KAN YAZGISI (BERDEL) kitap kapağı

23. bölüm / 31

KAN YAZGISI (BERDEL)

23.Bölüm-Kalbin Haritası

Vaveyla Yazarı: Aylin .

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 31Şu an: 23.Bölüm-Kalbin Haritası

Bir bavula sığdı haftalar, birkaç mektup, bir çift söz,

Sessizce edildi veda, gözler dolu, yüzler düz.

Elde solmuş bir çiçek, yürekte gizli bir ad,

Memlekete varıldı, şehirde kaldı yarım bir yan.

Annenin sofrası sıcak, babanın sesi yankı,

Ama her akşamüstü başlar yitik bir sızı.

Sokaklar tanıdık, çocukluk yine aynı yerde,

Fakat bir gülüş eksik, kaldı uzak bir şehirde.

Bilmez kimse, nasıl zor susturmak bir sevdayı,

Bir adım ileri, bin adım geri çeker ayrılığı.

Dualarda geçen bir ad, düşlerde belli bir yüz,

Yazgının kalemiyle ayrılmış iki yürek, sözsüz.

O son bakış… hâlâ yankılanır derinlerde,

Söz söylenmedi, sustu aşk, kaldı vedalarda.

Belki bir gün dönülür, belki bir sonbahar vakti,

Şimdi yalnızca yola düşülür, sessiz bir hikâyeyle..

&

Kübra, uçaktan indiğinde valizini alıp terminal çıkışına yöneldi. Kalbinde hâlâ Mardin'deki anıların sıcaklığı vardı. Cihan'ın mektubu, Heja'nın gözyaşları, Leyla'nın şakaları... Her biri ruhuna iz bırakan sahnelerdi.

Yalova havası serin ama iç açıcıydı. Denizden gelen hafif iyot kokusu yüzüne çarparken, memleketine dönmenin tanıdık huzurunu içinde hissetti.

Kapıdan çıkar çıkmaz karşısında annesi Nihal Hanım ve babası Levent Bey'i gördü.

Annesi gözyaşlarını tutamamış, kollarını iki yana açmıştı.

Babası ise her zamanki gibi güçlü görünmeye çalışıyordu ama gözleri doluydu.

Nihal Hanım:

"Kübra'm... kızım benim... nihayet geldin yavrum."

Kübra annesine koştu, sıkıca sarıldılar.

Kalplerinden aynı özlem aktı: "Sensiz geçen günler çok fazlaydı."

Levent Bey:

"Hoş geldin kızım. Gözümüz yolda kaldı."

Kübra (boğuk bir sesle):

"Hoş bulduk baba... sizi çok özledim."

Levent Bey (şakacı bir ifadeyle):

"Hadi bakalım, annene dertleri anlatırsın, ben de evde güzel bir kahve yapayım.

Mardin nasılmış anlatırsın artık!"

Kübra'nın içi ısınmıştı. Ne kadar da özlemişti bu sıcaklığı, bu samimiyeti.

Bir yandan da aklının bir köşesinde Heja, Cihan ve Şadoğlu Konağı vardı.

Ama şimdi burada, ailesinin yanında olmak da ona iyi gelecekti.

Arabaya bindiklerinde annesi hiç susmadı. Neler yaptığını, kimlerle tanıştığını, nasıl vakit geçirdiğini merakla sordu. Babası ise aynadan ara ara kızına gülümseyip yoluna devam etti.

Kübra soruları yanıtladı ama bir şey dikkat çekti: Cihan'ı anlatırken yüzü kızarıyordu.

Nihal Hanım bu durumu fark etti ama bir şey demedi.

Sadece içten bir anne gülümsemesiyle başını salladı.

Bir şeylerin filizlendiğini o da hissetmişti...

Evlerine vardıklarında girişte Kübra'nın çocukluk fotoğraflarıyla dolu koridor karşılıyordu onu.

Salona geçtiğinde, evin kokusu bile duygulandırdı onu.

İçini çekti, derin bir "evim" duygusu sardı her yanını.

Odasına geçti, valizini yatağın yanına bıraktı.

Pencereden dışarı baktı, deniz uzaktan parlıyordu.

İçinden geçirdi:

"Mardin bir başka sıcaklık... Yalova ise özlem... İkisinin arasında kalmak...

Ama bu kalbin yönü belli..."

Gözleri Cihan'ın mektubuna kaydı.

Yavaşça açtı, bir kez daha okudu.

Bu kez gözleri değil, yüreği doldu.

Heja, Mirşad Konağı'ndaki odasında yatağına uzanmış, elinde telefonuyla gözlerini ekranda gezdiriyordu.

Kübra'nın uçağa binişinden bu yana sessizdi, aklı hâlâ Yalova yolundaydı.

İçinde garip bir eksiklik vardı, "bir parça gitmiş gibi."

Sonra parmakları titrek bir merakla ekranın üzerine gitti.

> Heja:

"Vardın mı bacım?"

Birkaç dakika sonra Kübra'dan cevap geldi.

> Kübra:

"Evet, az önce geldim eve. Annemle babam karşıladı, çok duygulandık."

Heja mesajı okuyunca yüzünde hüzünlü bir gülümseme belirdi.

> Heja:

"Yolculuk nasıl geçti? Yorgun musun?"

> Kübra:

"İyi geçti şükür, yorgunum biraz ama iyiyim. Şimdi kıyafetleri yerleştiriyorum, odamı özlemişim."

Heja derin bir nefes aldı.

Kübra'nın odasına alışması sevindiriciydi ama sanki onun eksikliği konağın havasını biraz daha sessizleştirmişti.

> Heja:

"Tamam bacım, sen güzelce dinlen. Sonra uzun uzun konuşuruz olur mu?"

> Kübra:

"Tamam, görüşürüz. 😘"

Heja telefonu göğsüne bastırdıktan sonra yanıtladı:

> Heja:

"Görüşürüz ❤️"

İki mesajın arasına özlem saklandı.

Söylenmeyen çok şey vardı ama o anlık vedalar sadece sevgiyle bezeli kısa satırlara dökülebiliyordu.

Gün batmaya yaklaşırken Cihan, konağın bahçesindeki küçük taş duvarın üstünde oturmuş telefonunu çıkarıp ekranı açtı.

Parmakları tereddütle dolaştıktan sonra, sonunda mesaj yazmaya karar verdi.

> Cihan:

"Yalova'nın havası nasılmış güzellik? 😄 Umarım yolculuk rahat geçmiştir."

Gönderdikten sonra ekranı bırakmadı, bakmaya devam etti.

İçten içe bir yanıt bekliyordu.

Ama bu kez sadece bir sohbet değil, bir sıcaklık... bir bağ... bir özlem...

İkisi arasında bir yol daha kurulmasını arzuluyordu.

Kübra, valizini yatağın kenarına çekmiş, dolabına son birkaç parça kıyafetini yerleştiriyordu.

Tam o sırada telefon titredi.

Ekrana baktığında Cihan'ın ismini görünce kalbi hafifçe hızlandı.

Yüzünde istemsiz bir tebessüm oluştu.

> Cihan:

"Yalova'nın havası nasılmış güzellik? 😄 Umarım yolculuk rahat geçmiştir."

Kübra gülümsedi, sonra telefonu eline alıp yatağına oturdu ve yazmaya başladı:

> Kübra:

"Hava güzel ama biraz serin. Yolculuk iyiydi ama sanki içimde bir eksiklik vardı."

Cihan mesajı görür görmez yanıtladı:

> Cihan:

"Benim içimde de var o eksiklik. Bugün seni yolcularken fark ettim, artık bazı şeyler eksikmiş gibi..."

Bu sözler Kübra'nın kalbine dokundu.

Kısa bir duraksamadan sonra cevap yazdı:

> Kübra:

"Ben de seninle geçirdiğimiz o günü düşündüm yol boyunca... Güzeldi. Sıcak, samimi, güvenli..."

Cihan hemen cevap verdi:

> Cihan:

"O gün sadece başlangıçtı. Devamını getireceğiz. Gönlün rahat olsun."

Kübra'nın yanakları kızardı.

Bir yandan utanıyor, bir yandan da kalbinde ilk kez hissettiği o özel kıpırtıyla baş etmeye çalışıyordu.

> Kübra:

"Umarım... Ama sadece bana söz değil, kendine de söz ver Cihan. Yarım kalmasın hiçbir şey."

Cihan'ın yüreği kabardı.

Bir süre telefona baktı. Sonra derin bir nefes alıp yazdı:

> Cihan:

"Söz sevgilim, ne seni yarım bırakırım, ne de kendimi..."

Sonuna küçük bir 🖤 emojisi ekledi.

Kübra'nın gözleri doldu, ama bu sefer gözyaşı hüzünden değil, içten gelen mutlulukla ıslanıyordu.

O da cevapladı:

> Kübra:

"O zaman bu yürekten yüreğe bir söz olsun... 🤍"

Telefonun ekranı karardı. Parmaklarını bir süre daha ekranın üzerinde tuttu, sanki orada Kübra'nın sesi, yüzü, bakışı varmış gibi. Derin bir nefes aldı. Sonra arkaya yaslandı. Gözlerini tavana dikti.

> "Gitti... ama o sadece fiziksel olarak uzaklaştı. Kalbi burada kaldı. Kalbi bende..."

İçinde garip bir boşluk vardı.

Oysa beraber gezerken, birlikte kahve içerken...

Kübra'ya bakarken hissettiği şey, hayatında nadir tattığı bir duyguydu: Huzur.

> "Kübra... sen gülünce dünya biraz yavaşlıyor sanki.

Bir anlığına her şey duruyor.

Sadece sen ve ben...

Diğer herkes sessizliğe gömülüyor."

Cihan, başını yana çevirip pencereden dışarı baktı.

Mardin'in taş duvarları, uzaklarda beliren minare siluetleri...

Hepsi başka bir hikâye anlatıyordu.

Ama onun zihninde tek bir sahne dönüyordu: Kübra'nın gülüşü.

> "Ben seni bu kadar kısa sürede nasıl bu kadar çok sevdim?

Belki de bu, yıllardır içimde biriken özlemin cevabıydı.

Belki de ben seni tanımadan önce bile bekliyordum."

Cihan hafifçe gülümsedi.

Ama bu gülümsemede hem umut vardı hem de hüzün.

> "Uzaklık zor...

Ama seninle aynı duyguları paylaştığımızı bilmek, aramızda bir köprü kurdu bile.

Bu köprü, ne mesafe tanır, ne zaman.

Sadece sevgiye teslim olur."

Gözlerini kapattı.

Bir an için Kübra'nın sesini, o utangaç "evet" deyişini, vedalaşırkenki bakışını hatırladı.

> "Sen orada ol, ben burada.

Ama kalplerimiz hep aynı yerde kalsın.

Bekle beni Kübra...

Çünkü ben artık kalbimi bırakacak başka bir yer bilmiyorum."

Baran odasının kapısını sessizce araladı. İçeri girdiğinde, loş ışıkta Heja'nın seccadeye durmuş, yatsı namazını kılmakta olduğunu gördü. İnce, beyaz örtüsü sırtına dökülmüş; zarifçe rükûya eğilirken Baran bir adım geride, o anın huzuruna dokunmamaya çalışarak durdu. Birkaç saniye öylece kaldı... Sonra odanın köşesindeki koltuğa oturup, gülümseyerek izledi.

Heja selam verip ellerini dua için kaldırdığında Baran yumuşak bir sesle konuştu:

"Allah kabul etsin."

Heja başını eğip hafifçe gülümsedi.

"Âmin, teşekkür ederim." dedi, mahcup bir edayla.

Baran ayağa kalktı, ceketini çıkardı:

"Ben de henüz yatsıyı kılmadım. Şimdi alayım abdestimi."

Heja başıyla onayladı. Baran banyoya yöneldi. Suyun sesi kısa bir süreliğine odadaki sessizliği doldurdu.

Biraz sonra Baran geri döndüğünde, odanın ortasında seccadesinin özenle serili olduğunu gördü. Yanına da takkesini bırakmıştı Heja. Bu küçük ama anlamlı dokunuş, Baran'ın içinde sıcacık bir minnettarlık uyandırdı. Gülümsedi, gözleriyle Heja'ya teşekkür etti. Heja da hafif bir tebessümle başını eğdi.

Baran seccadeye dururken, Heja ise köşede küçük, işlemeli Yasin kitabını açtı.

Fısıltı halinde Kur'an ayetleri odada yankılandı. Heja'nın gözleri satırlarla birlikte abisinin hayaliyle doluydu.

Baran namazını huşû içinde kıldı, son selamını verip başını çevirdiğinde Heja'nın Yasin okuduğunu gördü. Sessizce yerinden kalktı, kendi Kur'an'ını raftan alıp Heja'nın yanına oturdu. Aynı kitap, aynı niyet... Merhum abisi için birlikte okunan bir sure.

Heja, Baran'ın da okumaya başladığını fark edince gözleri doldu. Kalbinin kıyısına dokunan bir huzur yerleşti. Göz ucuyla Baran'a baktı; o da satırları ağır ağır, dikkatle okuyordu. Bu sessizlik içinde bir tür ortak yas, ortak dua doğmuştu. Ve bir bağ daha...

Bir süre sonra ikisi de okumasını tamamladı. Heja kitabı kapatıp dua etti, ardından yavaşça yerinden kalktı.

"Ben yatayım artık." dedi yumuşak bir sesle.

Baran başını salladı, o da kendi yer yatağına uzandı.

"İyi geceler, Heja." dedi gözlerini kapamadan.

"İyi geceler, Baran." diye karşılık verdi Heja ve yorganına sarıldı.

Odada yeniden sessizlik hâkimdi. Ama bu kez yalnız değillerdi. Aynı dua, aynı kalp ritmi ve aynı odada dökülen içli bir huzur vardı aralarında.

Baran gözlerini kapadı. Heja da...

Ve gece, üzerlerine dua gibi örtüldü.

Sabah güneşi, perde aralığından usulca odaya süzülürken, Baran hafif bir esneme ile gözlerini araladı. Geceyi yine yerdeki yer yatağında geçirmişti, ama uykusu huzurluydu. Sessizce doğruldu, başını kaldırıp Heja'ya baktı. O hâlâ uyuyordu. Yorganın altında, yüzünün bir kısmı güneş ışığında kalmıştı. İnce bir tebessüm yayıldı Baran'ın yüzüne.

Sessizce yatağından kalktı, dolabından havlusunu aldı. Duş almak için banyoya yönelmeden önce bir an dönüp Heja'ya baktı.

Tam o sırada Heja, gözlerini yavaşça açtı. Uykulu gözleriyle Baran'ı fark edince hafifçe doğruldu. Saçları dağınık, sesi kısık ama tatlıydı:

"Günaydın." dedi Baran, hafif başını eğerek.

Heja gözlerini ovuşturdu, sonra hafifçe gülümsedi.

"Günaydın." dedi, sesi yumuşaktı.

Ardından Baran:

"Hadi bakalım, ben bir duş alayım. Sen de hazırlan. Aşağıya inip beraber kahvaltı yaparız."

Heja başını salladı:

"Tamam."

Baran banyoya yöneldi. Heja da yatağından kalktı, pijamalarını değiştirmek için dolaba yöneldi. Odanın içi güneşle birlikte uyanmış gibiydi... İçlerinde hâlâ dünkü duaların ve paylaşılan sessizliğin etkisi vardı.

Bugün yeni bir gündü. Sessizce, birbirlerine biraz daha yakınlaştıkları...

Ve birlikte atacakları adımlar için umut taşıyan bir gün.

Şadoğlu Konağı;

Avluya kurulan uzun kahvaltı sofrası her zamanki gibi özenle hazırlanmıştı. Taze köy peyniri, domates-salatalık tabakları, cevizli reçeller, sıcak lavaşlar...Ama tanıdık bir yüz aralarında eksikti:Berzan.

Kevser Hanım, çaydanlıktan bardağına çay doldururken iç geçirdi. Sessizdi. Şiyar Ağa, elini duasına kaldırmış, herkesin beklediği o sessiz başlama işaretini vermişti. Dua bittiğinde herkes "amin" dedi ama alışılmış gülümsemeler yoktu yüzlerde.

Leyla, sofraya gelmişti ama iştahsızdı. Elinde küçük bir zeytinle oynuyor, tabağına dokunmuyordu. Azad ise sessizce ekmeğini bölüyor, ara sıra Kevser Hanım'a bakıyordu. Herkesin aklında aynı şey vardı ama kimse dile getiremiyordu: Berzan'ın eksikliği.

Kevser Hanım bakışlarını sofradan kaldırmadan mırıldandı:

"İnsanın evladı gidince bir şeyler eksiliyor, değil mi?Artık bir tabak eksik bu sofrada..."

Şiyar Ağa derin bir iç çekti:

"Bu acı hiç geçmeyecek belki ama onunla yaşamayı öğreneceğiz."

O sırada Zilan, salondan avluya geçip yavaş adımlarla masaya oturdu.Kocasının ölümünden ötürü hayattan resmen soyutlanmıştı.Masaya ilişti ama sessizliğini bozmadı.

Konaktaki o dolu dolu kahvaltılar, bu sabah biraz eksikti.

Mirşad Konağı'nda ise güneşli bir sabah neşeyle başlamıştı. Bahçeye kurulan kahvaltı sofrası kalabalıktı: Halit Ağa, Saide Hanım, Baran, Heja, Cihan,Şahin,Zeynep ve birkaç hizmetli elleriyle taşıdıkları taze pideleri ve peynir tabaklarını masaya bırakıyorlardı.

Heja, saçlarını toplarken masaya yaklaşıyor, Baran ise onun hemen yanındaki sandalyeyi çekip:

"Gel bakalım, kahvaltı sofrası seni bekliyor." diyordu, ince bir tebessümle.

Şahin,bir yandan çay içerken bir yandan Halit Ağa'yla gündem sohbetine dalmıştı:

"Baba, geçen gün köydeki yeni yapılan değirmeni gördüm, maşallah çok güzel olmuş."

Halit Ağa başını salladı:

"Abin ilgilendi onunla. Artık işler onun elinde, biz ufak da olsa yol göstermeye çalışıyoruz sadece."

Saide Hanım, Heja'ya ballı kaymak uzattı:

"Yavrum,al bundan da ye ne zamandır doğru düzgün bir şey yemiyorsun."

Heja hafifçe gülümsedi:

"Teşekkür ederim,Saide Hanım."

Zeynep onları izleyip:

"Ne güzel,yine eski huzurlu günlerimize geri döndük."

Cihan, hemen söze girdi:

"Huzurun adresi Mirşad Konağı değil mi zaten?"

Baran gülerek,Cihan'ın sırtına hafifçe vurdu:

"Hadi oradan, sen de yeni yeni mizah yapmaya başladın ha!"

Kahvaltı boyunca gülüşmeler, sohbetler masada dönerken; herkesin içi bir nebze rahattı. Berzan'ın kaybı elbet hepsinin hafızalarından silinmeyecekti ama zaman her şeyin ilacı olmaya devam edecekti.

Kahvaltı bitmiş, ev halkı yavaş yavaş güne dağılmaya başlamıştı. Baran, ceketini alıp kapıya kadar yürürken Heja da ardından gelmişti. Güneş, konağın taş duvarlarına sıcak dokunuşlar bırakıyordu.

Baran,ceketini giyerken Heja sessizce duruyordu.O an aralarında sade ama içten bir konuşma geçti:

Baran:

"Ben çıkıyorum, Şahin'le şirkete geçeceğiz."

Heja (başını hafifçe sallayarak):

"Tamam, kolay gelsin."

Baran, kapının eşiğinde bir an durdu, sonra hafifçe gülümseyerek döndü:

"Çarşıya da uğrarım belki. Bir şey istiyor musun? Alayım dönerken."

Heja (nazikçe):

"Yok, teşekkür ederim. Hiçbir şey istemem."

Baran yine o olgun ve anlayışlı tonuyla başını salladı.

"Peki. Allah'a emanet ol Heja."

Heja (içten ama kısa bir tebessümle):

"Sen de..."

Baran, Şahin'le konağın önünde buluştu. Birlikte siyah araca binerek konağın kapısından ayrıldılar. Araba uzaklaştıkça Heja, ayakta durup birkaç saniye daha ardından baktı, sonra içeri döndü

Heja, kahvaltı sofrasının olduğu avluya döndüğünde sofranın toparlanmaya başladığını gördü. Yardım etmek için hemen tabaklara uzandı. Ancak hizmetli kadınlardan biri hemen yetişti:

Hizmetli:

"Aman hanımağam, hiç öyle şey olur mu? Bırakın biz hallederiz."

Diğer hizmetli kadın da onayladı:

"Olmaz vallahi,Saide hanımağam kızar sonra bize.Siz odanıza çekilin, biraz dinlenin.Biz hallederiz."

Heja hafif bir tebessümle başını salladı:

"Peki, siz bilirsiniz. Kolay gelsin."

Ardından hafif adımlarla konağın taş merdivenlerinden çıkıp odasına çekildi.

Zeynep, annesinin yanına salondaki divana oturdu. Elindeki küçük çay bardağını evirip çevirirken gözleri uzaklara dalmıştı. Saide Hanım el işiyle uğraşıyordu ama kızının içten içe bir şeyler sakladığını fark etmişti.

Zeynep (birden içini dökercesine):

"Anne, ben üzülüyorum valla. Heja yengemin bu hâline. Belli ki içten içe hâlâ çok acı çekiyor. Gülüyor, konuşuyor ama... gözlerinde başka bir şey var."

Saide Hanım elini işinden kaldırıp kızının eline uzandı:

"Kolay mı kızım? O daha abisini yeni toprağa verdi. Acı dediğin zamanla küllenir ama yerini asla terk etmez. Senin ablan da eşini kaybetti. İkisi de çok şey yaşadı."

Zeynep başını önüne eğdi.

"Heja yengemin geceleri sessizce ağladığını duydum geçen. İçim parçalandı..."

Saide Hanım, kızının gözlerine sevgiyle baktı.

"O kadar güçlü durmaya çalışıyorlar ki, Rabbim onlara sabrın en büyüğünü vermiş. Dua edelim kızım. Kalpleri huzurla dolsun. Yaralar iyileşsin. Belki... vakti gelince yeniden bir şeyler filizlenir içlerinde."

Zeynep (gözleri dolmuş halde, hafifçe başını sallayarak):

"İnşallah anne. İnşallah..."

Sabahın serinliği hâlâ kendini hissettirirken Baran ve Şahin, Mirşad Holding'in büyük demir kapısından içeri girdiler. Bahçedeki zeytin ağaçlarının arasından geçip, camla kaplı yüksek girişe ulaştıklarında görevli personeller başlarını hafif eğerek selam verdiler.

Baran (hafif başını eğerek):

"Günaydın."

Şahin:

"Günaydınlar."

Asansöre binip yönetim katına çıktılar. Asansörde kısa bir sessizlik oldu. Şahin, Baran'a yandan baktı:

Şahin (gülümseyerek):

"Heja'yla nasıl gidiyor? Biraz daha iyi gibi sanki."

Baran (bakışlarını yere indirerek, kısa bir gülümsemeyle):

"İyi, yavaş yavaş alışacak."

Şahin (omzuna dokunarak):

"O da senin yanında olmana alışıyor, bak göreceksin. Sabret Abi. Zaman en güzel ilaçtır."

Asansör 'ding' sesiyle durdu. Geniş bir koridordan geçerek yönetim ofisine girdiler.

Ofisin büyük penceresinden Mardin'in taş evleri görünüyordu. Masaların üzeri toplantı dosyalarıyla doluydu. Sekreter Melike, onları görür görmez ayağa kalktı.

Melike:

"Baran Bey, sabah 10'daki tedarikçi toplantısı iptal oldu, haber verdiler. Onun dışında holding içi yapılandırma dosyaları ve yeni inşaat projelerinin ön raporu geldi. Şahin Bey'le birlikte incelemeniz isteniyor."

Baran (ciddi ama nazik):

"Teşekkürler Melike, dosyaları masama bırak."

Melike:

"Tabii Baran Bey."

Baran ve Şahin, ofise geçip deri kaplı sandalyelere oturdular. Baran laptopunu açtı, gelen dosyaları dikkatlice incelemeye başladı. Şahin ise karşısındaki koltuğa yayılarak çayını yudumladı.

Şahin (bir dosyaya göz gezdirerek):

"Şu Midyat projesi önemli abi. Buraya senin net onayın lazım. Belediyeyle ortak yürütülecek."

Baran (dosyaya göz gezdirirken):

"Baksana... şu arsa tapusunda eksik evrak var. Belediyeden resmi yazı gelmeden imzalamayalım. Zaten geçen sefer ucu ucuna kurtardık bir projeyi."

Şahin:

"Aynen. İyi ki detaylısın. Sen olmasan ben çoktan imzalamıştım."

İkili küçük bir kahkaha attı ama Baran'ın aklı bir an yine dağıldı. Gözleri pencereden dışarıya kaydı. Gözlerinde o tanıdık özlem vardı. Heja'nın sessizliği, gözlerinin derinliğinde hâlâ yankılanıyordu.

Şahin (onu fark ederek):

"Ne oldu? Yine mi uzaklara daldın?"

Baran (gülümseyerek):

"Yok bir şey. Sadece... Onu düşünüyorum bazen. Çok şey yaşadı. Elini tutmak istiyorum ama bana karşı hisleri olmadan öylece kalıyorum."

Şahin:

"Senin sabrın, ona güç olacak abi. Zamanla seni sadece yanında değil, kalbinde de hissedecek."

Baran, başını yavaşça salladı. Derin bir nefes aldıktan sonra tekrar dosyalarına döndü.

Bir saat sonra şirkette günlük işler rayına oturmuş, her biri kendi işine yoğunlaşmıştı. Baran çalışanlardan gelen birkaç evrakı daha imzaladıktan sonra, Şahin'e döndü:

Baran:

"Öğleye doğru dışarı çıkarız belki. Dönüşte Heja'ya bir şeyler alırım."

Şahin (gülümseyerek):

"Bana sorarsan güzel bir çiçek ya da kitap al. Onun gibi biri küçük şeylere değer verir."

Baran, bu fikirle hafifçe başını salladı.

Cihan sabah evden çıkarken içini tarif edemediği bir heyecan sarmıştı. Kalbinde hâlâ Kübra'yla yaşadığı o duygusal vedalaşmanın yankısı vardı. Bu sabah okul ona her zamankinden farklı görünüyordu; sanki artık çocuk değil de, bir adım daha büyümüş gibiydi. İçinde hem mutluluk hem özlem vardı.

Geniş avludan geçerken arkadaşları onu görüp yanına geldiler.

Ahmet (samimi bir şekilde):

"Cihan kardeşim! Nerelerdesin sen yaa? Bi görünüp bi kayboluyorsun. Mardin'i sen mi yönetiyorsun, anlamadık!"

Cihan (gülümseyerek):

"Yok ya, o kadar da değil... Biraz yoğun geçti son günler."

Ayşe (kaşlarını kaldırarak):

"Yüzün gülüyor ama. Hayırdır, yoksa biri mi var?"

Cihan bu lafla bir an duraksadı. Gözleri dalıp gitti. Hafifçe gülümsedi ama yanıt vermedi.

Ahmet:

"Bak bak, yüz ifadesine bak. Belli ki var bir şey. Tamam tamam, sormuyoruz!"

Okulun zili çaldı, öğrenciler sınıflara doğru yöneldi. Cihan sırasına otururken çantasından defterini çıkardı ama aklı yine Kübra'ya kaymıştı. Onun gülümseyişi,Cihan kalemiyle deftere farkında olmadan "K" harfi çiziyordu sürekli. Yan sıradaki arkadaşı Emir, bunu fark edip hafifçe dürttü:

Emir (fısıltıyla):

"Oğlum sen harf mi ezberliyorsun, ne yapıyorsun? Tahta başka şey, sen başka!"

Cihan (gülerek):

"Dalgınım biraz."

gözlerinde beliren o sıcaklık... İçinde yeni yeni filizlenen bu sevdanın sorumluluğu ona tuhaf bir olgunluk hissi veriyordu.

Matematik öğretmeni tahtada anlatıyor, öğrenciler not alıyordu. Ama

Öğretmen:

"Cihan? Cihan, örneği tahtaya sen yap bakalım."

Cihan hemen toparlandı, tahtaya yürüyüp işlemi yaptı. Dersten sonra öğretmen onu çağırıp hafifçe nasihat etti:

Öğretmen:

"Cihan, seni tanırım. Akıllı, dikkatli bir çocuksun. Ama bu aralar biraz dalgınsın. Ne olursa olsun, hayatta dengeyi kurmak önemli. Gençlik güzeldir ama dersleri de ihmal etme, tamam mı?"

Cihan (saygılı bir şekilde):

"Haklısınız hocam. Teşekkür ederim."

Bahçeye çıktıklarında Emir, Cihan'a döndü:

Emir:

"Şaka bir yana, anlat artık. Neyin var? Yani, seni böyle görmedik biz."

Cihan (derin bir nefes alarak):

"Ben...bir kızla görüşüyorum. Hatta.. Ona duygularımı söyledim, çıkma teklif ettim."

Ahmet (gözleri büyüyerek):

"Ne diyorsun? Vallahi helal olsun! Peki o ne dedi?"

Cihan:

"Kabul etti."

Ayşe:

"Gerçekten mi? Ayy ne güzel...Niye durgunsun o zaman?"

Cihan:

"Memleketine geri döndü."

Emir (elini Cihan'ın omzuna koyarak):

"Uzak mesafe kolay değil ama senin gibi biri bunu da becerir. Sabırlı ol, bu iş olur kardeşim."

Cihan (yavaşça başını sallayarak):

"İnşallah."

Zil yeniden çalınca herkes sınıfa döndü. Cihan yerine oturduğunda çantasından telefonunu gizlice çıkarıp mesajlara baktı. Kübra'dan gelen sabah mesajını yeniden okudu.

"'Hava güzel... ama içimde bir eksiklik var. Seninle vedalaşmak zor geldi Cihan...'"

Cihan ekranı kapattı, derin bir iç çekti. Onun için artık sadece bir okul günü değil, Kübra'ya verdiği sözlerin ardında duracağı bir hayattı bu.

Heja odasına geçtiğinde,içeride tarifsiz bir sessizlik hâkimdi. Odanın penceresinden gelen güneş ışığı perdeleri delip içeri süzülüyordu ama bu sıcaklık, içini ısıtmıyordu.

Abisini düşündü. Sonra başucundaki defterini aldı, eline bir kalem geçirdi. Sayfayı çevirip boş bir yaprağa birkaç satır yazdı:

"O gittikten sonra hayatım daha da anlamsızlaştı. Kalabalık bir evde yalnız olmak ne demekmiş, şimdi daha iyi anlıyorum. Sanki içimde koca bir boşluk var ve adı 'yokluk'..."

Kalemi bıraktı, başını yastığa yasladı. Gözlerini tavana dikip bir süre öylece durdu. Gözlerinin dolmasına izin vermedi bu kez. Çünkü alışmıştı artık; gözyaşlarını içeri akıtmaya.

Sonra komodinin çekmecesinden abisiyle çekilmiş eski bir fotoğraf çıkardı. Uzun uzun baktı. İç geçirdi.

Heja (fısıltıyla):

"Ah abi... O gün oraya gitmeseydim... Belki hiçbir şey böyle olmazdı."

Fotoğrafı yerine koydu. Sonra biraz toparlanmak için kalktı, aynanın karşısına geçti. Üzerini düzeltti, saçlarını taradı. Gözlerindeki buğulu ifadeyi sildi. Artık günün geri kalanını taşıyacak kadar güçlü görünmeliydi.

Tam bu sırada telefonu titredi. Ekranda Kübra'dan gelen mesaj vardı:

> Kübra:

"Ev aynı ama hislerim başka. Seni şimdiden çok özledim."

Heja mesajı okuduktan sonra bir an gözleri doldu ama yazmaya başladı:

> Heja:

"Ben de seni çok özledim."

Cevap geldikçe biraz rahatladı. Sonra telefonu komodine koydu ve pencereye yöneldi.Dışarıda bahçede güneş ağaçlara vuruyordu. O an kendi kendine fısıldadı:

Heja (iç sesi):

"Ben iyileşeceğim... Belki zamanla... Belki sevgiyle... Belki kendime verdiğim sözle."

Güneş, Mardin sokaklarına yavaşça eğilmeye başlamış, okulun zil sesiyle birlikte öğrenciler sınıflardan taşmıştı. Cihan, sırt çantasını omzuna atmış, diğer öğrencilerin gürültüsünden uzak kalmak için okulun yanındaki ağaçlıklı yoldan yürümeye başlamıştı.

Kulaklığını takmamıştı bu kez. Sessizliği dinlemek istiyordu. Kafası, hâlâ Kübra'yla geçirdiği o özel güne, ona ettiği teklif ve Kübra'nın kabul edişiyle yankılanan "Evet" kelimesindeydi. Hafifçe gülümsedi.

Cihan (iç sesiyle):

"Bir insanın kalbi bu kadar kısa sürede böyle çarpabilir mi? Sanki dün daha yan yana yürürken ne söyleyeceğimi düşünüyordum... Şimdi onunla yeni bir yola başladık. Hâlâ inanamıyorum."

"Giderken arkasından bakmak zor oldu. Sanki içimden bir parça kopup gitti. Ama o 'Evet'... O bir kelimeyle koca bir dünya verdi bana."

Cihan, okuldan biraz uzaklaşınca elini cebine attı, Kübra'nın vedalaşmadan önce yazdığı küçük notu çıkardı. Kıvrılmış kağıdı açtı. Kübra'nın zarif el yazısıyla yazılmıştı:

> "Kalbimi sana emanet ediyorum. Umarım birlikte güzel bir hikâye yazarız. 🌸 - Kübra"

Gözleri dolmadı ama kalbi büyüdü. Cihan derin bir nefes alıp tekrar gülümsedi.

Cihan (iç sesiyle):

"Seninle başladığım bu hikâyeye kalbimi koyuyorum Kübra. Söz, adım adım... güvenle, sevgiyle bu aşkı büyüteceğiz."

Yavaş adımlarla yürürken telefonuna bir bildirim geldi. Ekrana baktı. Kübra'dan gelen bir fotoğraf...

Odasında pencere kenarına oturmuş, üzerine pijamalarını geçirmişti. Altında da şu mesaj yazıyordu:

> "Eve alışmaya çalışıyorum. Ama kalbim hâlâ orada..."

Cihan telefonun ekranına uzun uzun baktı. Parmaklarıyla mesajı okşar gibi geçti üzerinden. Sonra içten bir mesaj yazdı:

> "Kalbin nerdeyse, ben de ordayım bitanem. Her şey çok güzel olacak. Eminim..." ❤️

Cihan bir banka oturdu, kısa bir süre başını gökyüzüne kaldırıp baktı. Bulutların arasından süzülen ışık gibi, içinde bir umut vardı. Sessiz ama derin bir mutluluk... Bekleyiş ama sabırla...

Ofisin dijital saati 18:05'i gösterirken, Baran bilgisayarının ekranını kapattı. Gün boyu zihninde rakamlar dolaşmıştı ama aklının bir köşesi sürekli Heja'daydı. Şahin de masasındaki evrakları toplayıp klasöre koydu.

Şahin (gülümseyerek):

"Bugünlük bu kadar yeter Baran Ağa. Kalan evrakları yarına bırakalım."

Baran (hafif başıyla onaylayarak):

"Tamam, olur. Hadi çıkalım."

İkili birlikte odadan çıktılar. Çalışanlarla selamlaşarak asansöre binip zemin kata indiler. Şirketin önünde Şahin arabasına yönelirken Baran biraz duraksadı.

Şahin:

"Gelmeyecek misin?"

Baran:

"Yok, ben biraz çarşıya uğrayacağım. Sonra dönerim konağa."

Şahin (hafif kaşlarını kaldırarak):

"Bir şey mi alacaksın?"

Baran (gülümseyerek):

"Ufak bir şey... Heja'ya."

Şahin (anlamış gibi hafif tebessümle):

"Peki o zaman. Selametle."

Baran başıyla selam verip arabasına doğru yürümeye başladı.

Gün batımının kızılı, taş sokaklara vuruyordu. Çarşıda hem geleneksel hem modern dükkanlar yan yana sıralanmıştı. Kalabalık hafifti ama hâlâ canlıydı. Baran ağır adımlarla vitrinleri incelerken, bir dükkân dikkatini çekti: "El yapımı takılar ve zarif hediyelikler"

İçeri girdi. Ahşap raflarda dizili onlarca eşya arasında gözü bir kolye kutusuna takıldı. Gümüş zincirli, ortasında zarif bir lâle motifi olan kolyeyi eline aldı. Lâle, hem zarafeti hem de sabrı simgeliyordu. Tam da Heja gibi...

Baran (iç sesiyle):

"Bu küçük şey... belki biraz yüzünü güldürür. Ona 'yanındayım' demenin bir yolu..."

Satıcıya başıyla işaret etti.

Baran:

"Paket yapabilir misiniz?"

Satıcı:

"Tabii efendim."

Baran hediyeyi aldıktan sonra dükkanın önünde bir an durdu. Gökyüzüne baktı. Güneşin son ışıkları Mardin'in taşlarına düşüyordu. Elindeki pakete baktı, sonra hafif bir tebessümle yürümeye devam etti.

Baran konağın büyük demir kapısından içeri adım attığında hava serinlemiş, taş avluda hafif bir sessizlik hâkim olmuştu. Hizmetliler içeri geçmeye başlamış, avludaki mum ışıkları teker teker yanmıştı.

Cebindeki hediyeye dokundu. Parmaklarının ucunda kutunun köşeleri... Sanki içinde taşıdığı şey sadece bir kolye değil, söylenemeyen nice duyguydu.

Yavaş adımlarla taş merdivenleri çıktı. Odaya ilerledi,odanın kapısının açık olduğunu gördü. İçeriden loş bir ışık sızıyordu.

Kapıya yaklaştı ve parmaklarıyla nazikçe kapıya vurdu.

Baran:

"Girebilir miyim?"

Heja başını çevirip onu görünce gülümsedi. Odasında bir şeyler karıştırıyordu.

Heja:

"Gel tabii."

Baran içeri girip kapıyı yavaşça kapattı. Heja'nın karşısında durdu. Gözlerinde hafif bir çekingenlik vardı ama sesi sakindi.

Baran:

"Bugün çarşıdan geçerken gözüme bir şey ilişti. Sana getirmek istedim."

Heja şaşkınlıkla ona baktı.

Heja:

"Bana mı?"

Baran başını salladı. Ceketinin cebinden narin sarı bir kutuyu çıkardı. Kutunun etrafı ince bir kurdeleyle sarılmıştı. Sessizce Heja'nın avuçlarına bıraktı.

Heja kutuya baktı, sonra Baran'a, sonra tekrar kutuya.

Heja (kısık sesle):

"Ne gerek vardı ki..."

Baran (dudaklarında ince bir gülümsemeyle):

"Gerek diye bir şey yok... sadece... içimden geldi."

Heja usulca kurdeleyi çözüp kutuyu açtı. Gözleri, ortasında zarif bir lâle motifi olan gümüş kolyeye takıldı. Anlamı içinde saklıydı: sadelik, zarafet, sabır...

Heja (boğazı hafif düğümlenerek):

"Çok güzel..."

Baran gözlerini kaçırmadan, sessizce onu izledi.

Baran:

"Umarım biraz olsun... iyi gelir sana. Her şeyin en güzelini hak ediyorsun."

Heja gözlerini kaçırdı, utangaç bir tebessüm yerleşti yüzüne.

Heja:

"Teşekkür ederim... Baran."

Baran (hafif kısık bir sesle):

"Her zaman."

O an aralarında sessiz ama yoğun bir bağ kuruldu. Hiçbir duyguyu açıkça konuşmasalar da, bakışlar anlatıyordu her şeyi. Baran başını hafifçe sallayıp geri çekildi.

Baran odadan çıkmadan önce bir süre kapıda Heja'yı bekledi. Heja hâlâ kolyeye bakıyordu, parmaklarıyla nazikçe motifin üzerinden geçerken yüzünde düşünceli ama huzurlu bir ifade vardı. Baran usulca seslendi:

Baran:

"İstersen yemeğe inelim artık. Annemler bekliyordur."

Heja irkildi hafifçe ama hemen toparlandı. Kutuyu yavaşça kapattı, gülümseyerek başını salladı.

Heja:

"Tamam, hadi gidelim."

Yan yana ama birbirlerine değmeden, usulca odadan çıktılar. Merdivenlerden inerken aralarındaki sessizlik, bir gariplik değil, daha çok içten bir dinginlik gibiydi. Konaktaki taş duvarlar akşamın serinliğini taşıyordu.

Yemek salonunun büyük kapısı açıktı.Halit Ağa, Saide Hanım, Zeynep, Şahin,Cihan çoktan sofraya oturmuştu. Hizmetliler, son tabakları yerleştiriyordu.

Saide Hanım, Baran ile Heja'yı kapıda görünce başıyla onlara oturmalarını işaret etti.

Saide Hanım:

"Buyurun, yemeğe başlayalım."

Baran yerine geçerken, Heja da onun yanındaki sandalyeye oturdu. Zeynep göz ucuyla Heja'ya bakıp hafifçe gülümsedi. Şahin, Baran'a gün boyu yaşadıklarıyla ilgili birkaç şey söyleyerek sohbeti başlattı.

Şahin:

"Bugün şirkette bir evrak krizini atlattık. Sekreter, yanlış dosyaları imzaya vermiş, son anda fark ettik."

Baran (kaşığını bırakıp hafif gülerek):

"Az daha önemli sözleşmeler gidecekti. Neyse ki ucuz atlattık."

Saide Hanım:

"Aman dikkat edin oğlum, bir anlık dalgınlık büyük zararlara sebep olur."

Cihan (gözleri Heja'da):

"Heja yenge,senin nasıldı günün?"

Heja hafifçe gülümsedi, sesi yumuşaktı.

Heja:

"Sakin geçti. Kitaplara baktım biraz.Sonra da Yasin okudum.."

Saide Hanım,gelininin bahsettiği Yasin'i duyunca içten içe duygulandı, ama belli etmeden dua edercesine başını eğdi. Baran da kaşığını hafifçe bırakıp kısa bir süre ona baktı. Sessizce, anlayışla.

Sofrada sıcak yemek kokuları, sohbetin yavaş yavaş artan ritmi ve sakin bir huzur vardı. Ne tam bir neşe, ne de ağır bir keder... Hepsinden biraz, ama en çok da aidiyet hissi.

Gecenin serinliği yavaş yavaş konakta hissedilmeye başlamıştı. Yemek sonrası sohbetler bitmiş, herkes odalarına çekilmişti. Konaktaki taş duvarlar sessizliği içine çekmiş, yalnızca arada bir esen rüzgarın yapraklarla oynaştığı hafif sesler duyuluyordu.

Zeynep, sessizce odasından çıkmış, üstüne ince bir şal alarak teras katına çıkmıştı. Elinde telefonu vardı. Terasın köşesindeki sedire oturmuş, dizlerini karnına doğru çekmiş, telefon ekranına dalmıştı. Parmakları hızlıca mesaj yazıyor, ardından gelen cevabı okuduğunda dudaklarında tatlı bir tebessüm beliriyordu. Belli ki içten içe mutlu eden bir şeyler yazılıyordu o mesajlarda. Gözleri zaman zaman kısılarak güldü, bazen başını hafif eğerek yazılanlara içten içe cevap verdi.

Tam o sırada, Baran da alt kattaki mutfaktan su içip odasına dönmek üzere teras merdivenlerinden yukarı çıktı. Zeynep'i fark etmemişti önce. Terasın köşesinden geçerken göz ucuyla onu gördü. Kız kardeşi sedire oturmuş, telefon ekranına bakıyor ve gülümsüyordu.

Baran kaşlarını hafifçe kaldırıp yavaş adımlarla ona doğru yaklaştı.

Baran (hafif alaycı bir gülümsemeyle):

"Hayırdır güzelim? Kiminle mesajlaşıyorsun bu saatte böyle gülümseyerek?"

Zeynep birden irkildi. Gözleri büyüdü, hemen telefonu kucağına indirip ayağa kalktı. Utangaç bir şekilde toparlanmaya çalıştı.

Zeynep:

"Aa... şey... Hiç... Kız arkadaşlarımla konuşuyordum işte. Gülünecek bir şey yazdılar da..."

Baran gözlerini kıstı, yüzünde "peki" ifadesiyle başını salladı.

Baran (hafif gülerek):

"İyi bakalım... Ama geç oldu Zeynep. Hadi doğru odana. Uyku vakti."

Zeynep rahatlamış bir şekilde gülümsedi, sonra yanına gelip Baran'ın yanağına bir öpücük kondurdu.

Zeynep:

"Tamam abicim

. İyi geceler."

Baran:

"İyi geceler, prenses."

Zeynep hafif bir adımla içeri doğru yönelirken Baran da onun arkasından bakıp gülümsedi. Sonra kendi odasına yöneldi. O da odasına girerken zihninde birden fazla düşünce dönüyordu ama yüzünde yumuşak bir ifade vardı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1.191okunma 29beğeni 11yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18