3.Bölüm-Dini Nikah

Vaveyla Yazarı: Aylin .

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 31Şu an: 3.Bölüm-Dini Nikah

Değerli arkadaşlar kitaba başlamadan önce kısa bir ricam olacak sizden.Rica etsem kitaba destek amaçlı oy verebilir misiniz, ayrıca kitap hakkındaki düşüncelerinizi merak ediyorum yorumlara düşüncelerinizi yazarsanız çok memnun olurum, şimdiden Keyifli Okumalar☺️

Berdel kararı açıklandığında zaten paramparça olmuştum. Her şeyin bir anda değiştiğini hissetmiştim, kontrolüm dışında verilen bir kararla. Ama dün akşam bir de üstüne "Yarın istemeye geliyorlar" dendi. Sanki içimde kalan son parça da kopmuştu o an. Ne olduğunu tam anlayamadan, yüzüme çarpan bu yeni gerçekle baş başa kaldım. Gözlerim dolmuştu ama ağlayamıyordum bile. İçimde bir boşluk vardı sadece.

Sabah, yengemin sesiyle uyandım. Kapı nazikçe aralandı, ardından neşeli gibi görünmeye çalışan o tanıdık ses geldi:

— “Kalk görümcecim, bugün istemen var. Hadi aşağı in de bir şeyler yiyelim.”

İçimden kalkmak gelmiyordu ama ısrar edince kalktım, ağır adımlarla aşağı indim. Zor da olsa birkaç lokma kahvaltı ettim. Ne yediğimi bile fark etmeden tekrar odama çıktım. Uzanıp tavanı izledim sessizce.

Alt katta ise adeta bir seferberlik vardı. Kadınlar evi baştan aşağı temizliyor, bir yandan tatlılar hazırlanıyor, her köşe düzenleniyordu. Gülüşmeler, telaşlı ayak sesleri... Benim içim kararırken evde bambaşka bir heyecan vardı.

Saatler geçerken, yengem tekrar odaya geldi. Elinde birkaç tokayla kapıda belirdi:

— “Hadi bakalım, hazırlanma vakti.”

İç çekerek dolabıma yöneldim. Aklımdaki tek şey sade bir siyah elbise giymekti. Ne göz alıcı görünmek istiyordum ne de dikkat çekmek. Ama yengem hemen araya girdi:

— “Senin dolapla olmaz bu işler. Gel bakalım, benim odama geçelim, kıyafetlerimden bakalım sana bir şeyler.”

İstemeye istemeye peşine takıldım. Yengem dolabını açıp pudra pembesi, hafif parıltılı ama sade bir elbise çıkardı. Diz üstü, omuzdan askılı ve azıcık göğüs dekolteliydi. Giyinmem için elime tutuşturdu. Sessizce kabul ettim, karşı gelmedim.

Elbiseyi giydim. Saçlarımı açık bırakıp dalgalı yaptım. Yüzüme hafif bir makyaj yaptım. Aynaya bakınca yabancı birini gördüm sanki ama bir yandan da bir parçam hep aynı kalmış gibiydi.

Yengem arkamda belirdi, yine klasik repliğini söyledi:

— “Her zamanki gibi yine mükemmel görünüyorsun, görümcecim.”

Akşama doğru, evin içinde koşuşturanlardan biri aniden seslendi:

— “Baran ağalar gelmek üzereler!”

O an yüreğim bir anlığına sıkıştı. Ailemin yanına avluya indim. Kapının hemen yanında durduk, sessizlik içinde bekledik.

Bir süre sonra kapı tıklatıldı. İçeri önce Baran girdi, arkasında ailesi ve kalabalık bir akraba topluluğu. Siyah takım elbise giymişti. Elinde bir kırmızı gül buketi ve çikolata kutusu vardı. Göz göze geldik bir an. Gözlerinde fark edemediğim bir şey vardı; beğeni mi, heyecan mı, yoksa ikisinin karışımı mı... bilmiyorum.

Baran bana doğru ilerledi, çiçekleri ve çikolatayı uzattı. Sessizce aldım. Ardından hep birlikte büyük salona geçtik.

Ben mutfağa yöneldim. Kahve yapmak artık benim görevimdi. Yengem yanıma sokulup Baran’ın fincanına bolca tuz ekledi. Sinsice gülümsedi. Ben hiçbir şey demeden tepsiyi aldım ve salona doğru yürümeye başladım…
Heja tepsiyle birlikte salona girdiğinde, başta Baran olmak üzere içeridekilerin bakışları bir anda ona çevrildi. Sessizce, ağır adımlarla ilk fincanı Baran’ın babası Halit Ağa’ya uzattı. Halit Ağa kahveyi alırken yüzünde sıcak bir gülümsemeyle:

— “Deste te sağ bi keçam,” dedi.

Heja ardından sırasıyla Baran’ın annesine, kendi annesine ve babasına kahvelerini servis etti. En son Baran’ın önünde durdu, sessizce fincanı ona uzattı. Baran, kahveyi alırken bir an elbisesinin göğüs kısmındaki dekolteye takıldı bakışları. Hafif bir kıskançlık ve sinir yüzünde belirse de bunu belli etmedi. Heja da anlam veremeyen gözlerle ona bakıp salondaki bir köşeye çekildi ve oturdu. Geri kalanlara kahveyi yengesi Leyla ikram etti.

Leyla kahveleri dağıttıktan sonra Heja’nın yanına gelip onun yanına oturdu. Bu sırada Baran’ın kız kardeşi Zeynep de yerinden kalkıp Heja’ya doğru ilerledi ve yanına oturdu.

Kahveler yudumlanmaya başlandı. Baran bardağı eline alıp bir yudum içtiği anda yüzünü ekşitti. Tuzlu kahve damaklarında acı bir tat bırakmıştı. Bir an Heja’ya baktı ama bir şey söylemeden fincanı tek yudumda bitirdi. Zeynep ve Leyla bu sahneyi görünce bakıştılar ve gülüştüler.

— “Sanırım abimi yaktın, yenge,” dedi Zeynep, kahkahasını bastırarak.

Salondaki hava biraz yumuşamışken Halit Ağa ciddi ve ağırbaşlı sesiyle konuşmaya başladı:

— “Buralara geliş amacımız belli Şiyar Ağa. Yüce Allah’ın emri, Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in kavliyle kızın Heja’yı oğlum Baran’a istiyoruz.”

Şiyar Ağa, kısa bir duraksamadan sonra başını hafifçe eğip karşılık verdi:

— “Allah’ın emri, Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in kavliyle kızımı oğlun Baran’a verdim, Halit Ağa.”

Salonda bir anlık bir sessizlik oldu. Ardından Heja ve Baran yerlerinden kalktı. Heja önce Baran’ın babasının elini öptü, ardından annesinin. Baran da aynı şekilde Heja’nın babası ve annesinin ellerini öpüp ardından kendi ailesinin ellerini öptü. Sonra herkes tekrar yerine geçti.

Tam oturulmuştu ki Şiyar Ağa, tebessümle konuştu:

— “Ee Halit Ağa, biz ne zaman istemeye gelelim Zilan kızımızı?”

Bir anda Baran ayağa kalktı. Sesi sertti, kararlıydı:

— “Ben Mirşad Aşireti’nin ağasıysam hüküm benimdir! Katiyen Berzan ve Zilan’ın düğününe izin vermiyorum!”

Şiyar Ağa şaşkınlıkla:

— “Hiç olur mu öyle şey, oğlum?” dedi.

Berzan da bir anda ayağa fırladı:

— “Ne demek düğün yapılmasına iznin yok!”

Baran gözlerini kısarak, sesini daha da alçaltıp ama keskinleştirerek konuştu:

— “Kaçarken gencecik bir kızın geleceği aklınıza gelmedi. Şimdi böyle bir şeye katiyen iznim yoktur.”

Bu sözlerle gözleri Heja’ya kaydı. Heja gözlerini kaçırdı ama bakışlarında biriken yaşları saklamaya çalışıyordu. Sadece başını eğdi, sessiz kaldı.

Berzan öfkeyle salonu terk etti. Ardından gecenin ilerleyen saatlerinde Baran’ın ailesi ve akrabaları ayağa kalktı.

— “Bize artık müsaade,” dediler.

Heja’nın ailesi onları kapıya kadar uğurlamak için hareketlendi. Heja ise tepsileri toplamak için yengesiyle birlikte mutfağa geçti. O sırada Baran, ailesine:

— “Siz inin, ben geliyorum şimdi,” dedi.

Ailesi merdivenlerden inerken, Baran gizlice mutfağa yöneldi. Leyla onu görünce bir şey anlamış gibi gülümsedi:

— “Benim de işlerim vardı, gidip halledeyim,” deyip onları yalnız bırakmak için çıktı.

Baran sessizce Heja’nın yanına geldi.

— “Ne oldu?” dedi.

Heja cevap vermeden yüzünü çevirdi. Baran sesi daha sertleştirdi:

— “Sen hep böyle açık kıyafetler mi giyinirsin? Bundan böyle dekolteli şeyler giymek yok. Benim eşim olacaksan, öyle gezemezsin. Gerçi artık istesen de giyemezsin, çünkü giydirtmem.”

Heja başını kaldırdı, Baran’a dik dik baktı:

— “Öyle mi? Bak bakalım o zaman… Giyiyor muyum, giymiyor muyum?”

Baran dişlerini sıkarak:

— “Göreceğiz,” dedi ve hızla salondan ayrıldı.

Ardından ailesinin yanına inip Şiyar Şadoğlu konağından ayrıldılar.

Ertesi gün, Baran ailesiyle birlikte tekrar konağa geldi. Yanlarında bir de imam vardı. İmam nikâhı kıymak üzere salona geçerken, herkes yerini aldı.
imam Baran ile Heja'nın karşısına geçip oturdu.
İmam "şahitleriniz kim olacak diye sordu."
Baran "amca oğlum Hazar ve arkadaşım Rojhat olacak dedi."
Ardından imam duaya başladı

Dua bittiği zaman

Baran'a dönüp mehir olarak ne vereceksin diye sordu
Heja az önceki sessizliğini bozarak "hiçbir şey istemiyorum."dedi
Baran, Heja'ya bakıp imamın sorusunu cevaplamak için konuşmaya başladı.

BARAN

"Boyu kadar gümüş zincir, kilosu kadar altın,Mardin'deki çiftlik evlerinden biri ve Amedde'ki asmalı konak " dedi imam tekrar dua edip soruyu sormaya başladı " sen Şiyar kızı Heja,Halit oğlu Baran'ı kocalığa kabul ettin mi? " diye sordu

Heja yutkundu şu an etmedim dese ne olurdu acaba diye düşündü ama kabul etmek zorundaydı ama istemiyordu da şu an herkes ona bakıyordu yutkunup " ettim " diye cevap verdi ölüme edilen ilk yemin

İmam ikinci defa sordu

" ettin mi? "

Heja kabul etmek istemeye istemeye " ettim " dedi ikinci yemin Heja ağlamamak için kendisini zor tutuyordu şu an ağlasa güçsüz olduğu ortaya çıkacaktı kendini sıkmıştı odaya girdiği an ağlayacaktı.

İmam 3. Ve son kez sordu

Heja bu son hakkı olduğunu biliyordu

"et- " devamını getiremeyecekti ama son bir gayretle

" ettim " dedi ve gözlerini kapattı

Sıra Baran'a gelmişti Heja'ya bakıp önüne

döndü

İmam

"sen Halit oğlu Baran,Şiyar kızı Heja'yı karılığa kabul ettin mi? "

Baran

" ettim "

imam

"ettin mi? "

Baran

" ettim "

İmam

" ettin mi?"

Baran

" ettim " dedi

İmam şahitlere bakıp

" siz şahitlik ettiniz mi?" diye sordu.

Hazar ve Rojhat bakıp

" ettik" dedi

İmam
"Ben de sizi Allah katında karı koca ilan ediyorum." hayırlı uğurlu olsun diyerek ekledi.
Dini nikâh kıyıldıktan sonra herkes yavaş yavaş dağılmıştı. Heja odasına çıktığında, içini tarifsiz bir ağırlık kapladı. Odanın kapısını sessizce kapatıp yatağına oturdu. Gözlerini bir noktaya dikip boşluğa bakarken yengesi Leyla içeri girdi. Heja, kendi kendine mırıldandı:

— "Artık her şey bitti… Az önce, üç yeminle bu hayattaki yaşamıma son verdim."

Leyla usulca yanına oturdu. Gözleri dolmuştu.

— "Keşke kabul etmeseydin Heja... Abin seni bir şekilde kaçırırdı, kurtarırdı bu işten."

Heja başını salladı.

— "Yapamazdım. Benim kabul etmemem demek… iki canın ölmesi demekti. Berzan'la Zilan'ın düğünü olsaydı, Baran asla izin vermezdi. O zaman biri, belki ikisi ölürdü. O gün bu yükü kabul ettiğimde biliyordum, artık bir seçim değil, fedakârlıktı bu."

Leyla'nın gözleri doldu, ama hiçbir şey demedi. Sadece Heja’nın elini tuttu.

Kısa süre sonra hazırlanıp dışarı çıktılar. Düğün alışverişi için herkes bir araya gelmişti. Baran, arabasıyla gelmişti Heja’yı almak için. Heja, annesi ve yengesiyle birlikte arabaya bindi, Baran da sessizce direksiyona geçip yola koyuldu. Diğer arabada Baran’ın annesi ve kız kardeşi Zeynep vardı. Çarşıya ulaştıklarında ilk durak gelinlikçiydi.

Mağazanın sahibi onları içten bir gülümsemeyle karşıladı:

— "Ooo Baran Bey! Hoş geldiniz, şeref verdiniz. Buyurun, geçelim prova alanına."

Kahveler ikram edildi. Heja, gelinlik giymek istemiyordu aslında. İçinde bir isyan vardı. Ama Leyla ve Zeynep onu ikna etti. Onlar vitrinleri dolaşırken birkaç model seçip denemesi için yardım ettiler.

İlk gelinliği giyip çıktığında herkes hayran kalmıştı. Askılı, ışıltılı ve göğüs dekolteli bir modeldi. Baran göz ucuyla ona baktı, içten içe kıskanmıştı ama belli etmedi. Yine de yüzündeki gerginliği Leyla fark etti. Baran hafifçe:

— "Bu değil... başka bir tane dene," dedi.

Heja iç geçirerek kabine döndü. İkinci ve üçüncü gelinlik de benzer sebeplerle elendi. Her biri biraz fazla açıktı Baran’a göre. Heja ise daha çok yoruluyor, daha çok içine kapanıyordu.

Sonunda Heja’nın eline daha gösterişli ama zarif bir gelinlik tutuşturuldu. Uzun kollu, tam kapalı ve baştan sona taşlarla süslenmiş, ihtişamlı ama asil bir gelinlikti bu. Kristal taç ve işlemeli tül duvakla tamamlanıyordu.

Heja, kabinin içinde gelinliği giydi ve aynanın karşısına geçti. Gözleri bir anda dondu. Bu... bu gelinlik onun çocukluğunda hayalini kurduğu o beyaz düş gibiydi. İçten içe bir kıpırtı hissetti kalbinde. Ama hemen bastırdı duygularını. Bu bir rüya değil, gerçeğin en soğuk haliydi.

Perdeyi aralayıp dışarı çıktı. Herkes bir anda başını çevirip ona baktı. Sessizlik oldu birkaç saniye.

— "İşte bu!" dedi Zeynep, heyecanla.

— "Hangisini beğendin en çok? Bu mu olsun?"

Heja, gözlerini kaçırarak cevapladı:

— "Ben her şeyden vazgeçmişim artık… Siz ne isterseniz onu seçin bana."

Baran, bu sözlere rağmen onun gelinliğe nasıl baktığını görmüştü. O sessiz bakışta, içinde kaldığı duyguyu, o küçük beğeni kıvılcımını yakalamıştı.

Daha sonra kına kıyafeti için vitrinlere geçtiler. Leyla ve Zeynep’in yönlendirmesiyle bordo, altın işlemeli zarif bir bindallı seçildi. Heja yine karışmadı. Dışarıdan bakıldığında her şey tamamdı. Ama içeride kopan fırtınayı, sadece birkaç dikkatli göz görebilirdi.
Gelinlik ve kına kıyafeti alışverişi tamamlandıktan sonra sırada elbise, ayakkabı ve çanta alışverişi vardı. Grup halinde mağazaları dolaşmaya başladılar. Renk renk abiyeler, topuklu ayakkabılar, çantalar birer birer seçildi. Leyla ve Zeynep, her detayla birebir ilgileniyor; Heja'nın hiçbir şeyle ilgilenmemesine aldırmadan onun yerine karar veriyorlardı.

Baran bir süre sonra annesi ve kız kardeşiyle başka çeyiz ihtiyaçları için ayrıldı. Leyla da onlara katılınca geriye sadece Baran ve Heja kaldı.

— "Hadi, kuyumcuya geçelim artık," dedi Baran.

Birlikte yavaş yavaş yürümeye başladılar. Sokaklar kalabalıktı, ama ikisinin arasında sessiz bir gerginlik vardı. Heja, etrafına bakınarak yürürken bir an Baran onun elini tuttu. Heja irkildi.

— "Ne yapıyorsun yaa?" dedi tedirgin bir sesle ve elini çekmeye çalıştı.

Baran ise sıkıca tutmaya devam etti:

— "Bundan böyle Allah katında benim karımsın. Bu el... bu ellerden ayrılmayacak."

Heja başını çevirdi, yüzü kızarmıştı ama bir şey demedi. Yürümeye devam ettiler. Esnaflardan biri onları görünce seslendi:

— "Hayırlı olsun Baran Ağa, Allah tamamına erdirsin!"

— "Eyvallah, sağ olasın," dedi Baran başıyla selam vererek.

Bir iki adım sonra başka bir esnaf:

— "Ağam, yengeyle çok yakışmışsınız, maşallah!" deyince Baran yine gülümseyip teşekkür etti. Heja bu ilginin ortasında tekrar elini çekmeye çalıştı ama Baran yine izin vermedi. Hiçbir şey demese de bakışlarında "Benimsin." ifadesi vardı.

Sonunda kuyumcuya geldiler. Kuyumcunun sahibi Baran’ı görünce heyecanla kapıya yöneldi:

— "Oo Baran Ağa, hoş geldin! Sefalar getirdin. Sen de hoş geldin Yenge Hanım Ağa'm!"

Baran hafifçe başını salladı:

— "Hoş bulduk."

— "Hemen çıkaralım altınlarımızı, pırlantalarımızı!"

Kuyumcu, vitrinin arkasından en özel parçaları çıkarıp önlerine dizmeye başladı. Kalın kaburga bilezikler, işlemeli zincirler, ağır kemerler ve en nadide küpeler birer birer tezgaha yerleştirildi.
Baran "beğendiğin ne varsa seçebilirsin" dedi
Heja, köşeye çekilmişti. Gözlerini kaçırarak konuştu:

— "Ben altın falan istemiyorum…"
Baran tekrardan kuyumcuya döndü:

— "Sekiz tane 25 ayar 60 gramlık kaburga bilezik… dört tane 60 gramlık Trabzon kelepçe… şu," (eliyle geniş bir bileziği gösterdi) "bundan altı tane, 80 gram olacak. Bir de şu burmalardan, ince olanından on beş tane."

Kuyumcu hemen not aldı. Zincirlere geçildi. Kuyumcu kalın bir zinciri uzattı:

— "Ağam bu harem zinciri. 2 metre, kadınlar boynuna iki defa dolar. Ağırlığı da iyi, içi doludur."

Baran zinciri elinde tarttı:

— "Bunu da ekle."

Kuyumcu zinciri alıp tarttı, listeye ekledi. Bu sefer Baran tam altınlı kolyelere yöneldi.

— "Bunu da yaz," dedi, gösterdiği ağır kolyeyi kastederek.

Sonra kemerlere geçti. İnce bir kemeri eline aldı. Kuyumcu uyardı:

— "Ağam, yalnız bu sade kötü durur. Takımı var."

Baran göz ucuyla kuyumcuya bakıp:

— "Takımını da getir o zaman."

Kuyumcu raflardan kolye ve bilezik takımını indirip önüne koydu. Baran inceledi:

— "Bunları da listeye ekle. Ayrı kutuya koy bunları."

— "Baş üstüne ağam."

Baran başka bir kemer daha seçti. "Bunu da ekle," dedi. Ardından yüzüklere geçti. Dört yüzük, ardından beş büyük ve beş küçük küpe daha seçti.

O sırada Heja’nın gözü vitrin köşesinde duran zarif bir pırlanta sete takıldı. Uzun uzun bakmasa da bir anlık beğenme hali yüzünden okunuyordu. Baran dikkatle ona yaklaştı:

— "Sevdin mi?"

Heja hemen toparlandı:

— "Yoo, sadece öylesine bakıyordum."

Baran kuyumcuya döndü:

— "Bu seti de ekleyin."

Kuyumcu tüm listeyi toparladı, kutuları hazırladı.

— "Ödemeyi yapıyorum, bizim konağa gönderirsin," dedi Baran.

— "Emrin başım gözüm üstüne, Ağa'm," dedi kuyumcu.

Kuyumcudan çıktıklarında hava hâlâ aydınlıktı, sokak kalabalıktı, esnaf dükkânının önünde oturmuş çay içiyor, gelen geçene selam veriyordu. Baran arabaya doğru yöneldiğinde Heja adımlarını yavaşlattı, duraksadı.

— "Ben kendim giderim," dedi kısa bir tonla, gözlerini yere indirerek.

Baran bir an durup ona döndü.

— "Hayır. Seni ben bırakacağım," dedi kararlı bir sesle.

Heja içini çekti, birkaç saniye sustu, sonra gözlerini kaçırarak konuştu:

— "Zaten eve gitmeyeceğim... Buradan başka bir yere geçeceğim."

Baran'ın bakışları ciddileşti, durduğu yerden ona doğru bir adım attı:

— "Nereye?"

Heja derin bir nefes aldı, belli ki içinde tutmak istediği bir duyguyu artık taşıyamıyordu:

— "Dedemin mezarına gideceğim. Orası... Tek huzur bulduğum yer. İçimi dökebildiğim tek yer."

Baran bir şey söylemeden birkaç saniye baktı ona. Sonra sakin bir sesle:

— "Ben seni götürürüm," dedi. "Yalnız değilsin artık."

Heja itiraz edecek gibi oldu ama bir şey demedi. Sessizce arabaya bindiler.

Bir süre yol aldılar. Şehir geride kalmaya başlamıştı. Mezarların bulunduğu kır kenarındaki eski mezarlığa vardıklarında, Baran arabayı kenara çekti. Heja sessizce indi, mezarlığa doğru yürümeye başladı. Baran da biraz geriden onu takip etti.

Heja, dedesinin mezarının başına vardığında yere çömeldi. Eliyle mermer taşı okşadı. Baran bir süre arkasında durdu, sonra yavaşça yaklaşıp sessizce onunla birlikte dua etti. Ardından Heja başını çevirip fısıltı gibi bir sesle:

— "Biraz yalnız kalabilir miyim?"

Baran başını salladı.

— "Tabii," dedi yumuşak bir sesle.

Biraz geriye çekildi, kenarda durup uzaktan Heja'yı izlemeye başladı. Heja ise dedesinin mezarına yaslanmış, gözleri dolu dolu, sessizce ağlıyordu. Dudakları kıpır kıpırdı, dedesiyle konuşur gibiydi.

Baran, onun bu halini izlerken içi burkuldu. İlk kez onu bu kadar kırılgan, bu kadar yalnız görüyordu.

Heja bir süre daha kaldı, sonra yavaşça toparlandı. Gözlerini sildi, derin bir nefes aldı. Baran’a doğru yürüdü.

İkisi birlikte arabaya bindiler. Yol boyunca ikisi de tek kelime etmedi. Sessizlik, söylenemeyen duyguların arasında ağır ağır ilerledi.

Baran onu konağın önüne bıraktı. Heja, kısa bir teşekkür mırıltısıyla indi.

Eve vardıklarında Heja içeri geçti.Odasına gidip uzanıp gözlerini tavana dikti. Aklından geçen onca şeyle boğuşurken gözlerinden yaşlar süzüldü. Bir süre direndi ama sonunda içini tutamayıp sessizce ağlamaya başladı. O gece, ağlaya ağlaya uykuya daldı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

3.177okunma 168beğeni 11yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 147

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastik#felsefeGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18