14. bölüm / 43
Düşünceler Cehennemi13. BÖLÜM | HAİNLER NE KADAR YAŞAR?
Bölümler 43Şu an: 13. BÖLÜM | HAİNLER NE KADAR YAŞAR?
- 1 TANITIM | BİLGİ191 kelime
- 2 1. BÖLÜM | TİAZZA’YA HOŞ GELDİN KAÇAK!1.779 kelime
- 3 2. BÖLÜM | ŞÜPHE BİR DİĞER ŞÜPHEYİ DOĞURUR5.324 kelime
- 4 3. BÖLÜM | ALIŞILMIŞIN DIŞINDA BİR KADIN3.393 kelime
- 5 4. BÖLÜM | TOZLU SAYFALARDA KALMIŞ SİLİK BİRİ4.372 kelime
- 6 5. BÖLÜM | GECEME YANSIYAN GÖLGE3.835 kelime
- 7 6. BÖLÜM | AVCUMA İLİŞTİRİLEN NOT4.892 kelime
- 8 7. BÖLÜM | GÜVENSİZLİKLERLE DOLU PLAN4.495 kelime
- 9 8. BÖLÜM | ONU GÖRMEK İSTEMEDİĞİM HÂLDE ONUNLAYIM4.679 kelime
- 10 9. BÖLÜM | KAÇTIĞIM ŞEYE GERİ DÖNÜYORUM4.035 kelime
- 11 10. BÖLÜM | HİÇBİR ZAMAN GÜVENDE DEĞİL2.914 kelime
- 12 11. BÖLÜM | ÇAMURLA KAPLANMIŞ ZAYIF BEDEN3.053 kelime
- 13 12. BÖLÜM | BU KEZ ÖLÜME DAHA YAKIN3.454 kelime
- 14 13. BÖLÜM | HAİNLER NE KADAR YAŞAR?3.693 kelime · Okuduğun bölüm
- 15 14. BÖLÜM | ÇIĞLIKLARINI SESSİZE ALACAKLAR3.147 kelime
- 16 15. BÖLÜM | GÜVEN YANLIŞ KİŞİDE EĞRETİ DURUR2.109 kelime
- 17 16. BÖLÜM| SEN, BEN VE DUVARLARIMIZDAN YIKILAN BİRKAÇ TUĞLA2.191 kelime
- 18 17. BÖLÜM | KAYBEDİLEN HER HİS GERİ GELMEZ3.515 kelime
- 19 18. BÖLÜM | ALDIĞIN YARALAR SENİ AYAKTA TUTAR3.250 kelime
- 20 19. BÖLÜM | İKİLEMLER SARSAR FAKAT DİBE BATIRMAZ2.778 kelime
- 21 20. BÖLÜM | FISILTILAR DUYMAK İSTEDİKLERİNİ SÖYLER2.278 kelime
- 22 21. BÖLÜM | KÜLE DÖNMEDEN ÖNCE SAVAŞLAR HEP GÜRÜLTÜLÜDÜR3.534 kelime
- 23 22. BÖLÜM | BİRBİRİMİZİN TANIDIK HİSLERİYİZ2.258 kelime
- 24 23. BÖLÜM | SANA ALDANDIM, KENDİMİ SUSTURDUM2.203 kelime
- 25 24. BÖLÜM | KOCA BİR GÜRÜLTÜ İÇİNDE UFACIK BİR BEDENİM2.688 kelime
- 26 25. BÖLÜM | YAŞAMADAN ÖLMEK, ÖLMEDEN ÇÜRÜMEK3.136 kelime
- 27 26. BÖLÜM | ONU SADECE AŞK MAĞLUP EDER3.112 kelime
- 28 27. BÖLÜM | YIKTIĞIMIZ TUĞLALARLA DUVARLARIMIZI ONARACAĞIM!2.242 kelime
- 29 28. BÖLÜM | TANIDIK ACILAR DAHA AĞIR GELİR2.478 kelime
- 30 29. BÖLÜM | YENİ BİRİ SENİ HARABEYE DE ÇEVİREBİLİR3.270 kelime
- 31 30. BÖLÜM | AİT OLMAK, BİRİNE KÖRÜ KÖRÜNE BAĞLANMAKTIR2.155 kelime
- 32 31. BÖLÜM | BAZI YÜZLEŞMELERDEN KAÇSAN DA ELBET YAKALANIRSIN2.921 kelime
- 33 32. BÖLÜM | BİR CAN, BAŞKA BİR CANA MI BEDELDİR?3.270 kelime
- 34 33. BÖLÜM | HATALAR, VEDALARI BERABERİNDE GETİRİR2.847 kelime
- 35 34. BÖLÜM | KALP SEVER VE PARÇALARA AYRILIR2.572 kelime
- 36 35. BÖLÜM | GİDERKEN AYDINLIĞI DA BERABERİNDE GÖTÜRDÜ3.146 kelime
- 37 36. BÖLÜM | GERÇEKLER YALANDI, YALANLAR YİNE YALANDI2.383 kelime
- 38 37. BÖLÜM | BAZI KAVUŞMALAR ÖFKE DOLUDUR2.237 kelime
- 39 38. BÖLÜM | DEĞİŞİM YAŞANMIŞLIKLARDAN GELİR2.647 kelime
- 40 39. BÖLÜM | BAZI GÜZEL ANLARIN SONU FELAKET OLABİLİR3.236 kelime
- 41 40. BÖLÜM | BİR KEZ GÜVEN KIRAN HEP DAHA FAZLASINI YAPAR2.518 kelime
- 42 41. BÖLÜM | TEHLİKENİN YAKININDAYSAN O HER ZAMAN SENİ BULUR2.120 kelime
- 43 42. BÖLÜM | GÜÇ, İNSANI İYİLEŞTİRİR VE AYNI ZAMANDA BENLİĞİNİ KAYBETTİRİR2.886 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
"Unutmayın ki, mumu bağrına bastığı ip eritir."
**
O an da sadece hayatım Demir'in sözlerinden ibaretmiş gibi orada kalmayı sürdürdüm. Mühim bir şey söylüyordu fakat ben olayın aciliyetini anlamış olmama rağmen kımıldayamıyordum.
"Hadi!" dedi temkinli bir şekilde ve bir an önce gitmem gerektiğini vurgulayan bir bakışı sundu bana. Kafamı salladım ve ayaklarıma geri geri gitmesi için komut verdim. Başardığımı fark ettiğim an, arkamı dönüp son gücümle koşmaya başladım. Sanki Tiazza'dan kaçıyormuş gibi. Tiazza'dan kaçıyormuş gibi? Hayır, hayır! Her ne kadar kendime bunu günlerce hatta zaman aralığını daha da küçültecek olursak, saniyelerce inkâr etmek istesem de ben artık Tiazza'da yaşamalıydım. Beni dışarıda bekleyen bir hayat maalesef ki yoktu. Burada da çok güvende olduğum söylenemezdi fakat dışarıda bir hayatımın olmayacağını geç de olsa artık idrak edebiliyordum. Bu sefer kaçmak yoktu. Bir kez daha güven sarsmayacaktım.
Eve vardığımda tüm gücümle kapıyı çaldım ve aynı anda zile bastım. Uyumaları önemli değildi ve zaten uyumanın sırası hiç değildi. Kapı aniden açıldığında kendimi içeri attım. Beni kan revan içinde gören Ahsen ve Zeren şok içinde bana bakıyorlardı.
Zeren beni kollarımdan tutarken ben de nefes almaya çalışıyordum.
"Eliz bu hâlin ne? Yaralı mısın? Ne oldu?" diye ard arda sorarken Ahsen çoktan ağlamaya başlamıştı bile.
"Hemen kapıları kilitleyin, ışıkları kapatın!" diyerek komut verdiğimde Ahsen ağlamaya devam ederken dediğimi yaptı.
Zeren beni tekrar kollarımdan tutup sakinleştirmeye çalıştı. "Su ister misin? Neler olduğunu anlatır mısın? Beni endişelendiriyorsun."
Son cümlesini söylerken masanın üstündeki sürahiden bana bir bardak su verdi.
"Tiazza'ya dışarıdan birileri girdi ve bölge şu anda güvende değil. Demir beni buraya gönderdi ve birini yollayacak. O yüzden kapıyı kilitli ve ışıkları kapalı tutmalıyız."
İkisi de beni dehşet içinde dinlerken Zeren "Ne?" diye bi tepki verebildi. Ahsen ise sadece ağlıyor ve üstümdeki kana aldırmadan bana sarılıyordu. Teselli vermek için ben de ona sarıldım.
"Kesin birinin oyunu bu? Burayı çok iyi bilen biri olmalı. Yoksa o kadar güvenliği aşıp bunu yapamazlar. Güvenlik önlemleri daha bölgeye girmeden başlıyor. İçeride kameraları izleyen kaç kişi var biliyor musunuz?" diye söyleniyordu Zeren odanın bir sağına bir soluna turlarken.
"Deniz," dedim hemen kendimden emin şekilde. "Her şey onun planı."
Zeren onun adını söylediğim an bedenini bana hızla çevirip öyle bir bakış atmıştı ki, düşmanına bile bu bakışı atmayacağını düşünüyordum ama gerçek ne kadar üzücü olsa da buydu.
"Sen ne dediğini zannediyorsun?" dedi üzerime yürüyerek. "Sen onun hakkında ne biliyorsun da ona böyle bir iftira atıyorsun?Birlikte büyüdük biz! Deniz asla yapmaz böyle bir şey!"
Artık tam önümdeydi ve bana yukarıdan bakıyordu. Öyle çok sinirlenmişti ki, sinirinden tükürüklerini saçarak konuşuyordu. Ahsen onu sakinleştirmek için koluna dokunuyordu ama Zeren sadece bana bakıyordu. Oturduğum yerden kalktım. Hiç aldırış etmeden gözlerinin içine baktım. Aslına bakılırsa Demir'den fazla tepki vermişti. Gerçi Demir'in tepki verecek fırsatı bile olmadan Tiazza'ya olan saldırıyı öğrenmişti. Zeren'in tepkisini anlayabiliyordum. Hatta bunu ona söylediğim için beni bir miktar tokatlasa bile sesimi çıkaramazdım çünkü onla büyümüş bir kızın onlara ihanet etmesinden bahsediyordum. Kim olsa kabullenemezdi bu durumu ve Zeren'in bu tepkisini gayet normal buluyordum.
"Üzgünüm ama gerçek ortaya çıktı. Yüz yüze geldiğinizde nedenini sorarsın çünkü ben de neden beni öldürmek istediğini merak ediyorum," dediğimde bana kaşlarını çatarak baktı.
"Seni tepeye kadar kovalayan o mu?" diye sordu Ahsen şaşkınlıkla. Geldiğimden beri ilk kez konuşuyordu. Ona bakarak kafa salladım ve üzerimdeki kanı göstererek konuşmaya devam ettim. "Bu gece de bir adam neredeyse beni öldürüyordu. Bürodaki Çağatay oradaydı. Onun sayesinde hâlâ hayattayım. Deniz'le bizzat konuşmuş olmasam belki ben de onun yaptığına inanmazdım. Kendini binanın tepesinden atan kadının ölümü de onun yüzünden. Sevdiğimiz insan tarafından ihanete uğramak nasıl bir duygu, az çok biliyorum Zeren. Üzgünüm ama gerçek bu."
Parmaklarını saçlarına geçirip kendisini koltuğa bıraktı. "İnanmıyorum!" dedi dudaklarının arasından neredeyse duyulmayacak bir fısıltıyla. Nasıl bir iç savaşta olduğunu tahmin ediyordum.
Tam kapı tıklatıldığında üçümüzde yerimizde sıçradık. İşaret parmağımı dudağıma götürdüm ve sessiz olmalarını işaret ettim. Cebimdeki çok bir işlevi olmayan bıçağımı çıkardım ve kapıya doğru ilerledim. Kapının yanındaki, dışarıyı gören camdan baktığımda karşımda İlker'in olmasını beklemiyordum. Kapıyı açmamı işaret ettiğinde kilidi hızlıca açıp içeriye girmesini sağladım.
"Senin burada ne işin var?" diye sordum şaşkınlıkla.
Yüzümü karanlıktan tam net görememiş olacakki daha sonrasında kanları fark ettiğinde hızlıca bedenimi yokladı. "Yaralandın mı?" diye sordu telaşla ve benim sorumu es geçerek.
Ellerini tuttum ve durmasını sağladım. "Ben iyiyim. Küçük bir kaza sadece ve ben de bir şey yok."
İnanmamış gibi yüzüme baktığında güven vermek için koluna dokunup gülümsedim. "İyiyim merak etme ama çok daha iyi hissettiğim zamanlarım vardı tabii."
Birlikte salona girerken "Deniz'in işiymiş öyle mi?" diye sordu ve salondakilere selam verdi. Koltuğa oturduğunda ben de yanına oturdum. "Maalesef o," diye cevap verdiğimde salonda bir sessizlik oluştu fakat ardından sessizliği bozan uzaktan gelen silah sesleri oldu.
Bu sefer Zeren de ağlıyordu ve saçlarını çekiştirmeye başladığında beni korkutmayı başarmıştı. Bir anda saçının yarısından bana bakarken beni yine o ana geri götürmüştü. Hiçbir şey söylemeden ona bakarken kendisini topladı ve bir şeyler söylemeye hazırlandı.
"Seni ilk gördüğüm an bir şey söylemiştim, hatırlıyor musun?" diye sordu gözlerini benden ayırmadan ve beni gerçekten ürkütüyordu.
"Ne?" diye soruverdim. Bu zamana kadar aklımda kalmış olsa bile şu an hatırlamıyordum.
"Sen bir şeyleri değiştireceksin demiştim. Bak dışarıda neler oluyor?" derken tüm kelimeleri üstüne basa basa, nefretle söylüyordu. O zamana kadar biraz olsun beni kabullenmiş olduğunu ve ona bir ablammış gibi yakınlaşabileceğimi düşünüyordum fakat tüm düşüncelerim domino taşları gibi ardı ardına devriliyordu.
"Zeze!" diye sert bir tavırla uyardı İlker. Birbirlerine bakarlarken Zeren tek kaşını kaldırarak zafer ondaymış gibi dudağının kenarıyla tebessüm ediyordu.
"Ne demek istiyor? Tüm bunların sorumlusu nasıl ben olabiliyorum biri açıklayabilir mi? Ben neredeyse bir aydır buradayım ve nasıl oluyor da Tiazza'ya olan saldırı benim yüzümden düzenleniyor? İnanın ben de akıl sağlığımı kaybetmemek için cevaplar arıyorum. Buraya geldiğimden beri, birileri beni öldürmek ya da yakalamak istiyor. Ben önceki hayatımda gayet sakin bir hayat yaşayan biriydim. Anlıyor musunuz? Benimle ne ilgisi var, biri anlatsın artık?" Sesim sona doğru artık tiz çıkmıştı. Cevapları duymaktan belli ki hoşlanmayacaktım ama yine de öğrenmek istiyordum. Bir şekilde yeni hayatımı kabullenmeye çalışıyordum. Artık ne olduğunu bile bilmediğim hayatımda bir şeyleri yoluna koymaya çalışıyordum fakat bunun mümkün olmayacağını ben de biliyordum. Sadece kendimi kandırıyordum. Yaptığım tek şey, bir diğer güne kendimi sürüklemekti.
En sonunda ben de ağladığımda İlker bana sarılıp kafamı göğsüne bastırdı. "Seninle alakası yok Eliz. Zeren ilaçlarını almamış anlaşılan!" derken birbirlerine ölümcül bakışlar attıklarına yemin dahi edebilirdim. İlker'in söylediklerine inanmıyordum. Herkes bir şekilde bana yalan söylüyordu ve önüme sundukları hayatı doyasıya, sorgusuzca yaşamamı bekliyorlardı. Burada sadece Zeren'in bana söylediklerine inanmayı seçecek ve alışmaya çalıştığım hayatımda gerçekleri öğrenmek için çabalayacaktım.
**
Silah sesleri tüm gece aralıksız devam etmişti ve sabahın ilk ışıklarıyla kesmişti. Biz ise bulunduğumuz evden asla ayrılmadık. Ahsen'le sarılıp camdan dışarıyı izledik, bir ara kahve yaptık ve biraz sohbet etmeye çalıştık. İkimizde hiç uyumadık ve gözlerimiz ağlamaktan şişmişti. Bana benden bir şeyler sakladıklarını söylemişti. O da Zeren'in söylediği sözlerin altında bir şeyler yattığına inanıyor ve öğrenmem için elinden gelen her şeyi yapacağına ve bana yardım edeceğine sürekli söz veriyordu. Sanırım Tiazza'da tek arkadaşım ve kendimi yakın gördüğüm Ahsen'di. Onu gerçekten seviyordum.
Gece boyu Zeren'in nefret dolu bakışlarına maruz kalmıştım. Ağlayan ElifNaz'la ilgileniyor ve onu uyuttukça salona geri gelip kendisi de biraz uyumaya çalışıyordu. Uyuyamadığı anlarda da bana ölümcül bakışlarını yolluyordu. Evi gördüğü bölgeye benim yüzümden düşmanların girmesi nedeniyle o da bana düşman kesilmişti. Düşündüğümde yine ona hak veriyordum ama buraya gelmeyi ben seçmemiştim. Beni kardeşi getirmişti ve kızması gereken kişi önce oydu.
İlker ise gece boyu telefonundan ayrılmamıştı. Bazen telefonla konuşmak için salondan ayrılıyordu ve ben de bilgi edinmek için bahaneyle onun olduğu odalara gidiyordum. O da benden kaçıp bu sefer başka bir yere geçiyordu. Sonuç olarak ben bilgi edinemiyordum ve Ahsen'le oturmaya devam ediyordum.
Evin yakınına yaklaşan araba sesini duyduğumda cama yöneldim ve Demir'in indiğini gördüğümde kapıya koştuktan sonra kilidi açtım.
Beni gördüğünde yüzüme öylece bakıp gülümsemeye çalıştı ve "Merhaba," dedi. Afalladım. Ne tepki vereceğimi bilemeden sadece bakmayı sürdürüp "Merhaba," dedim düz bir şekilde.
"Herkes iyi mi?" diye sordu bana doğru yürürken. Fazlasıyla yorgun görünüyordu. Adım atmak ona şu an güç geliyordu.
"Uyuyorlar," dedim hızlıca. "Asıl sen iyi misin? Bölge ne durumda? Her şey normalmiş gibi mi davranıyorsun?"
"Bir anda bizden biri olmaya mı karar verdin?" diye sordu. Amacının tam olarak benimle alay etmek olduğunu bilsem de aldırış etmedim.
"Sana ya da sizden birine silah tutmadığıma göre? Ya da bu durumu fırsat bilip kaçmadığıma göre? Daha ne söylememi istersin?"
Kaşının birini havaya kaldırıp kapı pervazından destek aldıktan sonra keskin bakışlarını suratıma yolladı. Aramızda bir insanın girebileceği kadar mesafe vardı ve bana yukarıdan baktığı için kendimi küçük bir kız çocuğu gibi hissetmiştim.
"Aslında biliyor musun?" derken işaret parmağını sallıyordu. "Kaçacağını düşünmüştüm. Beni yine şaşırttın."
Bir adım geri atıp ondan hoşlanmadığımı belli edercesine baktım fakat yine de iyi olmasına seviniyordum.
"Dinlensen iyi olur. Berbat görünüyorsun," dedim salona doğru ilerlerken. Hiçbir şey söylemeden üst kata doğru ilerledi. Ben de koltuğa kıvrılmış olan Ahsen'in yanına uzandım.
**
Gözlerimi mutfaktan gelen tabak, çatal sesleriyle açmaya çalıştım. Yerimde kıpırdandığımda Ahsen bana daha sıkı sarıldı. Nazikçe kolunu kendimden uzaklaştırmaya çalışırken koltukta doğrulmak için çaba sarf ediyordum. Benim hareketlenmemden kaynaklı o da tek gözünü açmış şekilde bana bakarken ona gülümsedim.
"Günaydın," diyebildim sabahın vermiş olduğu mahmurlukla. Ahsen bana günaydın derken o da koltukta doğrulmaya çalışıyordu.
"Karnım çok aç," dedi kalkarken. "Şu mutfaktan gelen yemek kokularını alıyor musun? Yüzümü yıkayıp yardım edeyim."
Salondan çıkıp gözden kaybolurken ben de dağılan etrafı toplamaya koyuldum. Ardından koridorda bulunan lavaboda ben de yüzümü yıkadıktan sonra tekrar salona girdiğimde, İlker kocaman ve baştan çıkaran gülümsemesiyle bana bakıyordu. Gülümsemeyi denedim. Tabiî ne kadar başarılıydım, bundan emin değildim.
"Günaydın," dedi bana birkaç adım yaklaşırken. Ardından omzumun üstünden salonun kapısına doğru kaydı bakışları. Gelen kişiyi tahmin ediyor olsam bile arkamı dönüp baktım. Jilet gibi ütülenmiş lacivert takım elbisesinin içinde gayet fit görünüyordu. Takım elbise giydiğine göre önemli bir gün olmalıydı aksi taktirde genel olarak spor giyiniyordu. Bakışlarımız bir anlığına birbirini bulsa da bakışlarını ilk çeken kişi ben oldum. Yanlış bir fikre kapılmasını asla istemiyordum.
Zeren elindeki son tabağı masaya koyarken "Kahvaltı hazır," diye seslendi. Ahsen de çayları dolduruyordu. Herkes masadaki yerini aldığında birden ölüm sessizliği oluştu. Çatal, bıçak seslerinden başka bir ses duyulmuyordu. Yerimde huzursuzca kıpırdandım fakat yemeğimden ödün vermedim. Ben de çok acıkmıştım.
Demir çatalını ve bıçağını tabağının üstüne bıraktığında; dirseklerini masaya koyup, ellerini çenesinin altına yerleştirmesinin ardından, bir anlığına bana odaklandığında neredeyse sandalyeden kayıp masanın altına girecektim. Dikkatimi ona vermeyerek tabağımdaki birkaç yiyecekle oynadım ancak başarılı olamayıp ona karşılık verdiğimde bana hâlâ aynı şekilde bakmayı sürdürüyordu. Herkesin dikkati onun üzerindeydi ve ağzından çıkacak birkaç cümleyi bekliyorduk çünkü dehşet bir gece yaşanmıştı. Kimse konuşmanın sırası olmadığını düşünüyor ve kahvaltı masasında konuşulacak konunun bu olmadığını biliyordu. Bakışlarımı çekmeden ona bakmayı sürdürdüğümde, gözlerini İlker'e kaydırdı ve ondan tiksindiğini belli ederek gülümsedi.
"Her zaman olmaman gereken yerde olmayı başarıyorsun. Oysa olman gereken yerde nedense hiçbir zaman yoksun," derken burada kalmasından rahatsız olduğunu açık bir dille söylemekten çekinmemişti.
İlker, Demir'in gülümsemesini taklit ederek ona karşılık verdi ve bu onu tahrik etmeye yetmişti. "Buradaki insanların güvenliği için gelmiştim," dedi kendinden emin bir şekilde. Gözlerini ondan çekmiyor, adeta ona saldırmak için kendini zor tutuyor gibi görünüyordu. İki kuzen. Bunların derdi neydi böyle?
"Ben zaten buraya birkaç adam yollamıştım. Gönderdiğim adamları geri çevirmek senin haddine değil!" diyerek kükredi Demir. Ellerini yumruk yapmıştı ve bize bunu göstermekten hiç çekinmiyordu. Ahsen'le birbirimize baktık ve ardından Zeren'le. Birimizin ağzından çıkacak herhangi bir kelime onların arasına girdiğimiz için bizim aleyhimize olacaktı.
"Eliz'in güvende olup olmadığını görmem gerekiyordu."
"Onun güvenliğinden ben sorumluyum."
"Bu hiçbir şeyi değiştirmez, " derken İlker tıslayarak konuşuyordu ve gerçekten sinirlendiğini seğiren göz kapağından anlıyordum.
"Burası benim evim ve seni burada görmekten hoşlanmıyorum. Eliz'i dışarıda görebilirsin, benim evimde ve ben onun yakınındayken değil!"
"Demir!" diye uyardı Zeren kardeşini. "Sakinleşseniz iyi olur. Kahvaltımızı yapalım. İlker de bu dediğine artık dikkat eder. Ayrıca aptalca tartışmak yerine dün geceyle alakalı bize bilgi vermen gerekmez mi?"
Demir bakışlarını ablasına çevirdi. Onu ancak Zeze sakinleştirebilir gibi görünüyordu çünkü ona merhametle bakıyordu.
"Ben doydum," dedi Demir ve ağzını peçeteyle sildikten sonra masadan kalkıp gitti fakat adımlarını durduran İlker'in sözleri oldu.
"Kendinden başka kimseyi düşünmeyi, ölen o kızdan sonra bıraktın sanırım!"
Demir vücudunu döndürdüğünde İlker'i öldürecekmiş gibi bakıyordu. Gözlerinde adeta alevleri görüyordum. Ellerini yumruk yaptı ve masanın etrafından dolandıktan sonra İlker'e sert bir yumruk geçirdi. Masaya doğru yığılan İlker ayağa kalkmak için masa örtüsünü de kendiyle birlikte götürürken, bütün eşyalar tuzla buz olmuştu. Arta kalan yemekler üzerimize sıçramıştı. Yumruklar ardı ardına kesilmiyor, dakikalar geçtikçe ikisinin yüzü de kana bulanıyordu. Demir'in jilet gibi takımından eser kalmamıştı. İlker'in de üstü başı mahvolmuştu. Ben ağzım açık onları izlerken Ahsen bir kenara sinmiş ağlayan kardeşini susturuyordu. Zeze bir ara onları ayırmaya kalktığında pişman olmuş, hafif bir darbeyle yere yığılacakken onu son anda tutabilmiştim. Bakışlarıyla teşekkür ederken ona tebessüm edebildim ve tekrar onlara odaklandım. Bu kavganın sonu yok gibi görünüyordu. Yüzleri mahvolmuştu, etraf fazlasıyla dağılmıştı.
"Durun artık!" diyerek son gücümle bağırdım. İlker hareketini kesti. Demir ise son bir yumruğu ona indirip karnına doğru tekmesini savururken İlker'in yere kapaklanmasına neden oldu. İkisi de yorgunluktan derin derin nefesler alıyordu. Onaylamaz bakışlarımı ikisine de yolladım.
"Yaptığınız bu harekete terbiyesizlikten başka bir şey denmez," dedi Zeren etraftaki kırılmış tabakları toplarken.
İlker'e doğru ilerleyip onun yerden kalkmasına destek oldum. "Konu hakkında bir fikrim yok fakat onu çok kızdırdığın belli. Zaten gidiyordu neden damarına basıyorsun ki?" diyerek söylendim. Patlamış dudağıyla bana gülümsüyor ve bu durumdan hoşlanmış görünüyordu. Demir'i yoldan çıkarmak gerçekten hoşuna gitmişti.
"Defol git buradan ve sakın bir daha benim evime, yakınıma gelme!"
Onunla göz göze geldiğimde İlker'in tarafında olduğum için çok daha sinirli görünüyordu. Onun sorumluluğundaydım ve ben neredeyse düşmanı gibi gördüğü kuzeninin kolunun altındaydım.
"Ben seni geçireyim," dedim sakince ve İlker'i çıkışa doğru yönlendirdim. Kapıyı açtığımda dışarı çıktı ve yüzüme bakıp tekrar sinsice gülümsedi.
"Seni ne zaman görebilirim?" diye sorarken gözlerinin içi parlıyordu. Az önce dayak yediğini unutmuş gibi davranıyordu.
Ne diyeceğimi bilemeden öylece dümdüz bakmayı sürdürdüm. "Pekala, beni görmek istemiyorsun diye düşüneceğim."
Derin bir of çekerek gözlerimi devirdim. "Az önceki tartışma hiç yaşanmamış gibi davranıyorsun. Neden üstüne o kadar gittin ki?" diye söylenirken gülümsemesi soldu ve yüzünü aniden ciddiyet esir aldı.
"Neden onu savunuyorsun? İkinci kez yapıyorsun hem de."
"Sadece objektif bakıyorum. Zaten gidiyordu. Tartışmayı sen alevlendirdin," diye cevap verdiğimde takındığı tavır hoşnut olmadığı yönündeydi.
"Her neyse, seni ne zaman göreceğim?" diye sorusunu yinelerken bana gülümsemeyi ihmal etmiyordu. Ciddi tavrı anında uçup gitmişti.
"Uygun zamanda ben seni bulurum. Demir açık bir şekilde uyarısını yaptı, tekrar bir tartışmaya tanıklık etmeye niyetim yok."
Suratını buruşturdu ve geriye birkaç adım attı. "O hâlde beni nerede bulacağını biliyorsun," derken artık arkasını dönüp uzaklaşmaya başlamıştı.
"Güle güle," diye seslendim arkasından ve kapıyı kapattım.
Tekrar salona girdiğimde Demir yoktu, sanırım üzerini değiştirmeye ve parçalanan yüzünü temizlemeye gitmişti. Kızlar etrafı toparlamaya çalışırken onlara yardım etmeye başladım.
"Bu kavgada neyin nesiydi böyle?" diye sordu Ahsen. Meraktan öldüğünü ve bu soruyu sormak için beni beklediğini söylememe artık gerek yoktu, bundan emindim.
"Eski bir mesele," diye cevapladı Zeze yerden birkaç kırık parçayı alırken.
"Kız meselesi mi?" diye sordum merakıma yenik düşüp. Bir kız arasında mı kalmışlardı acaba? En önemlisi bu durum, İlker'in hayatında ben varken mi olmuştu? Bu doğruysa onu bir daha görmeyi planlamıyordum. Asla. O benimle eskisi gibi olmak istiyordu ve ben İlker'e karşı hislerimi kaybetmiş olsam bile onunla konuşmaya devam ediyordum. Gülümsemeye çalışıyor ve bazen samimi bile davranıyordum. Bu benim için büyük bir çabaydı ve eğer öyleyse, onunla görüşüp görüşmeme konusunda net bir karara varacaktım.
Zeze bir sır veriyormuş gibi etrafa baktı ve sesini oldukça kısık tuttu. Onu duymakta neredeyse zorlanmıştım.
"Tahmin ettiğiniz gibi bir durum değil elbette," derken etrafa bakıp emin olduktan sonra devam etti. "Demir, bir kıza çok önem veriyordu. Kimsesiz bir kızdı ve onun ailesi gibi olmuştu. Demir'den oldukça küçüktü, anlayacağınız aralarında abi-kardeş ilişkisi vardı. Kızın gelişinin ikinci ayında maalesef hainliğini öğrendik. Dışarıya birkaç bilgi sızdırıyormuş. Demir'e de çok yakın olduğu için benden bile fazla bilgiye sahipti. Diğer hainlere nasıl davranıldıysa ona da öyle davranıldı. Sonu İlker'in elinden oldu."
Gözlerim kocaman açıldığında ne diyeceğimi bilemedim. İlker'in bir insanı öldürdüğü gerçeğini hazmetmeye çalışıyordu bünyem. Düşüncelerim alt üst oldu ve nasıl bir adamla birlikteymişim diye kendime kızdım. Her haltını biliyorum dediğim adamın, gün geçtikçe başka bir gerçeğini öğreniyordum. Hafiften midem bulandı. Zeze anlatmaya devam etti.
"Demir başta karşı çıktı. Ona o kadar değer veriyordu ki, sistemi reddetti ve onu dışarıya salmayı teklif etti. Tabi amcam -İlker'in babası Altay Vuralkan- buna izin vermedi. Aynı şekilde Anıl ve İlker'de. Böylelikle Demir'e söz hakkı düşmedi ve kız, İlker tarafından öldürüldü. O günden beri araları hiç düzelmedi. Şimdi Demir ikinci kez sevdiği birinden darbe yiyor. Deniz... keşke böyle olmasaydı," derken inanılmaz üzgün görünüyordu. Onu ne kadar sevdiğini hatırlıyorum. Sohbet ederlerken hep keyif alıyor ve gülüşüyorlardı. Öyle ki, Deniz'in beni sevmeyişi bir ara Zeze'ye de bulaşmıştı. Gerçi beni sevdiği tartışılırdı fakat bize bu kadar bilgi vermesi beni bir nebze olsun düşündürüyordu. Yine de düşüncelerim kesinlikle beni sevmediği yönündeydi.
Salona Demir girdiğinde üçümüzde bakışlarımızı ona çevirdik. Üzerinde bu sefer koyu gri bir takım vardı. Yüzündeki kanları temizlemiş fakat yaraların izleri kalmıştı.
"Dağınıklık için kusura bakmayın," dediğinde mahçup görünüyordu. Yüzüne hiç bakmadım ve kalan birkaç parçayı temizlemekle uğraştım.
Sinir bozucu bir sessizlik olduğunda, "Eliz bir dakika bakar mısın?" diye sordu. Bakışlarımı ona çevirdim fakat o salondan çıkmak üzereydi. Peşinden gideceğimi düşündüren neydi? Ve, peşinden gittim.
Dışarı çıktığımda soğuk bir rüzgâr vücuduma sarıldı. Yapılacak konuşmanın uzun olmamasını temenni ediyordum.
Gözlerime bakarken oyalandı ve kaşlarını hafifçe çatarak, "İlker'i seviyor musun?" diye sordu. Bu soruyu beklemediğim için afalladım ve şu an gerçekten komik göründüğüme yemin edebilirdim.
"Bu da nereden çıktı? Niye soruyorsun?" diyebildim o an. Ne diyeceğimi şaşırmıştım ve kollarımı iki yana açmış, şapşal rolünü oynuyordum.
Yüzü daha da ciddileşti. "Soruyorum çünkü sürekli olmaması gereken yerde bitiyor. Bununla alakalı önlem alacağım."
"Alacağın önlemin benim onu sevip sevmememle ne ilgisi var?"
"Oldukça var," dedi anında. Siniri geri gelmişti ve tıslayarak konuşuyordu. Gerçekten onu sevmiyordu. Benim yanımda da sürekli dolandığı için İlker'i görmek zorunda kalıyor ve buna tahammül edemiyordu. İlker de sanki Demir'i tahrik etmek için evine, bara ve gündüzleri kafeye bile geliyordu. Onaylamayarak kafamı iki yana salladım.
"Bunu duymak istiyorsan," dedim kollarımı göğsümde birleştirerek, "Hayır, sevmiyorum."
Yüz ifadesini bozmadı ve ben de ne düşündüğünü anlayamadım. Fazlasıyla kafam karışmıştı.
"Pekala," derken bağladığım kollarımı çözdüm. "Başka soru?"
"Gidebilirsin."
Gözlerimi kıstım. "Çok kabasın."
"Evet," dedi pişkince. "Biliyorum,"
Arkamı dönüp gidecekken aklıma gelen soruyla tekrar ona dönüp seslendim. "Demir?"
Sorar gibi bana baktığında arabasına binmek üzereydi.
"Biliyorum sırası değil ama kafeye gidebilir miyiz? Ahsen orayı seviyor ve ben de. Etrafta dolaşabilecek kadar güvende miyiz?"
Kafasını olumlu anlamda salladığında gülümsemeye çalıştım. Arabasını çalıştırdıktan sonra etrafı toz içinde bırakıp giderken ben de eve girdim.
**
Merdivenleri inerken "Ahsen ben hazırım," diye seslendim. Kafasını salondan uzattı ve gülümsedi.
"Ben de hazırım. Nasıl olmuşum?" diye sorarken etrafında dönüyordu. Beyaz bir badinin üstüne dizlerinin biraz üstünde biten kadife, askılı bir elbise giymişti. Altında siyah,ince bir çorap ve kısa botları vardı. Saçlarını düzleştirmiş ve kafasına yan gelecek şekilde, tıpki bir ressamın şapkasına benzer şapka takmıştı.
"Çok tatlısın!" dedim gülümseyerek.
Yerinde sevinçle çırpındı fakat sonra aklına bir şey gelmiş gibi hüzünlendi.
"Aslında oraya gitmeye çekiniyorum," dedi üzgün bir şekilde. Gerçekten enerjisi birden gitmişti.
"Utku yüzünden mi? Geleceğini söyleyip gelmediği için mi?"
Kafasını salladı hemen. Nasıl da üzülmüştü. Ona doğru ilerleyip sarıldım.
"Ondan hoşlanıyorum," dediğinde gülümsedim. Bunu anlamamak için kör olmaya gerek yoktu. Elbette hoşlanıyordu. "Sana garip gelebilir. Daha hoşlanmak için o kadar vakit bile geçirmediniz diyebilirsin ama böyle hissediyorum."
"Ahsen," dedim ondan uzaklaşırken. Omuzlarına dokunup tam gözlerinin içine baktım ve ona destek verdiğimi bilmesini istedim. "Elbette sana inanıyorum. Birinden hoşlanmak için illa günlerce takılmak gerekmez."
Yüzü aydınlandı birden. Bu sefer bana sarılan oydu. "Peki oraya gitmemiz doğru mu?"
"Gelmemesinin önemli bir sebebi olduğunu düşünüyorum. Konuşmadan bilemeyiz değil mi?"
"Haklısın," dedi ve benden ayrıldı. "Hadi gidelim."
Evden çıkmadan önce Zeze ile vedalaştık ve oradan ayrıldık. Kafeye yaklaşan sokağa indiğimizde yer yer boş mermi kovanları gördük. Bazı yerlere sıçramış kanlar vardı. Hatta oldukça fazlaydı. Burada bir çatışma olduğu apaçık belliydi ve ne kadar kayıp verdiğimizi merak etmeye başlamıştım. Duvarlara, çimlere, yerlere ve kenarda duran ağaç gövdelerinde yoğun kanlar vardı. Dün gece bunlar yaşanmasına rağmen bugün herkes Tiazza'daki hayatına devam ediyor ve endişeli görünmüyorlardı. Peki ben endişelenmeli miydim?
Kafe&Bar'dan içeri girip salona açılan büyük kapıdan içeri girdik. Gözler bize döndüğünde aldırış etmeden kendimize boş bir yer aradık. Ahsen arkama saklanıyordu. Utku'yu gördüğümde gülümsüyordu ve eliyle boş iki sandalyeyi gösteriyordu. Minnetle kafamı salladım ve Ahsen'i çekiştirip benimle gelmesini sağladım. Yerlerimizi aldığımızda Utku'nun gözleri direkt Ahsen'i buldu. Muzipçe sırıtırken şarkısını söylemeye devam ediyor ve halinden keyif alıyordu. Ahsen ise aldırış etmeden bakışlarını onunla buluşturmuyordu.
Geçen sürede Utku bilmediğim birkaç şarkıyı çalıp söylemişti ve ben de onu keyif alarak dinlemiştim. Sesinin yatıştırıcı bir etkisi vardı. İnanılmazdı.
Utku herkese geldiği için teşekkür etti ve yine gelmelerini istedi. Sessizlik yerini uğultuya bıraktı.
Ahsen ellerini kucağında birleştirmişti ve keyif almadığı nadir bir anı yaşıyordu. Oysa buraya can atarak geliyordu.
Kolumla onu dürttüm. "İyi misin Ahsen? İstersen gidelim?"
Bakışları geldiğimiz süre boyunca ilk kez beni buldu. "Olur, gidelim."
Ayağa kalkıp gideceğimiz esnada, Utku birkaç kızdan kurtulup koşarak yanımıza geldi. Kapıya doğru ilerleyen Ahsen'in koluna dokunup önüne geçti ve gülüp gülmemek arasında gidip geldi. Ahsen düz bir şekilde Utku'ya bakıyordu.
Utku, "Kızgınsın biliyorum," dediğinde derin bir nefes aldı. Ahsen'in dokunduğu kolundan elini çekmiyordu ve kolunun alev aldığına yemin edebilirdim. Aralarında çekim olan bu iki insanı izliyordum. Sanki etraflarında bir mıknatısın titreşimleri yayılıyor ve bunu sadece ben görüyor gibi hissediyordum.
"Neden gelmediğimi açıklamama izin verir misin?" diye sordu olumlu bir cevap almak istercesine. Ahsen onun yüzünü dikkatle izledi ve ona bir şans verdi. "Dinliyorum,"
"Şu kendisini çatıdan atan kadın var ya?" diye sordu bizim bilip bilmediğimizi teyit ederek. Ahsen'le kafamızı aynı anda salladığımızda devam etti. "Onu izlemem için Demir beni görevlendirdi. Siz bardayken o kadını izliyordum. Zaten boşuna takipteymişim, aranılan kişi o değilmiş."
Ahsen ona inanıp inanmamaya karar veriyordu ve gözleriyle onun yüzünü tarıyordu.
"Doğruyu söylüyorum," diye diretti Utku. "Demir bir görev verdiğinde yapamam diyemem. Geçmişim buna izin vermez, bu yüzden anlamanı rica ediyorum," derken Ahsen'in elini tutuyordu. Etraftaki birkaç meraklı bakışı yakaladım. Suratlarını buruşturup onları izliyorlardı ve Utku'nun Ahsen'e olan ilgisi yüzünden isyan ediyor gibi görünüyorlardı.
"Sana inanmayı seçiyorum," dedi Ahsen. Artık yüzü yumuşamıştı ve dümdüz bakmıyordu.
"O hâlde sana bir şey ısmarlayabilir miyim?"
Ahsen gülümseyerek kafasını salladı ve beraber bir masaya geçeceğimiz sırada salona girilen kapı büyük bir gürültüyle sarsıldı. Bakışlarımı kapıya çevirdiğimde bir grup kalabalığı gördüm ve meydana doğru ilerledim. İçerideki insanlar dört bir yana kaçışırken orta yerde durmuş gelenlere bakıyordum. Demir, Anıl, İlker ve daha önce aşina olduğum birkaç yüz. Asıl şaşırmam gereken kişi, Demir'in ve Anıl'ın ortasında çırpınan Deniz'di.
İkimizde birbirimize ölümcül bakışlar atıyorduk.
**
Bölüm etkileşimi
