7. bölüm / 31
KAN YAZGISI (BERDEL)7.Bölüm-Düğün Gecesi
Bölümler 31Şu an: 7.Bölüm-Düğün Gecesi
- 1 KAN YAZGISI489 kelime
- 2 2.Bölüm- Berdel725 kelime
- 3 3.Bölüm-Dini Nikah2.588 kelime
- 4 4.Bölüm-Kına Gecesi1.148 kelime
- 5 5.Bölüm-Düğün821 kelime
- 6 6.BÖLÜM-DÜĞÜN1.823 kelime
- 7 7.Bölüm-Düğün Gecesi1.376 kelime · Okuduğun bölüm
- 8 8.Bölüm-Görünmeyen Yara907 kelime
- 9 9.Bölüm-Gölgedeki Sancılar1.797 kelime
- 10 10.Bölüm-Gizlenen Duygular1.582 kelime
- 11 11.Bölüm-Gizli Kurtuluş1.078 kelime
- 12 12.Bölüm-Kilitli Kapılar Ardında1.376 kelime
- 13 13.Bölüm-Yitik Sevda1.900 kelime
- 14 14.Bölüm-İhanetin Öfkesi2.243 kelime
- 15 15.Bölüm-Gölgedeki Gerçek1.897 kelime
- 16 16.Bölüm-Kayıp Zamanların Gölgesinde1.759 kelime
- 17 17.Bölüm-Kavuşma1.682 kelime
- 18 18.Bölüm-Yarım Kalan Hayatlar2.210 kelime
- 19 19.Bölüm-Matem Rüzgarı2.665 kelime
- 20 20.Bölüm-Kapanmayan Yaralar3.295 kelime
- 21 21.Bölüm-Yaralı Kalpten Umuda3.138 kelime
- 22 22.Bölüm-Kırık Dallar-Yeni Filizler3.572 kelime
- 23 23.Bölüm-Kalbin Haritası4.515 kelime
- 24 24.Bölüm-Filizlenen Tohumlar3.485 kelime
- 25 25.Bölüm-Sezon Finali3.340 kelime
- 26 26.Bölüm-Berdelin Son Nefesi3.445 kelime
- 27 DUYURU90 kelime
- 28 27.BÖLÜM-SUSKUNLUĞUN BEDELİ3.453 kelime
- 29 28.BÖLÜM-SESSİZLİĞE DÜŞEN SEVDA3.433 kelime
- 30 29.BÖLÜM-KALBİN YANKISI3.258 kelime
- 31 30.BÖLÜM-KISKANÇLIĞIN GÖLGESİNDE3.904 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
İnstagram hesabım: rozamsii
Tiktok hesabım:rozamsii
Rica etsem hesabımı takip ederek bana destek olur musunuz lütfen🤍
HEPİNİZE İYİ,KEYİFLİ OKUMALAR☺️
Düğün yavaş yavaş sona ererken, misafirler birer birer dağılmaya başladı. Silah sesleri susmuş, halaylar yerini yorgun ama mutlu vedalara bırakmıştı. Heja'nın ailesi konağın avlusunda toplandı. Gözleri dolu dolu olan Heja, annesine, babasına, kardeşlerine tek tek sarıldı. Her bir sarılışta yutkunuyor, içindeki kırıklarla baş etmeye çalışıyordu. Babası yine mahçup, yine ezikti. Ama artık söyleyecek bir şey kalmamıştı. Heja sessizdi. Hep öyleydi.
Öte yandan, mahallenin biraz ilerisinde, Yusuf karanlık bir sokak başında elinde bir şişeyle sendeleyerek yürüyordu. Göğsü hıçkırıklarla kabarıyor, içindeki öfkeyle duvara yumruk atıyordu. Sarhoştu, ama bilinci yeterince açıktı. Gözü dönmüştü. O an Heja'nın gülüşü gözünün önüne geldi-ama bu kez bir başkasının yanında. O an sinir krizi geçirdi. Dizlerinin üstüne çöktü. Yusuf'un ailesi ise tüm bu olup bitene uzaktan tanıklık ediyordu. Oğullarının yıkılışını, Heja'nın gelin oluşunu izlediler. Ve o anda, içlerinde bir nefret büyümeye başladı. Affetmeyeceklerdi. Ne Yusuf'un acısını, ne de kendi kırgınlıklarını...
Tüm bunlardan habersiz, Baran'ın annesi ve yengeleri Heja'nın yanına geldi. Kızlar duygulu gülümsemelerle, dualarla genç kadını damat odasına götürdüler. Heja'nın ayakları geri geri gidiyordu. Başındaki kırmızı duvak titriyordu. Kalbi yerinden fırlayacak gibiydi. Odaya girince, ürkek adımlarla yatağın ucuna oturdu. Ellerini dizlerine koydu, başını öne eğdi.
Aşağıdaysa, Baran arkadaşları tarafından kahkahalarla, sırtına vura vura yukarı uğurlanıyordu. "Yavaş yavaş ağa, acele etme!" diyen sesler arasında Baran sessizdi. Yüzünde belli belirsiz bir gülümseme vardı ama içinden geçenleri kimse bilmiyordu.
Konağın tüm kalabalığı çekildikten sonra Baran odanın kapısında durdu. Elini tokmağa götürdü ama bir an durdu. Derin bir nefes aldı, sonra yavaşça kapıyı açtı.
İçeride, yatak ucunda sessizce oturan Heja'ya doğru ilerledi. Heja onu görünce ayağa kalktı. Baran yavaşça elini uzattı, kırmızı duvağı kaldırdı. Ardından cebinden çıkardığı zarif, pırlanta bir seti Heja'ya taktı. Gözlerinin içine bakarak fısıldadı:
"Artık hem Allah katında, hem de resmi olarak benim karımsın. Bu gerçeği hiçbir insan evladı değiştiremez."
Heja'nın bakışları ürkekti. Geriye bir adım atmamak için kendini zor tutuyordu. Tedirgindi, korkuyordu.
Baran onun halini fark etti. Sessizce geri çekildi. "Bekle," dedi. Banyoya geçip abdest aldı, sonra odanın köşesinde küçük bir seccade serip iki rekat şükür namazı kıldı. Heja onu izledi. İçinden garip bir huzur geçti. Kalbinin içinde ilk defa küçük bir umut kıpırtısı hissetti.
Namazdan sonra Baran ayağa kalktı, Heja'nın yanına geldi. Gözlerinin içine baktı.
"Korkma, merak etme. Allah şahidim olsun ki... sen beni kabullenip sevip izin verene kadar sana dokunmayacağım. Seni bekleyeceğim."Ardından “üzerini değiştirebilirsin, banyoda,” dedi yumuşak bir sesle.
Heja hafifçe başını sallayarak ayağa kalktı. Tam banyoya yönelmişti ki, bir an duraksadı. Gelinliğin arkasındaki düğümler aklına geldi. Utana sıkıla arkasını dönerek mırıldandı:
“Şey... iplerini açmam gerekiyor da... yardım edebilir misin?”
Baran bir an donakaldı. Sonra usulca Heja’ya doğru yaklaştı. Heja arkasını usulca döndü, başını öne eğdi. Gelinliğin arkasındaki sıkı sıkıya atılmış düğümleri gören Baran hafifçe iç geçirdi.
“Hay ben böyle işin...” diye fısıldadı kendi kendine, hafif bir tebessümle. Birkaç düğümü çözmeyi başardı ama daha onlarcası kalmıştı.
“Bekle şimdi, işi kökünden halledeceğim,” dedi kararlılıkla ve hemen çekmeceye yöneldi. İçinden küçük bir makas çıkardı. Gelinliğin arkasındaki düğüm ipini dikkatlice keserek açtı.
Heja derin bir nefes alarak hızla dolaba yöneldi. Pijama takımı almak isterken birden yüzü düştü. Yengesine pijama takımı işini bıraktığı için yengesi de iyi niyetle küçük bir kurnazlık yapmıştı. Renk renk, dantelli, yırtmaçlı, kısa gecelikler… Siyah, kırmızı, bordo… İçten içe yengesine söylenmeye başladı.
“Yenge... sen bu işi bilerek yaptın, değil mi?” diye dişlerini sıkarak mırıldandı.
Mecburen içlerinden en sade bulduğu, siyah dantelli bir geceliği alıp banyoya geçti. Hızlıca duş aldı, geceliği giydi. Aynaya bakınca gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı. “Lütfen uyumuş olsun,” diyerek dua edercesine banyodan çıktı.
Ama ne mümkün...
Baran, yerde kendi yatağını hazırlarken banyodan gelen tıkırtıyla başını çevirdi. Gözleri Heja’ya takıldı. Siyah, yırtmaçlı, dantelli gecelik içinde karşısında duran Heja’ya bir an donup kaldı. Gözlerini hemen kaçırmak istese de başaramadı.
Ağzından istemsizce bir fısıltı döküldü: “Lan Allah’ım sabır…”
Yutkundu.
Heja ise çekinerek kapının kenarında duruyordu. Gözleri yerde, elleri karnının önünde kenetlenmişti. Yüzü kıpkırmızıydı.
Baran, onun utanıp sıkıldığını fark edince hemen toparlandı. Yumuşak bir sesle konuştu:
“Merak etme… Sen izin verene kadar o yatağa girmem. Sana dokunmam. Ne zaman istersen, o zaman. Söz.”
Heja başını hafifçe salladı. Yatağına doğru yürüdü. Gecenin sessizliğinde, utançla karışık bir huzur sardı içini. Baran da kendi yerine uzandı. Gözlerini tavana dikti. O gece, aynı odada ama başka yataklarda, aynı çatının altında uyumuşlardı.
Sabahın ilk ışıklarıyla kapı tıklatıldı. Heja, bir anda uyanıp panikle yatağında doğruldu. Geceliğini çekiştirerek toparlanmaya çalıştı. Ne için gelindiğini fark ettiğinde dudakları titredi. Bir sağa bir sola yürüdü. Ne yapacağını bilemiyordu.
Baran da uyanmıştı. Uykulu ama dikkatli bir sesle sordu:
“Ne oldu? Neden bu kadar erken uyandın?”
Heja bir an durdu, eliyle saçlarını düzeltti. Geceliğin askısını yukarı çekti. Fısıltıyla konuştu:
“Şey... çarşafı almak için gelmişler...”
Baran bir anda ayağa kalktı. Yüzü gerildi. Sinirle kapıya yöneldi. Kapıyı açıp dışarıdaki annesine ve teyzesine sert bir sesle çıkıştı:
“Benim namusuma benden başkası karışamaz! Hemen gidin!”
Kadınlar neye uğradığını şaşırmıştı. Utana sıkıla başlarını önlerine eğerek uzaklaştılar. Baran kapıyı kapatıp içeri döndüğünde derin bir nefes aldı. Sakin ama kararlı adımlarla Heja’ya yaklaştı:
“Ben hallettim konuyu. Artık rahat olabilirsin,” dedi yumuşak bir tonda.
Heja içten bir “oh” çekti. Hafifçe başını sallayıp yatağa geri döndü. Yastığa yaslandığında, yüzünü saklamak ister gibi çarşafı kafasına kadar çekti. Utancı, gözlerinden okunuyordu. Baran bu halini görünce gülümsedi. Yüzünde ilk defa içten, sıcacık bir tebessüm belirdi.
Sabah güneşinin yumuşak ışığı odaya vurduğunda, Baran erkenden uyanmıştı. Sessizce banyoya girdi, duş aldı. Sonra sadece beline sardığı bir havluyla banyodan çıktı. Geniş omuzları ve ıslak saçlarıyla dolaba doğru yürüdü. Kıyafet seçmek için dolabın kapağını açarken, Heja uykulu bir şekilde gözlerini araladı. Başını hafifçe kaldırdı ve gördüğü manzara karşısında bir anda gözleri büyüdü.
“Aaaa! Baran! Ne yapıyorsun?!” diye çığlık attı, çarşafı hızla başının üstüne çekti.
Baran şaşkın ama eğlenmiş bir şekilde arkasına dönüp güldü.
“Ne oldu ya? İnsan kendi odasında bu halde de dolanmayacak mı?” dedi, göz kırpar gibi.
Heja, çarşafın altından sinirli ama utangaç bir sesle konuştu: “Yaaa... İnsan bi’ dikkat eder. Böyle mi girilir odaya?”
Baran kahkahasını tutamadı. “Ne oldu küçük hanım? Utandın mı yoksa?” diye takıldı.
Heja cevap vermedi. Çarşafın altından çıkmadı. Baran üzerini giyindikten sonra aynanın karşısında kravatını düzeltip arkasını döndü:
“Tamam, giyindim. Artık bakabilirsin,” dedi alaycı bir tebessümle.
“Haydi sen de hazırlan, bizimkiler gelmiş.”
Heja, sessizce yataktan kalkıp banyoya gitti.
Heja banyoya geçip kapıyı kapattıktan sonra odada sessizlik hâkimdi. Baran bir süre telefonuna göz gezdirdi, sonra usulca koltuğa yaslanıp gözlerini kapattı. Tam o sırada, Heja’nın yatağın üzerindeki telefonundan art arda bildirim sesleri gelmeye başladı.
İlk başta önemsemedi, ama telefon üst üste “tıng tıng” sesleriyle titremeye devam edince kaşlarını çattı. Hafifçe doğrulup başını o yöne çevirdi. İçinden mırıldandı:
“Kim sabahın bu saatinde bu kadar mesaj atar ya…”
Telefon hâlâ titriyordu. Ufaktan kıskanmanın verdiği huzursuzlukla yerinden kalktı, yatağın kenarına gelip telefonu eline aldı. Ekranda WhatsApp’tan gelen bildirimlerin ardı arkası kesilmiyordu. Gözleri mesajların geldiği grup ismine takıldı:
“Çıtırlar Uzun Yaşarlar”
Bir anlık şaşkınlıkla kaşlarını kaldırdı. Sonra dudaklarında alaycı bir tebessüm belirdi. Gülerek kendi kendine mırıldandı:
“Vay anasını… Çıtırlar ha?”
Merakı iyice kabaran Baran, bildirimi kaydırarak sohbeti açtı. Grupta üç kişi görünüyordu: Heja’nın yengesi, kız kardeşi ve Kübra.
Mesajlar sırasıyla yağmur gibi düşmüştü:
Zeynep: Günaydın gelin hanımmm!
Leyla: Dün gece senin için özel seçtiğim o gecelik sürprizlerini beğendin mi?
(gülücük emojisi)
Kübra: Gece nasıl geçti bakayım, her şeyi anlat yoksa vallahi çatlarız!
(kahkaha emojisi)
Hemen ardından üçünden de aynı anda:
Hepsi: Hadi ama! Merak ediyoruz, cevap ver!
Baran ekrana birkaç saniye boyunca sessizce baktı. Yüzünde hem kıskançlığın verdiği ince bir gerilim hem de bastıramadığı bir gülümseme vardı. Başını hafifçe iki yana sallayarak güldü:
“Allah’ım sen sabır ver…” diye mırıldandı.
Telefonu usulca kapatıp, ekrana son bir bakış attıktan sonra komodinin üzerine bıraktı. Ardından tekrar koltuğa geçip oturdu.
Heja hazırlanmak için aynanın karşısına geçti. Zümrüt yeşili, sade ama zarif elbisesini giydi; dizlerine kadar inen, vücuduna tam oturan bir modeldi. Saçlarını at kuyruğu yaptı, hafif bir makyajla yüzüne canlılık kattı.
Baran o sırada odadaki koltukta oturmuş, bir yandan telefonuna bakıyor bir yandan da göz ucuyla Heja’yı izliyordu. Onun makyaj yaparkenki ciddi hali, aynaya bakarken gözlerinde parlayan o ince çizgi Baran’ın gözünden kaçmamıştı. Gülümsemeden edemedi.
Heja aynadan son kez kendine bakıp derin bir nefes aldı. Sonra Baran’a döndü:
“Hazırım,” dedi.
Değerli arkadaşlar destekleriniz benim için çok önemli,hikayenin daha fazla okura ulaşabilmesi için rica etsem kitabı kaydedebilir misiniz lütfen, ayrıca bu bölümdeki duygu ve düşüncelerinizi yorumlarda bana yazarsanız çok memnun olurum bir sonraki bölümde görüşmek üzere 🌸
Bölüm etkileşimi
