KAN YAZGISI (BERDEL) kitap kapağı

17. bölüm / 31

KAN YAZGISI (BERDEL)

17.Bölüm-Kavuşma

Vaveyla Yazarı: Aylin .

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 31Şu an: 17.Bölüm-Kavuşma

DEĞERLİ OKUYUCULAR BÖLÜME BAŞLAMADAN UFAK BİR RİCADA BULUNMAK İSTİYORUM.KİTABA GÖSTERMİŞ OLDUĞUM EMEĞİN KARŞILIĞI OLARAK RİCA ETSEM OY VERİP TAKİP EDEBİLİR MİSİNİZ,AYRICA BU BÖLÜM HAKKINDAKİ KIYMETLİ DÜŞÜNCELERİNİZİ YORUMLARDA BENİMLE PAYLAŞIRSANIZ ÇOK MUTLU OLURUM.AYRICA KİTAPTAKİ DUYGU VE DÜŞÜNCELERİMİZİ,FİKİRLERİMİZİ PAYLAŞTIĞIMIZ BİR TİKTOK VE İNSTAGRAM GRUBU KURDUM.GRUPTAKİ OKUYUCULARLA HEM KİTAP HAKKINDA HEM DE GÜNDELİK OLARAK SOHBET EDİYORUZ.KAN YAZGISI GRUBUNA KATILMAK İSTEYENLER BANA YORUMLARDA KATILMAK İSTEDİĞİNİ YAZARSA GRUBA EKLEYEBİLİRİM, BÖYLELİKLE SİZLER DE KİTABIN GİDİŞATINA YÖN VEREBİLİRSİNİZ.💗🤗

KEYİFLİ OKUMALAR..

Taşlar bilir, yılların yükünü,
Dar sokaklarda yankılanan sessiz çığlıkları.
Gözlerim yolda, her köşe başında umut arar,
Mardin'in karmakarışık labirentlerinde seni ararım.

Güneş sarıya boyar şehri her sabah,
Ama içimdeki karanlık hiç dinmez,
Adımlarım ağır, yorgun, ellerim boş,
Sevdiğim kaçırıldı, kayboldu bu şehrin koynunda.

Sokaklar suskun, duvarlar anlamsız,
Her taşta bir hatıra, her gölgede bir yalan.
Sen yoksun, ama her yerde sen varsın,
Dudaklarımda adın, yüreğimde fırtına.

Neden ellerim tutamadı seni?
Neden gözlerim görmedi o kaçırılan anı?
Bir çocuk ağlar geceye, ben ağlarım yalnızlığa,
Karanlık çöker Mardin'in taşlarına, içime.

Rüzgar eser, kaval sesi gelir uzaklardan,
Belki senin sesin, belki içimdeki umut.
Gözlerim dolu, yüreğim darmadağın,
Seni ararken kaybolduğum bu sokaklar gibi.

Karmakarışık sokaklarda bir yürek var,
Bir sevda ki adını bile bilmiyorlar.
O sevda benim, sana olan sonsuz özlemim,
Bir erkeğin kırık düşleri Mardin gecelerinde.

Gel, dön artık, yorgun kalbime,
Bu şehir seni bekler, ben seni beklerim.
Kayıp değil, aranan bir masal ol bizimkisi,
Ve ben, seni bulana dek susmam, yürürüm.

Mardin'in taşları altında,
Bir sevda var, bitmeyen, susmayan,
Benim seni bulma umudum,
Ve her sabah yeniden doğan güneşim.



Güneş dağların arasından yavaşça çekilirken, gökyüzü kızıl bir hüzne bürünmüştü. O uzaklarda süzülen akşam, dağların koynundaki ıssız bir çiftlik evinin bodrumunda esir olan Heja için zaman sanki durmuştu.Soğuk beton zeminde oturmuş, sırtını nemli duvara yaslamıştı. Plastik kelepçeler bileklerini kızartmıştı ama zihnindeki yangın, tenindekinden daha keskindi. Yusuf'un bakışları, sözleri, davranışları... hepsi bir oyun muydu? Yoksa onun saplantılı sevgisiyle ördüğü bu kafesin içinde gerçekten bir çıkış yolu var mıydı?

Kilit sesiyle irkildi. Yusuf, her zamanki gibi sessiz adımlarla bodrumun kapısından içeri girdi. Elinde bir tabak yemek vardı.

Yemek getirdim, dedi.

Ama asıl haber bu değil. Seni artık yukarı çıkarmak istiyorum. Bu... hücre gibi yer sana yakışmıyor.

Heja başını kaldırdı. Göz göze geldiler. Bu kez gözlerinde isyan değil, sükûnet vardı. Yusuf dikkatle onu izliyordu.

-"Kaçmayacağına inanıyorum, dedi.
O yüzden... kelepçeleri çıkartacağım."

Heja bir şey demedi. Direnmedi. Yusuf yavaşça kelepçeleri çözdü. Heja'nın bileklerinde morluklar kalmıştı. Yusuf bir an durakladı, mahcup bir ifadeyle elini uzatır gibi oldu ama Heja geri çekilmedi. Bu, onun için bir dönüm noktasıydı. Yusuf'un güvenini kazanmak zorundaydı.
Ahşap merdivenlerden yukarı çıktılar. Günün son ışıkları eve doluyordu. Yusuf onu üst kattaki küçük, sade bir odaya götürdü. Odada sadece bir yatak, bir masa ve eski bir sandalye vardı. Ama o an Heja'ya saray gibi geldi: Özgürlük kokuyordu.

-"Artık burası senin odan," dedi Yusuf.

-"Kapıyı kilitlemeyeceğim. Seninle yeni bir başlangıç istiyorum."
Heja gözlerini kaçırmadan usulca başını salladı:
-'Tamam. Kaçmayacağım."

Yusuf'un yüzünde ilk kez gerçek bir rahatlama belirdi. Odayı terk ettiğinde arkasından kilit sesi gelmedi. Heja ise hemen pencereye yöneldi. Parmak uçlarında yükselip dışarıyı gözledi. Uzakta dağlar... daha da uzakta bir ihtimal... Baran.
Gece, vadilere sessizlik ve karanlıkla birlikte çökmüştü. Cemil Ağa konağın geniş salonunda ağır adımlarla dolaşıyor, her birkaç dakikada bir cebindeki telefonu çıkarıp arama yapıyor ama yine de ulaşamıyordu. Yusuf günlerdir ortadan kaybolmuş, sinyali bile alınamıyordu. Konağın koridorları bile artık onun yokluğuyla donmuş gibiydi.
Cemil Ağa derin bir iç çekti, sonra başparmağıyla tekrar aynı numarayı çevirdi. Bu kez karşıdan bir ses geldi. Yusuf açmıştı.

-"Baba?"

-"Yusuf! Nerdesin sen?! Delirtmek mi istiyorsun beni?!""

Yusuf'un sesi soğuk, duygusuzdu:

-"Her şey kontrolümde. Merak etme. Beni kimse bulamaz."

Cemil Ağa yumruğunu sehpanın üstüne indirdi:

-"Ne kontrolü oğlum! Bütün aşiret ayakta! Baran ağa ve Amcan senin kanını istiyor! Bu iş büyüdü. Gel artık. Gerekirse konuşuruz. Bir yol buluruz. Ama böyle saklanarak olmaz. Bu işin sonu felaket!"
Yusuf bir an sustu. Sonra sesi değişti, içine kapanık bir inatla konuştu:

-"Ben geri dönmeyeceğim baba. Heja'yla beraberim. O, beni anlayacak. Onu koruyorum. Siz anlamadınız. Baran onu öldürmek istiyor. Ben tek başıma da olsa onu koruyacağım."
Cemil Ağa'nın yüzü kızardı, gözleri doldu öfkeden ve umutsuzluktan:
-"Oğlum! Gözünü seveyim! Bu yaptığın korumak değil! Bu yaptığın... saplantı! Kız seni istememiş, sen zorla yanında tutuyorsun! Onu kandırıyorsun! Ne yaptığının farkında mısın?!"
Yusuf'un cevabı buz gibiydi:

-"Ben kimseyi kandırmıyorum. Zamanla anlayacak. Sen sadece izlemeye devam et. Bu işi ben bitireceğim."

Ve o anda hat kesildi.Cemil Ağa telefonu yavaşça indirdi. Elini alnına götürdü. Gözlerini kapattı. Oğlunu değil, bir yabancıyı dinlemiş gibiydi. Karanlık bir uçurumun eşiğinde, kendi kanının artık dizginlenemez bir felakete dönüştüğünü anlamıştı.
Gecenin ilerleyen saatlerinde odayı ay ışığı dolduruyordu. Heja yatağın ucunda oturuyordu, Yusuf tekrar geldi. Kapıyı tıklatmadan içeri girdi. Elinde bir battaniye vardı.

-"Üşürsün diye getirdim," dedi.
Sessizlik içinde battaniyeyi yatağın kenarına bıraktı. Sonra pencereye yürüdü, dışarıya baktı.

-"Ben... seni kaybetmekten çok korktum Heja. Baran seni geri alırsa, bir daha göremem diye..."

Onunla olduğunda hiç mutlu değildin. Ben sana iyi bakarım.
Heja, gözlerini Yusuf'un üzerine dikti. Her kelimesini dikkatle dinledi. Ama yüzüne zayıf bir gülümseme yerleştirdi:
Baran artık geçmişte kaldı. Beni affetmez. Ona dönsem de hayatım bitmiş olurdu.
Bu cümle Yusuf'un kalbine bal çalmak gibiydi. Hemen yaklaştı, heyecanlıydı:

-"O zaman... buradan gidelim. Başka bir şehirde, başka bir ülkede... sadece sen ve ben. Kimsenin bilmediği bir hayat."
Heja başını eğdi. Gözleri dolu gibiydi ama aslında içinde sadece sabır vardı. Belli etmeden nefesini tuttu, sonra sessizce:

-"Aşk... bazen insanı en derin yaralayan şeydir. Ama bazen de tek sığınağı."

Gündüz Baran, yine her zamanki gibi hayatla olan bağını yitirmiş bir şekilde çalışma odasına girdi. Gözleri yorgundu, omuzları düşmüştü. Masasına oturdu, başını avuçlarının arasına aldı. İçindeki fırtına artık sessizce değil, yavaş yavaş onu içten içe yiyerek esiyordu.

Kapı aralandı. Annesi, Saide Hanım, endişeyle içeri girdi. Titreyen sesiyle konuştu:

"Oğlum... Ne zamandır hiçbir şey yemiyorsun. Güçlü olup ayakta dimdik durabilmen için... kurbanın olayım, bir şeyler ye. Seni böyle gördükçe yüreğim yanıyor..."

Baran başını kaldırdı, yüzünde acıyla karışık bir yorgunluk vardı.

"Ana... Ben iyiyim. Beni merak etme."
Sesi güçlü çıkmaya çalışsa da gözleri her şeyi anlatıyordu.

Tam o sırada konağın büyük kapısından Hazar girdi. Avluda Zeynep'i üzgün bir şekilde otururken gördü. Kalbi sızladı, sessizce yanına yaklaştı.

"İyi misin?" diye sordu alçak bir sesle.
Zeynep gözlerini yere eğdi, sonra Hazar'a dönerek konuştu:

"Abimi böyle hayattan kopmuş gördükçe çok üzülüyorum..."

Hazar, Zeynep'in gözlerinden akan yaşları parmaklarıyla sildi.

"Üzülme lütfen... Her şey geçecek. Gidip onunla konuşayım."

Ayağa kalktı, taş merdivenlere yöneldi. Baran'ın çalışma odasına doğru yürürken Saide Hanım'la karşılaştı.

Kadın, gözlerinde kederle, "Hoş geldin oğlum," dedi.
Hazar, elini öperek karşılık verdi:

"Hoş buldum yenge... Baran odasında mı?"

"Evet, odasında. Onu toparlasan toparlasan sen toparlarsın. Konuş onunla."

"Tamam yenge. Konuşacağım."

Kapıyı çaldı. İçeriden Baran'ın sesi geldi:

"Gel."
Kapıyı aralayıp içeri girdi.

"Selamünaleyküm."

"Aleykümselam."

Hazar, Baran'ın karşısına geçti.

"Daha iyi misin?"

Baran başını salladı, gözleri uzaklara daldı:

"Nasıl olayım amcaoğlu? Bir haftadır aramadığımız yer kalmadı. Hâlâ bulamadım Heja'yı."

"Elbet bulacağız... En yakın zamanda, onları..."
Daha sözünü tamamlayamadan Baran'ın adamları içeri girdi.
"Ağam! Yusuf'un en yakın arkadaşının evini bulduk!"

Baran bir an bile tereddüt etmeden ayağa fırladı. Masadan fırtına gibi çıkıp taş merdivenlerden avluya, oradan da konağın dışına ilerledi. Adamları hemen peşine takıldı. Arabasına sinirle bindi, motorun sesi tüm konağı inletti. Yusuf'un arkadaşının evine doğru öfkeyle sürdü.

Evin önüne vardığında, kapıya tüm gücüyle vurdu:
"Aç lan kapıyı!"

Kapı açılır açılmaz, karşısına çıkan Roni'ye yumruğu indirdi. Roni sersemlemiş halde yere düştü. Baran, gözlerinde ateşle bağırdı:
"Lan o Yusuf şerefsizine karımı kaçırması için nasıl yardım edersin! Seni sağ koymayacağımı, bu Mardin topraklarında parçanı bulundurmayacağımı hiç mi düşünmedin? Nerede o Yusuf şerefsizi?!"

Yumruklar ardı ardına indi. Tam o sırada Hazar araya girdi:
"Amcaoğlu yeter! Öldürdün. Bize ölüsü değil dirisi lazım!"

Baran, dişlerini sıkarak belinden silahını çekti. Tam Roni'ye doğrulttuğu sırada, Roni boğuk bir sesle konuştu:
"Dur ağam... Tamam söyleyeceğim. Mardin çevre yolu üzerindeki çiftlik evindeler..."

Baran sertçe doğruldu.
"Bunu alın, arabaya koyun. Kimseye haber vermeyin."
Arabasına atladı, Hazar da peşinden gitti.

Yolda, gözlerinde tek bir şey vardı: Heja.
"Geliyorum güzelim... Dayan. Seni kurtaracağım," dedi içinden.

Aynı anda Azad ve Berzan, çiftlik evine dair haberleri almıştı. Hemen yola koyuldular. Zilan, endişeyle Berzan'ın önünü kesti:
"Lütfen dikkat et kendine... Berzan'ım."
Berzan alnına bir öpücük kondurdu.
"Merak etme. Heja'yı bulup geri döneceğiz."

O sırada çiftlik evinde, Yusuf içeride telefonla konuşuyordu. Heja, fırsattan istifade odasından çıkmaya çalıştı. Tam merdivenlere koşarken Yusuf onu tuttu:
"Nereye kaçıyorsun?!"

Heja, gözyaşları içinde haykırdı:
"Yusuf... Dayanamıyorum artık! Bırak beni! Daha kaç kez seni sevmediğimi söylemem gerek?! Neden istemeyen birine bu kadar acı çektiriyorsun?!"

Yusuf'un gözleri karardı.
"O zaman bak bakalım, o sevgili kocan seni bundan sonra isteyebilecek mi!"

Heja'yı zorla tutmaya çalıştı.Onu bırakıp Baran'la evlenmesinin hesabını bu şekilde çıkarıyordu.Onun namusuna leke sürüp bu şekilde intikamını almış olacaktı.Heja çırpındı, "Hayır! İstemiyorum! Bırak beni!" diye bağırdı. Yusuf elbisesini yırttı, Heja'yı öpmeye çalıştı. Heja, masanın üzerindeki vazoya zar zor da olsa uzandı ve tüm gücüyle Yusuf'un kafasına indirdi.

Yusuf sendeleyip yere düştü. Heja ağlayarak merdivenlerden indi, kapıdan çıktı ve yalın ayak koşmaya başladı. Yusuf ise yeniden ayağa kalkıp peşinden koştu.

Tam köprüye yaklaştığında Baran'ın arabası karşıdan göründü. Heja, tüm gücüyle o yöne koştu. Baran onu görür görmez arabadan fırladı. Tam Heja'ya ulaşacakken Yusuf arkadan yetişip saçından tuttu.
"Bırak lan karımı!" diye kükredi Baran.

Yusuf, Heja'nın başına silah dayadı:
"Yaklaşma! Yoksa öldürürüm Heja'yı! Önce onu, sonra kendimi!"

Baran, öfkesini dizginlemeye çalıştı:
"Tamam... Yaklaşmıyorum. Ama eğer onun kılına zarar gelirse... Seni gebertirim!"

Yusuf'un elindeki silah titrese de kararlılığı yüzünden okunuyordu. Gerilim o kadar yoğundu ki, nefes almak bile zordu.

Tam bu sırada diğer taraftan Azad ve Berzan çiftlik evinde Heja ve Yusuf'u bulamayınca gelen bağrışma sesleriyle dışarı fırladı. Sesleri duyup köprüye yöneldiler. Berzan gözlerini kıstı, Yusuf'u ve Heja'yı gördüğünde hiçbir şey düşünmeden harekete geçti. Sessizce, adım adım Yusuf'un arkasına yaklaştı.

Yusuf, silahı Heja'nın başına daha da bastırdı.
"Yaklaşmayın! Yoksa... yemin ederim yaparım!"
Ama Berzan fırsatı kolluyordu. Tam Yusuf tetiğe basacakken, arkasından yetişip kolunu yukarı doğru itti.

Baran, Heja'ya doğru fırladı. Heja bağırarak Baran'a sarıldı.
"Baran!"

Baran onu sıkıca tuttu. Gözleri Heja'nın yırtılmış elbisesine, yaralı haline takıldı. İçinde bir yer paramparça oldu. Ceketini çıkarıp titreyen eşine sardı.
"Tamam... artık güvendesin. Yanındayım."

Ama arka tarafta Yusuf ve Berzan hâlâ boğuşuyordu. Silah iki el arasında gidip geliyordu. Bir anlık sessizlik... sonra:

Silah patladı.

Ve o kurşunun yankısıyla Heja'nın çığlığı tüm Mardin'in taş sokaklarında bir isyan gibi yükseldi.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1.996okunma 74beğeni 5yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 136

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurgugenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18