KAN YAZGISI (BERDEL) kitap kapağı

31. bölüm / 31

KAN YAZGISI (BERDEL)

30.BÖLÜM-KISKANÇLIĞIN GÖLGESİNDE

Vaveyla Yazarı: Aylin .

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 31Şu an: 30.BÖLÜM-KISKANÇLIĞIN GÖLGESİNDE

DEĞERLİ OKUYUCULAR BÖLÜME BAŞLAMADAN UFAK BİR RİCADA BULUNMAK İSTİYORUM.KİTABA GÖSTERMİŞ OLDUĞUM EMEĞİN KARŞILIĞI OLARAK RİCA ETSEM OY VERİP TAKİP EDEBİLİR MİSİNİZ,AYRICA BU BÖLÜM HAKKINDAKİ KIYMETLİ DÜŞÜNCELERİNİZİ YORUMLARDA BENİMLE PAYLAŞIRSANIZ ÇOK MUTLU OLURUM.AYRICA KİTAPTAKİ DUYGU VE DÜŞÜNCELERİMİZİ,FİKİRLERİMİZİ PAYLAŞTIĞIMIZ BİR TİKTOK VE İNSTAGRAM GRUBU KURDUM.GRUPTAKİ OKUYUCULARLA HEM KİTAP HAKKINDA HEM DE GÜNDELİK OLARAK SOHBET EDİYORUZ.KAN YAZGISI GRUBUNA KATILMAK İSTEYENLER BANA YORUMLARDA KATILMAK İSTEDİĞİNİ YAZARSA GRUBA EKLEYEBİLİRİM, BÖYLELİKLE SİZLER DE KİTABIN GİDİŞATINA YÖN VEREBİLİRSİNİZ.💗🤗

KEYİFLİ OKUMALAR..

Sabahın sessizliğinde bir ayna,
Bir tebessümün ardına gizlenmiş sırlar...
Bir ev, içinde yankılanan planlarla uyanır.
Kimin gülüşü masum, kimin sözü hançer belli değil.
Mardin'in taş duvarları bile bilir;
Bu evde en derin sessizlikler, en gürültülü oyunları saklar.
Bir bakışla başlayan hikâyeler,
Bir sofrada kader gibi buluşur.
Ve kimse bilmez,
Kimin duası bereket, kimin niyeti ateştir bu akşam..

&

Zilan aynanın karşısına geçtiğinde elindeki fırçayla saçlarını tararken dudaklarında ince bir tebessüm vardı. Fakat bu tebessümün altında derin bir plan, içten içe işleyen bir oyun gizliydi. Gözlerini aynadaki yansımasına dikti, kendi bakışlarına karşı alaycı bir ifade takındı.

- Hadi bakalım Zilan, dedi kendi kendine fısıldayarak.
- Bugün herkes seni konuşsun... Ev biraz hareketlensin. Halamlar da gelsin, kim bilir belki bazı kırık kalplerin arası da bu sofrada onarılır, kimse anlamadan.

Fırçasını masanın üzerine bıraktı, parmaklarını saçlarının arasından geçirirken gözleri anlamlı bir parıltıyla kısıldı.
- Baran abim hâlâ Heja'yı unutmamış gibi ama belki Kejê biraz yakınlaşsa... Hem herkesin gözü önünde olurlar, kim ne diyecek? Aşiret neyi görürse ona inanır zaten, dedi sinsice, dudaklarının kenarı hafifçe kıvrılırken.

Kapı aralandı, Saide Hanım içeri girdi.
- Kızım, kahvaltını yaptın mı sen hâlâ hazırlanmadın mı?

Zilan bir anda yüzündeki sinsi ifadeyi silip yerine tatlı, masum bir tebessüm koydu.
- Hazır sayılırım anne. Şey... bugün halamları ve amcamları davet edelim mi? Ne zamandır gelmediler buraya, bir görüşsek fena olmaz, değil mi?

Saide Hanım, kızının bu teklifine şaşırdı ama hoşuna da gitti.
- İyi düşünmüşsün kızım, tabii gelsinler. Ben hizmetlilere söyleyeyim, akşam hazırlıklarını yapsınlar.

Zilan başını onayladı.
- Tamam anne, ben de halamı ve yengelerimi ararım. Akşama hazır oluruz.

Saide Hanım odadan çıkınca Zilan yeniden aynaya döndü. Gözleri parladı, sesi fısıltıya döndü:
- Belki bu akşam Baran abimin kalbinde yeni bir kapı aralanır... Ben de bu işte biraz yardımcı olurum.

Elini yüzüne sürdü, saçlarını düzeltti. Aynadaki yansımasına son bir bakış attı, ardından sanki hiçbir şey olmamış gibi sakin bir edayla odadan çıktı.
Ama aynadaki Zilan, hâlâ o sinsice plan yapan bakışlarıyla orada duruyordu.

Saide Hanım, Zilan'ın odasından çıktıktan sonra taş merdivenlere yöneldi. Konağın koridorları sabah güneşinin sarı ışıklarıyla aydınlanmıştı; yüksek tavanlardan sarkan kristal avizeler, duvarlardaki el dokuması kilimlerin renklerini yumuşakça yansıtıyordu. Adımlarının yankısı taş basamaklarda tok tok yankılanırken, aşağıdan gelen tencere sesleri ve hizmetlilerin telaşlı konuşmaları duyuluyordu.

Merdivenleri ağır adımlarla indi, eteğini hafifçe toparlayıp mutfağa yöneldi. Konağın mutfağı geniş, taş duvarlı, bakır tencerelerin sıra sıra dizildiği, tezgâhlarında mis gibi baharat kokularının dolaştığı bir yerdi. Ocağın üzerinde fokurdayan çaydanlıktan çıkan buhar, havaya sıcak bir huzur yayıyordu.

Saide Hanım mutfağın kapısında görününce orada çalışan üç hizmetli hemen doğrulup saygıyla başlarını eğdiler.
- Kolay gelsin hanımlar, dedi yumuşak ama otoriter bir ses tonuyla.

Hizmetçilerden biri, genç yaşlarda olan Gülizar, hemen gülümseyerek yanıt verdi:
- Sağ ol hanımağam, buyurun, ne istersiniz? Hemen yapalım.

Saide Hanım hafifçe başını salladı, mutfağın ortasına kadar ilerledi.
- Akşama misafirlerimiz var. Sofra dolu dolu olsun istiyorum. Şöyle eski usulden, görkemli bir sofra kurun.

Orta yaşlı hizmetçi Emine hemen eline kalem kâğıt aldı.
- Başüstüne hanımağam, neler hazırlayalım?

Saide Hanım düşünceli bir şekilde ellerini önünde birleştirdi.
- Önce bir kuzu tandır olsun, iyice fırında ağır ağır pişirin. Yanına iç pilavlı dolma hazırlayın. Mezelerden zahter salatası, babaganuş, çiğ köfte de olsun. Sofraya renk katar.
Biraz sonra kebap ustası gelecek, ondan da birkaç tepsi lahmacun yaptırın, akşam sıcak sıcak sofraya gelsin.

Hizmetçiler dikkatle not alıyordu. Saide Hanım devam etti:
- Tatlı olarak da kadayıf dolması olsun, bir de sütlaç. Misafirler tatlısız kalkmasın sofradan.
Bakır tasları da parlatın, su testilerini gümüş tepsiye dizin. Akşam sofrada en ufak eksik görmek istemem.

Gülizar başını salladı, sesi saygılıydı:
- Tamam hanımağam, hepsini yetiştiririz inşallah.

Saide Hanım, ocağın üzerindeki tencereden yayılan kokulara doğru hafifçe eğildi, burnuna gelen taze soğan ve tereyağı kokusuna gülümsedi.
- Güzel, işinizi bilirsiniz siz. Yemeğin kokusu bile eve bereket getirir.

Sonra ağır adımlarla mutfaktan çıkarken, arkasında hizmetçilerin hummalı hazırlığı başladı.
Bir yanda hamur yoğruluyor, diğer yanda dolmalık yapraklar sıcak suda yumuşatılıyordu.
Saide Hanım ise mutfaktan çıkıp salona yönelirken kendi kendine mırıldandı:
- Akşam hem ev bereketlensin hem de aile bir araya gelsin. Kim bilir, belki bu ziyaret hayırlara vesile olur...

Ama o bilmeden, Zilan çoktan başka bir planı başlatmıştı.

Konağın avlusuna sabahın serinliği hâkimdi. Taş zemine vuran güneş ışıkları yeni bir günün doğduğunu fısıldıyordu. Miran, siyah gömleğinin kollarını dirseklerine kadar sıvamış, elindeki arabanın anahtarıyla oynuyordu. Gözleri dalgındı ama yüzündeki kararlılık ifadesi her zamanki gibiydi.

Azad ise arkasından geldi; ceketini omzuna atmış, telefonuyla konuşuyordu. "Tamam, evden çıkıyoruz şimdi. Toplantıya geç kalmayız," dedi kısık ama ciddi bir ses tonuyla. Konuşmasını bitirip telefonu cebine koyduktan sonra Miran'a dönüp,
- Hazırsan çıkalım kardeşim, bugün yoğun bir gün olacak, dedi.

Miran başını salladı.
- Hazırım abi, zaten seninle gideceğimiz o yeni proje dosyasını sabah erkenden inceledim. İnşaat sahasında birkaç eksik varmış, onları da konuşmamız gerekecek.

Azad arabaya binerken,
-, "İşleri sıkı tutalım. Bu aralar gözler üstümüzde, hataya yer yok, dedi.

Miran direksiyona geçti, motoru çalıştırdı. Konağın demir kapısı ağır ağır açılırken motorun sesi avluda yankılandı. Araba yavaşça dışarı çıkarken, aynadan konağa son bir kez baktı. Derin bir nefes aldı. Bu taş duvarların içinde kalmak bazen boğucu geliyordu ama iş dünyasında olmak ona nefes aldırıyordu.

Yolda ilerlerken, güneş artık tamamen doğmuştu. Dağların ardından süzülen ışıklar ovayı ısıtıyor, yolları altın rengine boyuyordu. Arabanın içinde radyodan hafif bir Kürtçe ezgi çalıyordu. Azad camdan dışarı bakarken,
- Miran, babam senin için iyi konuşuyor. "Miran işi öğrendi artık, gözüme girdi" dedi, diye ekledi gülümseyerek.

Miran hafifçe tebessüm etti.
- İnşallah abi, yeter ki işler yolunda gitsin. Hem bu yeni projeyle adımızdan söz ettireceğiz, göreceksin.

Yaklaşık yarım saatlik bir yolculuktan sonra büyük, modern bir bina göründü. "Şadoğlu Holding" yazılı tabela güneş ışığında parlıyordu. Miran arabayı otoparka çekti, ikisi de dışarı çıktılar. Binanın önünde birkaç çalışan onları görünce gülümseyerek selam verdi.

Azad eliyle karşılık verip içeriye girdi. Geniş, cam duvarlarla çevrili lobi tertemizdi. İçeride kahve kokusu hâkimdi. Sekreterleri Nazan Hanım hemen ayağa kalktı.
- Hoş geldiniz Azad Bey, Miran Bey. Sabah toplantısı için mühendis beyler yukarıda sizi bekliyorlar.

Azad başıyla onayladı.
- Tamam Nazan, birazdan çıkıyoruz. Kahveleri odaya getir, sade olsun.

Asansöre bindiklerinde Miran aynada kendine baktı. Gözlerinin altındaki yorgunluk, uykusuz gecelerin iziydi. Fakat içinde bir azim vardı; Baran'ın gölgesinde kalmadan kendi yolunu çizmeye kararlıydı.

Azad onun bu sessiz halini fark etti.
- Ne oldu kardeşim, sabah sabah sustun yine?

Miran başını çevirmeden cevapladı.
- Yok abi, bir şeyim yok. Sadece... düşündüm biraz. Her şeyin yükü bazen ağır geliyor.

Asansör durdu. Kapı açıldığında onları cam tavanlı geniş bir toplantı odası karşıladı. Masanın üzerinde proje dosyaları, çizimler ve maketler vardı. Mühendislerden biri hemen ayağa kalktı.
- Azad Bey, Miran Bey,sizi bekliyorduk. Yeni malzeme raporlarını getirdim.

Azad ciddiyetle başını salladı.
- İyi, başlayalım bakalım. Zaman kaybetmeyelim.

Miran sandalyesine oturdu, önündeki dosyayı açtı. Gözleri satır satır her detayı inceliyordu. Dışarıda şehir gürültüsü, içeride ise işin ağırlığı vardı.

Toplantı odasının kapısı kapanır kapanmaz içeriyi ciddi bir sessizlik kapladı. Masanın üzerinde açık dosyalar, çizim planları ve bilgisayar ekranlarından yansıyan mavi ışıklar vardı. Cam duvarlardan dışarıdaki şehir görünüyordu; sokaklar kalabalıktı ama içeride gereksiz tek bir ses bile çıkmıyordu.

Azad sandalyesine yaslanıp dosyayı önüne çekti.
- Tamam, başlayalım bakalım, dedi kararlı bir sesle. Miran not defterini açıp kalemini eline aldı.

Projeden sorumlu mühendislerden biri söz aldı:
- Azad Bey, yeni lojman projesinin temel çalışmaları tamamlandı. Ancak inşaat alanında drenaj sistemiyle ilgili küçük bir sorun tespit ettik. Yağmur suyunun tahliyesi için ek kanal açılması gerekiyor.

Miran hemen araya girdi:
- Kanal hattı kuzey cepheye mi yakın?

- Evet efendim.

Miran başını salladı.
- O zaman oraya taş dolgu yapılmadan önce drenaj borularını yerleştirin. Toprak oturunca müdahale zor olur.

Azad kardeşinin titizliğini takdir eder gibi başını eğdi.
- Güzel düşünmüşsün. Zamanında fark etmek iyi olmuş, dedi.

Masanın öbür ucundaki genç mimar dizüstü bilgisayarını çevirip yeni tasarımı gösterdi.
- Yeni konutların cephelerinde taş ve ahşap karışımı bir model deniyoruz. Bölgenin havasına uygun olur diye düşündük.

Azad dikkatle baktı.
- Güzel ama cephe taşlarının tonu biraz daha açık olsun. Çok koyu renk yazın güneşi emer, bina ısınır.

Miran ekledi:
- Ayrıca balkon korkuluklarını da cam değil, demirden yapalım. Hem daha dayanıklı hem de klasik bir hava verir.

Odada herkes not alıyordu. Azad ve Miran birbirini tamamlayan iki yöneticiydi; biri sahada tecrübesiyle, diğeri planlama becerisiyle öne çıkıyordu.

Bir başka çalışan söz aldı:
- Şirketin yeni aldığı araziyle ilgili tapu işlemleri tamamlandı. Belediyeden imar onayı bu hafta çıkacak. Eğer isterseniz gelecek hafta temel atma törenini planlayabiliriz.

Azad gülümsedi.
- Güzel haber. Babam duysa gururlanırdı. Bu şirket kolay kurulmadı, o yüzden her projemiz düzgün olmalı. Hata kaldırmaz.

Miran sessizce başını salladı.
- Bizim soyadımız sadece tabelada yazmıyor abi. Her tuğlada, her direğin gölgesinde de duruyor.

Toplantıdakiler kısa bir sessizlik yaşadı. O sözler, hem sorumluluğun hem de mirasın ağırlığını hatırlatmıştı.

Azad derin bir nefes alıp toparlandı.
- Tamam beyler, her şeyi netleştirdik. Eksikler için gün sonuna kadar rapor hazırlayın. Yarın sabah şantiyede olacağız, herkes zamanında gelsin.

Toplantı bittiğinde çalışanlar dosyaları toplayıp çıktı. Odada sadece Azad ve Miran kaldı. Azad camın kenarına yürüyüp dışarıya baktı; güneş yavaş yavaş yükseliyor, şehir gürültüsü uzaklardan yankılanıyordu.

- Babam bu işi sana bıraktığında endişeliydim, dedi yavaşça.
Miran ona dönüp gülümsedi.
- Biliyorum abi. Ama elimden gelenin en iyisini yapıyorum. Hatalar olsa bile biz düzeltiriz.

Azad kardeşinin omzuna dokundu.
- Aynen öyle. Biz birbirimizi tamamlıyoruz. Şirket de, aile de bu dengeyle ayakta kalıyor zaten.

Miran hafifçe başını eğdi.
- Hadi, şantiyeye geçelim. İş beklemez.

İkisi de dosyalarını alıp kapıya yöneldiler. Ofisten çıkarken koridorda çalışanlar ayağa kalktı, saygıyla selam verdiler. İki kardeş kararlı adımlarla yürürken, arkalarında Şiyar Ağa'nın mirasını taşıyan bir ciddiyet ve birlik havası vardı.

Güneş Mardin'in taş binalarının üzerinden süzülerek yavaş yavaş ufka iniyordu. Şehrin kalabalığı biraz azalmış, yollar turuncu bir ışığın altına gömülmüştü. Şehir merkezindeki yüksek, cam cepheli Mirzaxan Holding binası, bu altın rengi ışıkları yansıtarak sanki gün batımının içinde parlıyordu.

Baran'ın koyu renkli aracı binanın önünde durdu. Kapı açıldı, Baran ağır adımlarla indi. Üzerinde siyah takım elbise, elinde dosyalar vardı. Gözlerinde uykusuzluğun, içindeki yorgunluğun izleri okunuyordu ama dışarıdan bakan biri, o sert duruşun ardında ne fırtınalar koptuğunu anlayamazdı.

Girişte güvenlik görevlisi başıyla selam verdi:
- Hayırlı akşamlar Baran Bey.
Baran kısa bir baş selamıyla karşılık verdi, binaya girdi.

Asansör onu en üst kata taşıdı. Katın cam duvarlarından şehrin panoraması görünüyordu; ezan sesi uzaktan yankılanıyor, hava hafifçe kararıyordu. Koridorun sonunda, "Yönetim Katı - Baran Mirzaxan" yazılı kapının önüne geldi. Kapıyı açtığında sekreteri ayağa kalktı.
- Baran Bey, İstanbul'dan gelen yatırımcılar geldiler. Toplantı salonunda sizi bekliyorlar.
- Hazar orada mı?
- Evet efendim, her şeyi hazırladı.

Baran başıyla onayladı, ceketinin önünü düzeltti ve adımlarını ağır ama kararlı bir şekilde toplantı salonuna yöneltti.

Salonun kapısı açıldığında içeride dört kişi oturuyordu: üçü İstanbul'dan gelen yatırımcılar, biri de Hazar'dı. Ortada büyük bir masa, masanın üzerinde dizili dosyalar, bir dizüstü bilgisayar ve sunum ekranı vardı. Hazar hemen ayağa kalktı.
- Hoş geldin amcaoğlu. Her şey hazır.

Baran, kısa bir baş selamıyla karşılık verdi ve masanın başına geçti.
- Hoş geldiniz beyler. Umarım yolculuğunuz rahat geçmiştir.

Yatırımcılardan biri gülümseyerek karşılık verdi.
- Sağ olun Baran Bey, gayet iyi geçti. Projenizi inceleme fırsatımız oldu, gerçekten etkileyici görünüyor.

Baran dosyaları önlerine itti.
- Bugün sizinle Mardin'deki yeni konut projesinin ikinci aşamasını konuşacağız. Arazi satın alımı tamamlandı. Şimdi tasarım, altyapı ve finansman kısmını netleştirmemiz gerekiyor.

Hazar bilgisayarı açtı, dijital tahtada mimari planı gösterdi. Geniş yollar, taş dokulu evler, küçük bir çarşı ve avlulu yaşam alanları vardı.
- Proje tamamen yerel mimariye uygun olarak tasarlandı. Mardin'in taş kültürünü modern yapıyla birleştirmek istiyoruz.

Yatırımcılar dikkatle dinliyordu. İçlerinden biri, orta yaşlı ve deneyimli bir iş adamı, kaşlarını kaldırdı.
- Güzel düşünülmüş ama bu maliyetleri biraz artırır gibi görünüyor.

Baran eliyle kalemi döndürerek sakin ama net bir ses tonuyla cevap verdi:
- Evet, arttırır. Ama Mirzaxan adını taşıyan hiçbir proje ucuz görünmemeli. Kaliteden ödün verirsek marka değerimizi kaybederiz.

Salonda kısa bir sessizlik oldu. Ardından bir başka yatırımcı başını salladı.
- Haklısınız Baran Bey, kalite her şeyden önemli.

Toplantı ilerledikçe hava iyice karardı. Cam duvarın ardında gün batımının son izleri kaybolmuş, şehir ışıkları birer birer yanmıştı. Kahve fincanlarının buharı yükseliyor, kâğıtların hışırtısı duyuluyordu.

Baran bir noktada Hazar'a döndü.
- Finansal tabloyu gönderdiğin dosyadan aç. Şu yeni ödeme planını da gösterelim.

Hazar hemen dizüstü bilgisayara eğildi, sunumu değiştirdi. Planlar, tarihler, rakamlar ekranda sıralandı. Baran arada bir kalemiyle tabloyu işaret ederek açıklama yapıyor, yatırımcıların sorularını kısa ama etkileyici cümlelerle yanıtlıyordu.

Yaklaşık iki saat süren toplantının sonunda İstanbul ekibinden biri gülümseyerek elini uzattı.
- Anlaştık Baran Bey. Bu ortaklıktan çok memnunuz.

Baran elini sıktı, başını hafifçe eğdi.
- Biz de öyle. Mardin bu proje sayesinde yeniden canlanacak.

Toplantı salonu yavaş yavaş sessizliğe bürünmüştü. İstanbul'dan gelen yatırımcılar az önce ayrılmış, odada yalnızca Baran ve Hazar kalmıştı. Masanın üzerinde dağılmış dosyalar, yarısı içilmiş kahveler, ekranda donuk bir şekilde açık kalan sunum sayfası... Her şey uzun bir günün yorgunluğunu taşıyordu.

Baran elindeki kalemi masaya bıraktı, sandalyesinde hafifçe geriye yaslandı. Tavana baktı bir an - sessizce, derin bir nefes alarak. Ardından kollarını sıvayıp ayağa kalktı.
- Toplantı bittiğine göre, ben artık eve gideyim, Hazar. Yeter bu kadar iş bugüne.

Hazar gülümseyerek dizüstü bilgisayarını kapattı.
- Tamam abi, ben de çıkayım zaten. Beraber gidelim istersen, bizimkiler de direkt sizin eve geçecekmiş. Yengemler davet etmiş, akşam hep birlikte yemek varmış.

Baran kısa bir duraksamayla Hazar'a baktı. Gözlerinde belli belirsiz bir yorgunluk, ama aynı zamanda o sert çizgilerin ardına gizlenmiş bir sıcaklık vardı.
- İyi düşünmüşler... Gidelim o zaman amcaoğlu.

İkisi de toparlanıp odadan çıktılar. Koridorlardan geçerken ışıklar hafifçe kısılmış, temizlik görevlileri akşam mesaisine başlamıştı. Camdan dışarıda turuncuya çalan bir akşam göğü görünüyordu.

Asansör kapısı önünde kısa bir sessizlik oldu. Hazar cebinden telefonunu çıkarıp mesajlara göz gezdirdi.
- Annem yazmış, "Yemeğe geç kalmayın, Saide Hanım hazırlıklara erkenden başlamış," diyor.
Baran başıyla onayladı.
- Tamam, geciktirmeyelim o zaman.

Asansör katına geldi, kapılar sessizce açıldı. İkisi birlikte alt kata indiler. Lobi neredeyse boştu; güvenlik görevlisi başını kaldırıp selam verdi.
- İyi akşamlar Baran Bey, Hazar Bey.

Baran kısa bir baş selamıyla karşılık verdi.
- İyi akşamlar.

Dışarı çıktıklarında hava kararmış, şehir ışıkları yanmıştı. Hafif bir rüzgâr esiyor, caddelerde araçların farları parlıyordu. O an şehir hem canlı hem de yorgun görünüyordu.

İkisi de arabalarına yöneldi. Hazar gülümseyerek el salladı:
- Yolda dikkat et abi, ben arkadan gelirim.

Baran ceketinin cebine ellerini sokup kısa bir bakış attı.
- Tamam, görüşürüz konakta.

Arabalar motorlarını çalıştırdı. Siyah araçlar konvoy hâlinde şehir merkezinden çıkıp konağın bulunduğu tepeye doğru ilerlemeye başladı. Yol boyunca sokak lambaları sarı ışıklarıyla asfaltı aydınlatıyor, gecenin serinliği camlara vurmaya başlıyordu.

Baran'ın arabası, konağın önüne ilk girendi. Demir kapılar ağır ağır açılırken, içeriden iki adam koşar adım dışarı çıktı. Biri kapıyı tamamen açtı, diğeri Baran'ın arabasının kapısını nazikçe tuttu. Baran, siyah takım elbisesinin düğmesini çözerken, ardından gelen Hazar'ın arabası da avluya girdi. Hazar da arabasından indiğinde, konaktan içeri doğru sıcak bir ışık süzülüyordu; belli ki herkes onları bekliyordu.

Konağın ön kapısı açıldığında içeriden genç bir kız koşar adım çıktı. Baran'ın kız kardeşi Zeynep'ti bu. Gülümseyerek onlara doğru yürüdü.
- "Hoş geldin abicim!" dedi, neşeyle.
Sonra Hazar'a dönüp aynı içtenlikle,
- "Hoş geldin Hazar abi!" diye ekledi.

Baran, yüzünde yorgun ama sıcacık bir tebessümle kız kardeşine sarıldı.
- "Hoş bulduk, prenses." dedi yumuşak bir sesle.
Zeynep gülümsedi, abisinin göğsünden ayrılırken Hazar'a döndü. Hazar elini uzatıp tokalaşacakken Zeynep kollarını açıp ona da sarıldı. O an Hazar, onun sıcaklığını hissettiğinde içten içe bir dalgalanma yaşadı; kalbinin derininde kısa bir sızı... Ama bunu yüzüne yansıtmadı. Sadece hafif bir tebessümle,
- "Hoş bulduk, Zeynep." dedi, sakin bir ses tonuyla.
Zeynep, abisi ve kuzeni Hazar'a bakarak başını eğdi, o da gülümsedi. Fakat "abi" kelimesi Hazar'ın içinde yankılandı. O an yüzünde belli belirsiz bir durgunluk oluştu ama hemen toparlandı, belli etmedi.

Zeynep eliyle içeri buyur etti.
- "Hadi geçin, herkes sizi bekliyor." dedi.
Taş merdivenlerden yukarı çıkarken konağın içinden yemek kokuları, mis gibi baharatın ve tandır ekmeğinin sıcak buharı yayılıyordu.

Salona girdiklerinde, büyük aile masası etrafında neredeyse herkes toplanmıştı. Baran'ın amcaları, Hazar'ın ailesi, halaları, halasının eşi, amca çocukları, onların eşleri... Herkes oradaydı. Kadınların oturduğu tarafta Saide Hanım, zarif duruşuyla, elindeki mendiliyle onları süzüyordu. Yanında Baran'ın halasının kızı Kejê oturuyordu.

Baran ve Hazar, içeri girer girmez önce büyüklerin ellerini öptüler. Saygı ve hürmetle sırayla hepsine "hoş bulduk" diyerek selam verdiler. Ardından gençlerin oturduğu tarafa geçtiler. Baran, halasının kızı Kejê'nin yanına geldiğinde gülümseyerek elini uzattı.

- "Hoş geldin, hala kızı." dedi.

Kejê önce kısa bir tereddütle baktı, sonra utangaç bir tebessümle elini uzattı.

- "Hoş bulduk, Baran..." dedi, ardından sesini kısarak, neredeyse belli etmeden ekledi: "...abi."

Bu kelimeyi söylerken sesi titremişti. Çünkü o kelimenin arkasında sakladığı duygular çoktu. Baran'ın gözlerinde kısa bir an duraksadı, ama hiçbir şey söylemeden sadece başını eğip tebessüm etti.

O sırada Saide Hanım ayağa kalktı:

- "Ee oğlanlar da geldiğine göre artık sofraya geçebiliriz, buyrun." dedi.
Kadınlar da başlarıyla onayladı.

Herkes yavaşça kalkıp, uzun, işlemeli örtülerle süslenmiş yemek masasına geçti. Masa çeşit çeşit Doğu yemekleriyle donatılmıştı: haşhaşlı içli köfteler, kaburga dolması, perde pilavı, tandırda pişmiş kuzu eti, cevizli yaprak sarması, acılı ezme, yoğurtlu semsek, zeytinyağlı dolmalar ve kenarlarda taze nane, soğan, közlenmiş biber tabakları... Ortada dev bir sürahi içinde buzlu ayran vardı.

Herkes yerini alırken Zilan, sinsice Kejê'ye göz kırptı, Baran'ın yan tarafındaki boş sandalyeyi göstererek kaş göz işareti yaptı. Kejê hemen bu fırsatı kaçırmadı; yüzünde belli belirsiz bir gülümsemeyle o sandalyeye oturdu. Baran başını çevirip baktığında, Kejê'nin gülümsemesiyle karşılaştı ama bir şey söylemedi.

Sofra boyunca aile içi muhabbet, kahkahalar ve yemeklerin lezzeti birbirine karıştı. Arada Baran, tuzluğa uzanırken Kejê de aynı anda tuzluğu almak için uzandı. Elleri üst üste geldiğinde kısa bir sessizlik oldu. Baran hemen elini çekip anlam veremediği bir ifadeyle ona baktı, sonra hiçbir şey olmamış gibi devam etti. Kejê ise içinde gizlediği mutluluğu belli etmemeye çalıştı.

Bir ara Baran'ın bardağı boşaldı, o fark etmeden Kejê elini uzatıp sürahiyi aldı, suyu dikkatle doldurdu. Baran, teşekkür etmeye fırsat bulamadan Kejê başını öne eğip usulca, "Afiyet olsun." dedi.

Yemek sırasında Hazar, Zeynep'in karşısındaki sandalyede oturuyordu. Zeynep diğer amcaoğullarından birine bir şey anlatıp gülüyordu. Hazar göz ucuyla sürekli onu izliyordu; kimse fark etmesin diye başını önüne eğmişti ama gözleri her fırsatta ona kayıyordu. Zeynep bir an Hazar'ın bakışlarını hissetti, başını kaldırıp ona baktı. Hazar'la göz göze gelince hemen yönünü başka tarafa çevirdi, önündeki tabağı karıştırmaya başladı. Zeynep ise anlam veremeyerek kaşlarını hafifçe çattı, sonra sessizce önüne döndü.

Yemek faslı böyle tatlı bir sohbet havasında geçti. Gecenin ilerleyen saatlerinde sofralar kaldırılmaya başlandı. Erkekler salonda çaylarını içmek üzere otururken, kadınlar ve genç kızlar hizmetlilere sofrayı toplama konusunda yardım etmeye koyuldu. Zilan, tabakları toparlarken göz ucuyla Kejê'yi süzdü.

Bir süre sonra avluda, ay ışığının vurduğu köşeye doğru yürüyüp Kejê'yi yanına çekti.

- "Kejê..." dedi alçak sesle, etrafa bakınarak. "Bak bir şey söyleyeceğim sana ama aramızda kalacak, tamam mı?"

Kejê şaşkın gözlerle ona baktı.

- "Ne oldu Zilan?"
Zilan sinsi bir gülümsemeyle, sesini daha da alçalttı.

- "Baran abim seni zaten seviyordu. Bu berdel işi olmasaydı seni isteyecekti. Ama şimdi duygularını belli edemiyor olabilir. Senin ne düşündüğünü, nasıl tepki vereceğini bilemiyor. Sen biraz adım at, biraz ilgini belli et, göreceksin... her şey değişecek."

Kejê'nin gözleri parladı, kalbi hızla atmaya başladı.

- "Gerçekten öyle mi diyorsun?"

Zilan hemen başını salladı, "Elbette, kadın sezgilerim var benim." dedi sinsice gülümseyerek. Kejê o an içten içe umutlandı. Oysa bilmeden Zilan'ın oyununa düşüyordu...

Avlunun taş duvarlarının arasında gece serinliği gezinirken, Zilan'ın sözleri Kejê'nin aklında yankılanmaya devam etti. Ve o andan sonra her şey, görünüşte sakin ama içten içe karmaşık bir hale gelmeye başlayacaktı...

Konağın içi çay kokusuyla dolmuştu. Erkekler ve kadınlar büyük salonda oturmuş, ağır kristal bardaklarda servis edilen ince belli çaylarını yudumluyorlardı. Gecenin o tatlı yorgunluğu, kahkahalar ve sohbetlerle dağılıyordu.

Bir süre sonra gençlerin neşesi daha da arttı. Zeynep ayağa kalkıp gülümseyerek,
- "Biz terasa geçelim mi? Hava mis gibi olmuş," dedi.

Zilan hemen onayladı.
- "Hadi gidelim, hem biraz serinleriz."

Böylece Baran, Hazar, Zilan, Zeynep, Kejê ve diğer kuzenler salondan çıkıp taş koridoru geçerek konağın geniş terasına yöneldiler. Ay ışığı mermer zemine düşüyor, uzaktaki tarlalardan hafif bir toprak kokusu geliyordu. Terasın ortasına yerleştirilen bakır semaverden buhar yükseliyordu. Hizmetliler birkaç dakika içinde çay bardaklarını ve tabaklarını tepsiyle getirip masaya dizdiler.

Zilan ve Zeynep tepsileri alıp çay servisini kendileri yapmaya karar verdiler.
- "Bu gece hizmetliler izinli," diye şaka yaptı Zilan gülerek.
Herkes güldü.

Zeynep çayı dağıtırken Kejê fırsatı kaçırmadı; hemen Baran'ın yan tarafına oturdu. Baran başını hafifçe kaldırıp ona baktı ama bir şey demedi. Kejê de sanki hiçbir şey olmamış gibi gülümsedi, çayını karıştırmaya başladı.

Sohbet koyulaştıkça kahkahalar çoğaldı. Çocukluk anılarından, eski yazlardan, köydeki oyunlardan bahsettiler. Zeynep, Cihan'ın küçükken nasıl ağladığını anlatınca herkes kahkahaya boğuldu. Baran da gülümseyip kısa bir anıya ek yaptı,

- "Senin anlattığın o gün, Cihan ağlamaktan evi inletmişti, ben de su döküp susturmaya çalışmıştım," deyince kahkahalar bir kat daha arttı.

Kejê, Baran konuştuğunda başını çevirip onu dikkatle izliyordu. Gözleri onun yüzünde asılı kalıyor, her gülüşünde kalbi hızla atıyordu. O sırada içeriden gelen seslerle ortamın neşesi biraz daha arttı. Gençler çaylarını yudumlarken, Zeynep telefonunu çıkarıp grupta biriken bildirimlere baktı. Gözleri parladı.

- "Çıtırlar uzun yaşarlar grubu susmamış yine," dedi gülerek.

Kübra gruba yazmıştı:

> "Selam çıtırlaaaar, napıyosunuz kızlarrr💃😄"

Zeynep hemen kahkaha attı.
- "Biz de çıtırız o zaman," dedi gülerek.
Ardından telefonunu video moduna aldı.
- "Size canlı canlı ortamı göstereyim," dedi.
Telefonu kaldırıp masayı çekerken herkes videoya gülümseyerek el salladı. Hazar ve Zilan yan yana, Zeynep kamerayı çevirince Kejê de kameraya bakıp gülümsedi ama gözleri Baran'dan bir an bile ayrılmadı. Baran, videoda olduğunun farkında bile değildi; sadece sessizce çayını yudumluyordu.

Zeynep videoyu kısa bir notla gruba attı:

> "Kuzenlerle keyif zamanı ☕️🌙✨"

Telefonlar kısa sürede bildirimlerle doldu.

O esnada, Şadoğlu konağının avlusunda Heja ve Leyla küçük bir masada oturuyorlardı. Masanın üzerinde demli çay, bir tabak kek ve kurabiye ve açık duran telefonlar vardı. Sessizliği sadece cırcır böceklerinin sesi dolduruyordu.

Heja elindeki fincandan bir yudum aldı. O sırada telefonu titredi, ekrana bir bildirim düştü. "Çıtırlar uzun yaşarlar 💬 1 yeni video."

Heja merakla bildirim balonuna dokundu. Grup ekranı açıldı, Zeynep'in gönderdiği video oynatıldı. Ekranda kuzenlerin gülüşleri, Baran'ın yanındaki Kejê'nin gözlerini ondan ayırmadan baktığı sahne açıkça görünüyordu.

Bir anda Heja'nın yüz ifadesi değişti. Gözleri videoda takılı kaldı, nefesi hafifçe sıklaştı. Leyla'nın gülümsemesi soldu; ekrana bakıp sonra Heja'ya çevirdi başını.

- "Görümcecim..." dedi nazikçe, sesini yumuşatarak. "Bence bir videoyla yargılamamak lazım. Belki yanlış anlamışızdır."

Heja derin bir nefes aldı, telefonu masaya bıraktı.

- "Ne olduğu beni ilgilendirmez artık, yenge." dedi kısık bir sesle. "Ne oluyorsa olsun. Zaten en yakın zamanda boşanacağız. Onun hayatı, onun kararı..."

Sözleri netti ama sesi titriyordu. Gözleri bir noktaya kilitlenmişti; dudaklarının kenarı belli belirsiz titredi.

Leyla, onun ne kadar kırıldığını sezdi ama üzerine gitmedi. Sadece sessizce başını salladı.

- "Peki canım, nasıl istersen," dedi hafifçe.

Heja yerinden kalkarken çay bardağının tabağına tırnak ucu değdi, hafif bir tıngırtı sesi çıktı.
- "Ben gideyim de... odama geçip biraz dinleneyim," dedi.

Leyla sessizce başını salladı. Heja avludan içeri yürürken gecenin sessizliğiyle birlikte yüreğindeki karmaşa büyüyordu. Basamakları yavaşça çıktı, odasının kapısını kapattı.

İçeri girince her şey daha sessizleşti. Perdeden içeri süzülen ay ışığı yüzüne vurdu. Yatağın kenarına oturdu, başını ellerinin arasına aldı. Kalbinin derininde bir sızı vardı. Ne kıskançlık diyebiliyordu buna, ne de tamamen umursamazlık. Sanki içinde bir parça, hâlâ sevmenin yükünü taşımakla taşımamak arasında kalmıştı.

Bir süre sonra derin bir nefes aldı, kendine sessizce fısıldadı.

- "Bu his... neden hâlâ geçmedi ki?"

Cevap yoktu. Sadece odanın içinde yankılanan saat sesi, kalbindeki sessizliği daha da büyütüyordu.

KAN YAZGISI KİTABIM İÇİN AÇMIŞ OLDUĞUM WHATSAPP KANALIMA BU QR KODUNU OKUTARAK KATILABİLİRSİNİZ. KİTABA DAİR BÜTÜN GÜNCEL BİLGİLERİ ORADAN PAYLAŞIYORUM🤍

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

617okunma 18beğeni 9yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18