KAN YAZGISI (BERDEL) kitap kapağı

14. bölüm / 31

KAN YAZGISI (BERDEL)

14.Bölüm-İhanetin Öfkesi

Vaveyla Yazarı: Aylin .

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 31Şu an: 14.Bölüm-İhanetin Öfkesi

İhanet, yalnızca bir eylem değil, bir yürek yarasıdır. Güvendiğin, inandığın, 'asla yapmaz' dediğin birinin sessizce arkandan gitmesidir. En çok da sevdiğinden gelir; çünkü düşmanın kalbine değil, dostun yüreğine dokunursun. Ve bir gün, en çok değer verdiğin kişinin gözlerine bakarken, kendi kırıklarını görürsün. O zaman anlarsın; ihanet, sadece güveni değil, insanın içindeki saf tarafı da öldürür.

&

Baran öfkeyle arabasına atladı. Parmakları direksiyona kenetlendi, çenesi sıkılıydı. İçinde volkan gibi patlayan bir öfke vardı. Gaza bastığında arabanın tekerlekleri taşları savurarak fırladı. Yusuf'la Heja'nın konum attığı yere doğru son sürat yola çıktı.

Peşinden Şahin ve Cihan da kendi arabalarına atladı.

- Abi dur biraz! Sakin ol! - diye bağırsa da Şahin, Baran çoktan öfkesine teslim olmuştu.

Yusuf'la buluştukları yere vardığında hızla arabadan indi. Çevreye bakındı. Sessizlik vardı. Ne Yusuf vardı, ne de Heja.

Gözleri çakmak çakmak yanıyordu. Gökyüzüne savrulan bir lanet gibi haykırdı:

- Nerde lan bunlar? Nerdeee?

Arkasından gelen adamlarına döndü. Sesi tok, tehdit dolu ve delirmişçesineydi:

- Yusuf'la Heja'yı derhal bulun! Mardin'in giriş çıkışlarını tutun! Bir kuş bile uçamayacak, anladınız mı? Mardin'de taş taş üzerinde kalmayacak! Baran Mirşad'a ihanet etmek ne demekmiş, göstereceğim ben onlara!

Adamları hemen dağılmaya başladı. Şahin yaklaştı:

- Abi... Sakin ol. Bulacağız. Lütfen...

- Sakın beni sakinleştirmeye çalışma Şahin! Bu saatten sonra ben de sakinlik diye bir şey kalmadı!

Baran, tekrar arabasına atladı. Şimdi hedef belliydi: Yusuf'un ailesinin konağı.

Yolları adeta yararak sürdü. Toz içinde konağın önüne geldi. Arabadan indiği gibi kapıya doğru yürüdü. Kapının önünde duran Cemil Ağa'nın adamları önüne geçti.

- Dur Baran Ağa... Cemil Ağa'dan izinsiz içeri alamayız sizi.

Baran'ın gözleri karardı. O an için önüne çıkan her engel düşmandı. Yumruğunu kaldırıp adamın yüzüne indirdi. Adam savrulup yere düştü. Diğerleri geri çekildi, Baran hızla konağa girdi.

Avluya adım attığında elleri beline gitti. Silahını çıkardı. Sesi tüm konağı inletti:

- Cemil Ağa! Cemil Ağa neredesin lan! Çık karşıma!

Bir elini havaya kaldırdı ve tetiğe bastı. Kurşun gökyüzünü yırtarcasına patladı.

Birkaç saniye sonra üst kattaki terasa Cemil Ağa çıktı. Üzerinde yeleği, elinde tesbihi vardı. Ardından Yusuf'un annesi korku dolu gözlerle belirdi.

- Ne oluyor Baran Ağa? Ne diye konağımı basarsın böyle?

Baran, silahı elinde, gözlerinde öfke ateşiyle yukarı baktı:

- Oğlun olacak o şerefsiz nerede Cemil Ağa? Nereye sakladın lan onu?

- Ne saklaması, benim hiçbir şeyden haberim yok!

Baran bir adım daha attı, sesi çatallaşmıştı:

- Benim karım Heja'yla kaçmış! Eğer onu bulup öldürmezsem ben de Baran Mirşad değilim! Az önce havaya sıktığım kurşun, oğlunun beynine sıkılacak olanın habercisi! Duydun mu beni?!

Yusuf'un annesi, duyduğu sözlerle dizlerinin üstüne çöktü. Ellerini yüzüne kapatıp ağlamaya başladı.

Baran bir an gözlerini yumdu, öfkesine boğulmuş bir şekilde arkasını döndü. Konaktan çıktı. Silahı hâlâ elindeydi. Arabasına bindiğinde gözleri kan çanağı gibiydi. Bir intikam yeminini daha kalbine kazımıştı.

Baran, Yusuf'un konağından çıktıktan sonra sinirden nefes nefese kalmıştı. Yumruklarını direksiyona vurdu. Aklındaki tek düşünce: Heja'nın en yakın arkadaşı olan Kübra. Eğer biri biliyorsa, o biliyordu.

Arabaya biner binmez, motoru çalıştırdı ve Şiyar Şadoğlu konağına doğru son sürat yola koyuldu. Direksiyon avuçlarının altında titriyordu, öfkesi hâlâ kontrol edilemezdi.

O sırada Kübra, odasında valizini hazırlıyordu. Leyla da ona yardım ediyordu. Okulu için Yalova'ya dönecekti. Kevser Hanım, kızına kıyamıyordu.

- Gitme kızım. Az daha kal, beraber zaman geçirelim.

Kübra mahzun ama kararlıydı:

- Gitmem lazım teyze. Dersler başladı. Kalırsam çok şey kaçırırım...

Kevser Hanım gözlerini kaçırdı. O da biliyordu gitmesi gerektiğini ama yine de içi rahat etmiyordu.

Tam o esnada konağın önüne siyah bir araç gürültüyle yanaştı. Ardından içeri Baran girdi. Ayak sesleri sertti, nefesi hiddetli.

- Şiyar Ağa! Şiyar Ağa neredesin?! - diye bağırdı.

Şiyar Ağa teras katından öfkeyle çıktı:

- Ne oluyor Baran Ağa? Bu ne hal? Konağımı basmak da ne oluyor?!

Baran hızla ona doğru döndü:

- Heja kaçtı! Yusuf'la birlikte ortadan kayboldular! Kübra da onun en yakın arkadaşı... Bilmiyor olamaz!

Bu sırada yukarıdan sesleri duyan Kübra, merakla aşağıya indi:

- Ne oluyor ya?

Baran onun sesini duyar duymaz aniden döndü ve üzerine yürüdü. Gözleri alev alevdi:

- Heja nerede?!

Kübra bir adım geri çekildi. Şaşkındı, korkmuştu.

- Bilmiyorum... Gerçekten haberim yok!

Baran öfkeyle bir adım daha atınca Kübra'nın gözleri doldu. Sesindeki kırgınlıkla bağırdı:

- Ben kaçmasına yardım etsem Yusuf'la mı kaçırtırım?! Kendimle beraber Yalova'ya götürürdüm! Niye Yusuf'la kaçırayım, ben en yakın arkadaşıyım onun!

Gözyaşları yanaklarına süzüldü. Omuzları titriyordu. Sözleri hem sitem hem acıydı.

Cihan hemen araya girdi. Baran'ın önünde durarak ellerini kaldırdı:

- Abi! Görmüyor musun kızın halini? Haberi yok belli ki! Yeter...

Baran hiddetle dişlerini sıktı, sonra gözlerini Şiyar Ağa'ya çevirdi:

- Şiyar Ağa, bu Mardin'de taş taş üstünde kalmayacak. Kimse bana dur diyemez. O Yusuf'la Heja'yı bulduğum an... Çekip vuracağım! Kimse de beni tutamaz!

Arka tarafta Zilan, köşeden abisini izliyordu. Gözleri dolmuştu. Kalbi sıkışıyordu. Çünkü biliyordu: Heja ile Baran ayrılırsa, kendi evliliği de bitecekti. Berdel böyle işlerdi. Gözyaşları sessizce süzüldü.

Baran, sinirle dönüp konaktan çıktı. Kapıyı hışımla çarptı.

Cihan, arkasından derin bir nefes verdi. Ardından gözyaşları içindeki Kübra'ya döndü, yumuşak bir sesle:

- İyi misin? Su getireyim mi?

Kübra başını salladı. Cihan koluna hafifçe dokundu, sonra yavaşça geri çekildi. Herkesin içinde bir fırtına kopuyordu artık.

Baran konağı terk edip gittikten sonra Şiyar Ağa bir süre ne olduğunu anlamaya çalışır gibi sessizce bakakaldı. Kevser Hanım'ın gözleri dolmuş, dudakları titriyordu. Baran'ın söyledikleri kafasında yankılanıyordu:

"Heja kaçtı... Yusuf'la birlikte..."

Kevser Hanım, bir adım geri atıp avluya çöktü:

- N'olacak şimdi bey? Gerçekten kaçmışlar mı? Benim kınalı kuzuma nasıl kıydılar? Ben Heja'mı gelin ettim, kara toprağa değil...

Gözleri karardı. Elini göğsüne götürdü, ardından bir anda kendini yere bıraktı. Zilan çığlık attı:

- Anneee!

Herkes koşuşturdu. Kübra ağlayarak:

- Bir şey yapın! Bir şey yapın lütfen!

Azad ve Berzan, Kevser Hanım'ı kucaklayıp hemen içeri taşıdılar. Odaya yatırdılar. Zilan başucunda dualar fısıldarken, Şiyar Ağa hekimi aramaları için emir verdi.

Kısa sürede gelen hekim çantasını açıp hızlıca müdahale etti. Nabzını kontrol etti, tansiyonunu ölçtü. Sonra bir serum taktı, damardan sıvı verilmeye başlandı.

- Şok geçirmiş... Aşırı stres, kalbi zorlamış. Şimdilik durumu kontrol altında ama mutlaka dinlenmeli. Kimse üstüne gitmesin.

Azad başını salladı:

- Sağ olun hekim bey... Allah razı olsun.

Hekim toparlanıp çıkarken içeridekiler sessizce Kevser Hanım'a baktılar. Yavaş yavaş gözlerini araladı. İlk olarak Azad'ı gördü. Titrer halde elini ona uzattı:

- Oğlum... Oğlum, kardeşini bulun... Baran ne yaparsa yapsın... Heja'ma bir şey olmasın. O benim kuzum... Onları öldürmeden önce bulun onları, yalvarırım...

Gözyaşları süzülüyordu. Azad annesinin elini tuttu, alnına götürdü. Gözleri kararlıydı:

- Merak etme ana... Heja'yı bulacağım.

Şiyar Ağa, bir kenarda yumruklarını sıkmıştı. Durumun ağırlığı omuzlarına binmişti. Evlatlarının canı, hanesinin itibarı tehdit altındaydı.

Berzan sessizdi, ama bakışlarından o da harekete geçmeye hazırdı.Kevser Hanım'ın odasında ağır bir sessizlik hâkimdi. Yüzü hâlâ solgun, gözleri yarı kapalıydı. Kolundaki serum damla damla akarken, yüreğinden akan keder dinmek bilmiyordu. Azad, annesinin başucunda, gözleri kararlı ama içi yangın yeri gibiydi.

Kevser Hanım güçlükle konuşarak mırıldandı:

- Oğlum... o kınalı kuzumun... başına bir şey gelmeden bulun... Baran onu öldürmeden önce, kardeşini getir Azad... ne olursun.

Azad, annesinin ellerini tuttu. Gözleri hafif dolmuştu ama sesi netti:

- Merak etme ana. Heja da, Yusuf da sağ salim bulunacak. Kimsenin canı yanmayacak. Baran'ın öfkesi benden önce yetişemeyecek. Söz veriyorum.

O sırada Berzan da sessizce içeri girdi. Gözleri Kevser Hanım'ın yüzünde, yüreği darmadağındı.

- Abi, ne yapacağız?

Azad başını kaldırdı. Gözlerinde keskin bir irade vardı.

- Baran kontrolden çıktı. Her yere baskın yapıyor, Yusuf'un ailesini tehdit ediyor. Mardin'in altını üstüne getirecek. Ama biz ondan önce davranırsak bu işi bitiririz.

Şiyar Ağa, odanın kapısında sessizce dinliyordu. Sonra içeri girip Azad'a döndü:

- Oğul, kimi tanıyorsan, kimi biliyorsan yokla. Yusuf'un gidebileceği bir yer varsa, sen bilirsin.

Azad, düşünceli bir ifadeyle başını salladı:

- Yusuf, küçükken sık sık dedesinin dağ evine giderdi. Mezranın yukarısındaki eski bağ evi... Baran daha o tarafı bilmez. Belki oraya sığınmıştır.

Berzan atıldı:

- Orası yıllardır boş değil mi?

Azad, hızlıca ayağa kalktı.

- Boş ama Yusuf'un çocukluğundan beri bildiği tek güvenli yer orası. Heja'yı da oraya götürmüş olabilir. Hemen çıkıyoruz.

Şiyar Ağa başını salladı:

- Aman dikkatli olun. Bu mesele artık sadece bir kaçış değil. Bir savaşın kıvılcımı olabilir.

Azad, Berzan'la birlikte arabaya atladı. Motorun sesiyle konak sarsıldı. Yol boyunca sessizdi. Ama gözleri ileriye bakıyor, içinden bir dua mırıldanıyordu:

- Allah'ım, ne Yusuf'a ne Heja'ya zarar gelmesin... ve Baran'a da, dönüşü olmayan bir günah işletme...

Dağ yollarına doğru hızla ilerlerken, Azad hem zamanla yarışıyordu hem de kendi ailesinin dağılmaması için bir umut taşıyordu. Çünkü o sadece kardeşini kurtarmaya değil, bir aşiretin onurunu kan dökülmeden korumaya gidiyordu.

Tozlu dağ yollarından geçerek bağ evine vardılar. Rüzgârla savrulan yaprakların sesi dışında bir yaşam belirtisi yoktu.

Azad arabadan indiğinde, elini silahına götürerek temkinli adımlarla ilerledi. Berzan da arkasından sessizce geldi. Kapının önüne vardıklarında Azad bir an duraksadı, çevreyi kolaçan etti.

- Sessizlik fazla derin... dedi fısıltıyla. Biri burada olsaydı, bir ses, bir hareket duyardık.

Kapıyı yavaşça itti. Gıcırdayarak açılan kapı, içeri girerken çıkan toz bulutuyla birlikte sanki yıllardır açılmamış gibiydi. İçerisi bomboştu. Ne ayak izi vardı, ne de yaşanmışlığa dair bir iz.

Azad, içerideki eski sedirin üzerine baktı. Üzerinde toz birikmişti. Ocak yerinin etrafı bile örümcek ağlarıyla kaplıydı. Her şey terkedilmişlik kokuyordu.

Berzan içeri seslendi:

- Heja? Yusuf? Burada mısınız?

Yanıt yoktu. Sadece duvarlardan yankılanan kendi sesiydi. Azad iç geçirdi.

- Boş... Bizi buraya umutla getirdi ama boş...

Berzan, pencereye doğru ilerleyip dışarı baktı:

- Abi... Eğer buraya gelmedilerse, o zaman nereye gidebilirler ki?

Azad düşünceli bir şekilde başını yere eğdi. Yusuf'un geçmişte anlattığı anıları, birlikte gittikleri yerleri düşündü. Sonra birden irkildi:

- Dur... Belki de gerçekten kaçmadılar. Belki biri onları zorla götürdü... Heja kendi rızasıyla gitmediyse?

Berzan'ın gözleri büyüdü:

- Kaçırıldı mı diyorsun?

Azad dişlerini sıktı:

- Baran'dan önce biz çözmezsek... Bu işin sonu kanla biter.

O sırada Azad'ın telefonu çaldı. Arayan, Yusuf'un bir zamanlar birlikte çalıştığı eski bir çoban arkadaşıydı. Azad telefonu açtı:

- Azad Bey, Yusuf'u bu sabah erken saatlerde gördüm. Yanında bir kız vardı. Dere kenarına doğru yürüdüler. Ama sonra ortadan kayboldular. Sonra birkaç kişi daha oraya geldi, başka bir arabaya binip gittiler.

Azad'ın gözleri karardı.

- Kim olduklarını gördün mü?

- Hayır, yabancı plakalı bir arabaydı. Silahlı adamlardı.

Azad telefonu kapattı. Dönüp Berzan'a baktı:

- Bu artık kaçış değil. Bu işin içinde başka bir el var...

Arabanın kapısını sertçe kapatıp motora bastığında gözleri öfke değil, endişe doluydu.

- Heja bir başkalarının elindeyse... bu sadece Mirşad'la Şadoğulları meselesi değil artık.

O sırada Baran cephesinde durum farksız değildi.
Baran, Şadoğlu konağından çıkarken kapıyı öyle bir çarptı ki, sesi sokağın ötesine kadar yayıldı. Nefesi hiddetten düzensizdi, elleri direksiyonda titriyordu. Gözlerinde biriken öfke artık taşıyabileceği bir yük olmaktan çıkmıştı.

Arabaya bindiği gibi motoru çalıştırdı. Gaza yüklendi, tekerlekler taşlı yolda patinaj çekerken tozu dumana kattı. Cihan ve Şahin de peşinden kendi araçlarına atlayıp takip ettiler.

Yolda telsizi eline aldı, tiz bir sesle bağırdı:

- Alo! Alo! Baran Ağa konuşuyor! Mardin'in giriş çıkışlarını kapatın! Her sokağı, her evi, her tarlayı arayın! Yusuf'la Heja'yı bulmadan durmayacağız. Kim saklıyorsa, kim yardım ediyorsa yakıp yıkarım! Taş taş üstünde kalmayacak!

Telsizden "Emredersiniz ağam!" sesleri yükseldi.

Baran'ın gözleri delirmiş gibiydi. Arabayı Yusuf'un eski arkadaşlarından birinin yaşadığı mahalleye doğru sürdü. Bir yandan kendi kendine konuşuyordu:

- Ben seni nikâhıma almışım, bu aşiretin onurunu omuzlarına yüklemişim... Sen kalkıp bir çulsuzla kaç! Ben Baran Mirşad'ım... Bana bunu yapanı yaşatmam!

Mahalleye vardığında arabayı sertçe durdurdu. Kapıyı hızla açıp indi. Çevredekiler Baran'ı görünce bir adım geri çekildi. Adamlarından biri fısıldadı:

- Ağam, Yusuf'un çocukluk arkadaşı Ferhat şu sokakta oturuyor.

Baran gözlerini kısıp sokak başına doğru yürüdü. Sert adımlarla kapıya yaklaştı, bir anda kapıyı tekmeledi. İçeriden gelen adam korkuyla geri çekildi.

- Baran Ağa... Buyur ağam, ne olur bir yanlışım varsa affet...

Baran adamın yakasına yapıştı:

- Yusuf nerde lan! Söyle! Sakladın mı? Gözünü kırpmadan yakarım bu evi!

Adam tir tir titriyordu:

- Yeminle bilmiyorum ağam... Haftalardır görmedim onu. En son eski mezrada bahçede gördüm ama oraya da artık gitmiyor dediler...

Baran adamı sertçe yere itti. Diğerlerine döndü:

- Mezra da dahil, ne kadar iz varsa süreceksiniz! Her adımı kontrol edeceksiniz!

Cihan biraz geride durup kardeşine baktı. Yüzü endişeliydi. Şahin yaklaşıp kulağına fısıldadı:

- Abi iyice gözü karardı... Bu işin sonu ya kan ya da felaket...

Baran onların konuştuğunu fark etti, sinirle döndü:

- Ne fısıldaşıyorsunuz lan! Bu Mirşad'ın şeref davasıdır! Gerekirse bu Mardin'i yakarım, ama Yusuf'u da Heja'yı da bulacağım!

Gökyüzü kararırken Baran ve adamları Mardin'in her köşesine dağılmıştı. Fakat içindeki yangın sönmek bilmiyordu. O, Baran'dı. Kendince ihaneti affetmezdi. O gece, onun için adalet değil, sadece intikam vardı.

Baran öfkesini kontrol edemiyordu. Mardin'de yayılan haber kısa sürede herkesin kulağına gitmişti: Baran Mirşad, berdel bozulduğu için Berzan ile Zilan'a ölüm fermanı vermişti. Bu, törenin en sert ve en kanlı uygulamalarından biriydi. Mirşad adını kirleten herkesin bedelini canıyla ödediği günlerden biri daha yaşanacaktı.

Adamları emir üzerine harekete geçti. Berzan gizlendiği yerde kıskıvrak yakalanmıştı, direnmiş ama etkisiz kalmıştı. Zilan ise Şadoğlu konağından Kevser Hanım'ın gözyaşları eşliğinde zorla çıkarılmıştı. Ne Kevser ne Şiyar ağa Baran'ın öfkesine set olamamıştı. Töre artık söze değil, silaha kulak veriyordu.

Uçurum başında Baran ayakta duruyordu. Karşısında diz çöktürülmüş Berzan ve ağlayarak yalvaran Zilan...

Zilan'ın gözleri yaşla doluydu. Kalbi parçalanıyordu, elleriyle abisinin ayaklarına sarıldı:

- Abi... Lütfen yapma... Ne olur yapma... Bizim bir suçumuz yok ki... Heja kendisi kaçtı... Berzan'ın da, benim de bir günahımız yok!

Baran'ın yüzü taş gibiydi. Gözlerinde öfke dışında hiçbir şey yoktu:

- Madem Heja kaçtı... o zaman bu berdel bitmiştir. Siz de onunla beraber toprağın altına gireceksiniz!

Silahını belinden çekti. Namlusunu doğruca Berzan'ın alnına dayadı. Sessizlikte sadece Zilan'ın hıçkırıkları duyuluyordu.

- Bu namus meselesidir!

Zilan ağlayarak haykırdı:

- Abi ne olur! Ne olur yapma!

Baran parmağını tetiğe uzattı ardından gökyüzünü bir el silah sesi kapladı..
Zilan'ın çığlıkları Mardin topraklarını adeta inletti..

Arkadaşlar lütfen emeğimin karşılığı olarak kitabın daha fazla kişiye ulaşabilmesi için oy verebilir misiniz ayrıca bu bölüm hakkındaki düşüncelerinizi yorumlarda benimle paylaşırsanız sevinirim 🌸 ☺️

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1.897okunma 78beğeni 9yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18