15. bölüm / 31
KAN YAZGISI (BERDEL)15.Bölüm-Gölgedeki Gerçek
Bölümler 31Şu an: 15.Bölüm-Gölgedeki Gerçek
- 1 KAN YAZGISI489 kelime
- 2 2.Bölüm- Berdel725 kelime
- 3 3.Bölüm-Dini Nikah2.588 kelime
- 4 4.Bölüm-Kına Gecesi1.148 kelime
- 5 5.Bölüm-Düğün821 kelime
- 6 6.BÖLÜM-DÜĞÜN1.823 kelime
- 7 7.Bölüm-Düğün Gecesi1.376 kelime
- 8 8.Bölüm-Görünmeyen Yara907 kelime
- 9 9.Bölüm-Gölgedeki Sancılar1.797 kelime
- 10 10.Bölüm-Gizlenen Duygular1.582 kelime
- 11 11.Bölüm-Gizli Kurtuluş1.078 kelime
- 12 12.Bölüm-Kilitli Kapılar Ardında1.376 kelime
- 13 13.Bölüm-Yitik Sevda1.900 kelime
- 14 14.Bölüm-İhanetin Öfkesi2.243 kelime
- 15 15.Bölüm-Gölgedeki Gerçek1.897 kelime · Okuduğun bölüm
- 16 16.Bölüm-Kayıp Zamanların Gölgesinde1.759 kelime
- 17 17.Bölüm-Kavuşma1.682 kelime
- 18 18.Bölüm-Yarım Kalan Hayatlar2.210 kelime
- 19 19.Bölüm-Matem Rüzgarı2.665 kelime
- 20 20.Bölüm-Kapanmayan Yaralar3.295 kelime
- 21 21.Bölüm-Yaralı Kalpten Umuda3.138 kelime
- 22 22.Bölüm-Kırık Dallar-Yeni Filizler3.572 kelime
- 23 23.Bölüm-Kalbin Haritası4.515 kelime
- 24 24.Bölüm-Filizlenen Tohumlar3.485 kelime
- 25 25.Bölüm-Sezon Finali3.340 kelime
- 26 26.Bölüm-Berdelin Son Nefesi3.445 kelime
- 27 DUYURU90 kelime
- 28 27.BÖLÜM-SUSKUNLUĞUN BEDELİ3.453 kelime
- 29 28.BÖLÜM-SESSİZLİĞE DÜŞEN SEVDA3.433 kelime
- 30 29.BÖLÜM-KALBİN YANKISI3.258 kelime
- 31 30.BÖLÜM-KISKANÇLIĞIN GÖLGESİNDE3.904 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
ÖNCELİKLE HEPİNİZE MERHABA ARKADAŞLAR BİLİYORSUNUZ Kİ YAZMA SÜRECİ BİRAZ ZORLU VE EMEK İSTEYEN BİR SÜREÇ OLUYOR.SİZDEN RİCAM EMEĞİMİN KARŞILIĞI OLARAK VE BÖLÜMLERİN DEVAMININ GELEBİLMESİ İÇİN BÖLÜME OY VEREREK DAHA FAZLA OKURUN KİTABI KEŞFETMESİNDE BANA DESTEK OLABİLİR MİSİNİZ.AYRICA BÖLÜM HAKKINDAKİ DÜŞÜNCELERİNİZİ YORUMLARDA BENİMLE PAYLAŞIRSANIZ ÇOK MUTLU OLURUM.SİMDİDEN KEYİFLİ OKUMALAR DİLERİM🌺🤍
&
Tam Baran'ın parmağı tetiğe dokunmak üzereyken, Hazar hızla gelip Baran'ın kolunu havaya kaldırdı ve o anda silah havada patladı:
Hazar,Baran'a:
-"Amcaoğlu! Dur! Bir haberim var!" diye konuştu.
Baran dönüp sertçe Hazar'a baktı:
-"Ne var lan?!"
Hazar elindeki USB belleği Baran'a uzattı:
-"Heja ve Yusuf'un buluştukları yerin yakınında bir güvenlik kamerası vardı. Yeni fark ettik. Görüntüleri getirdim. Heja'yla Yusuf'un birlikte gittikleri noktada bir detay var!.."
Baran bir an duraksadı. Silahı indirip Hazar'ın elinden belleği aldı. Gözleri öfkeyle kısıldı, dişlerini sıktı.
-"Eğer bu görüntülerde başka bir şey varsa... Eğer bana oyun oynandıysa..."
Diyerek sertçe yürüdü arabasına doğru. Arka planda Zilan hâlâ ağlıyor, Berzan gözlerini kapatmış kaderine razı bekliyordu.
Baran arabanın kapısını öfkeyle açtı, dizüstü bilgisayarını koltuğun altından aldı, hızlıca açtı. Parmakları titriyordu ama gözlerindeki öfke sarsılmazdı. Flash belleği taktı. Masaüstü ekranında dosyalar belirdi. "kamera_kayit_14_45.mp4" yazan dosyayı çift tıklayıp açtı.
Görüntü gündüz vaktiydi. Güneş tam tepedeydi. Gölgeler netti. Sessiz bir sokak. Arka planda bir apartmanın güvenlik kamerası açısı... Görüntüde Heja yürüyordu.Dalgındı. Duruşu huzursuzdu.
Baran'ın gözleri ekranın sağ köşesine kaydı. Yusuf, bir sokak arasından gölgeler arasından çıktı. Aralarında birkaç metre vardı. Baran'ın nefesi hızlandı. Yumruklarını sıktı. Gözlerini kırpmıyordu artık.
Yusuf, hızlı adımlarla arkasından yaklaştı. Heja'nın tam arkasına geldiğinde bir hamlede ağzını kapattı. Genç kadın çırpındı, sesi boğuk bir iniltiye dönüştü. Yusuf bir eliyle ağzını kapatırken diğer eliyle bedenini sardı. Heja kısa bir dirençten sonra bayıldı.
Baran'ın dudakları aralandı, gözleri kıpkırmızı kesildi. Soluk alışverişi hızlandı. O an Yusuf, çevreye bakındıktan sonra park halindeki siyah bir arabanın kapısını açtı, Heja'yı içeri koydu ve araca binerek hızla gözden kayboldu.
Baran yavaşça doğruldu. Elini başına götürdü. Dişlerini sıkarak arabanın kapısını kapattı, cama yumruğunu geçirdi. Camda derin bir çatlak oluştu. Hazar telaşla kapıya yaklaştı:
-"Gördün mü?!"
Baran sessizce kafasını salladı. Gözleri hâlâ cama kilitliydi. Sesi boğuktu ama keskin:
-"Yusuf, namusumu çaldı Hazar... O şerefsiz bunu yapmaya nasıl cürret eder lan..!"
Sonra bir an durdu. Sanki içinden daha büyük bir öfke kabarıyordu.
-"Heja suçsuzsa... Ona bir şey yaptıysa... Bu sadece kan davası değil artık... Bu yangın, dağdan ovaya iner. Kimse de bu ateşi söndüremez."
O sırada Heja yavaş yavaş gözlerini açmaya çalışıyordu,gözkapakları ağırdı. Başında zonklayan bir ağrı... Midesi bulanıyordu. Kıpırdamaya çalıştı ama bileklerindeki soğukluk onu durdurdu. Gözlerini araladığında loş, turuncu bir ışıkla aydınlanan dar bir odadaydı.
Bir bodrumdu bu. Duvarlar nemliydi, köşelerde rutubet izleri vardı. Tavandan sarkan tek bir ampul titrek şekilde yanıyor, ışığı duvara vuran gölgeleri oynatıyordu.
Heja yavaşça doğrulmaya çalıştı ama bileklerindeki plastik kelepçe hareketini zorlaştırıyordu. Ağzı kuruydu, kafasını çevirdiğinde eski bir masa, üzerinde boş bir plastik su şişesi ve birkaç izmarit gördü.
Gözleri iyice açıldığında anladı: Bu bir ev değildi. Terk edilmiş bir binanın alt katıydı.
Penceresizdi. Dışarıdan gelen tek şey, uzaktan yankılanan bir araba sesi ve bir köpeğin havlamasıydı. Havanın rengi, kırmızıya çalan akşam güneşiyle odanın açıklığından içeri sızıyordu. Akşam üzeri olmuştu.
-"Yusuf... diye fısıldadı, sesindeki korku bastırılamazdı."
Birden kapı gıcırdayarak aralandı.
Yusuf içeri girdi.
Üzerinde hâlâ sabahki kıyafetleri vardı ama gözleri daha karanlıktı şimdi. Elinde bir termos bardak vardı. Sessizce yaklaştı, yere çömeldi.
-"Su ister misin?"
Heja başını yana çevirdi, gözlerinden yaşlar süzüldü.
-"Neden yaptın bunu, Yusuf? Neden?!"
Yusuf bir an durdu. Gözleri dalgındı, sanki vicdanı içeriden çırpınıyordu. Sonra sesi boğuk çıktı:
-"Çünkü başka çarem yoktu. Seni onlardan korumak zorundaydım. Baran... sana kıyacak kadar gözünü kör etmişti. Aşiret, gurur, kan davası... Ben buna izin veremezdim."
Heja haykırdı:
-"Sen beni kaçırarak mı koruyorsun?! Zincire vurmak mı korumak?! Kendini ne sanıyorsun Yusuf? Kahraman mı?"
Yusuf bir şey demedi. Su bardağını yere bıraktı, arkasını dönüp çıkmaya yeltendi. Tam kapıya geldiğinde arkasına bakmadan konuştu:
-"Gerçekleri bilmeden hüküm verme Heja. Bu sadece başlangıç. Bu aşirette herkes rolünü oynadı. Sıra benim oyunumda."
Kapı kapandığında Heja ağlamaya başladı. Ama bu gözyaşı korkudan değil, çaresizliktendi artık.
Bir şeyler çözülüyordu içinde.
Ve içinde bir ses fısıldıyordu:
> "Baran'ı tanıdığı kadarıyla kendisine kıymaz diye düşünüyordu."
Tüm bunlar olurken,görüntüleri izledikten sonra Baran, bilgisayarın kapağını sertçe kapattı. Yumruklarını sıktı, gözleri karardı.
-"Yeter! Bu iş artık namus meselesidir.!"
Hemen Hazar'a döndü:
-"Kamerada Yusuf'un kaçtığı aracın plakası net değil ama modeli belli. Hyundai Tucson. Siyah. Yan camlarda güneşlik var. Arka sağ stop lambası çatlak."
Hazar başını salladı:
-"Çocuklara haber veririm. Şehre giriş çıkış kameralarını taratırız. Plakayı netleyemesek bile bu tanıma uyan araçlar bir elin parmağını geçmez."
Baran kapısını açarken arkasına bakmadan söyledi:
-"Bizim çocuklar yetmez Hazar. Bu artık sokak meselesi değil. Bu derin bir mesele.Her nereye kaçırdıysa öğrenicem."
Hazar tereddüt etti:
-"Aşiret meclisini mi toplayacaksın?"
Baran durdu, başını yavaşça çevirdi. Gözleri ateş gibiydi.
Sonra telefonu çıkardı. Numarayı çevirdi. Karşıdaki ses cevap verince kısa ve net konuştu:
-"Çolak Reşo'ya ulaş. Ne kadar isterse ver. Limandaki kamyon garajında dün gece kalan araçları sorsun. Bir tanesi siyah Hyundai Tucson olacak. Eğer biri konuşmazsa, konuşturmasını bilir."
Baran telefonu kapatıp kontağı çevirdi. Motor hırladı.
İçinden sessizce fısıldadı:
> "Heja... Nerede olduğunu bilmiyorum. Ama kokunu alırım. Seni bulmadan durmam. Seni benden alanı, nefesiyle gömerim toprağa."
Yola koyulurken, güneş yavaşça batıyor, ufuk kıpkırmızıya dönüyordu.
Baran, uçurum kenarından sessizce ayrılmıştı. Hazar, Baran'ın gözlerindeki fırtınayı tanıyordu. Bir şeyler kırılmıştı Baran'da... hem umut hem de sabır. Hemen adamlarına işaret etti:
-"Zilan'la Berzan'ı eve götürün."
İki araç sessizce konağa doğru yol aldı. Berzan ve Zilan, hâlâ yaşadıkları anların etkisindeydi. Zilan'ın gözleri hâlâ nemliydi. Konak kapısından içeri adım attıkları anda içeriden yükselen telaşlı ayak sesleri duyuldu.
Kevser Hanım, merdivenlerden adeta uçarak indi. Gözleri gelini ve oğlunu görünce doldu. Berzan'ın üzerine atıldı:
-"Yavrum! İyi misiniz? Bir şey yaptı mı size o alçaklar? Berzan, hele söyle bana, ne oldu? Zilan, kuzum... iyi misiniz?"
Zilan cevap vermeye fırsat bulamadan Kevser tekrar konuşmaya başladı. Elleri titriyor, gözleri evladının yüzünde geziniyordu.
-"Yavrum, neden böyle oldunuz siz?! Heja'mı daha bulamadınız mı?"
O an Şiyar Ağa, ağır adımlarla salona girdi. Koca adam durdu, eşine baktı, sonra başını iki yana salladı:
-"Yav hanım, hele bir dur! Soru yağmuruna tuttun çocukları. Bi nefes alsınlar, otursunlar. Hele çocuklar bi kendine gelsin de..."
Berzan usulca içeri geçti. Zilan'la yan yana divana oturdu. Herkesin gözleri onda toplanmıştı. Şiyar Ağa, oğluna doğru bir adım attı. Sesi hem yorgundu hem sert:
-"Oğlum, kız kardeşinden bir haber var mı? Ben bütün aşirete haber saldım. Her yere adam yolladım. Şimdiye kadar Yusuf'un ayağı taşa değse haberimiz olur."
Berzan başını salladı. Derin bir nefes aldı. Sesi kararlıydı:
-"Evet baba. Var. Artık bir şeyler netleşti. Kamera kayıtları bulundu. Yusuf... Heja'yla kaçmamış. Yusuf, Heja'yı arkasından yaklaşıp bayıltmış. Sonra kaçırmış. Bu iş oyun değil, düpedüz hainlik."
Bir anda salonda buz gibi bir sessizlik oldu. Kevser Hanım'ın yüzü bembeyaz kesildi. Azad, duvarda asılı tüfeğe göz attı. Şiyar Ağa'nın gözleri kıpkırmızı oldu. Yumruklarını sıktı.
-"Bu namussuzluk... Bu... şerefsizliktir!"
Kevser Hanım elini ağzına kapattı:
-"Yusuf... Heja'ya bunu mu yaptı?! O çocuk bizim ekmeğimizi yedi, o sofraya oturdu..."
Azad yerinden fırladı:
-"Yetti artık! Bu işin şakası yok! O şerefsizin konağını basacağım ben şimdi! Baba, sen ne dersin?!"
Şiyar Ağa, oğluna doğru yürüdü. Gözleri alev alevdi.
-"Ben bu yaşıma kadar böyle bir ihanet görmedim. Hazırlan Azad. Gardaşımın konağına gidiyoruz. Kim ne yapmış, kim sessiz kalmış, kim göz yummuş... hepsini ortaya çıkaracağım!"
Berzan ayağa kalktı:
-"Ben de geliyorum. Heja'nın hesabını sormadan kimse yerinde oturamaz."
Dış kapı tekrar gürültüyle açıldı. Silahlar kemerlere takıldı. Ayakkabılar telaşla geçirildi.
Şiyar Ağa'nın sesi tüm konağı doldurdu:
-"Bu gece, susan herkesin sesi açığa çıkacak!"
Gece yarısına doğru Hazar, Baran'ın yanına tekrar geldi. Yüzünde gergin bir ifade vardı.
-"Reşo, adamı bulmuş. Aracı gören olmuş. Kamyon garajının arka tarafında yarım saat durmuş. Sonra terk edilmiş fabrika tarafına gitmiş. Oralar zaten yıllardır kullanılmıyor. Harabelik gibi..."
Baran hemen aracını sürdü. Fabrika arazisine doğru ilerlerken, kalbinin ritmi her virajda hızlandı. Biliyordu... Heja orada bir yerlerdeydi. Ve belki de zaman daralıyordu.
Gece... Ay, bulutların ardından silik bir şekilde sızıyor, terk edilmiş fabrikanın paslı saç duvarlarında hayalet gibi parlıyordu. Rüzgâr uğultuyla karışıyor, fabrikanın kırık camlarından içeri süzülüyordu.
İçeride, Yusuf ayakta bekliyordu. Gergin ama soğukkanlıydı. Heja bir köşede, hâlâ elleri bağlı, ama bu sefer daha dikkatli bakıyordu Yusuf'un gözlerine.
-"Nereye götüreceksin beni? diye sordu sessizce."
Yusuf bir an sustu. Sonra cebinden telefonunu çıkarıp bir mesajı gösterdi.
> "Baran hareket etti. Buraya baskın olacak. Saat 01:15."
Heja irkildi. Yusuf'un işin içinde yalnız olmadığını ilk kez fark etti.
Yusuf gözlerini kısmadan konuştu:
-"Onların düşündüğü kadar basit değil bu oyun. Ben seni kaçırdım.Her ne olursa olsun ona artık yâr etmem.Ortalık biraz durulsun yurtdışına gideceğiz.Birazdan burada olurlar o yüzden buradan gidiyoruz. Hemen."
Heja karşı çıkacak gibi oldu ama Yusuf kararlıydı:
-"Bu gece Baran buraya gelecek. Ve bu bina boş olacak. Aradığını bulamayacak."
Yusuf ağır adımlarla kapıya yürüdü, bir düdük çaldı. Kapıdan iri yapılı, yüzü karanlıkta saklı bir adam belirdi. Sessizce Heja'nın kelepçelerini çözdü. Heja önce geri çekildi ama Yusuf'un sesi onu durdurdu:
-"Sadece bana değil, şimdi ona da güvenmek zorundasın. Aksi halde... seni önce Baran'ın öfkesi, sonra başka bir karanlık yutar."
Heja mecburen başını eğdi. Yusuf, ona montunu verdi. Sonra üçü sessizce arka çıkıştan kayboldular.
Baran önde, dört siyah araçla fabrika arazisine girdi. Motorlar sustu. Herkes araçtan indi. Ellerinde silahlar, gözlerinde öfke.
Hazar, el fenerini yaktı. Fabrika kapısı zorlanmıştı ama kilit yoktu.
Baran işaret verdi. On kişi içeri girdi. Her köşeye bakıldı. Her oda tarandı.
Sessizlik.
Baran fabrikanın ortasında durdu, yumruklarını sıktı. Gözleri camdan dışarı bakıyordu. Sanki biraz önce oradaymışlar gibi...
Tozun üzerinde ayak izleri vardı. Taze.
Baran yere çömeldi. Ayak izine baktı. Parmaklarıyla tozu ezdi.
Buradaydılar... çok yakındaydılar.
Hazar arkasından seslendi:
-"Demek ki biri bizim hamlemizi önceden haber verdi."
Baran yavaşça ayağa kalktı. Dudaklarından soğuk bir cümle süzüldü:
Aramızda biri var. Ya bizden biri... ya da sandığımızdan daha derin bir el bu oyunu yönetiyor.
Sonra gözlerini uzaklara dikti.
-"Ama bir iz bıraktılar. Her izi takip ederim. Gölge gibi olsam da düşerim peşlerine. Heja'yı bulmadan... bu gece bitmeyecek."
Dağ yolu karanlıktı. Yol kenarında tek bir ışık, tek bir tabela yoktu. Ormanın içinden kıvrılarak çıkan eski bir patika, Yusuf'un sürdüğü aracı taşlı bir yolda ilerletiyordu. Heja arka koltukta oturuyordu, bileklerinde yeniden plastik kelepçe vardı. Kafası karışıktı. Üzgün değil, öfkeliydi. Ama gözlerinde korku değil, sorgulama vardı artık.
Yarım saat sonra araç küçük bir açıklıkta durdu. Önlerinde eski, ahşap bir çiftlik evi vardı. Çatısı yer yer çökmüş, dış cephesi yosun tutmuştu. Ama içeriye yürürken Heja fark etti; yerler yakın zamanda temizlenmişti. Evin içinde yaşanmışlık izleri yoktu ama planlı bir şekilde hazırlanmıştı.
Yusuf, evin içine girdikten sonra doğrudan mutfak kapısının yanındaki kapıyı açtı. Merdivenler aşağıya, bodrum katına iniyordu.
-"Aşağı in, dedi."Yusuf, sesi duyarsızdı.
Heja tereddüt etti.
-"Artık saklanmamız gerek. Baran seni arıyor. Öfkesi, sevgisinden büyük şu an. Ve ona göre... sen onunla değil, benimle kaçtın."
Heja şaşkınlıkla döndü:
-"Ne?!"
Yusuf adım attı, gözleri soğuktu:
-"Evet... Heja, Baran seni affetmeyecek. Onun namusu sence ne kadar değerliydi? Aşiretin gözü önünde senin bir hainle birlikte kaçtığını düşünüyor. Sence sana ne yapar?"
Heja sessiz kaldı. Kalbi deli gibi atmaya başladı. Yusuf'un söyledikleri kulağında çınladı. Gerçek mi, yoksa bir başka tuzak mıydı? Ama Baran'ın öfkesini hatırladı. Silahı doğrulttuğu anı... gözlerindeki kırmızı sisi...
Yusuf aşağıyı işaret etti:
-"Orası güvenli. Birkaç gün sadece. Sonra beraber kaçıp gideceğiz bu diyarlardan birtanem."
Heja, dişlerini sıkarak bodruma indi. İçerisi havasızdı ama düzenliydi. Yerde bir yatak, duvarda küçük bir masa, yanında bir termos, biraz yiyecek ve su vardı.
Yusuf merdivenin başında durdu, kapının kilidini elinde tuttu.
-"Heja, ben seni saklamıyorum. Seni koruyorum. "
Kapı kapandı. Üstte bir kilit sesi geldi.
Heja duvara yaslandı, gözlerini kapattı.
> "Baran... Gerçekten beni öldürür müydün? Yoksa Yusuf... beni yavaş yavaş karanlığa mı çekiyor?"
Gözyaşları akmadı bu kez. Yalnızca içindeki şüphe büyüdü.
Bölüm etkileşimi
