Nerede durmam gerektiğini seçtim.”
Salona bir mezar sessizliği çöktü.
Damian’ın silah tutan eli ilk kez çok hafifçe sarsıldı.
“Seni zorla tutuyor,” dedi Damian, sesindeki o tehlikeli tona rağmen bir tutam inkarla. “Seni tehdit ediyor.”
“Beni kimse zorla tutmuyor!” diye bağırdı Lena, oyununu sonuna kadar oynamak zorunda olarak. “Kendi rızamla buradayım! Dante bana senin asla veremeyeceğin şeyi verdi: Gücü ve gerçek bir geleceği. Şimdi o silahı indir ve git Damian. Çünkü karşıma bir daha çıkarsan, tetiği senin için çeken ilk kişi ben olacağım.”
Damian olduğu yerde çakılı kaldı.
O buzul mavisi gözlerdeki son insani kıvılcım, o cümleyle birlikte tamamen söndü. Yüzü katıksız, mermer kadar soğuk bir öfkeye büründü. Karşısındaki kadına baktı; artık orada kurtardığı o masum öğretmen yoktu.
Damian yavaşça silahını indirdi. Dudaklarının kenarında tekinsiz, ölümcül bir tebessüm belirdi.
“Anladım,” dedi Damian. Sesi gecenin en derin fırtınasından bile daha sessizdi.
Ağır adımlarla bir adım geri attı.
“Sana bir söz vermiştim Lena,” dedi Damian, gözlerini kızın gözlerinden bir an bile ayırmadan. “Seni bulduğumda artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak demiştim.”
Damian arkasındaki adamlara eliyle işaret verdi.
“Gidiyoruz,” dedi Damian.
Dante şaşkınlıkla bağırdı: “Ne oldu kardeşçik?! Karını almadan mı gidiyorsun?!”
Damian arkasını bile dönmedi. Kapının eşiğinde durdu, son kez o soğuk fısıltısıyla konuştu:
“Benim artık bir karım yok, Dante. Sadece yok edilmesi gereken iki düşmanım var.”
Damian ve adamları dumanın içine karışarak gecenin karanlığında kayboldular.
Kapılar kapandığında, Lena durduğu yerde dizlerinin bağının çözüldüğünü hissetti. Bacakları onu daha fazla taşıyamadı. Sırtını soğuk duvara yaslayarak yere çöktü. Göğsü yırtılırcasına, sessizce çığlık atarak gözyaşlarına boğuldu.
Dante gür bir kahkaha atarak Lena’nın tepesinde durdu. “Mükemmeldi... Mükemmel bir gösteriydi Lena. Onu kalbinden vurdun.”
Lena başını kaldırdı. Islak, kehribar gözlerinde katıksız bir nefret vardı.
Savaşın ilk raundu bitmişti. Damian Veyr en büyük yarasını almıştı....
Bölüm etkileşimi
