2. bölüm · KAN YAZGISI (BERDEL)
2.Bölüm- Berdel
Değerli arkadaşlar destekleriniz benim için çok önemli hikayenin daha fazla kişiye ulaşabilmesi için rica etsem oy verebilir misiniz ayrıca bu bölüm hakkındaki düşüncelerinizi yorumlarda benimle paylaşırsanız sevinirim şimdiden keyifli okumalar 🤍 🌸
Bazı yazgılar mürekkep değil, kanla yazılır.
Aşiret töresinin hüküm sürdüğü bir dağ köyünde, iki gencin kaderi, kanla mühürlenmiş bir anlaşmaya kurban edilir. Berdel evliliğiyle birbirlerine bağlanan Heja ve Baran, ne sevmeyi bilirler ne de birbirlerini tanırlar. Ancak her ikisi de aynı yazgının içine doğmuşlardır: Ait olmadıkları bir hayatı yaşamak, bedelini ise sessizce ödemek.
Barış için verilen bir karar, aşk için yakılan bir ateşe dönüşürken; kan, sadece soyun değil, aşkın da bedeli olur.
Heja kalbine ihanet etmeden itaat etmeyi öğrenebilir mi?
Baran, aşkı törenin zincirlerinden kurtarabilecek mi?
"Kan Yazgısı", töreyle aşk arasında sıkışan iki ruhun, geçmişten gelen kanlı hesaplarla yüzleşme ve kaderlerini yeniden yazma mücadelesini anlatıyor.
Çünkü bazen aşk bir seçim değil, bir yazgıdır. Ve o yazgı... kanla yazılmıştır.
...
Güneş, Şadoğlu Konağı’nın taş duvarlarına yumuşak bir altın rengi bırakmıştı. Avluda büyük ceviz ağacının gölgesi masanın üzerine düşerken, Şiyar Ağa, Kevser Hanım, Azad ve Leyla kahvaltı sofrasının etrafında yerlerini almıştı. Huzurlu bir sessizlik vardı; kuş cıvıltıları, uzaktan gelen hafif esintinin sesiyle birleşiyordu.
Taş merdivenlerden neşeli adımlarla inen Heja’nın sesi o sessizliği tatlı bir melodi gibi böldü.
“Rojbaş bavêmın!” dedi, babasının yanına sokulup yanağını öperek.
Şiyar Ağa gülümsedi, gözleri sevgiyle doldu: “Rojbaş keçamın.”
Masadakiler bu içten tabloya tebessümle karşılık verdiler. Heja yerine geçip sandalyesine otururken Azad, hafif alaycı bir ifadeyle babasına döndü:
“Baba, bizim pabucumuzu dama atmışsın ha. Varsa yoksa kızın…”
Şiyar Ağa başını sallayarak gülümsedi:
“O benim gözümün nurudur. Elbette evlatlar arasında ayrımcılık olmaz… ama onun yeri bende başkadır. Biricik prensesimdir.”
Azad, bu sözleri gülümseyerek karşıladı. Ardından Heja’ya eğilip yanağından bir makas aldı. Masaya neşe hâkimdi.
Tam kahvaltıya başlanacakken Şiyar Ağa çevresine baktı, duraksadı:
“Berzan nerede? Sofraya neden inmedi?”
Heja kaşlarını çattı. “Odasına baktım ama orada değildi baba.”
Azad omuz silkti. “Yine arkadaşlarıyla takılmıştır belki.”
Kahvaltı devam ederken Heja kahve yapmak için kalktı. Birkaç dakika sonra herkes kahvelerini yudumlarken, konağın kahyası Nedim, nefes nefese avluya girdi. Paniklemişti.
“Ağam!” dedi titreyen sesiyle.
Şiyar Ağa kaşlarını çattı, ayağa kalktı. “Ne oldu Nedim, ne bu telaşın?”
Nedim yutkundu. “Berzan Ağa… Baran Ağa’nın kız kardeşini kaçırmış.”
Kahvaltı sofrası bir anda buz kesti. Kevser Hanım elini göğsüne götürdü, rengi soldu:
“Vay başımıza gelenler…”
Heja ve Leyla hızla ona destek olup oturttular. Şiyar Ağa’nın sesi sertleşti:
“Neredeler şimdi?”
Nedim yutkundu. “Baran Ağa ikisini yakalamış… Uçurum kenarına götürmüşler ağam…”
Şiyar Ağa bir an dondu. Sonra hızla yürümeye başladı: “Ne diyorsun sen?!”
Azad hemen peşinden fırladı. Heja da gözleri dolu şekilde koşarak aralarına katıldı. “Abime bir şey olacak…” diye mırıldanıyordu, gözlerinden yaşlar süzülüyordu.
Uçurumun kenarında gergin bir hava hakimdi. Baran, silahını doğrultmuştu. Önünde diz çökmüş halde Berzan ve kız kardeşi Zilan vardı. Baran’ın gözleri öfke ve hayal kırıklığıyla parlıyordu.
“Zilan!” diye haykırdı. “Kaçarak namusumuzu iki paralık ettin! Kaçmak çözüm müydü?! Bana gelip söyleseydin, ben karşı mı çıkacaktım lan?!”
Zilan gözyaşlarıyla yalvardı: “Abi, ne olur kıyma bize…”
Berzan da ekledi: “Biz birbirimizi seviyoruz!”
O sırada Şiyar Ağa ve Azad olay yerine ulaştı. Şiyar Ağa öne çıktı, sesini yükseltti:
“Dur Baran Ağa! Sakın onlara kıyma! Ömür boyu bir kan davasına sebep olursun. Bir sizden bir bizden derken, çok can yitirdik zaten!”
Baran tereddütle silahı indirip kaldırırken, Heja koşarak yetişti. Gözyaşları içinde Baran’a yöneldi:
“Ne olur… abimi öldürme. Yalvarıyorum…”
Tam o anda, Baran’ın babası Halit Ağa ve kardeşi Şahin arkadan yaklaştılar. Halit Ağa sesini yükseltti:
“Şiyar Ağa! Madem kan davası çıkmasın diyorsun… o zaman diğer çözüm olacak: Berdel! Senin kızını, oğlum Baran’a istiyorum.”
Bu sözlerle herkes sustu. Rüzgâr bile o anda kesilmiş gibiydi.
Şiyar Ağa şaşkınlıkla geri çekildi:
“Hayır! Ben kızımı berdele kurban etmem! Asla!”
Heja bağırarak atıldı:
“Ben böyle bir şeyi istemiyorum! Hangi devirde yaşıyoruz biz?! Ne berdeli?! Ben hayatımı başkası için feda etmek zorunda mıyım?!”
Gözyaşları yanaklarına indi, sesi titredi.
Halit Ağa’nın sesi sert ve netti:
“Ya berdel… ya da ölüm!”
Azad öfkeyle öne atıldı:
“Yaptığının cezasını kardeşim mi çekecek? Bu adamın yaptığının ceremesini bacıma mı ödeteceğiz?!”
Şiyar Ağa sessiz kaldı. Baran silahını hâlâ indirmemişti. Bir karar verilmeliydi. Zaman durmuş gibiydi.
Sonunda Şiyar Ağa başını eğdi. Gözlerinde çaresizlik vardı.
“Affet kızım… Abinin ölümünü kaldıramayız. El mecbur…”
Heja, bu sözleri duyunca dizlerinin üzerine çöktü. Ayakta duramadı. Gözyaşları taş zemine düşerken, sessizlik içinde yere kapandı.
KAN YAZGISI KİTABIM İÇİN AÇMIŞ OLDUĞUM WHATSAPP KANALIMA BU QR KODUNU OKUTARAK KATILABİLİRSİNİZ. KİTABA DAİR BÜTÜN GÜNCEL BİLGİLERİ ORADAN PAYLAŞIYORUM🤍
