10. bölüm / 43
Düşünceler Cehennemi9. BÖLÜM | KAÇTIĞIM ŞEYE GERİ DÖNÜYORUM
Bölümler 43Şu an: 9. BÖLÜM | KAÇTIĞIM ŞEYE GERİ DÖNÜYORUM
- 1 TANITIM | BİLGİ191 kelime
- 2 1. BÖLÜM | TİAZZA’YA HOŞ GELDİN KAÇAK!1.779 kelime
- 3 2. BÖLÜM | ŞÜPHE BİR DİĞER ŞÜPHEYİ DOĞURUR5.324 kelime
- 4 3. BÖLÜM | ALIŞILMIŞIN DIŞINDA BİR KADIN3.393 kelime
- 5 4. BÖLÜM | TOZLU SAYFALARDA KALMIŞ SİLİK BİRİ4.372 kelime
- 6 5. BÖLÜM | GECEME YANSIYAN GÖLGE3.835 kelime
- 7 6. BÖLÜM | AVCUMA İLİŞTİRİLEN NOT4.892 kelime
- 8 7. BÖLÜM | GÜVENSİZLİKLERLE DOLU PLAN4.495 kelime
- 9 8. BÖLÜM | ONU GÖRMEK İSTEMEDİĞİM HÂLDE ONUNLAYIM4.679 kelime
- 10 9. BÖLÜM | KAÇTIĞIM ŞEYE GERİ DÖNÜYORUM4.035 kelime · Okuduğun bölüm
- 11 10. BÖLÜM | HİÇBİR ZAMAN GÜVENDE DEĞİL2.914 kelime
- 12 11. BÖLÜM | ÇAMURLA KAPLANMIŞ ZAYIF BEDEN3.053 kelime
- 13 12. BÖLÜM | BU KEZ ÖLÜME DAHA YAKIN3.454 kelime
- 14 13. BÖLÜM | HAİNLER NE KADAR YAŞAR?3.693 kelime
- 15 14. BÖLÜM | ÇIĞLIKLARINI SESSİZE ALACAKLAR3.147 kelime
- 16 15. BÖLÜM | GÜVEN YANLIŞ KİŞİDE EĞRETİ DURUR2.109 kelime
- 17 16. BÖLÜM| SEN, BEN VE DUVARLARIMIZDAN YIKILAN BİRKAÇ TUĞLA2.191 kelime
- 18 17. BÖLÜM | KAYBEDİLEN HER HİS GERİ GELMEZ3.515 kelime
- 19 18. BÖLÜM | ALDIĞIN YARALAR SENİ AYAKTA TUTAR3.250 kelime
- 20 19. BÖLÜM | İKİLEMLER SARSAR FAKAT DİBE BATIRMAZ2.778 kelime
- 21 20. BÖLÜM | FISILTILAR DUYMAK İSTEDİKLERİNİ SÖYLER2.278 kelime
- 22 21. BÖLÜM | KÜLE DÖNMEDEN ÖNCE SAVAŞLAR HEP GÜRÜLTÜLÜDÜR3.534 kelime
- 23 22. BÖLÜM | BİRBİRİMİZİN TANIDIK HİSLERİYİZ2.258 kelime
- 24 23. BÖLÜM | SANA ALDANDIM, KENDİMİ SUSTURDUM2.203 kelime
- 25 24. BÖLÜM | KOCA BİR GÜRÜLTÜ İÇİNDE UFACIK BİR BEDENİM2.688 kelime
- 26 25. BÖLÜM | YAŞAMADAN ÖLMEK, ÖLMEDEN ÇÜRÜMEK3.136 kelime
- 27 26. BÖLÜM | ONU SADECE AŞK MAĞLUP EDER3.112 kelime
- 28 27. BÖLÜM | YIKTIĞIMIZ TUĞLALARLA DUVARLARIMIZI ONARACAĞIM!2.242 kelime
- 29 28. BÖLÜM | TANIDIK ACILAR DAHA AĞIR GELİR2.478 kelime
- 30 29. BÖLÜM | YENİ BİRİ SENİ HARABEYE DE ÇEVİREBİLİR3.270 kelime
- 31 30. BÖLÜM | AİT OLMAK, BİRİNE KÖRÜ KÖRÜNE BAĞLANMAKTIR2.155 kelime
- 32 31. BÖLÜM | BAZI YÜZLEŞMELERDEN KAÇSAN DA ELBET YAKALANIRSIN2.921 kelime
- 33 32. BÖLÜM | BİR CAN, BAŞKA BİR CANA MI BEDELDİR?3.270 kelime
- 34 33. BÖLÜM | HATALAR, VEDALARI BERABERİNDE GETİRİR2.847 kelime
- 35 34. BÖLÜM | KALP SEVER VE PARÇALARA AYRILIR2.572 kelime
- 36 35. BÖLÜM | GİDERKEN AYDINLIĞI DA BERABERİNDE GÖTÜRDÜ3.146 kelime
- 37 36. BÖLÜM | GERÇEKLER YALANDI, YALANLAR YİNE YALANDI2.383 kelime
- 38 37. BÖLÜM | BAZI KAVUŞMALAR ÖFKE DOLUDUR2.237 kelime
- 39 38. BÖLÜM | DEĞİŞİM YAŞANMIŞLIKLARDAN GELİR2.647 kelime
- 40 39. BÖLÜM | BAZI GÜZEL ANLARIN SONU FELAKET OLABİLİR3.236 kelime
- 41 40. BÖLÜM | BİR KEZ GÜVEN KIRAN HEP DAHA FAZLASINI YAPAR2.518 kelime
- 42 41. BÖLÜM | TEHLİKENİN YAKININDAYSAN O HER ZAMAN SENİ BULUR2.120 kelime
- 43 42. BÖLÜM | GÜÇ, İNSANI İYİLEŞTİRİR VE AYNI ZAMANDA BENLİĞİNİ KAYBETTİRİR2.886 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
"Her şeyle savaşamazsın."
**
Boğazımda derinlemesine kenetlenen parmaklar derime işliyordu. Elle değil de sanki iki taraftan demirle sıkılıyordu boğazım. Nefes almak zorlaşıyor, görüşüm bulanıklaşıyor ve bilincim kayboluyordu. Ölüme yaklaştığımı bir kez daha hissediyordum. Ölmek korkutuyordu ama buradayken inadına yaşamak adına bir amacım da yoktu. Hayattaki her şeyini kaybetmiş bir kız yaşamak için neye tutunmalıydı emin değildim.
Vücudum titrerken ellerimi Anıl'ın elinin üstüne koymak için hareket ettirmeye çalıştım ama başarısız oldum. Beynime sinyal gönderemiyordum ve onun hâlâ gülen suratı bana hiç yardımcı olmuyordu. Eğer öleceksem, son gördüğüm şey onun bu aptal gülümsemesi olmamalıydı.
Oksijen birden vücuduma akın ettiğinde dizlerimin bağı çözüldü ve gürültüyle yere yığıldım. Düşerken duvardaki rafı da kendimle birlikte yere serdim. Ardı ardına öksürmeye başladım. Aynı zamanda hıçkırarak ağladığımı fark ettim. Ne ara duvara yaslandığımı ve ayaklarımı kendime çekip oturduğumu bilmiyordum. Ellerim boğazımdaydı ve gözlerim kapalıydı. Hiçbir şey görmek istemiyordum. Kulaklarımı tüm dünyaya kapattım. Kim beni ölümün pençesinden kurtarmıştı onu da bilmek istemiyordum. Sadece buradan gitmek istiyordum. Tiazza'dan def olup gitmem gerekiyordu. Buraya ait değildim ve olamazdım.
Dizlerimde oluşan temas boğazımda duran ellerime ulaştı. Ellerim benden uzaklaştırıldı ve nefesim yavaş yavaş düzene girdi. Bu şekilde neredeyse beş dakika bekledim. Gözlerimi açtığımda zaten karanlığa yakın olan oda görmemi zorlaştırmadı. Karşımda o tanıdık yüz vardı. Gözlerinin içine baktım. Onun ismi, görüntüsü ve birkaç bilgi dışında hiçbir şeyini bilmiyordum. Düşününce birbirimize oldukça yabancıydık fakat farklı bir his vardı. Onun burada olması kendimi bir nebze iyi hissettiriyordu çünkü beni ölümden uzaklaştırmıştı.
Solumda duran bedeni fark ettiğimde, endişeyle ismimi duydum onun dudaklarından. "Eliz?"
İlker'e çevirdim bakışlarımı. Gözlerimdeki korkuyu görmüş olacak ki hemen eğilip beni yerden kaldırdı. Ani hareketi başımın dönmesine neden oldu. Dengemi sağlamama gerek kalmadan bana çoktan sarılmıştı. Sarılışına yavaşça karşılık verdim. Benim sarılışım dostça, onunki ise birine âşıkmış gibi sıkı sıkıyaydı. Gözlerimden yaşlar süzüldü. Çok korkmuştum ve ağlamamı bastıramıyordum. Hıçkırıklarımın arasında yapabildiğim tek şey nefes alabilmekti.
Benden ayrılıp yüzüme baktı ve kafasını iki yana salladı. Bakışları birkaç saniyeliğine arkamdaki bedene ilişti. Ardından sol elime kenetlendi ve beni yürümem için nazikçe ilerletti. "Hadi gidelim."
Arkama bakmadım. Bunu yapmak doğru hissettirmedi. Teşekkür etmeyi istedim ancak bunu yapmaya fırsatım olmadı çünkü İlker tarafından çoktan odadan çıkarılmıştım.
Tekrar insan kalabalığının içine girdiğimizde İlker beni çıkışa doğru yönlendirdiği sırada onu durdurdum.
"Gitmek istemiyorum," dedim ondan uzaklaşırken. Bu yaşadığım ikilemin sebebini kendime açıklayamıyordum. Az önce gitmek istememe rağmen şu anda burada kalmak istiyordum. Gitmek doğru hissettiriyordu ama sanki biraz daha kalmalıymışım gibi geliyordu.
Olaylar yaşanmadan önceki yerime geçtim. İlker peşimden gelmişti ve ben deri koltuğa oturduğumda şaşkın gözlerle bana bakıyordu.
"Emin misin? Canını bir şey sıktığında o ortamdan uzaklaşırsın. Kendin gibi davranmıyorsun."
Omuz silktim. "İnsanlar değişebilir," diyerek sakince konuştum. Sesim ağladığım için tiz çıkıyordu ama bunu gürültüden anlayacağını sanmıyordum.
İlker gözlerini kapatıp açarken kafasını hafifçe geriye aldı. Tepkim karşısında hâlâ şaşkın olduğu görünüyordu.
"Eliz az önce yetişemeseydik neredeyse ölüyordun ama sen buna rağmen burada kalmak istediğini söylüyorsun. Neden kalmak istiyorsun? İyiliğin için buradan gitmemiz gerektiğini söylüyorum," dedi ellerini iki yana açarken.
Kafamı sabırla sola çevirdiğim sırada onunla göz göze geldim. Demir de kalmama şaşırmış görünüyordu çünkü buradan nefret ettiğimi ona defalarca kez söylemiştim ve buna rağmen kalmamı ilginç bulmuş olmalıydı. Demir bakışlarını benden çekti ve kendi yerine doğru ilerledikten sonra Deniz'in yanına oturup kolunu ona attı. Deniz'in bakışları Demir'e döndü ve kocaman gülümsemesi eşliğinde omzunda duran ele dokundu.
"Nereye bakıyorsun?" diye sordu İlker. Ardından bakışlarını benim baktığım tarafa yönlendirdi. Bakışlarımı onlardan çekip önüme döndüğümde İlker de kafasını yüzüme çevirdi.
"Burada kalmak istemenin Demir'le bir alakası var mı Eliz?"
Ellerimle yüzümü kapattım. Sabır dileyerek İlker'in gözünün içine bakarken sorularıyla beni yormamasını umuyordum.
"Baban bölgeye ne zaman gelecek?" diye sordum konuyu değiştirmek için. Kaşlarını çattıktan sonra cevap verdi. "Görüşmek mi istiyorsun? Eğer öyleyse yarın sabah buraya gelmesini söyleyebilirim. Çok önemli bir şey olmadığı sürece buralara uğramaz."
"Görüşmek istediğimi söyle," dedikten sonra ayağa kalktım. Elbisemi düzelttikten sonra yürümeye başladım. Arkamda onun bedeninin bana eşlik ettiğinin farkındaydım. Beni artık bir saniye bile yalnız bırakmamak istediğini biliyordum ve bundan gerçek anlamda korkuyordum. Beni koruyabilirdi evet ama ona güvenseydim ancak o zaman buna izin verebilirdim.
Dışarı çıktığımızda adımlarımı başka tarafa yönlendirdiğim an hafifçe koluma uzandı ve beni durdurdu. Vücudumu ona döndürdüm. Beklentiyle gözlerimin içine bakıyordu.
"Arabamı bu tarafa park ettim. Nereye gidiyorsun?"
Omzumu silktim ve kolumu ondan kurtardım. "Biraz yürüyeceğim. Yalnız kalsam iyi olur," dedim kibar bir şekilde.
"Eliz saat çok geç oldu. Burası hava almak için gittiğin, evinin yakınındaki sahil değil. Hadi, beni dinle de eve gidelim," dedi endişeyle. Bir şeyi kafaya koyduğumda yapacağımı biliyordu. Bu yüzden sakin kalmaya çalışıyordu fakat endişesi anlaşılıyordu.
"İlker," dedim ciddi bir şekilde. "Ne yapacağıma karar veremezsin. Canım şu an yürümek istiyor ve ben de bunu yapacağım. Düşünmeye ve yalnız kalmaya ihtiyacım var."
Hiçbir şey söyleyemedi. Sustu ve ben geri adım atarken sadece beni izledi çünkü beni iyi tanıyordu. Ona sırtımı döndüm ve yürümeye devam ettim. İlker'in bu şekilde şaşkın olmasına hak veriyordum çünkü ben de bazı durumlarda kendimi tanıyamaz hâle geliyordum. Hayatımda kötü bir olay yaşadığımda neredeyse herkes gibi o ortamı terk ederdim ama neden bu akşam kalmayı seçtim bilmiyorum. Fazla kalmamıştım evet ama yine de bu durumu açıklayamıyordum.
Yarın kesinlikle İlker'in babası yani Altay amcayla konuşmam gerekiyordu. Tiazza da sürekli kalacaksam ki öyle görünüyor, hayatımın sonuna kadar İlker'le yaşayamazdım. Onunla aynı evi paylaşacak olmak tüm kötü anılarımı gün yüzüne çıkaracaktı. Demir'le kalmak bile İlker'le kalmaktan daha mantıklı geliyordu. Demir daha yabancı olmasına rağmen onunla kalabilirim diye düşünüyordum fakat kesin bir dille benimle uğraşmak istemediğini söylemişti. Bu durumda ne yapmam gerektiğini tam bilmesem de her şey Altay amcayla konuştuğumda kesinleşecek gibiydi.
Üzerimdeki kabanı güzelce önüme kapattım. Hava iyice soğumaya başlamıştı. Keskin soğuk açıkta kalan bacaklarımı sivri dişleriyle kemiriyordu. Biraz ilerideki banka ilerledim ve oturdum. Rüzgâr saçlarımın aralarından hızlıca geçerken saçlarımı yüzüme itti ve bir anlığına görüşümü kapattı. Ellerimi ceplerimden çıkarıp ne olur ne olmaz diye cebime attığım siyah tokamla saçlarımı hızlıca topladım. Rüzgâr yaprakların hışırdamasına neden oluyordu ve havada uğultulu bir ses vardı. Normalde kıştan nefret ederdim fakat bu gece çok güzeldi. Hava üşütüyordu ama tam yalnız kalıp yürünecek türdendi. Keşke yanımda müzik çalarım ve kulaklığım olsaydı diye düşündüm. Sürükleyici bir kitap ya da vakit geçirmemi sağlayacak herhangi bir şey de olabilirdi.
Tam ben biraz huzur içinde kaldığımı ve biraz olsun rahatladığımı hissettiğimde duyduğum patlama neredeyse beni öldürecekti. Ses o kadar yakınımdaydı ki bir an gerçekten ölüp ölmediğimi düşündüm. Sanki tam kafamın arkasında biri iki el ateş edilmiş gibiydi. Yerimde öylece kalakaldım. Yine ölümün kıyısından dönmüş olabilir miydim? Ellerimi kalbime götürdüm. Kalbimin atışıyla verdiğim tepki birbirinden alakasızdı. Kalbim yerinden çıkacak gibi gümbürdüyor fakat dışarıdan bakıldığında büyük ihtimalle sakin görünüyordum. Bir noktaya odaklandım ve sadece kalbimin gümbürdemesini dinliyordum. Ses beynimin içinde yankılanıyordu. Artık korkuya tepkisiz kalıyor ama ne oluyorsa bütün korkuyu içten içe yaşıyordum. Beni bir gün öldürecek olan işte buydu.
Biri beni omuzlarımdan tuttuktan sonra dizlerimin karşısına eğilen bedene bakmak bir saniyemi almadı. İlker karşımda duruyordu ve endişeyle bana bakıyordu. Beni takip etmiş olmasını tahmin etmek hiç zor değildi.
"Eliz sen iyi misin?" diye sorarken aslında bu soru benim nasıl hissettiğimden çok, tam olarak benim ne yaptığımla alakalıydı.
Titrememi bastırıp "O silahtaki hedef kişi bendim değil mi?" diye sorduğumda gözlerini sabırla kapatıp açtı. Avcunu dizime koyduktan sonra "Haydi eve gidelim," dedi sadece.
Yavaşça ayağa kalktım ve koluma girmesine izin verdim. Birlikte yavaşça yürürken bakışlarımı ona çevirdim. Hâlâ etrafa donuk bir şekilde bakıyordum ve yürümem normal hızdan oldukça yavaştı. Bacaklarım titriyordu ve İlker olmasa muhtemelen yürümem mümkün olmayacaktı.
"Kim olduğunu gördün mü?" diye sordum merakla. Yüzünden herhangi bir tepki yakalamaya çalıştım. Yalan ya da doğru söyleyeceğini anlamak için tüm dikkatimi yüzüne verdim fakat bu oyunu benden iyi oynayıp yüzüne hiçbir ifadeyi yansıtmadı.
"Görmedim," diye cevap verdi usulca. "Eğer görseydim, yanına gideceğim kişi sen olmayacaktın."
Kafamı salladım ve bitik vücuduma yürümesi için komut verdim. Bir gün için çok fazla şey yaşamıştım. İki kez ölümden dönmek bunun kanıtıydı.
İlker beni arabasının ön yolcu koltuğuna oturttuktan sonra çok geçmeden arabasını çalıştırdı. Yapmak istediğim tek şey eve gidip uyumak ve bu günü aklımdan silmekti. Kafamı cama yasladım. Arabanın sarsıntısı yüzünden kafam sürekli cama çarpıyordu fakat aldırış etmedim. İlker konuşmaya yeltenmedi ve ben de bu yüzden ona içimden teşekkür ettim. Yaşadığım anların içindeydi. Tüm hareketlerimi, düşüncelerimi ezbere biliyordu ve buna göre davranıyordu.
Birkaç dakika sonra İlker'in evinin önündeydik. Ondan önce arabadan indim ve yine kapının önüne önce ben vardım fakat içeri girmek için yine onu bekleyecektim. Kısa sürede yanıma ulaştı. Kapıyı açtıktan sonra geçmeme izin verdi. İçeri girdiğimde evin sıcaklığı beni hemen kucakladı. Psikolojik olarak hemen ısındığımı hissettim.
İlker evin ışıklarını açtığında benim için ayırdığı odaya yönelmeden hemen önce "Ben yatacağım. Başım ağrıyor," dedim hızlıca. Onun bir şey demesine izin vermeden odama ilerleyecekken adımı söyledi. "Eliz?"
Bedenimi İlker'e çevirdim ve ona sorar gibi baktım. Gülümsedi ve ardından gülümsemesini hızlıca yüzünden sildi. "Sadece iyi geceler diyecektim," dediğinde ben onun çoktan bir şeyi söylemekten vazgeçtiğini anlamıştım. O beni ne kadar iyi tanıyorsa ben de onu iyi tanıyordum. Üstelemedim ve "İyi geceler," deyip arkamı döndükten sonra kendime ait hissetmediğim odaya ilerledim.
**
Gözlerimi sabahın ilk ışıklarıyla açtım. Odanın içine uzanan loş ışık beni tekrar uykuya çağırıyordu. Tam uykunun kollarında olabilecek bir zaman diliminde uyandığım için sersem gibiydim. Sokağı aydınlatan son sokak lambası da söndüğünde üzerimdeki battaniyemi sıkıca kavradım ve boğazıma kadar çektim. Tekrar uyuyabilmek için gözlerimi kapattım. Sağa döndüm, sola döndüm ve bu döngü uyuyamayacağımı anladığımda son buldu. Homurdanarak ayaklarımı yataktan sarkıttım ve omuzlarım düşük bir şekilde lavaboya ilerledim. Sıcak suyu ayarlayıp birkaç kez yüzümü yıkadım. Sıcak su ayılmama hiç yardımcı olmamıştı.
Odaya tekrar döndükten sonra üzerimi değiştirip biraz yürüyüşe çıkmaya karar verdim. Camdan dışarı baktığımda kasvetli bir hava görünüyordu. Hafif bir sis vardı ve sanki sabah değil de akşam olmak üzereymiş gibiydi. Üzerime montumu giydim ve odamın kapısını yavaşça açtım. İlker'i uyandırıp bana katılmasını istemiyordum. Koridordan ilerleyip dış kapıya ulaştıktan sonra hassas hareketlerime devam ederek kapıyı açtım ve aynı şekilde kapıyı yavaşça kapattım.
İlker'in evinin sağında beni daha önce götürdüğü orman yoluna göz ucuyla baktım. Düz yürüyüş yoluna ulaşmam için bayır olan toprak yolu aşmam gerekiyordu. Hızlı adımlarla o tarafa yöneldim. Daha önceki hayatımda da çok kez yürüyüşe çıkardım. Genellikle evimizin aşağısındaki sahil yolunu tercih ederdim. Upuzun taş yolu yürürken kulaklığı takıp sevdiğim müzikleri dinlemek zihnimi dinlendirirdi.
Derin bir nefes alarak kafamın üstünde oluşan anı bulutunu elimle dağıttım ve bayır yolu aşmak için güçlü adımlar attım.
Toprak yolu aşarken aslında erken uyanmanın iyi bir şey olduğunu düşünmeye başladım. Tiazza'dan kurtulmak için uykuya sığınıyordum çünkü burayı ancak bu şekilde unutabildiğimi sanıyordum. Bu seferde rüyalarım kâbusa dönüşüyordu. Rüyalarımda bile Tiazza'ya hapsolduğumu görüyordum. Sahip olduğum rüyalar beni korkutuyordu artık.
Yolu yarıladım ve ellerimi belime koyduktan sonra dinlenmeye çalıştım. İlker beni buradan arabasıyla götürürken yolu aşmak daha kolay görünüyordu. Bu kadar yorulmam uzun süredir yürüyüş yapmadığımı çok iyi kanıtlıyordu.
Kalan yolu yürümeye devam ederken daha yavaş adımlar atmaya karar verdim ve sadece İlker'in yanında daha fazla kalamayacağımı düşünmeye başladım. Ne kadar aramız iyi görünüyor olsa da bir gerginlik söz konusuydu. Geçmişimiz belliydi ve ister istemez bu durum bende bir şeyleri engelliyordu. Gülümserken bile kırk kez düşünüyordum.
Düz yola ulaştım ve sıralı ağaçların olduğu yola baktım. Sakince yürümem ve aklımdaki bütün düşünceleri şimdilik bir kenara kaldırmam için beni çağırıyordu. Bunu yapabilirim diye düşündüm ta ki onu görene kadar...
Siyah eşofman takımı, siyah spor ayakkabı ve beyaz bir spor şapkası vardı. Kulağında kulaklıkları takılıyken belli bir ritimde koşuyordu. Beni gördüğünde bir saniyeliğine ritmi değişir gibi oldu ama istifini bozmadan koşmaya devam etti. Ben de orada aptal gibi beklememek adına ayaklarıma yürümelerini emrettim.
O koşarken ben yürüyordum ve aramızda küçücük bir mesafe kalana kadar birbirimize hiç bakmadık. En azından ben öyle yapmıştım. Bana böyle düşündüren neydi bilmiyorum ama yanımdan geçip gideceğine neredeyse emindim fakat beni tamamen şaşırtarak adımlarımı durdurma fırsatı vermek istercesine birkaç adım önümde durdu. Durdum ve bakışlarımı ona çevirdim. Koştuğu için alnından birkaç ter damlası yüzüne iniyordu. Saçlarının uçları tel tel ayrılmıştı. Yanakları ve burnu hafiften kızarmıştı. Spor tarzın ona ne kadar yakıştığını düşündüm.
Kulaklığını çıkardı ve "Selam," dedi hafif yorgun bir sesle. Kulaklığından boğuk bile olsa aşina olduğum müziği duyduğumda şaşırarak ona baktım. Sevdiğim müziklerden birini dinliyor olması bana göre zevkli olduğunu gösteriyordu.
"Selam," diyerek karşılık verdim.
Gözümün içine baktı ve "İyi misin?" diye sordu. Kendinden emin görünüyordu ama buna rağmen ben hâlâ ondan şüphe ediyordum. Son yaşadığım olaydan dolayı ilgili görünmeyi tercih ederek yüzüme bakmayı sürdürdü. Birkaç saniyeliğine gözlerimi kaçırdım çünkü bakışları beni her zaman düşündürüyordu. Binlerce duygu barındırıyormuş gibi yoğun görünüyordu.
Tekrar yüzüne bakmanın doğru olduğunu düşünerek kafamı ona çevirdim. "İyiyim," dedim kendimden emin görünmeye çalışarak. Kulaklığının kablosunu eline dolarken aşina olduğum şarkı hâlâ çalıyordu. Kendimi kaybedip şarkıyı mırıldanmaktan korktuğum için başka bir şeye odaklanmaya çabaladım ama odaklanacak bir şey ne yazık ki yoktu.
Bakışlarını boynuma çevirip bir müddet inceledi ve daha sonra birkaç adım daha yaklaştığında artık bana fazlasıyla yakındı. Elini çeneme nazikçe koyduktan sonra başımı sağa sola çevirip boynumu daha dikkatli inceledi.
"Boynun morarmaya başlamış," dedi bir anda. Bakışlarımı yüzüne sabitledim ve ifademi düz tuttum. Bana dokunup benimle ilgileniyormuş gibi davranması neyi gösteriyordu?
"Evet," dedim sadece. Yüz ifademi koruyordum ve o da onunla böyle konuştuğum için şaşırmışa benziyordu. Tek kaşını kaldırdı ve konuyu değiştirdi.
"Altay Vuralkan bugün bölgeye geliyor," dedi hâlâ elindeki kabloyla oynarken. "Seninle görüşeceğini söyledi."
"Amcan yani," dedim meydan okur gibi. Kollarımı göğsümde buluşturdum ve ağırlığımı sağ bacağıma verdim. Dakikalarca oynadığı kablodaki elleri dondu ve bakışlarını bana çevirdikten sonra kafasını yukarı atarak güldü ve saniye geçmeden ölümcül bakışlarını ok gibi bana fırlattı.
"Demek anlatmış..." dedi İlker'in bunu söylemesini bir gün bekliyormuş gibi.
"Sandığından daha çok şey biliyorum sanırım," dedim sol omzumu yukarı kaldırarak.
Kaşlarını çatarken aynı zamanda güldü. Bu tezat durum karşısında aptal gibi görünmeme neden oldu.
"Hiçbir şey bilmiyorsun," derken benimle alay ediyor gibiydi. Hâlâ söylediklerime inanamıyormuş gibi görünüyordu. Böyle hissetmeme sebep olduğu için vücudum sinirden ısınmaya başlamıştı. Yanından geçip gitmeye karar verdim ve ayaklarıma yürümeleri için komut verdim. Sol kolunu gideceğim yola doğru uzattı ve beni karnımdan doğru sabitledi. Bakışlarımı ona çevirdim. O ise bana bakmadan direkt karşıya bakıyordu.
"İlker seni öğlen benim ofisime getirsin," dedikten sonra kolunu çekti ve kulaklıklarını takıp tekrar koşmaya başladı.
Hâlâ orada beklerken bir kez daha onun ne kadar sinir bozucu olduğunu düşünüyordum. Gözlerimi devirip derin bir nefes almayı denedim. Temiz hava ciğerlerime doldu ve bir anda koşmaya başladım. O kadar hızlı koşuyordum ki yol sanki ayağımın altından kayıyordu. Koştum, koştum ve tam tepede durdum. Kısacık sürede kendimi özgür hissettim. Nefes alışımı düzene sokmaya çalışırken avuç içlerimi dizlerime bastırdım. Saçlarım birbirine karışmıştı ve yüzümü kapatıyordu. Kendimi gülümserken bulduğumda delirip delirmediğimi düşünüyordum. Yavaşça doğruldum. Az önce zorlanarak çıktığım bayır yola baktım. Demir yolu bitirmek üzereydi ve birazdan sola döndüğünde gözden kaybolacaktı. Düz yola ulaştığında bekledi ve kafasını bulunduğum tepeye çevirdiğinde bir anlığına donakaldım. Burada olduğumu tahmin etmesi zor değildi çünkü bu yolun sonu bulunduğum yerdi. Yüzünü çok net göremesem de buraya baktığı belli oluyordu. Nefesimi tutup onu izledim. Çok beklemeden tekrar koştu ve gözden kayboldu. Yaptığı davranışlar her zaman garibime gidiyordu ve bazen kanımı donduruyordu.
Tepeye iliştirilmiş banka oturdum. Tiazza'dan nefret etsem de onu bu tepeden izlemek hoşuma gidiyordu. Her yer net bir şekilde görünüyordu. Giriş ve çıkışı, evleri, hayranı olduğum göl bile...
Zihnimi düşüncelerden arındırıp orada sadece oturmayı tercih ettim. Aklıma gelen herhangi bir düşüncede hemen Tiazza'nın başka bir görüntüsüne odaklandım ve bunu yapmak şaşırtıcı bir şekilde işe yaradı. Yalnız kalmak iyi gelmişti. Saatlerin geçtiğine emin olduktan sonra geldiğim yolu yavaşça geri döndüm. Yolun yarısında yüzüme birkaç yağmur damlası düştü. Hemen adımlarımı hızlandırdım. Yağmura yakalanmadan eve geri dönmeyi umuyordum.
Eve ulaştığımda kapıyı açtım ve kısa süre sonra İlker'in ağzından ismimi duydum. "Eliz?"
"Başka birini mi bekliyordun?" diye sorarken üstümdeki ağırlıklardan kurtulmaya çalışıyordum. Duvarın kenarından kafasını uzattı ve gülümsedi.
"Hayır kimseyi beklemiyordum," diyerek hızlıca cevap verirken tamamen karşıma geçti. Onun önünden geçip mutfağa ilerledim ve benim için ayrılan fincana sıcak çaydan koydum. Sıcak çay boğazımdan geçerken hafif bir sıcaklık vücuduma yayılmıştı.
Tam karşıma oturduktan sonra kendine de bir fincan çay aldı. "Nerelerdeydin?"
Sorusuna çayımı içerken basit bir cevap verdim. "Yürüyüşe çıktım."
"İyi yapmışsın," derken kendi tabağına ve benim tabağıma kahvaltılıklardan koyuyordu.
"Demir'le karşılaştım," dedim aniden. Eli bir anda dondu ve bakışlarını yüzüme sabitledikten sonra yaptığı işi bırakıp beni dinlemeye koyuldu. Söylediğim şey karşısında konuşmak yerine devam etmemi bekliyordu.
"Baban geliyormuş. Öğlen beni Demir'in ofisine götürecekmişsin."
Bir anda kaşları çatıldı. "Babam mı?" diye sordu şaşkınlıkla. Onun da haberi yok gibi görünüyordu.
"Neden bu kadar şaşırdın?" diye sordum merakla. Çayımdan bir yudum alırken sırtımı sandalyeye yasladım.
Bakışlarını sabitlediği kahvaltı tabağından bana doğru çevirdi. Dudağının kenarını kıvırdıktan sonra "Çok önemli bir şey olmadığı sürece gelmez. Ayrıca görüşmek istediğini daha söylememiştim. Mühim bir şey oldu demek ki," derken oturduğu yerde gerildi. Sesi de gergin geliyordu. Ne olmuş olabilirdi ki? Ayrıca neden beni görmesi gerekiyordu?
"Her neyse," dedi tabağındakileri yemeye başlarken. "Dakik bir adamdır. Kahvaltımızı yapalım da geç kalmayalım."
O görmese de kafamı salladım ve zaten olmayan iştahım onun sözleriyle daha çok kaçtığı için sadece çayımı yudumladım.
Sessizce kahvaltımızı yaparken ben İlker'den tamamen kopmuştum ve sadece kafamdaki düşüncelere odaklanmıştım. Beni neden çağırıyordu? Tiazza'dan çıkmama izin mi verecekti? Bunun kesinlikle gerçekleşmeyeceğini biliyordum ama tamamen yitirmediğim, bir yerlere sakladığım umudum vardı.
İlker masadan kalkmadan önce dudaklarını kibarca peçeteye sildi ve bakışlarını yüzüme sabitledi. "Sen üstünü değişecek misin?"
Elimi hayır anlamında salladım çünkü zaten yürüyüşe çıkacağım için sabah üstümü değişmiştim. İlker kafasını salladıktan sonra "Hemen geliyorum," deyip gözden kayboldu. Ben de onun gelmesini beklerken masayı topladım. Çok geçmeden İlker geri geldi. Siyah pantolonun altında siyah postalları vardı. Beyaz sweatshirtünün şapkasını siyah kepinin üstüne örtmüştü. Siyah şişme montunu giyerken "Hadi gidelim," dediğinde kapıya doğru ilerledim. İkimizde dışarı çıktıktan sonra İlker arabasının kilidini açtı ve ben ön koltuktaki yerimi aldım. Çok geçmeden İlker de yerine geçti ve arabayı çalıştırdı. Arabayı sürmeye devam etti, ben de sokaktaki insanların telaşını izledim. Ne için bu kadar çabalıyorlardı? Tiazza'da hayat buldukları için mi? Herkes ben gibi miydi? Bazı insanların buraya isteyerek geldiğini söylemişti. Yalan mıydı doğru mu? Beni rahatlatmak için söylemiş olabilirdi. Ben de onlar gibi alışacak mıydım?
İlker arabayı durdurduğunda ofisin önündeydik. Arabadan inip kapıya ilerledim. İçeri girdikten sonra İlker'i bekledim. Hangi odaya gireceğimi bilmiyordum. İlker geldikten sonra sırtımdan destek vererek ilerlememi sağladı ve beni kapısında 1 yazan odaya ilerletti. Kapıyı iki kez tıklattı ve içeriden babasının sesini duyduğumuzda kapıyı açtı ve geçmemi işaret etti. İçeri girmeden önce babasıyla göz göze geldim. Tüm vücudumu gerginlik esir aldı. Bir süre kımıldayamadım. Sanki olduğum yere çivilenmiştim. Altay amca eliyle oturmam için işaret ettiğinde yürümeyi anca başarabilmiştim. Temkinli adımlarla ilerledim ve gıcırdayan deri koltuğa kendimi bıraktım. Altay amca İlker'e döndü.
"Bizi biraz yalnız bırak," dedi emredici bir şekilde. Göz ucuyla İlker'e baktım. Saygıyla kafasını tamam anlamında salladı ve hızlıca odadan çıktı. Ne kadar farklı göründüğünü düşündüm. Normalde İlker'e olan tavırları bu şekilde değildi. Belki de onların hayatında olmadığım sürede bir takım şeyler yaşamışlardı bilemezdim ama farklılık seziyordum.
"Uzun zaman oldu," diyerek söze girdi. Bakışlarımı laminant zeminden kaldırıp Altay amcaya baktım. Evet anlamında kafamı salladım.
"Demir'le aranızda küçük bir sorun olduğunu duydum," derken asıl konuya giriş yaptığını anladım. Hiç konuşmadan ona bakmayı sürdürdüm. Devam etmesini bekledim.
"İlker'le kalman uygun değil," dedi dirseklerini masaya yerleştirip parmaklarını birbirine kenetlerken. "Geçmişte olanlar yüzünden."
Dudağımın kenarıyla sırıttım. "Tiazza'dan çıkmama izin verin öyleyse. Asıl burada kalmam uygun değil. Burada olduğumu biliyorsunuz. Babamın yüzüne nasıl bakıyorsunuz? Haberleri görmediniz mi? Gerçeği anlatmanız gerekiyor," derken sesim cümlenin sonlarına doğru yüksek çıkmıştı. Duruşunu korudu ama kaşları çatılmıştı. Tavrımdan hoşlanmadığı gâyet açıktı.
"Ses tonuna dikkat et," diyerek beni uyardı. Dikkat etmezsem ne olacağını merak ediyor olsam da sakinliğimi korudum.
"Bak Eliz," diyerek tekrar söze girdi ve koltukta geriye yaslandı. "Seni tanıyor olmam sana ayrıcalık yapacağım anlamına gelmesin. Tiazza'nın düzenini sağlamak için kardeşlerimle yıllarca çalıştık ve sonuç olarak başardık. Herkes burada düzene uyuyor ve herkesin düzeni sağladığı yerde sırf can dostumun kızı Tiazza'da olduğu için koyduğum kuralları çiğneyemem. Umarım anlaşılır olmuştur."
Cümlelerini bitirdiğinde hâlâ konuşmuyordum ve ona şaşkınlıkla bakıyordum. Böyle bir şey nasıl olabilirdi? Dışarda babam dediğim adamla öğle yemeğinde hiçbir şey olmamış gibi nasıl yemek yiyecekti? Bunu bir gün başardığında başka bir zaman hiçbir şey bilmiyormuş gibi nasıl davranacaktı? Peki benden konu açıldığında? Yalandan acı mı çekecekti?
"Altay Bey," diyerek sonunda konuşmayı başarabildim ve onunla olan ilişkimi resmileştirdim çünkü Altay amca dediğim adam benim gözümde asla böyle biri değildi. "Beni neden buraya çağırdınız? Asıl konuya dönebilir miyiz?"
O da bunu bekliyormuş gibi hemen kafasını salladı ve konuya girdi. "İlker'le olan eski ilişkin yüzünden şu anda onun evinde kalman doğru değil. Seni tekrar Demir'in yanına aldırıyorum."
Şaşkınlıkla kaşlarımı kaldırdım. Demir'in de sözünün geçmediği bazı konular olduğunu şimdi anlıyordum. Söz sahibiydi evet ama bir yere kadar olduğu belliydi. Sanırım büyük patron tam karşımda duruyordu.
"Demir benimle uğraşmak istemediğini açık bir şekilde belirtti," dedim hemen.
Hiç beklemeden kendinden emin bir şekilde cevabını verdi. "Onun bu konuda söz hakkı olamaz."
Onu kızdıracak herhangi bir tepki vermemek için kendimi sıktım. Tanıdığım, sevdiğim, saygı duyduğum Altay amca yoktu karşımda. Onun yerine kibirli bir adam duruyordu.
Ben ona öyle bakmayı sürdürürken odanın kapısı iki kez tıklatıldı. Altay Bey dışarıya 'gel' komutunu verdikten sonra kapı yavaşça açıldı. Demir'in geldiğini gördüğümde onunla göz göze geldikten sonra bakışlarımı yavaşça önüme çevirdim.
"Gel oğlum," dedi Altay Bey karşımdaki koltuğu gösterirken. Koltuğa oturdu ve "Nasılsın amca?" diye sordu. Bakışlarımı Altay Bey'e çevirdim.
"İyiyim evlat," dedi ve bakışlarını ikimiz arasında gezdirdikten sonra Demir'e odaklandı. "Küçük bir sorun için buradayım. Eliz, duyduğuma göre artık seninle kalmıyormuş. Bunu düzeltelim. Tekrar senin yanına geçmeli."
Bakışları itiraz istemediğine dair bir ifadeyi barındırıyordu. Demir'in reddedeceğinden oldukça emindim çünkü bu konuda beni ikna edebilmişti ama o, sadece "Tamam," diyerek beni şaşırtmayı başarmıştı.
Gözümün ucuyla Demir'e baktım. O ise direkt amcasına bakıyordu.
Altay Bey söze girdi. "Bu kadar kolay hallolacağını bilseydim buraya kadar yorulmazdım," dedi samimiyetsiz bir kahkaha patlatırken.
Demir o samimiyetsiz havayı dağıtırken konuyu değiştirerek "Konuşmamız lazım," dedi sakince. "Yalnız," diye sözlerine devam ederken benim gitmem gerektiğini bana dolaylı yoldan söylemiş oldu.
Odaya ilk girdiği andaki kısacık bakışmamızdan sonra ilk kez göz göze geldik. Bakışlarımı hemen kaçırdım ve yavaşça ayağa kalktığımda direkt Altay Bey'e baktım.
"Görüşmek üzere," dedikten sonra hafifçe kafamı salladım ve onun bir şey demesine gerek kalmadan çıkışa ilerledim.
Kapıyı kapattıktan sonra kafamı yavaşça kapıya yasladım. Kendime engel olamadım çünkü benim hakkımda bir şey konuşacakları bariz ortadaydı.
Demir'in "İlker işlerime burnunu sokmasın!" dediğini duydum. Ses kısık ve biraz boğuk geliyordu ama anlaşılır derecedeydi.
"Onunla konuşmam gerek haklısın. Dikkati dağıldı anlaşılan," dedi Altay Bey.
"Konu Eliz'e gelecek olursa," dedi Demir ve boğazını temizledi. Evet en önemli kısım gelmişti. "Çok uğraştıracağı belli. Kendi isteklerine göre ilerlemeye çalışıyor ama nerede olduğunun daha farkına varamadı. Biliyorum hassas bir konu. Diğerleriyle aynı konumda değil,"
Bir saniye, ne? Hassas bir konu? Diğerleriyle aynı konumda değil ne demek şimdi?
Kaşlarımı çattım. Kafam karışmıştı.
"Eliz!"
Bir anda ismimi Anıl'ın ağzından duymam sıçramama neden oldu. Hızlıca arkama döndüm ve onun yüzünü görmem vücuduma korku titreşimleri yaymaya başladı. Onunla yaşadığım son olay hiç iç açıcı değildi.
"Sana bardak ya da ona benzer bir şey getirmemi ister misin? Daha iyi duymanda yardımcı olur," derken sırıtıyordu. Gözlerimi sertçe devirip kenara çekildim.
Yavaş adımlarla yaklaştı ve adımlarını tam önümde durdurdu. Ayakkabısının ucu benim ayakkabıma değiyordu ve özel alanımı işgal ediyordu. Gözümün içine bakıp yine sırıttı.
"Seninle yaşadığım o heyecanlı anı hiç unutmayacağım," dedi keyifle.
Kaşlarımı hayretle kaldırdım. "Gerçekten," dedim onu kendimden sertçe uzaklaştırarak. "Delinin tekisin."
Tekrar kahkaha patlattı. Ellerini birbirine vururken ayaklarını da yere çarpıyordu. İnanamamış gözlerle onu seyrettim. Bir anda kahkahasını ve tüm hareketlerini kesip tekrar adımlarını bana doğru yöneltti. Yerimde hafifçe sıçradım ve bunu görmemiş olmasını umuyordum. Ondan deli gibi korkuyordum ama bunu ona belli edip bundan faydalanmasını asla istemiyordum.
Sırtımı duvara yasladı ve vücudunu bana yaklaştırdı. Dudaklarını kulağıma yaklaştırıp "Benden korkuyor musun?" diye sordu ve aniden çekilip bakışlarını yüzüme sabitledi. Dudakları hafif aralandıktan sonra sırıttı. Gözleri kocaman açıktı.
"Ufacık bir korku duygusu bile oluşmadı," diyerek cevap verdim. İşaret parmağını çenesine koyup bakışlarını direkt gözlerime odakladı.
"Göz bebeklerin kocaman ama," derken avuç içlerini birbirine sürtüyordu. "Yalan söylüyorsun."
Güldüm ve kafamı iki yana salladım. "Sadece beni hazırlıksız yakaladın," diyerek cevap verdikten sonra çıkış kapısına doğru ilerledim. "Görüşürüz Anıl. Bu sıra dışı sohbet için teşekkürler."
Ben onunla alay ederken o yine arkamdan kahkahasını patlattı. Dışarı çıktığımda derin bir nefes verdim. Kalbimin atışı kulağımda yankılanıyordu. Nefes alıp verişimi düzene sokmaya çalıştım.
Ofisin arkasına doğru ilerledikten sonra göle hayranlıkla bir bakış atıp banka oturdum.
Bedenimde garip bir rahatlama hissediyordum. Sanki başı boş bir insanmışım ve bir anda hayata tutunacak bir sebep bulmuş gibiydim. Tekrar Demir'in korumasında olacağım için kendimi iyi hissediyordum çünkü İlker'in yanında hep huzursuzdum.
Arkamda bir hareketlilik hissettiğimde kafamı çevirip arkaya baktım ve Demir'le karşılaştım. Bir şeyler söylemek için dudaklarını araladığında ona odaklandım.
"Eve gidiyorum. Geliyor musun?" diye sorduğunda kafamı yavaşça salladım ve oturduğum banktan hafifçe kalktım. Arkasına dönüp giderken ben de çamurlu yolda bata çıka peşine takıldım.
**
Bölüm etkileşimi
