6.BÖLÜM-DÜĞÜN

Vaveyla Yazarı: Aylin .

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 31Şu an: 6.BÖLÜM-DÜĞÜN

Arkadaşlar emeğimin karşılığı olarak kitabın daha fazla kişiye ulaşabilmesi için rica etsem oy verebilir misiniz ayrıca bu bölüm hakkındaki düşüncelerinizi yorumlarda benimle paylaşırsanız sevinirim şimdiden,
KEYİFLİ OKUMALAR 🌸 ☺️

Heja kısa bir süreliğine nefes almak için avluya çıktı. Sabah serinliği, solgun cildine çarpınca biraz olsun rahatladı. İçindeki fırtına dinmemişti ama dışarının sessizliği bir nebze sarmaladı onu. Ardından arkadaşı uyanıp yanına geldi.Beraber sohbet eşliğinde kahvaltı ettiler, sonra yavaşça kapı aralandı. Yengesi seslendi:

- Heja, görümcelerin en minnoşu, kuaförcülerle gelinlikçi geldi. Seni bekliyorlar, hadi içeri geç artık.

Heja başını eğdi, bir şey demedi. Sessizce içindeki isyanla birlikte yukarı çıktı, odasına girdi.

Kuaförler ve makyöz hemen işe koyuldu. Esmer tenine uygun sıcak tonlarda bir makyaj yapıldı. Gözleri hafif buğulu, dudakları ten rengine yakın bir pembelikle parladı. Saçları su dalgası şeklinde dalga dalga bırakıldı, ense kısmından toplanıp gelin tacına uygun zarif bir modelle tamamlandı.

Ardından kızlardan biri büyükçe bir kutuyu açtı. İçinden parıltılı, işlemeleri ışıkla birlikte dans eden göz alıcı bir gelinlik çıkarıldı. Kınadan önce yapılan gelinlik alışverişinde Heja'nın sessizce içinden beğendiği ama sırf direnmek için hiçbir şey söylemediği o gelinlikti bu...

Gelinlik, baştan aşağı payet ve ışıltılı taşlarla kaplıydı. Uzun kolları ve kabarık eteğiyle ihtişamlı bir duruş sergiliyordu. Göğüs kısmı zarifçe oturmuş, belden aşağısı prenses model gibi açılıyordu. İncecik duvağı sırtından yere kadar iniyor, başındaki parıltılı taçla adeta masalsı bir tamamlanış sunuyordu.

Heja gelinliği eline aldığında bir an duraksadı. Parmak uçlarıyla işlemelere dokundu. Kalbinde küçük bir sızı hissetti. Gözleri bu gelinliği ona kimin gönderdiğini hemen anladı: Baran... Onun sessizliğinde bile görülen bir sezgiyle, Heja'nın beğenisini fark etmişti.

Kızlar odadan çıktıktan sonra yengesi ve arkadaşının yardımıyla gelinliği giydirdi.Gelinlik giydirildikten sonra yengesi gelinliğin iplerine sıkı sıkı düğümler attı.Gelinliğin ipini bağlarken,"bu düğümleri bakalım çözebilecek mi Baran ağa,artık gece boyu düğümleri açmakla uğraşsın dedi kıkırdayarak".Ardından Kübra, Heja'ya dönüp"masallardaki prensesler gibi olmuşsun,Baran ağa seni görünce nutku tutulacağından eminim" diyerek ekledi.Heja aynanın karşısına geçtiğinde kendini bir masalın içindeymiş gibi hissetti ama o masalda prenses olmak istemeyen bir kadındı. Aynadaki yansımasına uzun uzun baktı.

İçindeki çalkantıya rağmen dışarıdan bakan biri için mükemmel görünüyordu. Ama gözlerinin derininde hâlâ geçmeyen bir hüzün, bir eksiklik vardı.Yengesi ona artık bazı şeyleri anlatması gerekiyordu bu yüzden "Gel bakalım görümcecim deyip yanına oturttu,ardından yapılması gereken şeyleri anlattıkça Heja'nın yüzü iyice kızardı o an "yer yarılsa da içine girsem" diye düşündü.Ardından yengesi onun bu hallerine gülümseyerek Kübra ile beraber odadan çıktı.

Baran'ın düğün evi, sabahın ilk ışıklarıyla birlikte bir kez daha kalabalıklaşmıştı. Konağın etrafını saran geniş bahçede, her biri kendi yöresine ait gelenekleriyle tanınan, illerin önde gelen ağaları ve büyükleri toplanmıştı. Baran, Mirşad'ın en büyük ağa olarak düzenlediği bu düğünde, sadece çevre köylerden değil, çok uzak illerden gelen pek çok misafir de vardı.

Ağaların ve beylerin elbiseleri adeta düğünün görkemini yansıtıyor, her biri ince ince işlenmiş, zengin kumaşlardan yapılmış giysiler içinde kalabalığı selamlıyordu. Onlar kadar yüksek sesle neşelenen kadınlar, geleneksel kıyafetleriyle birbirlerine takılmalar yaparak eğlencenin havasını iyice ısıtıyordu.

Konakta, geniş masalar kurulmuş, yöresel yemekler servis edilmekteydi. Çeşit çeşit tatlar, misafirlere ikram edilmek için hazır bekliyordu. Çalgıcılar, davul ve zurna eşliğinde yerleşmiş, düğün havasına neşeli bir ritim katıyordu. Havanın her köşesine yayılan zengin ve ihtişamlı bir kutlama vardı. Birbirinden değerli misafirler, Baran'a ve ailesine olan saygılarını göstermek için geldikleri bu düğünde, yüksek sesle sohbetler ediyor, şarkılar söylüyorlardı.

Baran, konağının üst katında penceresinden tüm bu kalabalığı izlerken, düğünün büyüklüğü karşısında içindeki kararsızlık bir nebze daha azalmıştı. Onca insan, onca ağa... Bu kalabalığın içinde, o sadece tek bir kadınla ilgili hissettiği şeylere odaklanmaya çalışıyordu.

Fakat bir yandan, misafirler Baran'a gösterdikleri saygıyı ve takdirlerini dile getirirken, Baran aslında sadece bir şeyin farkındaydı: Heja... O, bir müstakbel gelin olmaktan çok, bir adım daha ileri gidip, kalbinde büyüyen bir hisle Baran'ın hayatında öylesine derin bir yer edinmişti ki, artık ne kadar isyan etse de, bunu değiştirebileceğini düşünmüyordu.

Konaktaki kalabalık ise her geçen dakika daha da arttı. Ağalar, Baran'a doğru adım atarak düğün kutlamalarına katıldılar. Oysa Baran, her biriyle selamlaşırken içindeki sıcaklıkla birlikte bir rahatlama hissetmeye başladı. Bugün, düğününden çok, onu hissettikleriyle ilgili olacaktı. Ve belki de, en büyük kutlama neşeyle değil, içindeki bu yavaş yavaş yeşermeye başlayan sevgiyle olacaktı.
Düğün evinde hazırlıklar tamamlanmış, kalabalık konvoylar dizilmişti. Onlarca siyah araç, süslemelerle donatılmış, korna sesleriyle konağın önünden tek tek çıkmaya başlamıştı. Davullar eşliğinde başlayan bu görkemli konvoy, Baran'ın önderliğinde Heja'nın ailesinin konağına doğru yola çıkmıştı. Yol boyunca toplanan kalabalık, konvoyu izliyor, her geçen araçta düğünün görkemine hayran kalıyordu.

O sırada gelin evinde sessizlik vardı. Odada, Heja'nın abisi ve babasıyla baş başa kaldığı bir an yaşanıyordu. Elinde titreyen kırmızı kurdeleyle Heja'nın karşısında duran adamın gözleri doluydu. Zaman durmuş gibiydi. Kurdeleyi tutan eller, pişmanlığın ve kırık bir vicdanın ağırlığını taşıyordu.

"Güzelim lütfen affet beni her ne kadar karşı çıkmaya çalışsam da mani olamadım bu duruma..Ola ki sana en ufak bir rahatsızlık yaşattıklarında hemen beni ara,o konağa gelip taş taş üzerinde bırakmam yıkar geçerim"dedi.Heja duygu dolu gözleriyle abisine bakıp"bu senin suçun değil,kabul etmek zorunda olmasaydım Berzan abimi ve Zilan'ı öldüreceklerdi.Ben de bu vicdan azabıyla yaşayamazdım bu yüzden belki de olması gereken budur "diyerek içindeki öfkesini,hüznünü bastırarak abisini teselli etti.Azad kurdeleyi elleriyle usulca bağladı beline.Kardeşine sımsıkı sarıldı ve bir adım geri çekildi.Heja'nın kına gecesinden kalan kınalı elleri,kırmızı kurdelenin üzerinde kenetlendi.

Ardından Şiyar ağa kızının yanına geldi ve karşısına çömeldi. Gözlerinin içine bakarak, sesindeki titremeye engel olamadan fısıldadı: "Kızım... Lütfen affet beni. Biliyorum... Hak etmediğin bir yük bindirdik omuzlarına. Ama abinin... onun başına bir şey gelmesin diye kabul etmek zorundaydım."

Heja'nın gözleri doldu, ama ağlamadı. Sadece sessizce baktı babasına. Ne bir baş sallayış, ne de bir kelime... Sadece yutkunan bir hüzün vardı dudaklarının arasında.

Aşağıdan davul sesleri ve kalabalığın uğultusu duyulmaya başlamıştı. Baran ve konvoy konağın önüne gelmişti.

Heja, babası ve abisi odadan çıktılar. Konağın taş merdivenlerine doğru ilerlerken, Heja'nın gözleri istemsizce terasa kaydı. Orada, abisi Berzan durmuş, hüzünlü bakışlarla kardeşine bakıyordu. Onun gözlerinde, yalnızca bir ağabeyin çaresizliği değil, aynı zamanda içinden çıkamadığı bir isyan da vardı.

Zilan ise biraz geride durmuş, kollarını kavuşturmuş, içindeki öfkeyi gizlemeden Heja'ya bakıyordu. Kaçmaları yüzünden, Baran onlara bir düğün yapılmasını yasaklamıştı. Bu yüzden ne Berzan'ın ne Zilan'ın gözlerinde neşeye dair bir kıvılcım yoktu. Sadece burukluk, sadece kırgınlık...

Heja ise tüm bu bakışlara, tüm bu ağırlığa rağmen sessiz kaldı. Başındaki kırmızı duvağın altından, içindeki fırtınaları kimse göremiyordu. Ama gözleri... gözleri doluydu. Sessizce babasının koluna girerek taş merdivenlerden aşağı indi.

Avluda Baran onu bekliyordu.

Heja ona doğru yaklaşırken, Baran'ın içinde anlamlandıramadığı bir kıpırtı oluştu. İlk kez, onu bu kadar gelin gibi görüyordu. Başındaki kırmızı duvak, ışıltılı gelinliği, ağır adımları... Hepsi Baran'ın içini tuhaf bir sıcaklıkla kapladı. Kalbinde tanımsız bir sevinç vardı. Belki bir zafer hissi, belki de yavaş yavaş yerini bulan bir aidiyet...

Heja'nın babası, kızının kırmızı duvakla örtülü başına son bir kez baktı. İçinde kabaran duyguları bastırmaya çalışarak, gözleri dolu dolu Baran'a döndü. Kalabalığın uğultusu bir an için susmuş gibiydi. Herkes bu anı bekliyordu.

Elini kızının beline dolamışken, gözlerini Baran'a dikti ve yutkunarak konuştu:

"Kızım... Bundan böyle önce Allah'a, sonra sana emanettir Baran Ağa."

Sözlerinin ardından bir adım geri çekildi. Baran, o anın ağırlığını derin bir saygıyla karşıladı. Bakışlarını Heja'ya çevirdi, sonra tekrar babasına döndü. Sesindeki kararlılık ve içtenlik yankılandı:

"O bana bundan böyle Allah'ın emanetidir."

Baran, Heja'nın koluna usulca girdi. Heja, gözlerini yere indirmişti. Sessiz, ama gözleriyle bir fırtına taşıyordu. Başındaki kırmızı duvak, gelinliğinin zarif çizgileriyle birlikte Baran'ın yanında sanki başka bir hikâyeye yürüyordu.

Kalabalığın alkışları, davul sesleri, zılgıtlar... hepsi bir anda yükseldi. Baran ve Heja, konağın önünden çıkıp düğün alanına doğru uzun konvoylar eşliğinde yola çıktılar.
Gelin arabasının konvoy eşliğinde düğün alanına girmesiyle birlikte davullar daha yüksek çalmaya başladı. Kalabalık, konfeti patlamaları ve zılgıtlarla Baran ve Heja'yı karşıladı. Alan rengârenk süslenmişti; halay çekenler, dans eden çocuklar, yemek sıralarında sohbet eden misafirler... Her şey ihtişamlı bir görkemi taşıyordu.

Baran ve Heja, düğün masasına doğru ilerlediler. Heja hâlâ suskundu. Oturduğunda etrafı bulanık görüyormuş gibi bir an gözlerini kırptı. Gelinliğinin ağırlığı kadar, kalbindeki yük de büyüktü.

Bir süre sonra nikah memuru sahneye çıktı. Kalabalık susmuştu, gözler çiftin üzerindeydi.

Memur ilk olarak Baran'a döndü.

"Baran Mirşad, hiçbir baskı altında kalmadan Heja Şadoğlu ile evlenmeyi kabul ediyor musunuz?"

Baran gözünü Heja'dan ayırmadan net bir sesle cevapladı:

"Evet."

Sonra sıra Heja'ya geldi. Memur bu kez ona sordu:

"Heja Şadoğlu, hiçbir baskı altında kalmadan Baran Mirşad ile evlenmeyi kabul ediyor musunuz?"

Heja bir an sustu. Gözleri Baran'ın gözlerinde değil, zemine takılıydı. Kalbi hızla atıyordu. Sessizlik uzadıkça kalabalık bile nefesini tuttu. Ardından titreyen bir sesle fısıldadı:

"...Evet."

Alkışlar yükseldi. Nikah memuru tebessümle nikahın kıyıldığını duyurduktan sonra cüzdanı uzattı. Adet gereği gelinin alması bekleniyordu. Kuzeni Berfin yanına eğilip kulağına fısıldadı:

"Al şu cüzdanı da, damadın ayağına basmayı unutma!"

Heja hafifçe tesebessüm etti. Cüzdanı aldı, ayağa kalkarken gelinliğinin eteğiyle birlikte Baran'ın ayağına içten içe sertçe basmak istemesine rağmen nazikçe bastı. Kalabalık kahkahalarla alkışladı. Baran başını eğdi, hafif bir tebessümle Heja'nın alnına saygılı bir öpücük kondurdu.

Ardından bir anda silah sesleri havaya karıştı. Kutlama başladı.

Meydanın bir köşesinde davul zurna daha da hareketlendi. Halay başı açıldı. Baran ceketini çıkardı, kollarını sıvadı ve halayın başına geçti. Peşine köylü ağalar, arkadaşları ve akrabaları takıldı. Kalabalık daha da coştu.

Heja ise o sırada düğün masasındaki sandalyeye oturmuş, ellerini kucağında birleştirmişti. Yüzü ifadesizdi ama gözleri Baran'daydı. Onu izliyordu. Kalabalığın içindeki adam artık ona ait olan adamdı... Belki kader, belki başka bir şey ama gerçekti.

Bir süre sonra Baran göz ucuyla Heja'ya baktı. Hafif bir baş hareketiyle onu sahneye çağırdı. Heja bir an duraksadı ama sonra yavaş adımlarla yanına geldi. Karşılıklı durdular. Davulun ritmi değişti. Reyhanî başlamıştı.

Kalabalık onları izliyordu.

İlk başta mesafeli, sonra adımlar birbirine yaklaştı. Elleri kenetlenmeden, sadece gözlerle tutunarak, ağır ve zarif bir Reyhanî başladı.

Gecenin yıldızları, bu iki gencin etrafında dönüyordu sanki. Adımları geçmişin ağırlığını taşıyor, gözleri geleceğin belirsizliğine bakıyordu.

Ve düğün... gece boyu coşku içinde böylece devam etti.
Baran ve Heja, düğün masasından kalkıp sahnenin ortasına geçtiler. Gelinliğin üzerindeki parıltılar ışıkta daha da belirginleşmişti. Heja'nın yüzünde hâlâ o sessiz, ama derin anlamlar taşıyan ifade vardı. Kalabalık etraflarında toplanmaya başladı.

İlk olarak Baran, cebinden kadife bir kutu çıkardı. Kutunun içinden çıkan gösterişli altın seti, Heja'nın boynuna ve kulaklarına kendi elleriyle taktı. Kalabalık alkışlarla karşılık verdi.

Ardından Baran'ın annesi,kız kardeşi ve teyzeleri sırayla sahneye çıkıp ellerinde getirdikleri altınları Heja'ya taktılar. Koluna bilezikler, parmağına yüzükler, beline altın kemer... Baran'ın babası ise, geline iki buçuk metre uzunluğunda ağır bir altın zincir taktı. Her biri göz alıcı, her biri özenle seçilmişti.

Baran'ın ailesinden sonra Heja'nın ailesi de takı için sıraya girdi. Sanki düğün değil, bir hazine töreniydi. Yüzükler, bilezikler, tam altınlar.. Hepsi teker teker Heja'nın üstüne dizildi. Omzundaki duvak neredeyse takıların ağırlığıyla yana kaymıştı.

Damadın tarafına da boş geçilmedi.Takı merasimi boyunca yüklü miktarda zarflarla para takıldı. Gelin ve damat için ayrılan masa takılarla donatılmıştı.

Zılgıtlar yükseldi, halaylar yeniden başladı. Takı merasimi Baran ve Heja için gösterişli bir zenginlik sahnesine dönüşmüştü.

Bu gösterişli gecede her şey dışarıdan mükemmel görünüyordu. Ama içlerinde... bir taraf hâlâ sustu, bir taraf hâlâ bağırıyordu.

Halay yeniden başladı. Bu kez Baran ve Heja da kolların arasına alındı. İkisi de artık kalabalığın parçasıydı. Heja, yine iç sesiyle çelişse de, mecburiyetin ritmine adımlarını uydurdu. Sadece ayakları değil, kaderi de o halkada dönüyordu sanki.

Halay sona erdiğinde hava kararmış, yıldızlar iyice belirmişti. Davul sustu, zılgıtlar yerini yavaş yavaş sessizliğe bıraktı. Düğün bitmişti.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

2.457okunma 136beğeni 2yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 147

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastik#felsefeGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18