17. BÖLÜM | KAYBEDİLEN HER HİS GERİ GELMEZ

Vaveyla Yazarı: A G

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 43Şu an: 17. BÖLÜM | KAYBEDİLEN HER HİS GERİ GELMEZ
  1. 1 TANITIM | BİLGİ191 kelime
  2. 2 1. BÖLÜM | TİAZZA’YA HOŞ GELDİN KAÇAK!1.779 kelime
  3. 3 2. BÖLÜM | ŞÜPHE BİR DİĞER ŞÜPHEYİ DOĞURUR5.324 kelime
  4. 4 3. BÖLÜM | ALIŞILMIŞIN DIŞINDA BİR KADIN3.393 kelime
  5. 5 4. BÖLÜM | TOZLU SAYFALARDA KALMIŞ SİLİK BİRİ4.372 kelime
  6. 6 5. BÖLÜM | GECEME YANSIYAN GÖLGE3.835 kelime
  7. 7 6. BÖLÜM | AVCUMA İLİŞTİRİLEN NOT4.892 kelime
  8. 8 7. BÖLÜM | GÜVENSİZLİKLERLE DOLU PLAN4.495 kelime
  9. 9 8. BÖLÜM | ONU GÖRMEK İSTEMEDİĞİM HÂLDE ONUNLAYIM4.679 kelime
  10. 10 9. BÖLÜM | KAÇTIĞIM ŞEYE GERİ DÖNÜYORUM4.035 kelime
  11. 11 10. BÖLÜM | HİÇBİR ZAMAN GÜVENDE DEĞİL2.914 kelime
  12. 12 11. BÖLÜM | ÇAMURLA KAPLANMIŞ ZAYIF BEDEN3.053 kelime
  13. 13 12. BÖLÜM | BU KEZ ÖLÜME DAHA YAKIN3.454 kelime
  14. 14 13. BÖLÜM | HAİNLER NE KADAR YAŞAR?3.693 kelime
  15. 15 14. BÖLÜM | ÇIĞLIKLARINI SESSİZE ALACAKLAR3.147 kelime
  16. 16 15. BÖLÜM | GÜVEN YANLIŞ KİŞİDE EĞRETİ DURUR2.109 kelime
  17. 17 16. BÖLÜM| SEN, BEN VE DUVARLARIMIZDAN YIKILAN BİRKAÇ TUĞLA2.191 kelime
  18. 18 17. BÖLÜM | KAYBEDİLEN HER HİS GERİ GELMEZ3.515 kelime · Okuduğun bölüm
  19. 19 18. BÖLÜM | ALDIĞIN YARALAR SENİ AYAKTA TUTAR3.250 kelime
  20. 20 19. BÖLÜM | İKİLEMLER SARSAR FAKAT DİBE BATIRMAZ2.778 kelime
  21. 21 20. BÖLÜM | FISILTILAR DUYMAK İSTEDİKLERİNİ SÖYLER2.278 kelime
  22. 22 21. BÖLÜM | KÜLE DÖNMEDEN ÖNCE SAVAŞLAR HEP GÜRÜLTÜLÜDÜR3.534 kelime
  23. 23 22. BÖLÜM | BİRBİRİMİZİN TANIDIK HİSLERİYİZ2.258 kelime
  24. 24 23. BÖLÜM | SANA ALDANDIM, KENDİMİ SUSTURDUM2.203 kelime
  25. 25 24. BÖLÜM | KOCA BİR GÜRÜLTÜ İÇİNDE UFACIK BİR BEDENİM2.688 kelime
  26. 26 25. BÖLÜM | YAŞAMADAN ÖLMEK, ÖLMEDEN ÇÜRÜMEK3.136 kelime
  27. 27 26. BÖLÜM | ONU SADECE AŞK MAĞLUP EDER3.112 kelime
  28. 28 27. BÖLÜM | YIKTIĞIMIZ TUĞLALARLA DUVARLARIMIZI ONARACAĞIM!2.242 kelime
  29. 29 28. BÖLÜM | TANIDIK ACILAR DAHA AĞIR GELİR2.478 kelime
  30. 30 29. BÖLÜM | YENİ BİRİ SENİ HARABEYE DE ÇEVİREBİLİR3.270 kelime
  31. 31 30. BÖLÜM | AİT OLMAK, BİRİNE KÖRÜ KÖRÜNE BAĞLANMAKTIR2.155 kelime
  32. 32 31. BÖLÜM | BAZI YÜZLEŞMELERDEN KAÇSAN DA ELBET YAKALANIRSIN2.921 kelime
  33. 33 32. BÖLÜM | BİR CAN, BAŞKA BİR CANA MI BEDELDİR?3.270 kelime
  34. 34 33. BÖLÜM | HATALAR, VEDALARI BERABERİNDE GETİRİR2.847 kelime
  35. 35 34. BÖLÜM | KALP SEVER VE PARÇALARA AYRILIR2.572 kelime
  36. 36 35. BÖLÜM | GİDERKEN AYDINLIĞI DA BERABERİNDE GÖTÜRDÜ3.146 kelime
  37. 37 36. BÖLÜM | GERÇEKLER YALANDI, YALANLAR YİNE YALANDI2.383 kelime
  38. 38 37. BÖLÜM | BAZI KAVUŞMALAR ÖFKE DOLUDUR2.237 kelime
  39. 39 38. BÖLÜM | DEĞİŞİM YAŞANMIŞLIKLARDAN GELİR2.647 kelime
  40. 40 39. BÖLÜM | BAZI GÜZEL ANLARIN SONU FELAKET OLABİLİR3.236 kelime
  41. 41 40. BÖLÜM | BİR KEZ GÜVEN KIRAN HEP DAHA FAZLASINI YAPAR2.518 kelime
  42. 42 41. BÖLÜM | TEHLİKENİN YAKININDAYSAN O HER ZAMAN SENİ BULUR2.120 kelime
  43. 43 42. BÖLÜM | GÜÇ, İNSANI İYİLEŞTİRİR VE AYNI ZAMANDA BENLİĞİNİ KAYBETTİRİR2.886 kelime

"Sen hüzünlüsün diye, dünya durup sana yol vermeyecek."

**

Ertesi gün suratıma takındığım, sahte fakat gerçekçi olduğunu bildiğim yüz ifademle girdim salona. Zeze kahvaltı hazırlıyordu ve Elif Naz'ı mama sandalyesine oturtmuştu. Ona doğru ilerlerken Ahsen'in bir anda kolunu boynuma dolamasıyla irkildim.

"Naber Kaçak? Nerelerdeydin?"

Bir anda Demir'i hatırladığım için suratımı buruşturdum. Ahsen bundan rahatsız olmuş gibi görünürken aniden neden öyle tepki verdiğimi anladığı için kıkırdadı.

"Seni her nereye götürdüyse keyifli geçmemiş anlaşılan."

Kafamı hayır anlamında iki yana salladım. "Öyle değil."

Birkaç bir şey anlatacağım sırada kapının zili çaldı ve kelimelerim olduğu yerde kaldı. "Önce kapıya bakayım."

O, Zeze'ye ilerlerken ben de kimin geldiğine bakmak için dış kapıya ilerledim. Kapıyı açtığımda Demir karşımdaydı. Gelmeyeceğini söylediğini hatırlıyordum.

"Neden geldin?" diye sorduğumda yorgun bakışlarını suratımda gezdirdi.

"Burası benim evim," dediğinde tiksinç bir yüz ifadesiyle ona baktım.

"Aksini iddia eden yok elbette! Gelmeyeceğini söylemiştin, bu yüzden sordum."

"Şimdi de buradayım Kaçak?"

Gözlerimi devirip geri salona girdim. Demek ki düşüncelerimde yanılmıştım. Onunla sohbet edemez ya da herhangi bir sorunumu çözmesini bekleyemezdim. O ismini gerçekten taşıyordu. Kesinlikle ona karşı bir adım atmayacaktım. Eğer bu mesafeyi istiyorsa, ona istediğini verecektim.

Hep birlikte kahvaltıya geçtik ve her zamanki gibi sessizlik hakimdi. Bu sessizlikten gerçekten nefret ediyordum çünkü düşüncelerle boğuşuyordum. Kafamdaki sesleri biraz olsun susturmam için birileriyle konuşmam gerekiyordu.

"Ahsen senin mesleğin neydi?" diye sordu Demir ona bakarken.

Ahsen ağzındaki lokmayı gürültüyle yuttu ve "Hemşireyim," diye cevap verdi tiz bir sesle. Çayından yudum alırken sesini düzeltmeye çalışıyordu.

"Biliyordum fakat emin olmak için sordum," dedi Demir ve elindeki çatal, bıçağı bırakıp ciddiyetle Ahsen'e baktı. "Küçük bir ofis var. Orayı senin için toparlatıyorum. Yapabilir misin? Elbette büyük hastalıklarla ilgilenemezsin fakat grip, ateş gibi hastalıklarla ilgilenebilirsen iyi olur. İlaçlar hakkında da bilgin var mıydı?"

"Farmakoloji dersi almıştım." Ahsen de artık ciddiydi.

"Yaptığın işin karşılığını alacaksın, merak etme," diye ekledi Demir. Ahsen gerçekten ciddi duruyordu ve tek kaşını kaldırarak ona bakıyordu. Belki de onu bu kadar ciddi ilk kez görüyor olabilirdim.

"Ne gibi?" diye sordu hemen ve kollarını göğsünde bağladı.

Demir derin bir nefes aldı. "İleride buradan çıktığında, hayatını kurabilecek kadar paraya sahip olacaksın."

Kaşlarımı çattım ve duyduklarımın doğru olup olmadığını öğrenmek için bir daha duymam gerekiyordu.

"Buradan çıktığında ne demek?" diye sordum merakla fakat benim sorumu bile cevaplamadan masadan kalktı.

"Afiyet olsun."

Yok sayılmak bir süre sonra can sıkıcı oluyordu. Ellerimle yüzümü ovuşturdum. Gerçekten sinirleniyordum. Dün Demir'le gittiğimiz yeri, onun yakın tavırlarını kendi kafamdan uydurmuş olamazdım. Nasıl bir anda bu kadar değişebiliyordu?

"Bazı durumlarda Tiazza'dan çıkılabiliyor Eliz. Sonuçta burası ayrı bir dünya değil ve kalmak istemeyen kişi araştırılıyor, eğer zararsız biriyse zaten gitmesine izin veriliyor. Sorunun cevabını ben sana anlatmış olayım," dedi Zeren ve bakışlarımı ona çevirdim. Anlayışla bana bakıyordu.

"Pekâla ben gerçekten kalmak istemiyorum," diyerek öfkeyle soludum. İşte! Başa dönmüştük.

Zeren umutsuzca gülümsedi. "Peki nereye gideceksin?"

Beni maalesef ki, yürüdüğüm yolda tökezleten soru buydu. Cevabı yoktu ve ben bu yüzden olduğum yerde kalıyordum.

"Aklıma gelmişken," diye söze başladım. "Benim geldiğim gecenin ertesi günü olması gerek. Haberlerde benim ölümüm göründü. Kız yakılarak öldürülmüş. Sizlerin payı var mı bunda?"

Zeren başta cevaplayıp cevaplamamak arasında kaldı fakat ardından pes etti. "Anıl'ın işi. Kız sana çok benziyordu ve izini kaybettirmek için böyle bir şey yapıldı. Kıyafetlerin ona giydirildi falan. Kız bize ihanet etmişti ve bu durum kullanıldı."

Tüylerim ürperdi. Yakılarak öldürülmesinin sebebi, beni o kızdan ayıran farklılıkların ortadan kaldırmak istenmesiydi.

Kafamı iki yana salladım. "Anıl neden böyle?"

"Küçükken babasından hep şiddet görmüş. Aklının alamayacağı şeyler. Altay amcam onu çok küçükken buraya getirdi ve küçüklüğünden beri bizimle. Yaşadıkları yüzünden psikolojisi bozuk büyüdü. Bu yüzden hata yapan insanı affetmez ve gerekeni kendi yapmak ister."

Yaşadıkları yüzünden üzgündüm fakat yaptıkları çok korkunçtu. Sırf onun işkence yöntemleri yüzünden hareketlerime daha da dikkat etmeye çalışıyordum.

Zeren'in dili çözülmüştü sanki ve sorduğum her soruyu cevapladığı için usanmadan yeni sorumu yöneltiyordum. Aklıma takılan soruların cevaplanmaya ihtiyacı vardı.

"Demir bana evin önündeki garajın sana ait olduğunu fakat artık kullanmadığını söyledi. Demir gösterdiği zaman, toz içinde ve terk edilmiş hâldeydi. Bir anda oraya sahiplenmiş gibi oldum fakat iyi vakit geçirdiğim bir yer. Hatta sen geçen gün Ahsen'le bizim yanımıza geldiğinde sana neden sormadım, bunu düşünüyorum."

Derin bir nefes alıp gözlerini kapattı ve tekrar açtığında gözleri yaşla dolmuştu. Sorduğum sorudan anında pişman oldum.

"Özür dilerim, cevaplamasan daha iyi olacak."

Kafasını iki yana salladı. "Birileriyle konuşmak iyi gelecektir çünkü ben de içimde savaşıyorum. Öyle her zaman konuşmadığıma ya da dengesiz tavırlarıma bakmayın, ben içimde koca bir savaşın ortasındayım," diyerek başladığında söyleyeceklerinin bizi mahvedip gözyaşlarına boğacağından emindim.

"Bir adama aşıktım. Ailesini bırakıp burada yaşamak istedi. Ben, beni sevdiğinden dolayı zannetmiştim fakat öyle değildi. Bizim düşmanlarımız var. Biz nasıl bu bölgedeysek onlar da farklı bir bölgede. Biz bu şehirde tek olmak istiyoruz, onlarda aynısını istiyorlar. Bu yüzden birbirine düşman iki bölge var." Derin bir nefesin ardından devam etti. "Evlendik ve bir bebek dünyaya getirdim. Aşık olduğum adam meğer bana karşı hiçbir duygu beslemiyormuş, her şey planın bir parçasıymış. O dönem sadece bebeğime adadım kendimi fakat onu benden kopardı. Ofisin arkasındaki gölde boğdu. Gözünü kırpmadan, sanki ondan bir parça değilmiş gibi."

"Ne?" dedik Ahsen'le aynı anda. Ellerimin titremesine engel olamadım. Duyduklarımı sindirebilecek miydim emin değildim. Boğazıma koca bir yumru oturdu.

Zeren bakışlarını bana çevirdi. Gözyaşları durmaksızın akıyordu. "Senin gelişinden kısa bir süre önce yaşadım bunları. Beni evsiz ve aklını kaybetmiş gibi görmen bu yüzden." Ardından Elif Naz'ın minik elini tuttu. "O, tekrar hayata dönmem için bana gönderilmiş olmalı."

Ahsen benden daha duygusal olduğu için çoktan ağlamaya başlamıştı bile. Öyle ağlıyordu ki artık ağlayışı hıçkırığa dönüşmüştü. "İyi ki varsın Zeze!" diyebildi gözyaşlarının arasında. Gülümsemekle yetindim. Ona sarılabilir miydim bilmiyorum ama bunu yapmak isterdim. Cesaret edemedim ve yerime sabitlendim. Yakın olmayı dilesem de aramızda görünmeyen bir set vardı ve bu beni ondan uzak tutuyordu.

"O adam," dedim endişeyle. "Yaşıyor mu?"

Usulca kafasını salladı. "Yaşıyor, izini kaybettirdi yoksa Demir ona bu yaptığının bedelini ödetirdi. O da benim kadar etkilendi. Demir'i ağlarken gördüğüm nadir anlardan biriydi."

Demir'in bana neden göle yaklaşma dediğini ve neden oraya üzgün baktığını şimdi daha iyi anlıyordum. Daha fazla soru sormaktan kaçındım.

Zeren elinin tersiyle gözyaşlarını sildi. "Aman, ne sulu göz çıktık yahu!"

İkisi şimdi kıkırdıyordu. Zeren bana gülümsedi. Bu gülümsemenin anlamını biliyordum. Bir uzaklık vardı fakat aynı zamanda da bir yakınlık söz konusuydu. İkilemdeydik ve bunu atlatamıyorduk. Anlaşılan, dertleşsek bile aramızda her zaman bir mesafe olacaktı.

Birlikte ortalığı topladıktan sonra Zeze ortadan kayboldu ve ben Ahsen'le salonda kaldım. Televizyonda birkaç kanalı karıştırıyor ve ağzındaki sakızı patlata patlata çiğniyordu.

"Ne kadar sıkıcı bir gün!" dedi televizyonu kapatıp kafasını geriye atarak.

"Her zaman olduğu gibi," diyerek karşılık verdim. Bana gözlerini devirdi.

"Abartma balım, güzel vakit geçirdiğimiz zamanlar oldu. Hatta sen garajda bayağı bir eğleniyorsun. Ayrıca dün de güzel vakit geçirmiş olmalısın," derken kıkırdıyordu ve aklına binbir türlü olayın geldiğine yemin edebilirdim. "Ne yaptınız? Nereye gittiniz?"

"Tüm gün bunu düşündün, değil mi?"

Kafasını anında aşağı yukarı salladı ve yüz ifadesini ciddi tuttuğunda kahkahamı patlattım.

"Çok güzel bir sahile gittik," diyerek söze başladığımda koltuğa yüz üstü uzandı ve avuç içlerini yanağına, dirseklerini koltuğa bastırdıktan sonra sakızını patlatarak beni dinlemeye koyuldu. "Bir ailenin evi, evinin yanında da nostaljik bir kafe vardı. Tüm gün oradaydık ve konuşmaya epeyce vaktimiz oldu. Yaptığım eşeklik yüzünden özür bile diledim."

Kaşları hayretle yukarı kalktı ve dudakları aralandı. "Ciddi misin?"

Anında kafamı salladım. "Demir beni ne tersledi ne de uzak kaldı. Aksine cana yakındı ve normalden fazla sohbet ediyordu. Ne olduysa Tiazza'ya girince eski haline döndü. Yine terslemeye ve uzak durmaya başladı. Tüm olanları uydurduğumu düşünmeme çok az kaldı," diyerek sözümü bitirdiğimde koltukta doğruldu. Yüzü yine ciddiydi.

"Sana söylemiştim, kendisini frenliyor. Bu dediğimi sana aşık, senden hoşlanıyor gibi düşünme. Onu demek istemiyorum tabii ki de. Seni tanımıyor fakat sana yakın olabileceğini gördü. Seninle sohbet edebiliyor ya da vakit geçirmeyi seviyor olabilir ama onun bir görevi var. Böyle büyük bir bölgeyi yönetenlerden ve takınması gereken tavrı biliyor. Sen sadece burada yaşayan ve onun sorumluluğunda olan birisin, o ise amcasına hesap vermesi gereken biri."

Anlayarak kafamı salladım. "Yine de bunu bilerek yaşasam iyi olur. Ona güvenmeye çalışıyorum. Ondan başkasının güvenliğimi sağlamayacağını biliyorum ve bunu riske atmak istemiyorum. Bu yüzden aramızdaki sohbet bundan ileriye gitmemeli."

"Bazen ben de senin yerine sinirleniyorum Eliz. Sınır çizecekken sana bayağı kötü davranıyor. İlginç biri," dediğinde gözlerimi devirdim. Gerçekten öyleydi ve bunu umursamamam gerektiğini kendime hatırlattım. Başka ne yapabilirdim? Konuşup çözülecek gibi durmuyordu.

Bir anda aklına bir şey gelmiş gibi endişeli bir şekilde yerinde tepindi. "Bana bahsettiği ofis yüzünden kaldığım yeri değiştirmez umarım. Şöyle bir baktığımda Tiazza'da herkesin kendi kaldığı bir ev var. Ben aslında burada fazlalık oluyorum. Yerimi değiştirir mi? Hayır, değiştirmesin!"

"Sanmam," diyerek cevap verdiğimde rahatlamış şekilde elini kalbine koydu. "Çünkü Elif Naz var. Seni kardeşinden ayıracak kadar kalpsiz değildir diye düşünüyorum. Ayrıca ikimizin iyi anlaştığının farkında olmalı."

"Ben de öyle düşünüyorum," dediğinde kalpsiz olabilme ihtimali beni düşündürse de bunu yapmayacağına inanmak istiyordum.

"Bir film izleyelim, kafamız dağılır."

Kenarda duran dvd kutusunu karıştırıp dikkatini çeken romantik bir filmde karar kıldı. Benim pek dikkatimi çekmese de ona eşlik ettim.

**

Filmin sonunda suratımı buruşturarak koltuktan kalktım. Ahsen hüngür hüngür ağlıyor, kucağında dev bir peçete yığınıyla bağdaş kurmuş oturuyordu. Benim ağlamadığım durumlara ağladığı için fazlasıyla duygusal olduğunun farkındaydım. Normalde kendimi her şeye ağlayan, çıt kırıldım biri sanırdım.

"Bu sonu nasıl atlatacağım?" diye sorarken gözyaşlarını siliyordu. Bu haline gülmemek için kendimi zor tuttum aksi hâlde bu ona yaptığım bir terbiyesizlik olurdu çünkü gerçekten etkilenmiş görünüyordu.

Erkeğin öldüğü, kızın ise erkeğin hayattayken ona tavsiye ettiği birkaç şeyi yapmasıyla bitiyordu film. Çok duygusal bir anımda olsaydım ağlayabilirdim ama kafam çok meşgulken filmden etkilenememiştim.

Ahsen sulu gözleriyle bana bakmaya çalıştı. Gözlerini kırpıştırdı ve birkaç damlanın yanaklarından süzülmesine izin verdi.

"Sen neden ağlamıyorsun?"

Kendisini kötü hissetmemesi açısından yalan söyledim. Filmden keyif almadığımı düşünmesini istemezdim çünkü benim dikkatimi çeken türler genelde aksiyon, bilim kurgu, fantastik konuları olurdu. Romantik kategorisinde yer almıyordum.

"Ağlamamak için başka şeyler düşündüm," dediğimde sakince kafasını salladı ve sakinleşmeye başladı.

"Akşam için yemek hazırlayalım. Elif Naz tüm gün ağladı farkında mısın? Zeze yorulmuş olmalı."

Ayağa kalktığım sırada kapı çaldı. "Ben bakarım Ahsen. İstersen bir lavaboya gidip kendine gel," dediğimde iki kolunu yana açarak kendisini koltuğa salmıştı.

"Ağlamaktan bütün enerjim gitti," derken bu sefer kahkaha atıyordu. Gerçekten delirmiş görünüyordu. Bir dahaki film seçimini kendim yapsam iyi olurdu.

Kapıyı açtığım sırada Utku karşımdaydı. Buraya ne kadar sıklıkla gelmeye başladığını düşünürken, sebebinin Ahsen olduğunu zaten biliyordum. Utku tatlı çocuktu ve Ahsen'le ikisine baktığımda, üniversite aşıkları görüntüsü oluşuyordu zihnimde.

"Merhaba," dedi içeri girerken. "Bu aralar beni ektiniz, gözümden kaçtı sanmayın."

Salona girdiğinde ikimizde Ahsen'e baktık. Yüzünü yastıkla kapatmıştı. Avucumu alnıma bastırıp derin bir nefes aldım.

"Hay Allah, Ahsen yok galiba?" diyerek dalga geçti Utku. Sırıttım.

Utku, Ahsen'in yanına ilerleyip yastığı almaya çalıştı. Utku ne kadar almaya çalıştıysa, Ahsen yastığı bir o kadar sıkı tuttu.

"Neden seni görmemi istemiyorsun?"

"Ağladım çünkü!"

"Ne? Neden?" diye sordu Utku endişeyle. Bakışları beni bulduğunda endişelenmemesini ima ederek dudağımı büzüp elimi salladım.

"Film izledik, biraz duygulandı."

Ahsen yastığı yüzünden çekip bana ölümcül bakışlar atıyor, Utku ise ona hayranlıkla bakıyordu.

"Gözlerin ağladığın için çok parlak duruyor," dedi Utku büyülü sesiyle. Ahsen'in ağlamaktan kızarmış yanakları daha da kızardı. İkisi de bakışlarını birbirlerinden çekmiyordu ve ben yerimde huzursuzca kıpırdıyordum. Yanlış zamanda çok yanlış yerdeydim. Boğazımı temizledim.

Utku gülümseyerek ayağa kalktı. "Sizi bara götürürüm diye gelmiştim aslında," diyerek geliş amacını belirtirken kaşlarımı çatarak ona baktım.

"Sen ve bar?" diyerek sorduğumda sırıtmaya devam ediyordu.

"Emir büyük yerden," dediğinde aslında bu durumun Demir'in fikri olduğunu anlamıştım. "Bir de Ahsen için ofis olayı varmış. Bana bahsetti, oraya uğrayacağız. Eksikler varsa halletmek için görmen gerekiyor."

"Daha bu sabah söyledi. Ne ara düzenlendi?" diye sordu Ahsen ayağa kalkıp üzerine çeki düzen verirken.

"Uzun süredir ufak ufak toparlanıyordu aslında. Senin hemşire olduğunu öğrenince hızlandırdı ve bittiği için sana söylemiş olmalı."

"Bu zamana kadar hemşire yok muydu?"diye sordum merakla. Utku bakışlarını bana çevirdi ve nazikçe gülümsedi.

"Elbette vardı," derken sesi temkinliydi. Söyleyeceklerini özenle seçiyordu. "Bu ara Tiazza biraz karışık. Hiç beklemediğimiz insanların ihanetiyle karşılaşıyoruz. Ofis biraz dağıldı anlayacağınız."

Söylediklerinden orada bir çatışma ya da bir kavga olduğunu anlamak benim için zor olmamıştı.

"Pekâla o zaman hazırlanalım mı?" diye sordu Ahsen bana bakarak. Gönülsüz olduğumun farkındaydı ve bu yüzden bakışlarıyla benden rica ediyordu. Kendi mesleğiyle alakalı bir yere sahip olacağı için heyecanlı olmalıydı.

Barı zaten sevmiyordum ve bu can sıkıcı durumun yanında, bir de beni yok sayan Demir'in yakınında olacaktım. Omuzlarımı düşürdüm ve "Peki," diyebildim. Kolunu omuzlarıma atarak beni üst kata doğru sürükledi.

**

Siyah, ince çorabımla deri, dar ve kısa bir etek giymiştim. Üzerimde tülden bir bluz, onun içinde de göğsü kare şeklinde saran siyah içliği vardı. Uzun çizmeleri giydim ve üzerime kalın bir kaban aldım. Barda uzun süre kalmayacağımızı bildiğimden oraya uygun giyinmek istememiştim. Bütün kıyafetleri Deniz'in seçtiğini hatırladığım da bir an duraksadım. Beni alışverişe çıkardığı o günü hatırlıyordum. Keşke böyle olmasaydı. Onu tanıdığım ilk zamanda kalmasını her şeyden çok isterdim.

Düz saçlarımı omzumdan geriye attım. Kırmızı rujum hariç abartılı göründüğümü düşünmüyordum. Birkaç hafif dokunuşun dışında pek bir şey sürmedim.

Odamdan çıktığımda Ahsen tam kapının önünde duruyordu.

"Vay canına!" deyiverdi birden. Elimin tersiyle saçımı geri itip şımarır gibi yaptım. Dudaklarımı büzüp kafamı sağa sola sallıyordum.

"Seni böyle görünce abarttığımı düşünüyorum. Değiştirsem mi acaba?"

"Sen bana sade mi demek istedin şimdi?" diye sorarken kırılmış gibi yaptım.

"Tabii ki hayır! Oradakilere göre farklı duracaksın ve dikkat çekeceğine eminim," dediğinde sırıttım ve elimdeki zincir çantayla ona hafiften vurdum.

"Abartma!" dediğimde kıkırdı. "Bir dön bakayım sana."

Etrafında yavaşça dönerken onu inceliyordum. Lacivert, saten bir elbise giymişti. Elbisenin ipleri parıltılı taştandı ve sol tarafı büzgülü olduğu için daha kısa duruyor, yırtmaçlı olduğu için bacağının çoğu kısmı açık kalıyordu. İnce bantlı bir ayakkabı giymişti ve makyajını siyah renkte ve buğulu yaptığı için gözleri parıl parıl parlıyordu.

"Benim sade göründüğüme bakma, harika görünüyorsun. Değiştirmeyi düşünme bile."

Ellerini küçük bir çocuk gibi çırptı ve kabanını giydi. "Hadi gidelim."

Alt katta indiğimizde Utku salonun kapı pervazına sırtını yaslamıştı ve bıkkınlıkla bekliyordu. Bizi gördüğünde toparlandı ve "Sonunda! Hazırlanmanız neden bu kadar uzun sürüyor?" diye sordu.

Ahsen onun koluna girdi. "Geldik işte"

Utku anında gülümsedi ve bu durum beni de gülümsetti. Ahsen ona çok tatlı davranıyordu. Gerçi Ahsen, sevdiklerine hep böyle olmalıydı.

Dışarıya çıktıktan sonra, arabanın olduğu mesafeye ulaşamayacağımı düşündüm. İnanılmaz soğuktu ve üstümdeki kabanın işlevini yerine getirmemesi, giydiklerimden dolayı pişmanlık duymama neden olmuştu. Hızlıca arabaya bindim ve kapıyı kapattım.

"Çok soğuk!" diye titreyerek konuştu Ahsen. Dişleri birbirine çarpıyordu ve benimde ondan farklı bir yanım yoktu. Bazı kızlar bizden de ince giyinip asla üşümüyordu. Bu nasıl oluyordu merak ediyordum.

Utku klimayı çalıştırdığında ısınmaya çalıştım. Yol, kısık müzik eşliğinde ve bizim ısınma çabamızla birlikte barın önünde son buldu. Arabadan hızlıca inip bara girdim ve soğuğu böylece devirmeye çalıştım. Girişte kabanımı çıkardıktan sonra Ahsen'in peşine takıldım. Utku'yla küçük bir tartışmanın eşiğindeydi. Elbisesi birazcık sorun olmuştu.

Kendime bir masa seçerken bana doğru gelmekte olan İlker'i görmeyi beklemiyordum. Yokluğuna alışmıştım. Onu en son Deniz'in öldüğü gün görmüştüm. Beni hiçbir zaman yalnız bırakmayacağını söyleyen adam, nedense aniden ortalıktan kayboluyor ve bir anda kendini gösteriyordu. Şimdi de hiçbir şey olmamış gibi gözümün içine bakıp gülümsüyordu.

"Merhaba," dedi samimi bir şekilde. Ellerimi omuzlarıma yerleştirdi ve bana sarılmak üzereydi.

"Merhaba," dedim düz ve mesafeli bir şekilde. Omuzlarımı yukarı kaldırıp geri çekildim. Bana sarılmasını istemiyordum.

"Deniz'in olayından sonra buraya hiç gelmedim, bu yüzden yapıyorsun değil mi?"

Omuz silktim. "Bir önemi yok," diyebildim umursamaz görünmeye çalışırken.

Avucuyla alnını sıvazladıktan sonra derin bir nefes aldı. "Babam bölgeye girişimi yasakladı. Biraz uzak kalmamı söyledi. Sen buradaydın ve ben yanına gelemiyordum. Benim için ne kadar kötü olabileceğini düşün," dedi sakin kalmaya çalışarak. O sıra Ahsen ve Utku yanımıza gelmişti.

"Bölmüyoruz değil mi?" diye sordu Ahsen kibar bir şekilde. Bakışlarımla ona sorun olmadığını söyledim. Gülümsedi ve sırtımı sıvazladı.

Utku'yla İlker selamlaştığı sırada onlara odaklandım. İlker, Utku'ya sessizce bir şey söylemişti ve yakında olmama rağmen duyamadım. Utku'nun tedirgin olduğunu gördüğümde "Bunu yapmasan iyi edersin," dediğini duydum.

İlker "Bir şey olmaz," dedikten sonra bana döndü ve aramızda hiçbir sıkıntı yokmuş gibi içten gülümsedi.

"Biraz dışarı çıkalım mı Eliz? Bir kafeye gider otururuz," dediğinde kaşlarımı çattım.

"Şu an zaten kafedeyiz."

Gözlerini devirdi. "Seninle konuşmak istiyorum ve burada değil," dediğinde ne konuşacağını merak ettiğimden başımı onayladığıma dair salladım.

Ahsen'e döndüm. "Seni biraz yalnız bıraksam sorun olur mu?"

Ahsen gülümsedi ve bana sarıldı. "Elbette hayır!" diye sorduğunda sarılışına karşılık cevap verdim.

Aslına bakılırsa İlker'den uzak kalmalıydım. Bunu her yapmak istediğimde, o kendisini benim hayatıma bir şekilde dahil ediyordu. Onun varlığına alışmamış olmak benim için çok önemliydi ve sanki inadına kendisini unutturmak istemiyordu. Eski Eliz olmak ve onun ters bir hareketinde hayata küsmek istemiyordum.

Dışarı çıktığımızda ani soğuk titrememe neden oldu. İlker bunu fark ettiğinde yanıma yaklaştı ve temkinli bir şekilde kolunu bana sarmaya çalıştı. Bundan rahatsız olacağımı düşünerek hareketini yavaşlattı. Nazikçe onu reddettim. Bu kadar temasa gerek yoktu.

"Tatlı bir şey yemek ister misin?" diye sorduğunda o an gerçekten bunu bekliyormuşum gibi hemen 'evet' dedim.

Gülümsedi ve beni belimden yönlendirdi. Biraz daha ilerledik ve çapraz bir yere konumlandırılmış kafenin önünde durduk. İçeriye baktığımda, iki masa hariç diğerleri boştu.

İçeriye girdikten sonra İlker üst kata yöneldi. Ben de onu takip ettim. Cam kenarındaki bir masaya geçtiğinde onu takip etmeye devam ettim ve gördüğüm manzaraya büyülenerek baktım. Göl buradan şahane görünüyordu ve kış mevsiminin verdiği o kasvetli hava, tezat bir şekilde huzur veriyordu.

Garson bir kız, siparişlerimizi almak üzere masamıza geldi.

"İlker Bey hoşgeldiniz," derken saygıyla başını hafifçe eğdi. "Ne arzu edersiniz?"

"Hoşbuldum. Biz iki kahve ve iki adet frambuazlı cheesecake alalım."

"Hemen getiriyorum," dedi garson kız ve yavaşça uzaklaştı.

Benim ne sevdiğimi bildiğinden bana ne istediğimi sormamıştı. Şikayet etmedim çünkü bana sorsaydı ben de onun istediklerini söyleyecektim.

"Nasılsın?" diye soruverdi ellerini birleştirip masaya koyarken. Bakışlarımı manzaradan çektim ve gözlerine baktım. İçten bir şekilde gülümsüyordu fakat benim içimden gülümsemek gelmiyordu. Belki de her şeyin en güzelini hak ediyordu ama beklentilerini artık ben karşılayamazdım. Ona doğru bir adım atamıyordum. Atmak istemiyordum çünkü bunu yaparken kendimi zorlamam gerekecekti ve bunu kesinlikle istemiyordum.

"İyiyim İlker, peki sen nasılsın? Tam olarak bana ne yapmaya çalıştığını söyle," derken sesim sabırsız çıkmıştı.

Bakışları yüzümde oyalandı. Ne söyleyeceğini tartıyor gibi görünüyordu.

"Ne demek istiyorsun?"

Gözlerimi devirdim. Beni sadece oyalıyordu ve zaman kazanmaya çalışıyordu. "Bir geliyorsun; her şey çok güzel olacak, seni yalnız bırakmayacağım, her şey yolunda gibi cümleleri bana sıralıyor ve daha sonra ortadan kaybolup tekrar geri geldiğinde, benimle ilgilenmeye çalışıyorsun. Yapma, samimi durmuyor."

Bıkkınlıkla ofladı. "Eliz aramızdaki belirsizliği çözmeye çalışıyorum. Yeniden bir olalım diye, beni affet diye uğraşıyorum. Biraz yardımcı olamaz mısın?" dediğinde parmaklarımı saçlarıma geçirdim ve dirseklerimi masaya koydum. Başım ellerimin arasında ne cevap vereceğimi düşünürken garson kız geldi ve müsade isteyip sipariş ettiğimiz yiyecekleri masamıza koyduktan sonra 'afiyet olsun' diyerek yanımızdan uzaklaştı. Ne söyleyeceğimi düşünmem için yardımcı olmuştu.

"Bizim aramızdaki şeyler biteli uzun zaman oldu ve burada karşıma çıkmanı beklemiyordum. Bu bir şey değiştirmedi. Hayatıma bir şekilde devam etmeye çalışıyorum ve başka şeylerle kafamı meşgul etmek istemiyorum," dedim gayet nazik bir şekilde.

Kafasını iki yana salladı. "Öfkelisin, nefret bile ediyorsundur belki ama ben babamla konuşacağım. Burada seninle daha çok vakit geçirip seni yeniden kazanmaya çalışacağım," dedi kendinden emin bir şekilde.

Tebessüm etmeye çalıştım. Kafamı manzaraya çevirmenin ardından tekrar ona baktım. Söyleyeceklerimden sonra artık onu affetmeyeceğime emin olmalıydı. İlker defteri benim için çoktan kapanmıştı.

"Hissettiğim öfke değil ki, sakinleşeyim ya da nefret etmiyorum ki, sevgim tekrar geri gelsin. Kaybedilen hislerin bazıları eski yerlerine gelebilir fakat hepsi, bu söylediğime dahil değil. Aşktan bâhsediyoruz, artık sana aynı duyguları besleyemem. Olmuyor, üzgünüm."

Söylediklerimin onu bıçak gibi delip geçtiğine adım kadar emindim. Bakışları yüzümde fazlasıyla oyalanıyor ve olduğu durumdan çıkmak için çabaladığına kalıbımı basabilirdim. Böyle sözleri beklemiyordu, hazırlıksız yakalanmıştı. Belki biraz acımasız davranmış olabilirdim fakat anlamalıydı. Nişan zamanımda fazlasıyla ağlamıştım. Gözyaşlarım o gece kurumuştu sanki çünkü ne kadar acı çeksem de bir zaman sonra ağlayamamıştım. Ona olan bütün hislerimi o günden sonra gömebilmeyi zorda olsa başarmıştım ve gömdüğüm yerden kazıp çıkarmaya hiç niyetim yoktu. Hikayenin sonunu biliyordum.

Tam bir şey söylemeye hazırlandığı sırada kafenin merdivenlerinden çıkan Demir'i gördüm. Benimle göz göze gelmek yerine direkt İlker'e bakıyordu ve hızlı adımlarla masamıza ulaşmıştı.

İlker onu fark ettiğinde suratına hoşnut olmadığına dair bir ifadeyi takındı. Bakışlarını ondan çekip dışarıyı izledi.

"Eliz," dedi ismimi bastıra bastıra söyleyerek. "Kalk."

O an da İlker ölümcül bakışlarını Demir'e fırlattı. "O, senin kuklan değil."

Demir yumruk yaptığı ellerini masaya bastırdı. Gergin vücudu gözlerimin önündeydi. Üzerindeki kalın kabandan bile bunu anlayabiliyordum.

"Sana, benim sorumluluğumda olanı habersiz bir yere götürmeyeceksin uyarısı yapılmıştı," dedikten sonra kafasını sola çevirdi ve benimle göz temasında bulundu. Bakışları onun söylediği şeyi yapmamı emrediyordu. Usulca sandalyeden kalktım. Onu kızdırmak istemiyordum. İlker bana şaşkınlıkla bakıyordu ve onun emirlerine uyduğuma inanamıyordu.

"Görüşürüz," dedim mırıldanarak. Bileğime yapıştı.

"Gerçekten söylediğini yapıp onunla gideceksin ve beni burda tek başıma bırakacaksın öyle mi?" diye sorarken söylediklerine inanamıyordu.

"Nasıl hissettiriyor?" diye sordum meydan okurcasına. Demir geleceğimden o kadar emindi ki, önden gitmişti bile.

"Ne?" diye bir tepki verdi anlamadığına dair. Aslında neyi kastettiğimi biliyordu.

"Birini deli gibi isterken ortada öylece bırakılmak diyorum, nasıl hissettiriyor?"

Söylediklerimi anladığında kafasını masaya eğdi. Elbetteki nişanda beni terk ettiğine atıfta bulunmuştum. Hissettikleri, benim hissettiklerimin yanından bile geçmezdi. Burada, şu anki anımıza tanıklık eden bir kalabalık yoktu ve insanlar onun hakkında aciz demeyeceklerdi fakat ben, tüm bu muamelelere maruz kalmıştım.

"Ona çok fazla güveniyor gibisin," dediğinde bakışlarını gözlerimde gezdirdi. Onaylamayarak kafasını iki yana sallıyordu.

"Anıl'ın seni boğmaya çalıştığı gece yürümek istedin ve yakınında bir silah patladığında seni bulmuştum hatırlıyor musun?" diye sorduğunda kaşlarımı çatarak ona baktım. Hatırladığıma dair kafamı salladım.

"O silahı kim tutuyor zannediyordun?" diye sorarken zihnimdeki ismi söylememesini umdum. "Demir," dedi acımasızca.

Söylemişti, 'hiç ummadığın bir anda kıracak seni,' demişti ve öyle oldu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1.199okunma 4beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.