10. bölüm · KAN YAZGISI (BERDEL)
10.Bölüm-Gizlenen Duygular
DEĞERLİ ARKADAŞLAR KİTABIN DAHA FAZLA KİŞİYE ULAŞABİLMESİ İÇİN EMEĞİMİN KARŞILIĞI OLARAK RİCA ETSEM OY VEREBİLİR MİSİNİZ AYRICA BU BÖLÜM HAKKINDAKİ DÜŞÜNCELERİNİZİ YORUMLARDA BENİMLE PAYLAŞIRSANIZ ÇOK MUTLU OLURUM.. ŞİMDİDEN KEYİFLİ OKUMALARR🌺
&
Sabahın ilk ışıkları yavaş yavaş odaya süzülürken, Heja yüzüne vuran güneşle gözlerini araladı. Uykulu bakışlarla etrafına göz gezdirirken hemen yanındaki sandalyede başı yana düşmüş, derin uykuda olan Baran'ı fark etti. Gözleri büyüdü, şaşkınlıkla doğrulmaya çalıştı.
"Baran? Sandalyede mi uyumuş?" diye fısıldadı kendi kendine.
"Neden? Gece boyunca başucumda mı kaldı acaba?"
Yatağında oturur pozisyona geçtiği an Baran gözlerini araladı. Gülümserken sesi yumuşaktı:
"Günaydın."
Heja başını hafifçe yana eğdi:
"Günaydın... Tüm gece sandalyede mi uyudun?"
Baran gözlerini ovuşturdu, hafifçe başını salladı:
"İyi olup olmadığından emin olmak istedim. Başucunda beklerken... fark etmeden uyuyakalmışım."
Heja'nın yanakları kızardı, içinden geçirdi:
"Demek ki beni izledi bütün gece... İnşallah uykudaki o tuhaf hallerimi görmemiştir... Gerçi başımda beklediyse kesin görmüştür!"
Baran yeniden konuştu:
"Bugün nasılsın?"
Heja hafifçe gülümsedi:
"Daha iyiyim, sağ ol."
Sonra yatağın kenarından kalktı:
"Üzerimi değiştirip geliyorum."
Banyoya geçti, sıcak bir duş aldıktan sonra rahat bir elbise giyip hafif bir makyaj yaptı. Aynada kendine baktıktan sonra odaya döndü. Baran da hazırlanıp giyinmişti.
Beraber aşağı indiler. Kahvaltı masasına doğru yürürlerken aileden herkes Heja'ya dönüp sırayla:
"İyi misin canım?",
"Daha iyi görünüyorsun çok şükür..." gibi şeyler söylediler.
Heja nazikçe başını sallayıp:
"Daha iyiyim, sağ olun." dedi.
Kahvaltıya oturdular. Sessiz ama huzurlu bir sofraydı. Ardından, pazar günü olduğu için Baran şirkete gitmedi, tüm aile salona geçti. Çalışanlar kahve getirdi. Kahveler eşliğinde yapılan sohbetlerde Heja arada birkaç kısa cevap vererek katıldı.
Bir süre sonra hava almak için terasa yöneldi. Tam arkasından Cihan sesiyle seslendi:
"Şeyy... biraz konuşabilir miyiz? Sana bir şey söylemem gerekiyor."
Heja döndü:
"Tabii, konuşalım."
Terasa geçip oturdular. Cihan biraz gergin, kelimeleri toparlamaya çalışarak başladı:
"Yenge... şimdi... nasıl söylesem bilmiyorum ama... galiba... şey... ben... senin arkadaşın Kübra'ya... aşık oldum."
Heja şaşkınlıkla gözlerini büyüttü:
"Neee? Nasıl yani? Ne zaman?!"
Cihan gülümsedi:
"Bir arkadaşımı havaalanında uğurluyorduk, orada bir kızla çarpıştık. Kız 'dikkat etsene yaa' dedi. O an sadece 'umarım onu bir daha görürüm' diye geçirdim içimden. Meğer Kübra'ymış. Kına gecesinde tanıdım. Sonra düğünde emin oldum. Araştırınca senin arkadaşın olduğunu öğrendim. O yüzden... sevgilisi falan var mı diye sana sormak istedim."
Tam o sırada Baran terasa çıktı. Oturup konuşmalarına dahil oldu:
"Hayırdır, kimden bahsediyorsunuz bakalım?"
Cihan birden toparlanmaya çalıştı:
"Yok yaa... bi şey değil."
Baran kaşlarını kaldırdı:
"İkiniz de bir şey gizleyebileceğinizi sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Hemen şimdi anlatmanızda fayda var."
Cihan derin bir nefes aldı, kısaca özet geçti. Baran kahkaha atarak:
"Ooo bırâ! Sen öyle şeylerle ilgilenir miydin ya?" dedi.
Cihan omuz silkti:
"İlk görüşte aşk dedikleri şey demek ki böyle bir şeymiş."
Sonra Heja'ya döndü:
"Ee yenge? Bi şey demedin? Sevgilisi falan var mı?"
Heja, Cihan'ın heyecanla sorduğu soruya cevap vermeden önce yüzünü hafifçe düşürüp ciddi bir ifadeyle başını salladı:
"Ne yazık ki... geç kaldın, sevgilisi var."
Cihan'ın yüzü bir anda düştü, gözleri boşluğa daldı:
"Nasıl ya... Gerçekten mi?"
Omuzları çökmüştü, hayal kırıklığına uğramış gibiydi.
Heja onun bu haline dayanamadı, gülümsemeye başladı. Ardından hafifçe kahkaha attı:
"Hayır yaa, şaka yaptım! Sevgilisi falan yok, sevdiği biri de yok."
Cihan gözlerini açtı, birden ayağa fırladı:
"Hakkat mi söylüyorsun yenge? Ciddi misin? Sevdiği biri yok, değil mi?"
Heja başını sallayarak güldü:
"Yok yok, vallahi yok."
Cihan sevinçle yerinden kalkıp Heja'ya sarıldı:
"İçime su serpildi resmen yenge! Var ya, dünyanın en güzel haberini verdin şu an!"
Tam o sırada Baran, hafif kıskanç bir ifadeyle ama alaycı bir gülümsemeyle kısık sesle mırıldandı:
"Daha ben sarılamadım karıma lan..."
Heja ve Cihan dönüp aynı anda:
"Efendim? Ne dedin?"
Baran hemen toparlandı, sırıtıp:
"Yok bir şey ya..." dedi.
Cihan, heyecanla Heja'ya döndü:
"Yenge... Lütfen bizim aramızı yap. Ne istersen yaparım. Yeter ki bana yardım et."
Heja da gülümseyerek başını salladı:
"Tamam, bakarım. Önce bir konuşayım bakalım... O da öyle bir şey hissediyor mu. Hem zaten bugün çağıracaktım onu buraya. Kaç gündür görüşemiyoruz, çok özledim."
Cihan sevinçle başını salladı:
"Aynen yenge, sonuçta arkadaşın. Özlemişsindir tabii. Gelsin, hasret giderin."
Baran da lafa karıştı, alaycı bir şekilde gülerek:
"Hee hee... Gelsin de 'ben onu göreyim' demiyor, 'özlemişsindir' diyor."
Cihan gülerek:
"Yok yok, yengeyle ilgisi var sadece bu işin!"
Hep birlikte gülüştüler. Ardından terasa geri yaslanıp biraz daha oturdular, sohbet devam etti...
Heja, "Ben bi arayayım kendisini," deyip köşeye geçerek telefonunu çıkardı. Kübra'yı aradı. Telefon çalar çalmaz karşıdan tanıdık bir ses yükseldi:
"Oo günaydın gelin hanım!"
"Günaydın bacımm!" diye neşeyle karşılık verdi Heja.
Hal hatır sordular, birkaç dakika hasret giderdiler. Ardından Heja konuyu açtı:
"Ben ne diyecektim sana... Bugün gel yanıma ya, çok özledim seni. Malum, kaç gündür görüşemiyoruz."
Kübra hemen atıldı:
"Tamam gelirim, bugün müsaitim zaten."
Telefonu kapattıktan sonra Heja Baran ve Cihan'ın yanına döndü:
"Konuştum, geliyor bugün."
Cihan kocaman gülümsedi:
"Yaaa sen var ya... yengelerin en bir tanesisin!"
Heja gülümseyerek:
"Ben bi aşağıya bakayım, yardım edilecek bir şey var mı." deyip onları orada bırakıp mutfağa indi. Çalışanlara yardım ederken Zeynep'e döndü:
"Birazdan Kübra gelicek, beraber vakit geçiririz."
Zeynep sevinçle:
"Aa çok iyi olur!"
Kısa bir süre sonra konağın kapısı açıldı. Kübra içeri girmişti. Avluda duran Heja ve Zeynep onu görünce Heja sevinçle koşup sarıldı:
"Az özledim seni!"
Kübra aynı şekilde sarılıp gülerek:
"Ben de seni az özledim!"
Onların arasında bu söz "a ve z arasındaki tüm harfleri" yani koca bir alfabeyi temsil ediyordu; sevgilerinin ölçüsüydü.
Zeynep de sarıldı, selamlaştılar. Hep birlikte salona geçtiler. Kahveler geldi, oturup sohbet etmeye başladılar.
Biraz sonra Cihan salona gelip şaşırmış gibi yaptı:
"Aa misafiriniz mi vardı yenge? Ben çıkayım, sizi yalnız bırakayım."
Heja hemen:
"Yok yok ne rahatsızlığı, gel lütfen. Hadi seni arkadaşımla tanıştırayım."
Cihan hafif bir tebessümle yanlarına yürüdü. Heja, Kübra'yı gösterdi:
"Yalova'dan gelen arkadaşım Kübra."
Sonra Cihan'ı işaret etti:
"Baran'ın kardeşi Cihan."
Cihan elini uzattı:
"Aa ne güzel. Tanıştığımıza memnun oldum."
Kübra da elini sıkıp:
"Ben de memnun oldum."
Cihan kısa bir süre oturdu, sonra ayağa kalktı:
"Sizin konuşacaklarınız vardır, ben gideyim."
Zeynep de:
"Ben de anneme mutfağa yardım edeyim," deyip çıktı.
Heja, Kübra'ya döndü:
"Gel, odama geçelim."
Odaya geçtiler. Kübra yatağa oturup kıkırdayarak:
"Ee gelin hanım, nasıl gidiyor evlilik?"
Heja hafifçe koluna vurdu:
"Hiç öyle düşündüğün gibi şeyler olmadı, olmayacak da. Bu, benim için gerçek bir evlilik değil... mecburi bir evlilik."
Sonra dünkü hastane olayını, Baran'ın sabaha kadar başucunda oturmasını anlattı. Kübra gözlerini büyüterek:
"Yaa Heja... Salak mısın sen? Bu adam sana aşık olmuş! Cidden bunu anlayamadın mı?"
Heja şaşırdı:
"Ne? Ne aşkı yaa? Hem ikimiz de mecburi bir evlilik içerisindeyiz, öyle bir şey yok!"
Konuyu geçiştirip hemen:
"Hem ben sana ne soracaktım..."
Kübra meraklandı:
"Ne soracaksın?"
Heja hafifçe gülümsedi:
"Sence bu Cihan nasıl biri? Ne düşünüyorsun onun hakkında?"
Kübra kaşlarını çattı:
"Cihan ne alaka şimdi? Niye sordun ki?"
Heja:
"Hiç... öylesine merak ettim. Sence nasıl?"
Kübra eliyle saçını kulağının arkasına attı:
"Şeyy... iyi çocuk yani. Fena değil."
Heja sevinçle:
"Ohh ohh! Tamamdır, oldu bu iş."
Kübra gülerek:
"Yaa ne işi?"
Heja sırıtarak:
"Benim kaynım Cihan sana aşık olmuş. Bu yüzden senin fikirlerini öğrenmemi istedi."
Kübra şaşkınlıkla:
"Neee? Nasıl? Ne aşkı yaa?"
Heja:
"Ben senin gözlerinde gördüm. Sen de ona boş değilsin bence."
Kübra o düğün günü hissettiklerini anımsadı, sonra:
"Yiooo..." dedi ama gözleri kaçamak bakıyordu.
Heja:
"Hemen olumsuz tepki verme, lütfen düşün."
Kübra:
"Peki... Düşüneceğim."
Sonra birlikte bahçeye doğru yürürken Baran'la karşılaştılar. Baran gülümsedi:
"Hoş geldin Kübra."
Kübra da tebessümle:
"Hoş buldum, enişte."
Kısa bir hal hatır sohbetinden sonra Baran:
"Sizi yalnız bırakayım, çalışma odasına geçip dosyalara bakmam gerekiyor."
dedi ve gitti.
Bir süre daha vakit geçirdikten sonra Kübra ayağa kalktı:
"Ben artık gideyim."
Heja hemen atıldı:
"Kal, yemekten sonra bırakırlar seni. Gitme."
Kübra gülerek:
"Anneni biliyorsun işte... Senden sonra kafayı bana taktı. Geç olmadan eve gel dedi."
Heja kahkaha attı:
"Bilmez miyim annemi!"
Kapıya doğru ilerlerlerken konaktaki adamlardan biri:
"Seni bıraksın," dedi.
Tam o sırada Cihan geldi:
"Gerek yok yenge. Hem benim çarşıda biraz işim vardı, yolumun üzeri. Ben bırakırım arkadaşını."
Kübra önce itiraz etti ama Cihan'ın ısrarına dayanamayıp:
"Tamam, peki," dedi.
Heja'ya sıkıca sarıldı. Sonra Cihan arabaya yöneldi, kapıyı açtı. Kübra:
"Teşekkür ederim," deyip arabaya bindi. Cihan diğer tarafa geçerken Heja'ya göz kırptı ve gülümsedi. Arabaya binip yola çıktılar.
Yolda yavaş yavaş sohbet etmeye başladılar. Birbirlerini tanımaya, daha samimi olmaya başladılar.
Konağın önüne gelince Cihan:
"İşte geldik."
Kübra:
"Bıraktığın için teşekkür ederim. Zahmet oldu."
Cihan gülümseyerek:
"Ne zahmeti, estağfurullah."
Kübra:
"Görüşürüz," dedi.
Cihan içinden:
"Görüşelim..."
dedi ve sonra o da:
"Görüşürüz."
Kübra konağa girip salona geçti. Kevser onu görünce:
"Hoş geldin kızım, gel otur."
"Hoş buldum."
Kevser hemen sordu:
"Gel kızım hele söyleyesin bana. Hejam nasıl? İyi mi? Sağlığı sıhhati yerinde mi? Günlerdir aklımdan çıkmıyor."
Kübra da Kevser'i üzmemek için:
"İyidir çok şükür teyze, sıhhati yerindedir."
O sırada Zilan içeri girip alayla:
"Tabii iyi olacak, koskoca Mirşad aşiretinin hanımağası oldu."
Kevser mutfağa geçti yemek hazırlığı için. Leyla sinirle Zilan'a döndü:
"Kendi aşkın için kızı istemediği bir hayata kurban ettiniz be! Ne keyfinden bahsediyorsun!"
Sonra Kübra'ya:
"Gel, benim odamda konuşuruz."
Odaya geçtiler. Leyla:
"Ee anlat bakalım, nasıl bizim kız? İyi mi?"
Kübra dünkü olayı anlattı. Leyla:
"Nee? Nasıl? İyi mi şu an?"
Kübra:
"Çok şükür daha iyi. Oraya her ne kadar istemese de, elbet alışacak zamanla."
Sonra ekledi:
"Ee... şey... bir şey daha var."
Leyla sabırsızlandı:
"Kız ağzında geveleyip durma! Ne oldu?"
Kübra durumu, Cihan'ın ona aşık olduğunu, eve kadar bıraktığını anlattı. Leyla şaşkınlıkla gülümsedi:
"Oo hayırlı olsun şimdiden! Bu iş olur kesin. Demek Mirşad aşiretine bir kız daha veriyoruz! Elti olursunuz artık, görümcemle!"
Kübra:
"Orası belli değil daha. Düşüneceğim dedim."
Leyla:
"İyi iyi, düşün bakalım..." dedi gülerek.
Sonra aşağıya yemek için indiler. Bu sırada Mirşad Konağı'nda da akşam yemeği hazırlıkları başlamıştı.
Saide seslendi:
"Gelin hanım, hadi kocanı çağır da hep birlikte sofraya geçelim."
Heja:
"Tamam, ben gidip çağırayım," deyip yukarı çıktı.
