30. bölüm / 31
KAN YAZGISI (BERDEL)29.BÖLÜM-KALBİN YANKISI
Bölümler 31Şu an: 29.BÖLÜM-KALBİN YANKISI
- 1 KAN YAZGISI489 kelime
- 2 2.Bölüm- Berdel725 kelime
- 3 3.Bölüm-Dini Nikah2.588 kelime
- 4 4.Bölüm-Kına Gecesi1.148 kelime
- 5 5.Bölüm-Düğün821 kelime
- 6 6.BÖLÜM-DÜĞÜN1.823 kelime
- 7 7.Bölüm-Düğün Gecesi1.376 kelime
- 8 8.Bölüm-Görünmeyen Yara907 kelime
- 9 9.Bölüm-Gölgedeki Sancılar1.797 kelime
- 10 10.Bölüm-Gizlenen Duygular1.582 kelime
- 11 11.Bölüm-Gizli Kurtuluş1.078 kelime
- 12 12.Bölüm-Kilitli Kapılar Ardında1.376 kelime
- 13 13.Bölüm-Yitik Sevda1.900 kelime
- 14 14.Bölüm-İhanetin Öfkesi2.243 kelime
- 15 15.Bölüm-Gölgedeki Gerçek1.897 kelime
- 16 16.Bölüm-Kayıp Zamanların Gölgesinde1.759 kelime
- 17 17.Bölüm-Kavuşma1.682 kelime
- 18 18.Bölüm-Yarım Kalan Hayatlar2.210 kelime
- 19 19.Bölüm-Matem Rüzgarı2.665 kelime
- 20 20.Bölüm-Kapanmayan Yaralar3.295 kelime
- 21 21.Bölüm-Yaralı Kalpten Umuda3.138 kelime
- 22 22.Bölüm-Kırık Dallar-Yeni Filizler3.572 kelime
- 23 23.Bölüm-Kalbin Haritası4.515 kelime
- 24 24.Bölüm-Filizlenen Tohumlar3.485 kelime
- 25 25.Bölüm-Sezon Finali3.340 kelime
- 26 26.Bölüm-Berdelin Son Nefesi3.445 kelime
- 27 DUYURU90 kelime
- 28 27.BÖLÜM-SUSKUNLUĞUN BEDELİ3.453 kelime
- 29 28.BÖLÜM-SESSİZLİĞE DÜŞEN SEVDA3.433 kelime
- 30 29.BÖLÜM-KALBİN YANKISI3.258 kelime · Okuduğun bölüm
- 31 30.BÖLÜM-KISKANÇLIĞIN GÖLGESİNDE3.904 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
DEĞERLİ OKUYUCULAR BÖLÜME BAŞLAMADAN UFAK BİR RİCADA BULUNMAK İSTİYORUM.KİTABA GÖSTERMİŞ OLDUĞUM EMEĞİN KARŞILIĞI OLARAK RİCA ETSEM OY VERİP TAKİP EDEBİLİR MİSİNİZ,AYRICA BU BÖLÜM HAKKINDAKİ KIYMETLİ DÜŞÜNCELERİNİZİ YORUMLARDA BENİMLE PAYLAŞIRSANIZ ÇOK MUTLU OLURUM.AYRICA KİTAPTAKİ DUYGU VE DÜŞÜNCELERİMİZİ,FİKİRLERİMİZİ PAYLAŞTIĞIMIZ BİR TİKTOK VE İNSTAGRAM GRUBU KURDUM.GRUPTAKİ OKUYUCULARLA HEM KİTAP HAKKINDA HEM DE GÜNDELİK OLARAK SOHBET EDİYORUZ.KAN YAZGISI GRUBUNA KATILMAK İSTEYENLER BANA YORUMLARDA KATILMAK İSTEDİĞİNİ YAZARSA GRUBA EKLEYEBİLİRİM, BÖYLELİKLE SİZLER DE KİTABIN GİDİŞATINA YÖN VEREBİLİRSİNİZ.💗🤗
KEYİFLİ OKUMALAR..
Gecenin en sessiz yerinde,
Bir kalp susar, biri duyar...
Biri affı diler gökyüzünden,
Öteki sabrı, aynı duadan.
Rüzgâr, adını taşır gizlice,
Duvarlar bile bilir artık suskunluğu.
Aynı ezanla uyanır iki yürek
Biri unutmamak için,
Biri unutmak umuduyla eğilir secdeye.
Ve sabah olur,
Küller soğur,
Ama yangın...
İkisine de aynı gökyüzünden düşer.
Zilan kapıyı kapattıktan sonra sessizce koridora doğru ilerledi. Adımlarını öyle bir sesle atıyordu ki, kimse fark etmese de odadaki atmosferi değiştiriyordu. İçinde garip bir haz vardı; sanki Baran'la olan konuşmasıyla bir sınavı geçmiş, bir dengeyi kendi lehine çevirmiş gibiydi.
Odasına girdi, kapıyı kilitledi ve yavaşça pencereye yöneldi. Dışarı bakarken yüzünde hafif bir gülümseme belirdi, ama gözleri karanlık bir parıltı taşıyordu. İçten içe düşündü:
- Artık özgürüm... kimse bana bir şey yapamaz. Berzan'ı kaybettim ama şimdi sıra onunda kalbinde. Artık Heja'nın iplerini kopardım, kontrol benim elimde...
Elini saçlarının arasından geçirip derin bir nefes aldı, ardından sessizce yatağına yöneldi. Yorganı başına çekerken aklında Baran'ın koltuktaki yorgun ve kızgın hali vardı; ama o hâlâ bir eksiklik hissetmiş, tam olarak kazanamamış gibi görünüyordu.
- Sen ne kadar direnirsin bilemem, ama ben... artık kendi oyunumu oynayabilirim.
Gözlerini kapattı, ama yüzündeki gülümseme tamamen kaybolmadı; içindeki planlar, hesaba katmadığı duygularla birleşiyordu. O gece, Heja'nın özgürleşmesinin ardından ilk kez gerçekten kendi istediğini yapabileceği bir hisle dolmuştu. Ama bu özgürlüğün bedeli, başka kalpleri kırmak olacaktı.
Yavaşça yatağa uzandı, ama düşünceleri hâlâ sinsice dolanıyordu; sanki dışarıda kimse görmese de, o odadaki karanlık planını sessizce büyütüyordu.
Leyla odasında makyajını silmiş, gece kremini yüzüne nazikçe sürüyordu. Aynada kendi yansımasını izlerken bir an durdu, hafif bir gülümseme belirdi dudaklarında. Ardından geceliğini alıp yatağa doğru yürüdü; adımlarında hafif bir cilve, bakışlarında Azad'a yönelen sessiz bir davet vardı. Azad, yatağın başında uzanmış, Leyla'yı izliyordu. Gözleriyle onu takip ederken yüzünde sıcak bir tebessüm vardı.
Leyla yatağın ucuna geldiğinde, Azad hafifçe doğruldu ve ellerini uzattı.
- Gelsene şöyle hele... -dedi alaycı bir tonla ama gözlerinde şefkat vardı.
Leyla gülümseyerek elini tuttu, Azad da onu nazikçe yatağa çekti. Battaniyeyi kaldırdılar, Leyla kahkaha atarak:
- Geleyim bakalım! -dedi, Azad da karşılık verdi:
- Hadi bakalım, benim güzelim...
Azad, Leyla'ya yaklaşırken önce dudağını öptü, ardından boynuna hafifçe dokundu. Leyla cilveli bir şekilde onun tepkilerini izliyordu; Azad'ın sessizce ona sarılmasını, küçük dokunuşlarını hissetmesi ikisini de birbirine daha da yakınlaştırıyordu. Tam bu anın tadını çıkarıyorlardı ki, aniden kapı aralandı.
Beş yaşındaki Adar elinde küçük ayıcığıyla kapıyı açtı. İkisi de bir anda toparlandı. Azad hafifçe gülümseyip:
- Noldu oğlum, uyandın mı? -diye sordu, endişeli ama sevecen bir tonla.
Adar koşarak yatağın yanına geldi, ayıcığını sıkıca tutuyordu:
- Kötü rüyalar gördüm, babacım... -dedi hafif titreyen sesiyle.
Azad gülümseyerek onu kucakladı:
- Oyy, babasının aslanı... Gel bakayım buraya. -dedi ve Adar'ı yatağa yanına oturttu.
Adar heyecanla:
- Sizinle uyumak istiyorum! -dedi.
Leyla hafifçe başını eğip gülümseyerek:
- Tabi oğlum, gel bakayım, babanla aramızda uyu bakalım -dedi. Ardından göz ucuyla Azad'a baktı, hafifçe sırıtarak onu hafifçe delirtecek bir cilve yaptı.
Adar, Leyla'ya sarıldı ve tatlı bir sesle:
- İyi geceler babası... Biz anne-oğul uyuyacağız. -dedi.
Azad, karısının bu hareketleri karşısında hafifçe yutkundu, derin bir nefes aldı ve yatağa yaslandı. Leyla ve Adar birbirine sarılmış, Azad ise yanlarında sessizce uzanmıştı. Oda, hafif nefeslerin ve battaniyenin hışırtısıyla sessiz bir sıcaklık ve huzurla dolmuştu.
Leyla, Azad'ın kolunu hafifçe tuttu, Adar ise başını annesine ve babasına yaslamış, küçük elleriyle onları sıkıca kavramıştı. Bu sessiz an, günün yorgunluğunu ve gerilimini silip atmış, aileyi birbirine daha da yakınlaştırmıştı.
Sabahın ilk ışıkları Şadoğlu konağının taş duvarlarından süzülüyordu. Avluya yayılan sessizliğe, mutfaktan gelen kahvaltı kokusu ve hafif sohbet sesleri karışıyordu. Azad, Leyla ve Adar birlikte salona girdiler. Azad, oğlunun elini tutarken Leyla yanında gülümsüyordu.
Adar, gözleri parlayarak hemen Şiyar Ağa'nın yanına koştu:
- Günaydın dede! -dedi heyecanla, kollarını açarak.
Şiyar Ağa, torununun coşkusuna karşılık vererek gülümsedi ve onu kucağına aldı:
- Günaydın benim aslan parçam! -dedi sevgi dolu bir sesle.
Kevser Hanım, Şiyar ağa ve diğer aile üyeleri salonda oturmuş, kahvaltı masasında yerlerini almıştı. Hepsi bu sıcak karşılaşmayı gülümseyerek izliyordu. Adar, dedesinin kucağında hafifçe zıplıyor, kahkahalar atıyordu.
- Ne kadar büyüdün sen, torunum! -dedi Şiyar Ağa, Adar'ın saçlarını okşayarak.
- Gece iyi uyudun mu, aslan parçam?" diye sordu Şiyar Ağa, Adar'a bakarken tebessüm etti.
Leyla, Adar'ı kucağından alıp Azad'ın yanına bıraktı ve:
- "Hadi bakalım, hepimiz kahvaltıya geçelim, güne güzel başlamak lazım"dedi.
Azad, oğlunun mutluluğunu görünce başını salladı, gözlerinde hafif bir tebessüm belirdi.
Salonun geniş penceresinden süzülen sabah güneşi kahvaltı masasının üzerine altın sarısı bir ışık bırakıyordu. Masada taze ekmeklerin, peynirlerin ve mis gibi kokan çayın kokusu birbirine karışmıştı. Herkes keyifle sohbet ederken Leyla, Adar'ın önündeki tabağa eğildi.
- Adar'cım, hadi bakalım yumurtanı da ye, -dedi yumuşak ama kararlı bir sesle- senin için çok sağlıklı.
Adar elindeki küçük çatalı masaya koyup yanaklarını şişirdi. Kaşlarını çatıp annesine baktı:
- Hayır... yemeyeceğim! Sevmiyorum ben yumurtayı...
Leyla gülümseyerek oğlunun bu nazlı haline karşılık verdi:
- Ama oğlum, yemezsen gelişemezsin. Güçlü olman için yumurta çok önemli, -diye ısrar etti.
Adar, masadaki herkese sırayla bakıp dudaklarını büzdü:
- İstemiyorum! -diye yineledi ufak ama inatçı bir sesle.
O sırada dedesi Şiyar Ağa, torununun bu haline gülerek hafifçe öne eğildi. Gür ama sıcak bir sesle konuştu:
-Aslan torunum, bak sana bir teklifim var. Yumurtanı güzelce yersen kahvaltıdan sonra seni parka götürürüm. Sonra da çarşıya uğrar, senin sevdiğin şekerlerden alırız. Ne dersin?
Adar'ın gözleri bir anda ışıldadı. Küçük omuzları heyecanla kalktı:
- Gerçekten mi dede? Hem parka hem çarşıya mı?
Şiyar Ağa gülerek torununun saçlarını okşadı:
- Hee tabii ki. Ama yumurtanı bitirmen şart, aslan parçam.
Adar hiç vakit kaybetmeden çatalını kaptı ve minik lokmalar halinde yumurtasını yemeye başladı. Yüzünde kocaman bir gülümseme vardı:
- Tamam dede! Hemen bitireceğim, sonra parka ve çarşıya gideceğiz, söz verdin!
Masadaki herkes bu sevimli pazarlığa kahkahalarla eşlik etti. Leyla oğlunun saçlarını okşayarak dedesine teşekkür eden bir bakış attı:
- İşte bu kadar! Aferin benim akıllı oğluma, -dedi, sesi sevgi ve gurur dolu.
Şiyar Ağa torununa bir kez daha gülümseyip kaşlarını hafifçe kaldırdı:
- Dedesinin aslanı sözünü tutar, sen yeter ki tabağını bitir.
Adar ise hızla yediği her lokmada daha da heyecanlanarak:
- Bitiriyorum dede, bekle beni! -diye neşeyle seslendi.
Salon kahkahalarla ve sıcacık aile sohbetleriyle dolarken, küçük Adar'ın bu masum mutluluğu sabahın tüm serinliğini unutturuyordu.
Kahvaltının ardından Şiyar Ağa, torununun heyecanını görünce kahvesini yudumlayıp ayağa kalktı.
"Haydi bakalım torunum, Parka gidelim mi?" diye gür ama sıcacık bir sesle sordu.
Adar'ın gözleri bir anda parladı. Küçük elleriyle dedesinin ceketinin eteğine tutundu.
"Evet dedee! Hadi hemen gidelim!" diye coşkuyla atıldı.
Leyla oğlunun montunu uzattı, "Oğlum, dedenin sözünden çıkmak yok olur mu?" diye seslendi.
Adar ciddiyetle başını salladı, "Merak etme anne, yaramazlık yapmayacağım," deyince salondaki herkes gülümsedi.
Şiyar Ağa torununu kucaklayıp kapıya yönelirken, avludan çıkarken herkes saygıyla selam verdi.
Mardin'in sabah güneşi, parkın taş yollarına yumuşak ışıklar döküyordu. Kuşların cıvıltısı ve hafif esen rüzgâr, baharın ferahlığını hissettiriyordu.
Şiyar Ağa, Adar'ı salıncağa bindirdi.
"Daha hızlı it dede!" diye sevinç çığlığı atan Adar'ın kahkahası, parkın sessizliğini şenlendirdi.
Şiyar Ağa salıncağı yavaşça iterken, "Dedesinin yiğidi korkmazmış meğer," diye takıldı.
Adar gururla göğsünü kabarttı, "Ben hiç korkmam dedee!"
Bir süre salıncakta eğlendikten sonra Şiyar Ağa, "Haydi bakalım, çarşıya uğrayalım da söz verdiğim gibi istediğin şeyleri alalım. Hem en sevdiğin şekerlerden de yine alırız." dedi.
Adar'ın yüzü sevinçle ışıldadı. "Şeker! Oyuncak da alır mıyız dede?"
"Alırız tabii," dedi Şiyar Ağa, gülümseyerek.
Mardin'in taş sokaklarına adım attıklarında, çarşının hareketli kalabalığı onları karşıladı. Baharatların keskin kokusu, taze kahvenin sıcak buharıyla karışıyordu.
Şiyar Ağa'nın gelişini gören esnaflar, tezgâhlarının önünden birer birer doğrulup saygıyla eğildiler.
"Hoş geldiniz Ağam!"
"Hayırlar getirdiniz, Ağam!"
"Torun paşayı da getirmişsiniz, maşallah!"
Adar bu ilgi karşısında biraz utanıp dedesinin bacağına sarıldı. Şiyar Ağa ise gururla gülümsedi,
"Maşallah dedikleri torunum, bak hele koca delikanlı olmuş değil mi?" diye esnafa seslendi.
Esnaf Hıdır, tezgahtan bir avuç renkli şeker alıp küçük bir kese kâğıdına doldurdu,
"Bu yiğide bizden olsun Ağam. Afiyetle yesin," dedi.
Adar'ın gözleri büyüdü, "Teşekkür ederim amca!" diyerek minik elleriyle şekeri aldı.
Oyuncakçı dükkânının sahibi ise vitrinden parlak kırmızı bir araba çıkarıp Adar'a uzattı.
"Şiyar Ağa'nın torununa hediyemizdir," dedi.
Adar şaşkınlıkla arabayı aldı, "Gerçekten mi? Çok teşekkür ederim!"
Şiyar Ağa esnaflara tek tek teşekkür edip hal hatır sordu, yaşlı bir dostuyla kısa bir çay muhabbeti bile yaptı. Bu sırada Adar dükkânların renkli vitrinlerine hayran hayran bakıyor, dedesinin elini hiç bırakmıyordu.
Torun ve dede, çarşıdan çıkarken elleri dolmuştu; bir yanda taze baharatlar, diğer yanda oyuncak ve şeker keseleri...
Adar, dedesinin elini sımsıkı tutup koca bir gülümsemeyle,
"Dede, bugün çok güzel geçti. Seni çok seviyorum!" dedi.
Şiyar Ağa'nın gözleri yumuşadı, torununun başını okşadı.
"Deden de seni çok seviyor, aslanım. Sen var ya, bu toprakların en değerli hazinesisin."
Eve dönerken sokak boyunca herkes onlara saygıyla selam verirken, Adar dedesinin ne kadar sevildiğini fark ederek gururla yürüyordu.
Zilan odasında tek başına oturuyordu. Pencereden avluya bakarken elindeki kahve fincanı çoktan soğumuştu. Gözlerinde tuhaf bir ışıltı vardı. Dudaklarının kenarında beliren küçücük bir tebessüm, aslında içinde dönen fırtınaların sessiz işaretiydi.
"Abim hâlâ o kadına tek laf ettirmiyor. Öfke gösterse de kalbinde onu saklıyor. Ama ben sabrederim... Sabrederim ve zamanı geldiğinde herkes Heja'nın maskesini görecek."
Aynaya yaklaştı, parmaklarıyla saçlarını düzeltti. Yüzünde hüzünlü bir ifade takınmıştı ama gözlerinin derinlerinde sinsice bir parıltı vardı. Dışarıya göre kırılgan bir kadın... Ama içinden ince ince işleyen bir plan.
O akşam sofra hazırlandığında herkes bir aradaydı. Halit Ağa baş köşeye oturmuştu; yanında Saide Hanım vardı. Zeynep, Şahin ve Cihan neşeli görünmeye çalışıyordu ama sofrada derinden bir sessizlik vardı. Zilan sessizce oturdu, dudaklarında yapmacık bir tebessümle.
Tam o sırada Baran avluya girdi. Üzerinde işten dönmenin ağırlığı vardı. Saide Hanım sevinçle seslendi:
- "Oğlum, gel sofraya. Sabah kahvaltısına da oturmadın, bari akşamı beraber yiyelim."
Baran başını hafifçe eğdi, sesi kırgın ve yorgundu:
- "Aç değilim ana. Size afiyet olsun. Benim işlerim var."
Taş merdivenleri ağır adımlarla çıkarken sofra sessizliğe gömüldü. Zeynep'in yüzü düşmüştü. Saide Hanım derin bir iç çekti, kocasına dönerek fısıldadı:
- "Bey, ben çok üzülüyorum bu oğlana. Ne konuşuyor ne de bir şey yiyor. Hep içine atıyor. Ya bir gün dayanamazsa?"
Halit Ağa kaşığını bıraktı, gözlerini eşine çevirdi:
- "Üzülme Hanım. Oğlumuzun yüreği yanıyor, doğru. Ama kolay kolay yıkılmaz. Biz arkasındayız."
Sonra sofraya dönüp yüksek sesle:
- "Hadi bakalım, başlayalım. Afiyet olsun herkese."
Sofra yavaş yavaş hareketlendi, ama herkesin içinde Baran'ın hali ağır bir gölge gibi kalmıştı.
Baran çoktan çalışma odasına geçmişti. Masasında dosyalar yığılıydı, küllükte yanıp tükenmiş sigaralar... Göz kapakları ağırdı ama zihni susmak bilmiyordu. O sırada kapı aralandı. Halit Ağa içeri girdi.
- "Oğlum." dedi tok ama yumuşak bir sesle. "Biraz konuşalım mı?"
Baran doğrulup oturdu, gözlerini kaçırdı:
- "Baba... gerek yok. Ben iyiyim."
Halit Ağa koltuğa geçti, ağır başlı bir şekilde oturdu:
- "Ben seni bilmez miyim? İçine attıkça daha çok yanıyorsun. Konuş, yüreğini susturma."
Baran'ın gözleri parladı, sesi titredi:
- "Baba... sevdiğin kadının seni sevmemesi... sana nefretle bakması ne demek biliyor musun? Yanında kalacağını sandığın birinin göz göre göre senden gitmesi... bunu nasıl taşıyayım ben?"
Halit Ağa sustu, elini oğlunun omzuna koydu:
- "Oğlum, bazen insan ne kadar isterse istesin, kalpler aynı yöne akmaz. Ama senin gücün burada belli olacak. Ayağa kalkacak, ailene,aşiretine sahip çıkacaksın. Çünkü sen bu aşiretin sarsılmaz bir köküsün."
Baran başını eğdi, nefesi ağırlaştı. Halit Ağa kalkıp kapıya yöneldi. Çıkarken arkasını dönüp son kez konuştu:
- "Unutma oğul... ben senin yanında olduğum sürece düşmezsin."
Baran yalnız kalınca pencereye yürüdü. Karanlığa dalgın gözlerle bakarken fısıldadı:
- "Ama baba... bu yürek bir tek onunla doluydu."
Heja yatağına uzanmış, elinde telefonu. Odanın ışığı loş, yalnızca abajurun hafif sarı ışığı var. Kendi kendine gülümseyerek "Çıtırlar uzun yaşarlar" grubuna yazmaya başladı.
Heja: Kızlaaarr 😎 bu grubu kurduğumuzdan beri kimse yaşlanmadı bak, işe yarıyor kesin.
Leyla: Hee bi de gençlik iksirimiz eksikti 🤭 ama doğru diyorsun, ben aynaya bakınca hâlâ 20 yaşında gibi görüyorum kendimi.
Kübra: Ayy yenge bırak yaa 😂 geçen gün yüz maskesi yaparken fotoğraf attın, korkudan kalbim duruyordu az kalsın.
Leyla: O maskeler sizi kıskandırıyor işte. Gençlik böyle korunur! 🙃
Heja: Tabii canım, yengem krem sürmeden dışarı adım atmıyor. 😄
Zeynep: Yenge sabah yumurtayı bile kremle yiyor olabilir.
Leyla: 😳 Kızlar beni sinirlendirmeyin, sizi gruptan atarım!
Bunun üzerine hepsi kahkaha mesajı attı
Kübra: Peki kızlar, ciddi bir konu... Sizi özledim ya. Yalova'da bu ortam yok, sizin goygoylarınız olmadan hayat çekilmiyor.
Heja: Ayy kuzum, sen de uzaklardasın. Burda olsan her gün dedikoduya doymazdık valla.
Zeynep: Hangi dedikodu? Biz kültürlü ve seviyeli bir grubuz efendim 🤓 sadece gündemi takip ediyoruz.
Heja: Tabii tabii, geçen haftaki "Azad abim mi daha yakışıklı Baran abin mi" tartışması çok seviyeliydi kesin.
Leyla: Orda her ne kadar oy çoğunluğu Baran'a geçmiş olsa da kalbimde Azad'ım bir numaradır. 💞
Kübra: Offff 😅 sizde aşk bitmez yemin ediyorum.
Zeynep: Kızlar vallahi ben Baran abime çok üzülüyorum ya... Hiç eskisi gibi değil. Eve geliyor, yemek yemiyor, kimseyle konuşmuyor.
Kübra: 😟 Cidden mi?
Zeynep: Evet. Heja yengem gittiğinden beri çok yalnız gibi geliyor bana. İçim parçalanıyor valla.
Kübra: Keşke bu durumlar yaşanmasaydı. İnşallah iki taraf içinde güzel bir gelecek olur.
Zeynep: Vallahi ben anlamıyorum ya... Baran abimle Heja yengem birbirlerine çok yakışıyorlar ama işte... böyle birbirlerine kırgın gibiler.
Leyla: Kırgınlık geçer de bence onlar birbirlerini seviyorlar. İnsan sevince kolay kolay kopamaz.
Kübra: Hah işte ben de onu diyecektim. Bence de aralarında bir şey var hâlâ. Sevgi öyle hemen bitmez ki kızlar.
Heja, telefon ekranına düşen mesajları sessizce okudu. Zeynep'in "Baran abimle Heja yengem birbirlerine çok yakışıyorlar" sözleri gözlerinde takılı kaldı. Ardından Leyla'nın yazdığı satırlar belirdi: "Bence onlar birbirlerini seviyorlar. İnsan sevince kolay kolay kopamaz."
Kübra da hemen eklemişti: "Aynen öyle kızlar, sevgi öyle hemen bitmez ki. Bence de aralarında bir şey var hâlâ."
Heja'nın boğazı düğümlendi. Yutkundu, ama sanki nefesi içerde bir yerlere sıkışmıştı. Parmaklarını telefonun ekranına götürdü, söylemek istediği çok şey vardı ama kelimeler bir türlü harf olup düşmüyordu ekrana.
Bir süre öylece bekledi, sonra derin bir nefes alıp tek bir cümle yazdı:
- Kızlar benim işim çıktı, çıkıyorum. Sonra konuşuruz.
Mesajı gönderdiği anda elini telefondan çekti. Telefonu kapatıp yanına bıraktı. Odanın sessizliği üzerine çöktüğünde fark etti: aslında kaçıyordu. Çünkü ne Zeynep'in sözlerine, ne de Leyla yengesi ile Kübra'nın yorumlarına cevap vermeye cesareti vardı. Kalbinde tarif edemediği bir sızı vardı ve o sızıyla yüzleşmekten korkuyordu.
Gecenin koyuluğu yerini sabahın ilk solgun ışıklarına bırakırken, dışarıdan yankılanan ezan sesi konağın sessizliğini yumuşakça böldü. Heja, uykusunun en derin yerinden, kalbinin bir köşesini titreten o tanıdık sesle uyandı. Gözlerini araladı, bir süre tavana baktı. O an, ezan sesiyle birlikte içini kaplayan o tarifsiz huzurla birlikte bir sızı da hissetti. Sanki muezzinin her "Hayya ale's-salah" deyişi, kalbindeki eksik parçayı biraz daha yokluyordu.
Yavaşça doğruldu. Ellerini yüzüne sürdü, derin bir nefes aldı. Oda sessizdi; sadece dışarıdan gelen kuş cıvıltıları ve uzaklardan yankılanan sabah ezanı vardı. Yatağının yanındaki örtüyü kenara çekip doğruldu, abdestini aldı. Soğuk su yüzüne değdiğinde, içindeki karmaşayı biraz olsun dindirdi sanki.
Seccadesini yere serdi, kıbleye döndü. Dizlerinin üzerine oturup tekbir aldı. Ezanın yankısı henüz tam kaybolmamıştı. Her secdesinde kalbinde bir düğüm çözüldü, her dua edişinde boğazındaki sızı biraz daha büyüdü. Gözlerinden iki damla yaş süzüldü, seccadeye sessizce düştü.
Namazını bitirdiğinde avuçlarını açtı.
"Allah'ım... kalbimi ferahlat," dedi kısık bir sesle.
"Eğer içimde hâlâ kırgınlık varsa, al benden. Eğer ben yanlış yaptıysam affet. O'nu da, beni de doğru yola koy. Yüreklerimizi nefretle değil, sabırla doldur."
Bu duaları ederken dudakları titriyordu. Bir süre avuçlarını kapatamadı; sanki hâlâ gökyüzüne tutunmak ister gibi bekledi. Sonra ellerini yavaşça yüzüne sürdü.
Pencereye yöneldi. Sabahın ilk ışıkları perdenin aralığından içeri sızıyordu. Gökyüzü griyle mavi arasında bir renkteydi. "Belki bugün biraz daha dayanırım," diye mırıldandı. Derin bir nefes aldı, gözlerini kapadı.
Aynı dakikalarda, Baran da kendi konağında, Heja gittiğinden beri sığındığı misafir odasında aynı ezan sesiyle uyandı. Odanın duvarları sessizdi, ama içinde yankılanan boşluk her zamankinden büyüktü. Yatağından kalktı, pencereden dışarı baktı. Bahçedeki ağaçların dalları sabah rüzgarıyla hafifçe sallanıyordu.
Baran abdest almak için doğruldu, soğuk suyun yüzüne değmesiyle kendine geldi. Aynı anda kendi içinde yankılanan bir huzur ve hüzün karışımı vardı. Seccadesini serdi, ellerini kaldırıp tekbir aldı.
Her rekatta gözleri doldu, ama secdede tutamadı. Gözyaşları sessizce yanaklarından süzülüp seccadeye damladı. Namaz bitince avuçlarını açtı, dudakları titreyerek dua etti:
"Rabbim... kalbimdeki yükü hafiflet. Nefreti, öfkeyi, kırgınlığı al. Ben sabretmeyi bilmiyorum, bana sabrı öğret. Ve... eğer kaderde varsa, her şeyi doğru zamanda düzelt."
Bir süre sessiz kaldı. Rüzgar perdenin ucunu hafifçe savurdu. Gözlerini kapattı, derin bir nefes aldı. O an farkında olmadan, Heja da aynı sözlerle dua ediyordu. İkisi de birbirinden habersiz, aynı gökyüzüne bakıp aynı Rahman'a içlerini döküyorlardı.
Birinin duası diğerinin yüreğine değdi belki de.
Ama ikisi de henüz bilmiyordu:
Bazen affetmek, sevmekten daha ağır bir imtihandır.
Heja, dua ettikten sonra bir süre daha pencere kenarında oturdu. Sabah ışığı artık odanın her köşesine sinmişti. Kuşların cıvıltısı, dışarıda çalışan hizmetçilerin hafif ayak sesleriyle birleşiyordu. Derin bir nefes aldı, yüzündeki yorgunluğu toparlayıp doğruldu. Aynaya baktığında gözleri biraz şişmişti ama içinde uzun zamandır hissetmediği bir dinginlik vardı.
Üzerine sade bir elbise giyip saçlarını topladı. Ardından sessizce odasından çıkıp merdivenlerden aşağı indi.
Avluya açılan geniş salonda herkes toplanmıştı. Masanın başında her zamanki gibi Şiyar Ağa, yanında Kevser Hanım, karşılarında Azad ve Leyla, köşede ise Miran oturuyordu. Küçük Adar oyuncak arabasını masanın altında sürüyordu.
Heja içeri girdiğinde onu annesi fark etti.
- "Günaydın kızım. Uykunu alabildin mi?" dedi yumuşak bir sesle.
Heja gülümsemeye çalıştı.
- "Günaydın anne, evet, iyiyim."
Şiyar Ağa, çayından bir yudum alıp başını kaldırdı.
- "Gel kızım, otur şöyle. Soğumasın yemek." dedi.
Heja babasının karşısına geçti, sessizce oturdu. Kevser Hanım hemen önüne tabak çekti.
- "Bak şu peyniri kendi elimle yaptım, taze taze. Biraz da bal al, güç verir." dedi.
Heja başını salladı.
- "Sağ ol anne."
Sofrada bir süre sessizce yediler. Konuşmalar hep kısa, birbirini tamamlayan cümlelerden ibaretti. Sanki herkesin aklında başka bir şey vardı ama hiç kimse söylemeye cesaret edemiyordu.
Bir süre sonra Miran, ortamı yumuşatmak istercesine konuştu:
- "Baba, bugün çarşıya uğrayacağım. Yeni mallar geldi, bir göz atmak lazım."
Şiyar Ağa başını salladı.
- "İyi edersin oğul. İşleri aksatmamak gerekiyor.
Ardından Miran, Adar'ın arabasını masadan çekiştirip,
- "Yeğenim, biraz da bahçede oynayalım mı?" dedi.
Adar hemen heyecanlandı,
- "Tamam amca, ama dedem de gelsin!"
Şiyar Ağa gülerek torununa baktı.
- "Dedeni sabah sabah peşinden sürüklersin ha! Hadi sen git, ben sonra gelirim."
Küçük çocuk sevinçle koşarak çıktı.
Sofrada yine sessizlik çöktü. Heja dalgın gözlerle önündeki çaya bakıyordu. Kevser Hanım kızına baktı, sonra da sessizce babasına döndü.
Şiyar Ağa bunu fark etti; elini sakince çay bardağının kenarına koydu.
- "Kızım," dedi, "insan bazen geçmişin yükünü sırtında taşır ama unutma, her yükün bir vakti vardır. Zamanı gelince her şey hafifler."
Heja, gözlerini babasına kaldırdı. Gözlerinde biriken yaşları saklamak ister gibi hafifçe gülümsedi.
- "Biliyorum babacım, sadece... bazen içim daralıyor. Sanki her şey birden üzerime geliyor gibi."
Kevser Hanım uzanıp kızının elini tuttu.
- "O günler geçti kızım. Şimdi evindesin, biz yanındayız. Kendini suçlamaktan vazgeç. Her şeyin bir sebebi var."
Heja başını eğdi. Gözünden bir damla yaş süzüldü, hemen sildi.
- "Sağ olun... iyi ki varsınız." dedi sessizce.
Azad, kardeşinin ses tonundaki kırılmayı fark etti, ama bir şey söylemedi.
Leyla da göz ucuyla Heja'ya baktı, sonra Azad'ın elini tuttu.
Evde kısa bir huzur havası esti - konuşmalar durdu, sadece kuşların cıvıltısı ve uzaktan gelen sabah pazarının sesleri duyuldu.
Şiyar Ağa derin bir nefes aldı,
- "Hadi bakalım," dedi gülümseyerek, "bugün uzun bir gün olacak. Herkes işine gücüne baksın. Ev dediğin huzur yeridir, kimsenin içi kararmasın."
Herkes yavaşça masadan kalkarken, Heja son kez babasına baktı.O an içinden bir şey geçti. Keşke kalbimdeki sessizliği biri duyabilse...
KAN YAZGISI KİTABIM İÇİN AÇMIŞ OLDUĞUM WHATSAPP KANALIMA BU QR KODUNU OKUTARAK KATILABİLİRSİNİZ. KİTABA DAİR BÜTÜN GÜNCEL BİLGİLERİ ORADAN PAYLAŞIYORUM🤍
Bölüm etkileşimi
