26. bölüm / 31
KAN YAZGISI (BERDEL)26.Bölüm-Berdelin Son Nefesi
Bölümler 31Şu an: 26.Bölüm-Berdelin Son Nefesi
- 1 KAN YAZGISI489 kelime
- 2 2.Bölüm- Berdel725 kelime
- 3 3.Bölüm-Dini Nikah2.588 kelime
- 4 4.Bölüm-Kına Gecesi1.148 kelime
- 5 5.Bölüm-Düğün821 kelime
- 6 6.BÖLÜM-DÜĞÜN1.823 kelime
- 7 7.Bölüm-Düğün Gecesi1.376 kelime
- 8 8.Bölüm-Görünmeyen Yara907 kelime
- 9 9.Bölüm-Gölgedeki Sancılar1.797 kelime
- 10 10.Bölüm-Gizlenen Duygular1.582 kelime
- 11 11.Bölüm-Gizli Kurtuluş1.078 kelime
- 12 12.Bölüm-Kilitli Kapılar Ardında1.376 kelime
- 13 13.Bölüm-Yitik Sevda1.900 kelime
- 14 14.Bölüm-İhanetin Öfkesi2.243 kelime
- 15 15.Bölüm-Gölgedeki Gerçek1.897 kelime
- 16 16.Bölüm-Kayıp Zamanların Gölgesinde1.759 kelime
- 17 17.Bölüm-Kavuşma1.682 kelime
- 18 18.Bölüm-Yarım Kalan Hayatlar2.210 kelime
- 19 19.Bölüm-Matem Rüzgarı2.665 kelime
- 20 20.Bölüm-Kapanmayan Yaralar3.295 kelime
- 21 21.Bölüm-Yaralı Kalpten Umuda3.138 kelime
- 22 22.Bölüm-Kırık Dallar-Yeni Filizler3.572 kelime
- 23 23.Bölüm-Kalbin Haritası4.515 kelime
- 24 24.Bölüm-Filizlenen Tohumlar3.485 kelime
- 25 25.Bölüm-Sezon Finali3.340 kelime
- 26 26.Bölüm-Berdelin Son Nefesi3.445 kelime · Okuduğun bölüm
- 27 DUYURU90 kelime
- 28 27.BÖLÜM-SUSKUNLUĞUN BEDELİ3.453 kelime
- 29 28.BÖLÜM-SESSİZLİĞE DÜŞEN SEVDA3.433 kelime
- 30 29.BÖLÜM-KALBİN YANKISI3.258 kelime
- 31 30.BÖLÜM-KISKANÇLIĞIN GÖLGESİNDE3.904 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
DEĞERLİ CANIM OKURLARIM,
YENİ BİR SEZONA HEP BİRLİKTE "MERHABA" DİYORUZ. SİZLERİN DESTEĞİ, SABRI VE SEVGİSİ OLMASA BU SATIRLAR HİÇ BU NOKTAYA GELEMEZDİ. HER BİRİNİZ BENİM İÇİN SADECE BİR OKUYUCU DEĞİL, YOL ARKADAŞIM, BU HİKÂYENİN GERÇEK KAHRAMANLARISINIZ.
BU YENİ BÖLÜMDE KARAKTERLERİMİZ YENİ SINAVLARDAN GEÇERKEN, SİZ DE ONLARIN KALBİNE DAHA DA YAKIN OLACAKSINIZ. BELKİ HÜZÜNLENECEK, BELKİ GÜLÜMSEYECEK AMA EN ÖNEMLİSİ BU YOLCULUĞUN BİR PARÇASI OLDUĞUNUZU HİSSEDECEKSİNİZ.
HER KELİMEMDE, HER SATIRIMDA SİZİN VARLIĞINIZI BİLEREK YAZIYORUM. İYİ Kİ VARSINIZ, İYİ Kİ BU HİKÂYEYİ KALBİNİZLE SAHİPLENİYORSUNUZ. SİZLER OLMADAN BU SATIRLARIN HİÇBİR ANLAMI OLMAZDI.
SEVGİYLE,
ROZAMSİİ
Taşların dili vardır Mardin'de...
Her dar sokak, bin yıllık bir sır saklar,
her kapı eşiğinde kader sessizce bekler.
Gökyüzüyle ufuk arasında asılı duran perde bir rüzgârla çözülür,
sessiz değil, yankıyla yırtılır.
Hakikat, taşların arasından fısıldar artık.
Ve o gün... berdel bozulur.
Zincir gibi kabul edilen bağlar çözülür,
sözlerle örülmüş köprüler yıkılır.
Kadınların gözlerinde hem korku hem umut parlar,
erkeklerin omuzlarında, gelenekle çatışan yük ağırlaşır.
Ama bilinir ki:
bir düzen yıkıldığında,
kalplerin kapıları da aralanır.
Kimileri özgürlüğe adım atar,
kimileri yeni bir esaretin gölgesine.
Yine de hiçbir şey eskisi gibi değildir.
Taşlara sinmiş zaman bile değişimi duyumsar,
rüzgâr başka bir şarkı taşır sokaklardan.
Perde yırtıldığında,
yolculuk da başlar.
7 AY SONRA
Aradan yedi ay geçmişti. Şadoğlu konağında akşam vaktiydi. Avluda sohbet edenler birden içeriden yükselen bir iniltiyle irkildiler. Zilan elini beline götürüp sendeledi.
Kevser Hanım telaşla Zilan'a koştu:
- Kızım, n'oldu? İyi misin?
Zilan'ın yüzü bembeyazdı, nefesi kesik kesikti. İki büklüm olmuş, güçlükle konuşuyordu:
- Ahh... anne... suyum geldi!..
Bu sözlerle avluya panik yayıldı. Kevser Hanım'ın dizlerinin bağı çözüldü, sesi titredi:
- Allah'ım sen yardım et... Hemen arabaya, çabuk!
Leyla koşup Zilan'ın koluna girdi, Kevser Hanım da diğer tarafından tuttu. Zilan'ın ayakları titriyor, sancı her geçen saniye artıyordu.
Miran öne atıldı, sesi kararlı ve aceleciydi:
- Hadi çabuk, arabaya!
Avludakiler panikle yol açarken Miran hızla arabanın kapısını açtı. Kevser Hanım ile Leyla, Zilan'ı güçlükle arabaya bindirdi. Leyla arka koltukta Zilan'ın yanına oturdu, Kevser Hanım ise ön koltuğa geçti.
Miran direksiyona otururken yüzündeki gerginlik apaçık belliydi. Kontağı çevirdi, motor güçlü bir gürültüyle çalıştı.
- Dayan Zilan, hastaneye hızla yetiştireceğim!
Araba sert bir hamleyle avludan çıktı, farlar karanlığı yararken konvoydaki diğer araçlar da peşlerine takıldı.
Yolda sancılar artıyor, Zilan gözlerini sıkı sıkıya kapatarak Kevser Hanımın elini tutuyordu. Kevser Hanım gözyaşlarını gizleyerek Zilan'a fısıldadı:
- Korkma yavrum, yanındayız.
Miran'ın elleri direksiyonda sıkıca kenetlenmişti, gözlerinde tek bir endişe vardı: Zilan'a ve bebeğe bir şey olmadan hastaneye yetişmekti . Arabanın içinde gerilim öyle yoğundu ki, sanki zaman ağırlaşmıştı. Miran trafiği yara yara, kornalara aldırmadan ilerliyordu.
Kendi kendine mırıldandı:
- Dayan Zilan... dayan, ne olursa olsun seni sağ salim yetiştireceğim!
Zilan bir anda feryat etti:
- Ahhh! Miran, dayanamıyorum, bebeğim geliyor!
Leyla, Zilan'ın elini tutup ağlamaklı oldu:
- Derin derin nefes al, dayan az kaldı!
Miran neredeyse direksiyonu kıracak kadar sıkı tutarken, gözlerini yoldan ayırmadan gaza bastı. Siren sesi gibi kalpleri çarpıyordu herkesin.
Araba acil servisin önünde ani bir frenle durdu. Miran kapıyı açıp var gücüyle bağırdı:
- Hemşire! Çabuk olun, doğum yapıyor!
Kapıdan koşan hemşireler ve hastabakıcılar hızla bir sedye getirdiler. Zilan'ı dikkatlice yerleştirip hızla içeri götürdüler. Kevser Hanım ve Leyla gözyaşlarıyla arkasından koşturdu, Şiyar Ağa ve Azad da geriden yetişti.
Koridor boyunca sedye hızla ilerlerken, hemşireler birbirine talimat veriyor, doktorlar acil hazırlık yapıyordu. Miran, Kevser Hanım ve diğerleri ameliyathanenin kapısına kadar eşlik ettiler.
Doktorlardan biri:
- Buradan sonrası bize ait. Siz bekleyin, haber vereceğiz.
Kapı kapanırken Zilan'ın iniltisi hâlâ kulaklarda yankılanıyordu.
Koridor soğuk ve sessizdi. Sadece acil lambasının kırmızı ışığı yanıp sönüyor, içeriden gelen telaşlı ayak sesleri duyuluyordu. Kevser Hanım gözyaşlarına boğulmuş, dudakları titriyordu:
- Allah'ım kızımı da torunumu da bana bağışla...
Leyla kayınvalidesine sarıldı, Şiyar Ağa başını eğmiş dua ediyordu. Azad ise sinirle avuçlarını ovuşturuyor, sabırsızca koridorda volta atıyordu.
O sırada kapılar ardına kadar açıldı. Heja, Baran Ağa, Halit Ağa, Saide Hanım, Şahin, Zeynep ve Cihan telaşla geldiler.
Saide Hanım'ın gözleri endişeden kıpkırmızıydı:
- Kızım... Zilan'ım! İyi mi? Ona bir şey olmasın!
Kevser Hanım gözyaşlarını silip zorla konuştu:
- Sancıları aniden tuttu, suyu geldi... Şimdi ameliyathanede. Doktorlar ilgileniyor...
Koridorda derin bir sessizlik çöktü. Herkesin kalbi aynı ritimde çarpıyordu. Birbirine tutunan eller, yere eğilen başlar... Tek bir dilek vardı dudaklarda:
- Allah'ım, Zilan'ı da bebeğini de koru.
O koca salonu dolduran ağır sessizliği yalnızca dua fısıltıları ve kalp atışları bölüyordu.
Koridorda bekleyen herkesin gözleri kırmızı lambaya kilitlenmişti. Dakikalar saatlere dönmüştü sanki. Tam herkesin sabrı tükenmek üzereyken, kapının üzerindeki kırmızı ışık söndü.
Kapı ağır bir şekilde açıldığında içeriye doğru koşarcasına yöneldiler. Doktor, maskesini indirmiş, alnında ter damlalarıyla dışarı çıktı. Hemşireler arkasında sedyeyi hazırlıyordu.
Miran, ilk adımı atarak heyecanla sordu:
- Doktor bey... Zilan nasıl? Bebeğimiz iyi mi?
Doktor derin bir nefes aldı, gözlüğünü düzeltti. Sonra bakışlarını tek tek herkesin üzerinde gezdirdi. Koridorda adeta nefesler tutulmuştu.
- Çok şükür... dedi doktor, gülümsemeye çalışarak. - Anne de bebek de sağlıklı. Zilan Hanım biraz zorlandı ama durumu şu an kontrol altında.
Bir anda derin bir oh çekildi. Kevser Hanım gözyaşlarını tutamayarak dizlerinin üzerine çöktü:
- Şükürler olsun Rabbim sana... Şükürler olsun...
Leyla sevinçle Azad'a sarıldı. Saide Hanım ellerini göğe kaldırıp dua etti:
- Binlerce kez şükürler olsun... Allah'ım, kızımı da torunumu da bana bağışladın.
Baran, başını öne eğip derin bir nefes aldı. İçinde tarifi mümkün olmayan bir rahatlama vardı ama yüzünde yine de belli etmiyordu. Heja gözyaşlarını silerek bebeği görmek için sabırsızlanıyordu.
Doktor devam etti:
- Bebeğiniz erkek oldu. Çok sağlıklı. Birazdan yoğun bakıma alınacak, ardından görebilirsiniz. Anne ise dinleniyor.
O an Miran'ın gözleri doldu, dudaklarından şu sözler döküldü:
- Çok şükür ikisi de iyi...
Miran duvara yaslanıp gözlerini kapattı. Tüm gerginliği ve korkusu bir anda boşalmıştı. Azad yanına gelip kardeşinin omzuna vurdu:
- Hayırlı olsun Miran... Hayırlı olsun hepimize.
Koridorda sevinç gözyaşları dökülüyor, dualar ediliyordu. İçlerinde ilk defa gerçek bir huzur ve umut yeşermişti.
Koridorda bekleyen herkesin kalbi neredeyse aynı anda duracak gibiydi. Dakikalar saatlere dönmüş, gerginlik doruğa ulaşmıştı. Tam o sırada ameliyathanenin kapısı açıldı. Hemşireler sedyeyi yavaşça dışarı çıkardı. Üzerinde Zilan vardı. Yorgun, solgun ama gözlerinde belli belirsiz bir huzur parıltısı vardı.
- Çok şükür... Anne de bebek de iyi, dedi hemşirelerden biri.
Bu söz koridorda bir anda dualar, gözyaşları ve şükür nidalarıyla karşılandı. Kevser Hanım elini göğsüne götürdü, gözlerinden yaşlar süzülürken fısıldadı:
- Rabbim sana bin şükürler olsun...
Hemşireler sedyeyi hızlı adımlarla Zilan'ın odasına doğru götürdü. Herkes peşlerinden koşturur gibi yürüdü. Odaya geldiklerinde Zilan yatağa yerleştirildi, serumları takıldı, kontroller yapıldı. Yavaş yavaş ortam sakinleşmeye başladı.
Miran, kapının yanında durup hemşirelere teşekkür etti. Ardından yavaş adımlarla Zilan'ın yanına geldi. Zilan gözlerini aralayıp ona baktı. Dudaklarının kenarında yorgun bir gülümseme belirdi.
- Miran... dedi kısık sesle.
Miran elini tutarak mutluluğunu saklamadan fısıldadı:
- Çok korktuk... Ama şimdi buradasın. Sen de bebek de iyisiniz.
Kapı aralandı. Kevser Hanım, Leyla, Şiyar Ağa, Azad, Heja ve diğerleri içeri girdiler. Herkes sessiz ama gözleri dolu dolu Zilan'ın yanına yaklaştı.
Kevser Hanım ilk sözü aldı:
- Kızım... Rabbim sana güç versin. Torunumuzla birlikte uzun ömürler nasip etsin.
Oda, gözyaşları, dualar ve büyük bir şükürle dolup taşmıştı. Minik bebek birazdan içeri getirilecekti. Herkes, bu küçücük mucizeyi görmeyi sabırsızlıkla bekliyordu.
Oda sessizlik içinde, kalpler çarpa çarpa beklerken kapı yeniden aralandı. İçeri giren hemşirenin kucağında minik bir bebek vardı. Bembeyaz battaniyeye sarılmış, yüzü ay gibi parlayan o küçücük varlık herkesi derin bir nefese boğdu.
Hemşire yumuşak bir gülümsemeyle konuştu:
- Annenin ve babanın kucağına kavuşma zamanı...
Miran bir adım öne çıktı. Ellerini titreyerek uzattı. Hemşire, bebeği usulca onun kollarına bıraktı.
Miran'ın gözleri anında doldu. O güçlü, sert görünümlü adam, bebeği kucağına aldığında adeta dizlerinin bağı çözüldü. Küçük eller, minicik bir mucizeydi sanki. Miran, bebeğin yüzüne bakarken dudakları titredi, gözyaşları yanaklarından süzüldü.
- Hoş geldin... dedi fısıldayarak. - Hoş geldin oğlum...
O an odada bulunan herkesin gözleri yaşla doldu. Kevser Hanım ellerini açıp dua etmeye başladı:
- Rabbim sana uzun, sağlıklı bir ömür nasip etsin yavrum...
Oda sessizleşmiş, herkes nefesini tutmuştu. Bebeğin minik nefes alış verişi, kalplere huzur gibi doluyordu. Miran gözyaşlarını silip doğruldu. Bebeği Zilan'ın kucağından alıp göğsüne bastırdı.
Sonra, titreyen dudaklarıyla onun minik kulağına eğildi.
Yumuşak, içten bir sesle ezan okumaya başladı. O an, odada bulunan herkesin kalbine tarifsiz bir huzur yayıldı. Sanki yıllardır yaşanan tüm acılar, tüm kırgınlıklar o ezanla birlikte siliniyor gibiydi.
Ezanı bitirince Miran, bebeğin yanağını usulca öptü ve kısık bir sesle söyledi:
- İsmin Berzan olsun... Onun gibi yiğit yaşa, onun gibi onurlu büyü oğlum...
Sesi titredi, gözlerinden süzülen yaş yanaklarına indi.
Zilan, gözleri dolu dolu, hem bebeğine hem Miran'a baktı. Dudaklarında yorgun ama huzurlu bir tebessüm vardı.
Kevser Hanım ellerini açıp dua ederken, odada bulunan herkes gözyaşlarını tutamadı. O an, aile için yepyeni bir başlangıcın ilk nefesiydi.
7 AY ÖNCE
Güneş, öğleye doğru yükselmiş, Mirzaxan konağının avlusuna sert bir ışık vuruyordu. Ağır ahşap kapı açıldığında, Heja babası ve abisinin arasında dışarı adım attı. Omzunda valizi vardı; sanki yalnızca eşyalarını değil, yüreğinde taşıdığı bütün yaraları da beraberinde götürüyordu.
Şiyar Ağa ile Azad Ağa önde yürürken, konak çalışanları sessiz bakışlarla onları izledi. Kimse bir şey söylemedi. O an herkes, bir devrin kapanmakta olduğunu hissediyordu.
Araba konağın önünde hazır bekliyordu. Azad kapıyı açtı, Heja arka koltuğa oturdu. Babasıyla abisi öne geçince, araba ağır ağır hareket etti.
Yol boyunca Heja, başını cama yasladı. Gözleri dışarıda ama aklı hâlâ konakta kalmıştı. Çocukluğundan beri hayalini kurduğu bir evlilik, mutluluk ya da yuva değildi yaşadığı... Zorla biçilmiş bir kader, törenin zincirleriyle örülmüş bir hayat...
İçinden geçirdi:
"Keşke... keşke bambaşka şekilde tanışsaydık. Belki hayat çok farklı olurdu. Belki bir ihtimal mutlu da olabilirdik. Ama böylesi... bu esarete katlanamazdım."
Gözlerinden süzülen yaşları elinin tersiyle sildi. Bir yanda özgürlüğün eşiğinde olduğunu bilmenin ferahlığı, diğer yanda geride bıraktığı karmaşık duygular yüreğini paramparça ediyordu.
Ön koltukta oturan Azad dik dik yola bakarken ara sıra dikiz aynasından kız kardeşini süzdü. Onun yüzündeki hüzünle umut arasındaki çatışmayı gördü ama tek kelime etmedi. Babası Şiyar Ağa ise ağır bir sessizlikle oturuyordu; dudakları kıpır kıpır, belli ki kendi içinde dualar ediyordu.
Araba, tozlu yollardan geçerek yavaş yavaş kendi aile konaklarına doğru ilerliyordu. Her kilometre, Heja için hem bir vedaydı hem de yeniden doğuşun ilk adımı...
Mirzaxan konağında Baran'ın çalışma odasının ağır kapısı gıcırdayarak açıldığında, içeriden yoğun bir sessizlik yayıldı. Baran, koltuğa yaslanmış, sağ elini dizinin üzerine bırakmıştı. Elinin üstü kan içindeydi; parmak boğumlarına kadar kurumuş ve taze kan izleri birbirine karışmıştı.
Kapıdan giren Saide Hanım, oğlunun hâlini görünce yerinde dondu. Yüzü bir anda bembeyaz kesildi.
- "Aman yarabbi! Oğlum, bu ne hâl? Ne oldu eline? Kırık falan var mı? Hemen hastaneye gidelim!"
Baran başını hafifçe kaldırdı, yorgun ve öfkeli bakışlarla annesine baktı.
- "Gerek yok ana... iyiyim ben." dedi, dudaklarının kenarında gururlu ama acı dolu bir ifade vardı.
Saide Hanım yanına yaklaşırken gözleri dolmuştu.
- "Hiç olur mu öyle şey oğul? Elinin hâlini görmüyor musun? İnsan eti taştan değil! Daha kötüye gitmeden tedavi ettirelim."
Tam o sırada odaya giren Zeynep, abisini görünce endişeyle yaklaştı. Yüreği ağzına gelmişti.
- "Abi... bari hastaneye gitmiyorsan izin ver, ben pansumanını yapayım. Daha da iltihap kapmadan saralım." dedi, sesi titrek ama kararlıydı.
Baran önce sessiz kaldı, sonra derin bir nefes alarak elini usulca uzattı.
- "Peki... sen bilirsin."
Zeynep hızla yan taraftan ilk yardım çantasını getirdi. Pamukları alkolle ıslatıp abisinin elindeki kanı nazikçe temizlemeye başladı. Her dokunuşta Baran'ın yüzü hafifçe gerildi ama tek kelime etmedi.
Uzun yolculuğun ardından siyah jeep, Şadoğlu konağının avlusuna girdi. Arabanın durmasıyla kapılar açıldı. Heja'nın babası ve abisi Azad önden indiler. Heja ise ağır adımlarla arka koltuktan çıktı. Yorgun, ama bir o kadar da özgür bir nefes aldı.
Kapının eşiğinde Kevser Hanım heyecanla fırladı.
- "Kızım!" dedi, gözleri dolmuştu. Heja'yı kucakladı, kokusunu içine çekti.
Arkasından Leyla koşarak geldi, Heja'nın elini tuttu:
- "Hoş geldin bacım, iyi ki geldin. Seni çok özledik."
Miran, avlunun taş merdivenlerinden inerken gururlu ama hüzünlü bir ifadeyle kardeşine sarıldı.
- "Artık yuvandasın kardeşim. Bundan böyle kimse seni zorla yanında tutamayacak."
Heja'nın gözleri doldu. Ailesinin sıcaklığı, sanki yüreğindeki buzları eritiyordu.
Üst kattaki odasının penceresinden Zilan perdeyi araladı. Heja'nın gelişini görür görmez kaşları çatıldı. Dudaklarını ısırarak öfkeyle baktı. İçinde, karışık bir kıskançlık ve öfke vardı. Mırıldandı:
- "Dönüp yine gelmiş... Sanki hiç yaşananlar olmamış gibi."
Heja başını kaldırıp kısa bir an pencereden bakan gözleri fark etti. Ama hiçbir şey söylemedi. İçinde buruk bir his vardı; biliyordu ki Zilan'ın öfkesiyle yüzleşmek kolay olmayacaktı.
Zilan, pencereyi hızla kapattıktan sonra öfkeyle merdivenlerden indi. Avluda Heja'yı görünce bağırdı:
- "Ne işin var burada? Bu konağın içinde ne arıyorsun sen?"
Heja, ilk başta sessiz kaldı, ama Zilan'ın öfkesi arttıkça dayanamaz hale geldi. Sesini yükseltti, bütün öfkesini ve kırgınlığını dile getirdi:
- "Bu zamana kadar sustum Zilan! Bu zamana kadar abim için, tartışmalarımızda, bu evden gittiğimde bile ses etmedim çünkü abimin emaneti olduğun için çekindim! Ama artık yeter! Ben Şiyar Şadoğlu'nun kızıyım ve herkes haddini bilecek! Kimse beni evimden kovamaz! Bundan sonra susup boyun eğmek yok!"
Heja'nın bu güçlü sözleri avluda yankılanırken, üst kattaki odadan Azad Ağa ve Leyla'nın oğlu Adar merdivenlerden koşarak indi. 5 yaşındaki çocuk hâlâ neşeyle bağırıyordu:
- "Heja! Heja hala hala!"
Heja başını merdivenlere çevirdi ve koca bir gülümsemeyle Adar'a doğru koştu. Küçük çocuğu kucaklayıp sıkıca sardı. Adar sevinçle bağırdı:
- "Halacım! Ben seni çok özledim!"
Heja, Adar'ın sıcaklığını hissederken gözleri doldu.
- "Ben de seni çok özledim küçük yiğidim..." dedi, gözyaşlarını güçlükle tuttu.
Adar ellerini Heja'nın boynuna doladı, neşeyle zıpladı:
- "Artık buradasın! Halacım, seni gördüm ya, çok mutluyum!"
Heja, Adar'ın mutluluğuna bakarken içten bir nefes aldı. O an avludaki gerilim bir nebze dağıldı; ama Heja'nın sesi hâlâ güçlüydü, kararlılığı avlunun köşelerinde yankılanıyordu:
- "Artık susup boyun eğmek yok. Bu evde herkes haddini bilecek!"
Heja'nın güçlü sözleri ve Adar'la sarılması avluda yankılanırken, Zilan hâlâ öfkeyle dimdik duruyordu. Dudaklarını sıktı, elleri yumruklanmış hâlde titriyordu. İçinde büyüyen kızgınlık, Heja'nın kararlılığı karşısında sarsılmadı, aksine daha da alevlendi:
- "Sen... senin buraya gelmene iznin yok! Bu evde senin yerin yok, Heja! Anlamıyor musun?!" diye bağırdı.
Heja, Adar'ı hâlâ kucağında tutarken Zilan'a bakıp sesi gür, kararlı ve meydan okuyucu çıktı:
- "Artık susmayacağım, boyun eğmeyeceğim! Bu evde benim kim olduğumu herkes öğrenecek! Bundan böyle kimse beni kimseye ezdiremez!"
Zilan, Heja'nın sözleri karşısında geri adım atmadı; öfkesi derinleşti. Gözleri ateşle dolu, avluya bakışı keskinleşmişti:
- "Senin bu kendini beğenmiş üstün tavırların beni ilgilendirmiyor! Ben sana izin vermeyeceğim!"
Adar hâlâ Heja'nın kucağında mutluydu, ama Heja Zilan'a bakarken artık geri adım atmıyor, dik duruyordu.
- "O zaman buradayım işte! Kimseyi dinlemeyeceğim, susturulmayacağım! Bundan sonra ne olursa olsun kendi yolumu çizeceğim!"
Zilan içten içe öfkesini tutamayarak avluda ayaklarını yere vurdu, dudaklarından dişlerini sıkarak nefes alıp vermeye başladı. Heja'nın kararlılığı karşısında siniri dağılmak bir yana, daha da güçlenmişti.
Heja ile Zilan arasındaki sözlü çatışma avluyu gerdiği sırada, 5 yaşındaki Adar birden ürperdi. Küçük çocuk, Heja'nın kucağında hafifçe titreyerek:
- "Halacım... korkuyorum..." dedi, sesi titrek ve endişeliydi.
Heja, Adar'ın yüzüne bakıp gülümsemeye çalıştı ama gözleri hâlâ Zilan'a dönüktü. Kucağındaki çocuğu nazikçe sımsıkı sardı:
- "Merak etme Adar, artık hiçbir şey olmayacak. Hadi seni odana götüreyim."
Heja, adımlarını hızlandırarak çocuğu koruyacak şekilde konağın içine doğru yürüdü. Adar, hâlâ titreyerek ama Heja'nın güven veren kucağında biraz olsun sakinleşti.
- "Halacım... sen hep yanımda ol, tamam mı?" diye mırıldandı Adar.
Heja başını salladı:
- "Tabii ki, küçük yiğidim. Bundan sonra beraberiz."
Adar, Heja'nın kucağında güvenle odasına yönelirken, avluda Zilan hâlâ sinirli bakışlarını Heja'dan ayırmamıştı. Tartışmanın gerilimi Konağın taş duvarlarında yankılanıyordu, ama Heja artık hem Adar'ı hem de kendi duruşunu koruyordu.
Şiyar Ağa ağır adımlarla salona girdi. Yüzünde hem ciddiyet hem de derin bir hüzün vardı. Etrafına bakıp aileyi topladı:
- "Hepinizi buraya topladım çünkü önemli bir haber vermem gerekiyor. Aşiret ağaları toplandı ve uzun tartışmaların ardından zor bir karar verdiler."
Zilan'ın gözleri irkildi, kalbi sıkıştı.
- "Ne kararı, baba?" diye sordu, sesi hem meraklı hem de tedirgindi.
Şiyar Ağa ciddi bir tonla açıkladı:
- "Berzan'ın kaybı ve yaşanan tüm olaylardan sonra berdel bağı artık geçerliliğini yitirdi. Aşiret ağaları oy birliğiyle bu kararı verdi. Bu nedenle Zilan, kendi ailesinin yanına geri dönecek."
Kevser Hanım öfkeyle başını kaldırdı, sesi titreyerek:
- "Olur mu öyle şey! O bize oğlumuzun emaneti, bizim gelinimiz! Nasıl gitmesine izin veririz?!"
Şiyar Ağa gözlerini yere indirdi, ağır bir nefes aldı ve kararlılıkla cevap verdi:
- "Kevser Hanım... mecburuz. Bu karar, töreler sebebiyle alındı. Başka bir yol yok. Bu zorunlu bir durum ve yapacak başka bir şeyimiz yok."
Miran, Kevser Hanım'ın şaşkın bakışları arasında sessizce başını salladı. Leyla, Zilan'ın yanına yaklaşıp elini tuttu.
Zilan, kararı duyduğunda hem öfke hem de kırgınlık içinde sessiz kaldı. Şiyar Ağa'nın kararlılığı tartışmaya yer bırakmıyordu; sözleri salonun taş duvarlarında yankılanıyor, herkesin üzerinde derin bir ağırlık bırakıyordu.
- "Bu zor ama gerekli bir karardır," dedi Şiyar Ağa, sesi hem otoriter hem de hüzünlüydü.
- "Hepimiz buna saygı gösterecek ve Zilan'ın kendi evine dönmesini sağlayacağız."
Salon, sessizliğe gömüldü. Kararın ağırlığı ve gelecekteki değişimlerin belirsizliği, herkesin omuzlarına binmişti.
Zilan sessiz adımlarla odasına girdi. Kapıyı kapattığında içindeki karmaşa ve kırgınlık bir an için üst üste çöktü. Gözleri dolu dolu, nefesi hızlıydı. Valizini açtı ve elleri titreyerek içine eşyalarını yerleştirmeye başladı.
Masadaki çerçevelere gözü takıldı; Berzan'la birlikte çekilmiş oldukları fotoğraflar. Zilan elleriyle fotoğrafları aldı, gözyaşları yanaklarından süzüldü. Fotoğrafı dudaklarına götürüp hafifçe öptü:
- "Bizi ayıranlar gün yüzü görmesin, Berzan'ım..."
Daha sonra Berzan'ın kazaklarından birini eline aldı, derin bir nefes çekti ve valize koydu. Eşyalarını hazırlarken sessizce hıçkırdı, gözyaşları yavaş yavaş valizin içine damlıyordu.
İşini bitirdiğinde valizi kenara aldı ve odasının terasına çıktı. Serin havada oturup uzaklara daldı. Rüzgar saçlarını hafifçe dalgalandırırken , içi karmaşık duygularla doluydu; hem öfke hem özlem, hem acı hem de çaresizlik...
Zilan kendi kendine mırıldandı:
- "Bu hayat... bu ayrılık... ama yine de güçlü olmalıyım. Berzan'ım, gitmek mecburiyetinde olsam da, senin anın ve hatıran hep yanımda..."
Terasın taş zeminine oturdu, sessizliği ve uzak ufukları izlerken gözyaşlarını sildi. İçindeki fırtınayı, yalnızlığın ve çaresizliğin sessizliğiyle karşıladı.
Heja, terasın taş korkuluklarına yaslanmış, uzaklara dalmıştı. İçinde hâlâ karmaşık duygular vardı; özgürlüğün ferahlığı ama aynı zamanda bitmemiş hesapların ağırlığı. Düşüncelerinin ortasında, konağın ağır kapısı açıldı.
Baran Ağa, iri gövdesi ve sert adımlarıyla avluya girdi. Sessizlik bir anda dağıldı. Avluda oturan Şiyar Ağa, Kevser Hanım, Miran, Leyla ve Azad, ayağa kalkarak Baran'ı selamladılar. Tokalaştılar, kısa bir hal hatır soruldu.
Baran'ın sesi tok ve kararlıydı:
- "Bacımı almaya geldim."
O sırada odasından çıkan Zilan, valizi elinde merdivenlerden inmeye başlamıştı. Heja ise terastan aşağıyı izliyordu. Tam o anda Baran başını kaldırdı, gözleri yukarıda Heja'yla buluştu. Birkaç saniye boyunca zaman dondu.
Heja'nın bakışları şaşkınlıkla donuklaştı; kalbi sızladı. Baran'ın elinde sargılar vardı. Onu görünce içi burkuldu, gözleri nemlendi. Ama Baran'ın yüzü taş kesilmişti. Hiçbir tepki vermeden başını yeniden eğdi.
Heja, gözleri dolu dolu geri çekildi, yaptığı şeyin pişmanlığını yaşıyordu.
Zilan merdivenleri indi, valizini sıkıca kavramıştı. Avlunun ortasına geldiğinde herkesin gözleri onda toplandı. Kevser Hanım gözyaşlarını zor tutarak kızını bağrına bastı.
- "Şimdi gidiyorsun ama oğlumun emaneti olarak kalmaya devam edeceksin. Bu ev senin de evin. İstediğin zaman gel, güzel gelinim."
Zilan, Kevser Hanım'a sarıldı. Sonra Şiyar Ağa'nın elini öptü, Miran'la tokalaştı, Leyla'ya sarıldı , Azad'la tokalaştı. Gözlerinden yaşlar süzülse de yüzünde kararlı bir ifade vardı.
Son bir kez avluya baktı, ardından Baran'ın yanına geçti. Baran valizi omzuna aldı. Sessizce kapıya yöneldiler. Şadoğlu ailesi arkalarından hüzünlü bakışlarla uğurlarken, konağın ağır kapısı kapandı.
Avluda derin bir sessizlik kaldı. Heja ise terasta hâlâ donup kalmış, Baran'ın biraz önceki soğuk bakışlarının ağırlığını yüreğinde hissediyordu.
Baran, konağın kapısından çıktıktan sonra valizi arabanın bagajına yerleştirdi. Zilan arka koltuğa binerken yüzünde hem hüzün hem de yorgunluk vardı. Baran direksiyonun başına geçti, motoru çalıştırdı. Araba ağır ağır yola koyuldu.
İlk dakikalar boyunca sessizlik hâkimdi. Ne Zilan konuştu, ne de Baran. Yalnızca motorun uğultusu ve tekerleklerin taşlı yolda çıkardığı ses duyuluyordu.
Zilan camdan dışarıya baktı. Gözleri uzaklara dalmıştı. İçinden konuşuyordu:
"Her şey bitti Berzan... Seninle başlayan hayal, seninle son buldu. Şimdi bu yola esaretle değil, hatıralarınla çıkıyorum."
Gözlerinden süzülen yaşı sessizce sildi.
Baran ise direksiyona sıkı sıkıya tutunmuştu. Çenesini kasmış, gözlerini yoldan ayırmıyordu. İçinde başka bir fırtına kopuyordu:
"Heja'yla göz göze geldik. Yine sustum. Yine söyleyemedim... Oysa tek bir kelime yeterdi. Ama Zilan yanımdayken, her şeyin üstüne suskunluk çökmüşken... nasıl diyebilirdim ki?"
Bir anda direksiyonun üzerine yumruğunu indirdi, araba hafifçe sarsıldı. Zilan ürkerek başını çevirdi, ama tek kelime etmedi. Yalnızca gözlerini tekrar cama dikti.
Baran, derin bir nefes aldı. Direksiyona geri tutundu. Yol uzadıkça sessizlik daha da ağırlaştı. Yolculuğun sessizliği, ikisinin de içindeki yükleri daha da ağırlaştırıyordu.
Heja, odasında yatağın kenarına oturmuş, ellerini dizlerinin üzerinde kenetlemişti.Derin bir sessizlik vardı ama içinde fırtınalar kopuyordu. Elini istemsizce yüzüne götürdü; Baran'a vurduğu tokadı hatırladı.
O anı düşününce yüreği burkuldu. "O bakışı... o gözlerindeki kırgınlık... Ben ne yaptım böyle?" diye geçirdi içinden.
Gözleri doldu, dudakları titredi. "Onu incitmek istememiştim. Ama susturamadım kendimi. Keşke... keşke öyle yapmasaydım."
Heja, parmaklarını birbirine kenetledi, başını önüne eğdi. Kalbi sıkışıyordu.
- Berdel saçmalığından kurtuldum, özgürüm artık. Ama neden? Neden içimde bir hüzün var?
Bir an durdu, boşluğa baktı.
- Neden... sanki bir şey yarım kalmış gibi hissediyorum?
Gözünden süzülen bir damla yanağını ıslattı. İçinden geçen cümle boğazına düğümlendi:
"Onu sevmemem gerekiyordu... Ama neden aklım hep onda kalıyor?"
Heja, gözlerini kapatıp yatağa uzandı. Özgürlük beklediği kadar hafif gelmemişti. İçinde, adını koyamadığı bir ağırlık vardı.
BURAYA KADAR OKUDUYSANIZ RİCA ETSEM EMEĞİMİN KARŞILIĞI OLARAK OY VEREBİLİR MİSİNİZ.AYRICA DÜŞÜNCELERİNİZİ YORUMLARDA BELİRTİRSENİZ SEVİNİRİM🤗🤍
Bölüm etkileşimi
