16. bölüm / 43
Düşünceler Cehennemi15. BÖLÜM | GÜVEN YANLIŞ KİŞİDE EĞRETİ DURUR
Bölümler 43Şu an: 15. BÖLÜM | GÜVEN YANLIŞ KİŞİDE EĞRETİ DURUR
- 1 TANITIM | BİLGİ191 kelime
- 2 1. BÖLÜM | TİAZZA’YA HOŞ GELDİN KAÇAK!1.779 kelime
- 3 2. BÖLÜM | ŞÜPHE BİR DİĞER ŞÜPHEYİ DOĞURUR5.324 kelime
- 4 3. BÖLÜM | ALIŞILMIŞIN DIŞINDA BİR KADIN3.393 kelime
- 5 4. BÖLÜM | TOZLU SAYFALARDA KALMIŞ SİLİK BİRİ4.372 kelime
- 6 5. BÖLÜM | GECEME YANSIYAN GÖLGE3.835 kelime
- 7 6. BÖLÜM | AVCUMA İLİŞTİRİLEN NOT4.892 kelime
- 8 7. BÖLÜM | GÜVENSİZLİKLERLE DOLU PLAN4.495 kelime
- 9 8. BÖLÜM | ONU GÖRMEK İSTEMEDİĞİM HÂLDE ONUNLAYIM4.679 kelime
- 10 9. BÖLÜM | KAÇTIĞIM ŞEYE GERİ DÖNÜYORUM4.035 kelime
- 11 10. BÖLÜM | HİÇBİR ZAMAN GÜVENDE DEĞİL2.914 kelime
- 12 11. BÖLÜM | ÇAMURLA KAPLANMIŞ ZAYIF BEDEN3.053 kelime
- 13 12. BÖLÜM | BU KEZ ÖLÜME DAHA YAKIN3.454 kelime
- 14 13. BÖLÜM | HAİNLER NE KADAR YAŞAR?3.693 kelime
- 15 14. BÖLÜM | ÇIĞLIKLARINI SESSİZE ALACAKLAR3.147 kelime
- 16 15. BÖLÜM | GÜVEN YANLIŞ KİŞİDE EĞRETİ DURUR2.109 kelime · Okuduğun bölüm
- 17 16. BÖLÜM| SEN, BEN VE DUVARLARIMIZDAN YIKILAN BİRKAÇ TUĞLA2.191 kelime
- 18 17. BÖLÜM | KAYBEDİLEN HER HİS GERİ GELMEZ3.515 kelime
- 19 18. BÖLÜM | ALDIĞIN YARALAR SENİ AYAKTA TUTAR3.250 kelime
- 20 19. BÖLÜM | İKİLEMLER SARSAR FAKAT DİBE BATIRMAZ2.778 kelime
- 21 20. BÖLÜM | FISILTILAR DUYMAK İSTEDİKLERİNİ SÖYLER2.278 kelime
- 22 21. BÖLÜM | KÜLE DÖNMEDEN ÖNCE SAVAŞLAR HEP GÜRÜLTÜLÜDÜR3.534 kelime
- 23 22. BÖLÜM | BİRBİRİMİZİN TANIDIK HİSLERİYİZ2.258 kelime
- 24 23. BÖLÜM | SANA ALDANDIM, KENDİMİ SUSTURDUM2.203 kelime
- 25 24. BÖLÜM | KOCA BİR GÜRÜLTÜ İÇİNDE UFACIK BİR BEDENİM2.688 kelime
- 26 25. BÖLÜM | YAŞAMADAN ÖLMEK, ÖLMEDEN ÇÜRÜMEK3.136 kelime
- 27 26. BÖLÜM | ONU SADECE AŞK MAĞLUP EDER3.112 kelime
- 28 27. BÖLÜM | YIKTIĞIMIZ TUĞLALARLA DUVARLARIMIZI ONARACAĞIM!2.242 kelime
- 29 28. BÖLÜM | TANIDIK ACILAR DAHA AĞIR GELİR2.478 kelime
- 30 29. BÖLÜM | YENİ BİRİ SENİ HARABEYE DE ÇEVİREBİLİR3.270 kelime
- 31 30. BÖLÜM | AİT OLMAK, BİRİNE KÖRÜ KÖRÜNE BAĞLANMAKTIR2.155 kelime
- 32 31. BÖLÜM | BAZI YÜZLEŞMELERDEN KAÇSAN DA ELBET YAKALANIRSIN2.921 kelime
- 33 32. BÖLÜM | BİR CAN, BAŞKA BİR CANA MI BEDELDİR?3.270 kelime
- 34 33. BÖLÜM | HATALAR, VEDALARI BERABERİNDE GETİRİR2.847 kelime
- 35 34. BÖLÜM | KALP SEVER VE PARÇALARA AYRILIR2.572 kelime
- 36 35. BÖLÜM | GİDERKEN AYDINLIĞI DA BERABERİNDE GÖTÜRDÜ3.146 kelime
- 37 36. BÖLÜM | GERÇEKLER YALANDI, YALANLAR YİNE YALANDI2.383 kelime
- 38 37. BÖLÜM | BAZI KAVUŞMALAR ÖFKE DOLUDUR2.237 kelime
- 39 38. BÖLÜM | DEĞİŞİM YAŞANMIŞLIKLARDAN GELİR2.647 kelime
- 40 39. BÖLÜM | BAZI GÜZEL ANLARIN SONU FELAKET OLABİLİR3.236 kelime
- 41 40. BÖLÜM | BİR KEZ GÜVEN KIRAN HEP DAHA FAZLASINI YAPAR2.518 kelime
- 42 41. BÖLÜM | TEHLİKENİN YAKININDAYSAN O HER ZAMAN SENİ BULUR2.120 kelime
- 43 42. BÖLÜM | GÜÇ, İNSANI İYİLEŞTİRİR VE AYNI ZAMANDA BENLİĞİNİ KAYBETTİRİR2.886 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
"Ben farklı bakmayı da denedim fakat gördüklerim hep aynıydı."
**
Sessizlik gardını indirmeden hâlâ hükmünü sürdürüyordu fakat Demir mağlup olmayı sevmeyen biriydi. Bütün vücudu gerilmişti, görüyordum. Hepimiz ağzından çıkacak birkaç kelimeyi sabırsızlıkla bekledik fakat o, bizi şaşırtıp arkasını döndükten sonra ilerideki konsola doğru ilerledi. Bir çekmeceyi açtı ve içerisinden tanımakta zorlanmadığım zarfı çıkardı. Hayır diyerek başımı birkaç kez sağa sola salladım. Nafileydi, tüm gerçek bir tokat gibi suratıma çarpmış ve beni sarsmıştı. Mektubu hiç vermemişti.
"İşte," dedi zarfı bana uzatırken. Öyle kolay, önemsiz bir şeymiş gibi söylemişti ve bu beni ciddi anlamda daha kötü hissettirmişti. Hissettiklerimin, söylediklerimin, davranışlarımın, amaçlarımın hatta varlığımın bile ne kadar gereksiz olduğunu hissediyordum. Birbirimize karşı olan duvarlarımızın üstünden, birkaç tuğla aldığımızı ve birbirimizi görebilecek kadar indirebildiğimizi düşünmüştüm. Koca bir saçmalıktı. İşte, bu olayda tekrar tuğlaları örmüş ve birbirimize sırtımızı dönmüştük. Bu yüzden asla yaklaşamıyor, sohbet etmeyi bile beceremez hâle geliyorduk. Aslında birbirimize güvenmiyorduk. Bunu çoğu zaman, ikimizinde en iyi bildiği oyunmuş gibi oynadık fakat gerçeği her zaman saklamıştık.
Birkaç damla süzüldü göz pınarlarımdan. Akmasına aldırış etmedim ve buradaki birkaç insanı da. Gerçeği öğrenmek beni elbette ki sarsmıştı. Bu mektubu vermemiş olma ihtimali hiç aklıma gelmemişti. En azından bu iyiliği yapacağını düşünmüştüm ve kendime hep bunu inandırmıştım. Koca bir yanılgı, Demir iyilikten ne anlardı?
"Bu mektubu verdiğine inanmıştım," diyebildim en sonunda. Konuşabildiğime sevinmiştim çünkü kahredici bir sessizlik oluşmuştu ve benim burnumu çekmemden başka bir ses duyulmuyor olması, beni rahatsız etmeye yetmişti.
"Gördüğün gibi, hep o çekmecedeydi."
Tekrar sessizlik.
"Biz gitsek iyi olur," dedi Çağatay ayaklandığında. Herkes aynı anda onu takip etmeye başladığında, birinin öncülük etmesini beklediklerini anlamam zor olmamıştı. Salonda sadece; Demir, Zeren, Ahsen ve ben kalmıştık.
"Sanırım, seninle herhangi bir konuda konuşacak bir şeyim kalmadı," dedi Demir yüzüme bakmadan. Ses tonu sert ve fazlasıyla mesafeliydi. Tıpkı o gece, beni buraya getirdiği zamandaki gibi.
"Demir," diyerek söze girdiğimde elini havaya kaldırarak konuşmamı engelledi. Ben de üstelemedim çünkü bunun bir faydası olmayacaktı.
"Birkaç işim var, akşam yemeği için beni beklemeyin," derken kızlara bakıyordu ve uzun sayılacak bir süre kadar da benimle göz teması kurmadı.
Demir hızlıca evden ayrıldı. Kapılar gürültüyle kapandı ve yine bir sessizlik bize eşlik etti. Kızların bir şeyler söylemesini bekledim. Hatta benimle dalga geçseler bile onlara kızmayacaktım fakat hiçbir şey söylememeleri beni çileden çıkarıyordu. Kimse bir şey söylemiyordu. En azından kimin hatalı olup olmadığını söyleyebilirlerdi ya da Demir'in yaptığının ayıp olduğunu itiraf edebilirlerdi. Benim ise, onunla aramda sır kalacak dediğimiz durumu ifşa etmemin güven problemi olduğunu da söyleyebilirlerdi. Evet, Demir artık bana kesinlikle güvenmeyecekti. Benim her şeyi bir çırpıda söyleyebileceğimi düşünecek ve bana önemli durumları söylememek için özen gösterecekti. Yerimde huzursuzca tepindim.
"Ben odama gidiyorum," dedim ve onların bir şey söylemesine müsade etmeden hızlıca oradan ayrıldım.
Odama girdiğimde içimde garip bir huzursuzluk ve tarif edemeyeceğim bir duygu vardı. Buraya geldiğim ilk geceki huysuz Eliz olsaydım eğer, kesinlikle Demir'in bana olan bu tavrına takılmazdım bile. Hatta benimle muhattap olmayacağı ve beni oradan oraya çekiştirmeyeceği için gayet keyifli olurdum fakat şu an böyle hissetmiyordum. Ben artık Tiazza'yı kabullenmiştim. Dışarıda bir hayatım olmayacaktı çünkü zaten orada bir ölüydüm. Burada ise yaşıyordum. Bazı tehlikeli durumların içinde kalmış olsam bile, dışarıda belki de bunların on katı olacaktı. Bu yüzden benim için en iyi yer Tiazza'ydı. Artık hoşlanmadığım durumlar yüzünden mızmızlanmıyor, durumu olduğu gibi kabul etmeye çalışıyordum. Demir'e alışmıştım. Onun bazı zamanlardaki çekilmez huylarına bile alışmıştım. Öfkesi korkutucu gelmiyordu mesela. Sinirlendiğinde yüzüme diktiği soğuk maviler de beni ürkütmüyordu. Hayatımın belli bir parçasında artık yer alıyordu. Beni koruduğunu biliyordum ve şimdi benimle konuşacak herhangi bir şeyin olmadığını söylüyordu. Bunu kesinlikle reddetmek zorundaydım. Evet, istemediği bir göreve tabii tutulmuştu. Amcası ona, beni buraya getirdiğinden kaynaklı onun sorumluluğunda olduğumu söylüyordu. Demir bu bakıcılık işini sevmese de ona karşı çıkamıyordu. Benden sıkılmış olabilirdi onu anlıyordum fakat benim değiştiğimi gördüğü hâlde, bunları söylemesini gerçekçi bulmuyordum.
Aslında mektubu vermemek doğruydu. Deniz'e yapılanları düşündüğümde, Demir doğru olanı yapmıştı. Ben her şeyi anlattığımda Demir'in mektubu vermiş olduğunu açıklaması onun ölümüne neden olacaktı. Bir bakıma bunun için seviniyordum fakat ailemin hâlâ ölü olduğumu bilmesi, beni içten içe kahrediyordu. Bu olayda olgun düşünmeli ve ona göre tepki vermeliydim. Beni sonuca götüren durum da, Demir'in haklı olmasıydı. Onu tehlikeye atmamak en doğrusuydu. Ne kadar üzülsem de bunu kabul etmek zorundaydım, aptallık yapmıştım.
Bu durumu telafi etmeli ve tuğlaları tekrar geri indirmeliydik.
**
Olayın üstesinden neredeyse bir hafta geçmişti fakat ben Demir'le konuşamamıştım bile. Birkaç gün zaten eve gelmemişti. Sabahları kahvaltıda ve gece salonda onu bekledim. Kafeye gittim, bara gittim ve hatta ofise bile. Hiçbir yerde onu bulamadım, yoktu. Sadece iki kez eve gelmişti ve o zamanlarda da benimle konuşmayı kesinlikle reddetmişti. Ben üstelediğimde de, yine o soğuk ve bana karşı hiçbir duygu beslemeyen mavilerle karşılaşmıştım. Bu kez ciddiyetle yaklaşacaktım ve onunla konuşacaktım. Konuşmalıydım. Kızlar akıl sağlığımı kaybetmiş olacağımı düşünmüşlerdi. Neden bu kadar takıldığımı ve eskiden olsa Demir'in benimle konuşmama fikrinin benim için sevindirici bir haber olduğunu söylemişlerdi. Cevabı ben de bilmiyordum. Sadece benimle konuşmuyor olması, kendimi kötü hissettiriyordu. İki cümleyi bir araya zor getiriyorduk fakat birbirimizi biraz zorlasak daha fazla sohbet edeceğimizi biliyordum ve onunla konuşmak istiyordum.
Salona girdiğimde onu gördüm. Kahvaltı masasında. Zeren'in beni ısrarla çağırmasının nedenini şimdi anlıyordum. Onun geldiğini söylese çoktan hazırlanıp aşağıya inmiş olacaktım. Gece onu beklerken uykusuz kalmıştım ve bu sabah çok zor uyanmıştım.
Altımdaki kadife eteği elimle düzelttim ve temkinli adımlarla masaya ilerledim. Ahsen'in yüzü beni gördüğünde aydınlandı. Kocaman gülümserken yemeğini yemeye devam ediyordu.
Sandalyeye oturduğumda "Günaydınnnn," dedim sesimi sevecen tutarak. Üzgün olduğumu belli etmemek adına büyük çaba göstermiştim. Üstümdeki şaşkın bakışları seziyordum. Kızların kafasının karıştığına emindim ve bu sefer gerçekten delirdiğimi düşüneceklerdi. Bugüne kadar resmen üzüntüden helak olmuştum çünkü Demir'in onca çabasına rağmen, ona yanlış yaptığımın farkındaydım. Ahsen ne kadar ondan hoşlandığımı düşünse de ben sadece gönlünü almak istiyordum. Evet, böyle düşünüyordum.
Demir onunla konuşmaya çalışmaktan vazgeçmiş olduğumu düşünmüş olacak ki, "Bugün ne yapıyorsun Kaçak?" diye söze girdi. Gardını mı indiriyordu? Hani onunla konuşacak bir şeyimiz kalmamıştı? İşte bu kadar basitti! Peşinden koş ve pes etmiş gibi yap, sonra zaten sana dönüyorlardı.
"Neden sordun?" diye sordum tabağımdakileri iştahla yerken. Yüzüne bakmama sırası bendeydi. Nasıl hissettiriyordu?
"Yüzüme bak," diyerek emretti. Yine bir sessizlik oldu. Alay edermiş gibi gülümsedim ve elimdeki çatalı tabağıma gürültüyle bıraktım. Yine bir tartışmanın eşiğindeydik.
"Senin gibi davranıyorum, nasıl? Beğendin mi?"
Dişlerini gıcırdattı. "Burada sana doğru adım atıyorum, sen bir adım geri kaçıyorsun. İstersen bu tartışmayı sonuna kadar sürdürelim."
"Konuşacak bir şeyimizin kalmadığını söyleyen sendin."
"Şimdi de konuşalım diyorum."
"Dengesiz misin sen?" diye aniden soluduğumda gözlerini kocaman açtı.
"Gerçekten çekilmez bir insansın. Başıma gelen bir belasın. Nerede günah işledim, hangi masumun hakkına girdim diye düşünüyorum."
Ona verebilecek bir sürü cevabım vardı fakat sustum. Demir yemeğini yerken kollarımı bağladım ve bakışlarımı ona diktim. Rahatsız olmasını bekledim fakat hiç öyle görünmüyordu. Aynı davranışı o bana yapsa asla yemek yiyemezdim.
Sonunda pes edip peçeteyle ağzını sildikten sonra bir anda bana baktığında, ben de ona bakmayı sürdürdüm. Kızlar pür dikkat bizi izliyorlardı ve çıt çıkarmıyorlardı.
"Yürüyüş yoluna gidip biraz konuşalım mı?" diye sorduğunda cevap vermek için bekledim ve gözlerinde birkaç duygu aradım. En azından benimle uzlaşmak isteyecek kadar hayatında bir öneme sahip olabileceğimi düşündüm.
Sadece kafamı salladığımda, sandalyesini itip ayağa kalktı. Tam kalkacağım sırada, "Öncesinde birkaç işim var. Ben seni almaya gelirim," dediğinde geri yerime sabitlendim.
Kızlarla vedalaştıktan sonra gözden kayboldu. Tekrar yemeğime odaklandım fakat bir şey yiyemedim. Sanki bu konuşma beni tıka basa doyurmaya yetmişti.
Konuşurken birbirimizi parçalayacak dereceye geliyorduk. Bir şeyleri anlatmayı kesinlikle beceremiyorduk ve bu yüzden normal zamanlarda yan yana geldiğimizde susup oturmayı tercih ediyorduk. Geçmişi düşündüğümde pek bir sohbetimizin olduğunu hatırlamıyordum. Birkaç atışma, emirler yağdırma, uysal anımıza denk gelen ufak tefek sohbetler, kendimizden ödün verip hayatımızla ilgili anlattığımız bilgiler, kavgalar ve bakışmalar. Bunlardan ibarettik ve fazlası yoktu. Demir kapalı kutuydu ya da bana karşı öyleydi. Deniz'e gülümserken görmüştüm, ablasına olan merhametini, arkadaşlarına olan bağı ve hatta küçük ElifNaz'a bile sevgiyle bakıyordu. Peki ya ben? Bana karşı bir tek ketumluğu vardı. Beni onlar kadar tanımadığı ve ona başta zorluk çıkardığım için böyle davrandığını hissediyordum. Belki de beni bir lanet olarak görüyordu. Büyük ihtimalle öyle olmalıydı ama beni gerçekten önemsiz görse, bugün benimle konuşmak istemezdi diye düşünmeden edemiyordum.
Demir, dışarıdan gerçekten kaba ve sert duruyordu. Bakışları kendinizi küçük hissettirebilirdi fakat ben alışmıştım. Onunla aramızdaki bu saçma sapan atışmayı sonlandırmak ve birbirini anlayan iki insana dönüşmek istiyordum. Onun evinde kalıyordum ve başka bir yerde kalma iznim yoktu. Demir'le aramı düzeltmek, Tiazza'daki günlerimi kolaylıkla geçirmemi sağlardı çünkü en çok gördüğüm yüz, onun yüzüydü.
"Demir'i böyle gördüğüm nadir anlardan birine tanıklık ediyorum," diye söze girdi Zeren. Ardından gözleri benimkilere değdi. "Senin için endişeleniyor olmalı."
İtirafı karşısında kaşlarım hayretle yukarı kalktı. Ondan duymayı beklemediğim sözleri söylemişti.
"Öyle mi?" diye sorabildim sadece. Nedense utanmıştım ve yemeyeceğimden emin olduğum birkaç yiyecekle oyalanmaya çalışıyordum.
"Başta senden nefret ediyordu. Seninle uğraşmak hiç istemiyordu. Demekki alışmış," dediğinde Zeren'in de benim kadar şaşkın olduğunu görebilmiştim.
"Gün geçtikçe birbirimize alıştık demek ki."
"Muhtemelen," dedi düz bir sesle. Bu durumdan hoşlanmamışa benziyordu.
"Bir kahve yapalım mı?" diye sordu Ahsen ortamdaki gergin havayı atmaya çalışarak. Nihayet sesini duyabilmiştim. Hemen başımla onay verdim. Bu sabah yaşananları ancak kahveyle yatıştırabilirdim.
"Benim ElifNaz'a bakmam gerek, beni es geçin. Banyo vakti geldi. Masayı toplayabilir misiniz?" dedi Zeren ayağa kalkarken.
Ahsen hızla başını salladı. "Elbette."
Ben masayı toplarken Ahsen kahvelerimizi hazırlamıştı. Mis gibi kahve kokusu ciğerlerimi doldurdu. Fincanımı bana uzattığında, birlikte bahçeye bakan büyük camın önüne geçtik. Yağmur yağıyordu ve rüzgâr şiddetli görünüyordu. Ağaçların dalları hiddetle sallanıyordu. Dışarıdan gelen bir uğultu vardı.
"Yakında kar yağar, havalar baya kötüleşti."
Kahvemden bir yudum alırken "evet," diyerek cevap verdim.
"Eliz," dediğinde bakışlarımı ona çevirdim. Gülüyordu. Ne diyeceğini anladığımda kafamı iki yana salladım.
"Yine başlama Ahsen," diye uyardığımda daha çok güldü.
"Ama bir dinle," diye tekrar söze girdi ve kahvesinden koca bir yudum aldı. "Geldiğim günden bugüne olan zamanı düşünüyorum da, çok büyük fark var. Başta birbirinizi öldürecek gibiydiniz, Demir seninle ilgilenmezdi. Tamam vakit geçirmen için güzellikler yaptığı doğru fakat bunları kendine mecbur görmüş olmalı çünkü seni buraya getiren o. Diyeceğim o ki, bir şeyler değişmiş. Belli ki senin için de öyle. Bu dışarıdan böyle görünüyor."
"İki insan zamanla birbirine alışabilir," diyerek hemen cevabımı verdim.
"Ve birbirinden hoşlanabilirler," diye eklediğinde ona gözlerimi diktim.
"Bunu aklıma sokan sensin," dediğimde sesim bir miktar sert çıkmıştı. Hemen kendimi toparladım. "Sadece, Demir bana bir şans verdi ve yeni bir hayat sağladı. Kendi başıma belki de bunları elde edemeyecektim, bilmiyorum ama böyle rahat olamayacağımdan eminim. Ona haksızlık ettiğimi düşündüm ve bu durumu düzeltmek istedim. Olan, bu. Ne kadar inkâr etmiş olsam da Demir artık hayatımın bir parçası."
Ahsen kafasını iki yana salladı. "Bana ne kadar kızsan da söyleyeceğim. Sen böyle hissetsen de, Demir bazı durumlar için kendini frenliyor. Bunu gayet iyi görebiliyorum. Bu yüzden sert ve kaba durmaya çalışıyor. Bak, sen hemen konuşmamayı seçip kendinden emin durunca nasıl da yelkenleri suya indirdi? Çünkü rol yapıyor."
"Bilmiyorum ve bunu şu an düşünmek istemiyorum çünkü istediğim apayrı bir şey,"
"Nasıl yani?" diye sordu hemen.
"Sadece Demir'le aramın iyi olmasını istiyorum. Benden bir şeyler saklıyor, benim hakkımda benden fazla şey biliyor. Bir gün bana açılmasını bekliyorum."
Anlamış şekilde kafasını salladı. Yağmur şiddetini azalttığında Demir arabasıyla evin bahçesine yaklaşmıştı. Arabadan indiğinde beni gördü ve bana gelmem için işaret etti.
"Beni çağırıyor," dedim ve elimdeki fincanı Ahsen'e uzattım.
Gülümsedi ve "geldiğinde konuşalım," demeyi ihmal etmeden beni dış kapıya kadar yolcu etti. Ayağımdaki çizmelerimle ve peluş kabanımla soğuğa karşı meydan okuyabilirdim fakat altımdaki eteğim buna izin verecekmiş gibi görünmüyordu. Değiştirmeye zaman yoktu.
Dışarı çıkıp hızlıca arabaya bindim. Bakışları gözlerimdeydi ardından bacaklarıma indi.
"Böyle mi geleceksin? Hava çok soğuk, istersen değiştir."
"İyiyim ben," dedim fakat titriyordum. Gülümsemesini zar zor bastırdı. Komik göründüğümü biliyordum. Klimayı çalıştırdığında ona teşekkür etmekten vazgeçtim.
Birkaç dakika sonra vücudum ısınmıştı. "Nereye gidiyoruz?" diye sordum merakla.
"Tepeye çıkarız diye düşünmüştüm ama vazgeçtim. Çok yağmur yağdı, her yer çamurdur şimdi."
"Tamam, peki nereye gidiyoruz?" diye tekrar sorduğumda bakışlarını çevirip sabırla bana baktı.
"Seni dışarıda bir sahile götürmeyi planlıyorum. Hemen yanında küçük bir kafesi de var. Sıcak bir mekan, yaşlı bir çiftin yeri," dediğinde ona inanamayarak baktım. Duyduklarım doğru muydu? Tiazza'dan dışarı mı çıkacaktık?
"Doğru mu söylüyorsun? Benimle alay mı ediyorsun?"
"Elbette hayır. Bunu neden yapayım? Değişiklik olur diye düşündüm. Kaçmaya çalışmazsın değil mi?"
"Saçmalama!" diyerek anında karşılık verdim. Şaşkınlığım ağır basmasa bu dediğine kahkaha bile atabilirdim. "Hani dışarı çıkmak yasaktı?"
"Yanında ben varken yasak yok."
Kendimi şanslı hissettim. Heyecandan içimdeki kıpırtıya engel olamadım ve ellerimi küçük bir çocuk gibi çırptım.
"Kimliğin yanında mı?" diye sordu hemen.
"Evet," dedim ve çantamdan kimliğimi çıkarıp ona verdim.
Tiazza'nın o bildiğim güvenlik kapısına geldiğimizde nefesimi tuttum. Bunun gerçekten olduğuna inanamıyordum. Demir kimliklerimizi güvenliğe uzattı ve kapılar gürültüyle açıldı. Heyecandan neredeyse bayılacaktım.
Kapılar açıldıktan sonra Demir hızlıca arabasını sürdü. Hiç unutmadığım Tiazza tabelalarını geçtik. Gözümün önünden gitmeyen ve bir defa geçmiş olsam bile aklıma kazınan sokakları tek tek geride bıraktık ve işte, dışarıdaydık. Kendimi anında başka bir dünyadaymış gibi hissettim ve kendimi gülümserken buldum.
Demir'e bunun için ayrıca teşekkür etmeliydim.
**
Bölüm etkileşimi
