18. BÖLÜM | ALDIĞIN YARALAR SENİ AYAKTA TUTAR

Vaveyla Yazarı: A G

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 43Şu an: 18. BÖLÜM | ALDIĞIN YARALAR SENİ AYAKTA TUTAR
  1. 1 TANITIM | BİLGİ191 kelime
  2. 2 1. BÖLÜM | TİAZZA’YA HOŞ GELDİN KAÇAK!1.779 kelime
  3. 3 2. BÖLÜM | ŞÜPHE BİR DİĞER ŞÜPHEYİ DOĞURUR5.324 kelime
  4. 4 3. BÖLÜM | ALIŞILMIŞIN DIŞINDA BİR KADIN3.393 kelime
  5. 5 4. BÖLÜM | TOZLU SAYFALARDA KALMIŞ SİLİK BİRİ4.372 kelime
  6. 6 5. BÖLÜM | GECEME YANSIYAN GÖLGE3.835 kelime
  7. 7 6. BÖLÜM | AVCUMA İLİŞTİRİLEN NOT4.892 kelime
  8. 8 7. BÖLÜM | GÜVENSİZLİKLERLE DOLU PLAN4.495 kelime
  9. 9 8. BÖLÜM | ONU GÖRMEK İSTEMEDİĞİM HÂLDE ONUNLAYIM4.679 kelime
  10. 10 9. BÖLÜM | KAÇTIĞIM ŞEYE GERİ DÖNÜYORUM4.035 kelime
  11. 11 10. BÖLÜM | HİÇBİR ZAMAN GÜVENDE DEĞİL2.914 kelime
  12. 12 11. BÖLÜM | ÇAMURLA KAPLANMIŞ ZAYIF BEDEN3.053 kelime
  13. 13 12. BÖLÜM | BU KEZ ÖLÜME DAHA YAKIN3.454 kelime
  14. 14 13. BÖLÜM | HAİNLER NE KADAR YAŞAR?3.693 kelime
  15. 15 14. BÖLÜM | ÇIĞLIKLARINI SESSİZE ALACAKLAR3.147 kelime
  16. 16 15. BÖLÜM | GÜVEN YANLIŞ KİŞİDE EĞRETİ DURUR2.109 kelime
  17. 17 16. BÖLÜM| SEN, BEN VE DUVARLARIMIZDAN YIKILAN BİRKAÇ TUĞLA2.191 kelime
  18. 18 17. BÖLÜM | KAYBEDİLEN HER HİS GERİ GELMEZ3.515 kelime
  19. 19 18. BÖLÜM | ALDIĞIN YARALAR SENİ AYAKTA TUTAR3.250 kelime · Okuduğun bölüm
  20. 20 19. BÖLÜM | İKİLEMLER SARSAR FAKAT DİBE BATIRMAZ2.778 kelime
  21. 21 20. BÖLÜM | FISILTILAR DUYMAK İSTEDİKLERİNİ SÖYLER2.278 kelime
  22. 22 21. BÖLÜM | KÜLE DÖNMEDEN ÖNCE SAVAŞLAR HEP GÜRÜLTÜLÜDÜR3.534 kelime
  23. 23 22. BÖLÜM | BİRBİRİMİZİN TANIDIK HİSLERİYİZ2.258 kelime
  24. 24 23. BÖLÜM | SANA ALDANDIM, KENDİMİ SUSTURDUM2.203 kelime
  25. 25 24. BÖLÜM | KOCA BİR GÜRÜLTÜ İÇİNDE UFACIK BİR BEDENİM2.688 kelime
  26. 26 25. BÖLÜM | YAŞAMADAN ÖLMEK, ÖLMEDEN ÇÜRÜMEK3.136 kelime
  27. 27 26. BÖLÜM | ONU SADECE AŞK MAĞLUP EDER3.112 kelime
  28. 28 27. BÖLÜM | YIKTIĞIMIZ TUĞLALARLA DUVARLARIMIZI ONARACAĞIM!2.242 kelime
  29. 29 28. BÖLÜM | TANIDIK ACILAR DAHA AĞIR GELİR2.478 kelime
  30. 30 29. BÖLÜM | YENİ BİRİ SENİ HARABEYE DE ÇEVİREBİLİR3.270 kelime
  31. 31 30. BÖLÜM | AİT OLMAK, BİRİNE KÖRÜ KÖRÜNE BAĞLANMAKTIR2.155 kelime
  32. 32 31. BÖLÜM | BAZI YÜZLEŞMELERDEN KAÇSAN DA ELBET YAKALANIRSIN2.921 kelime
  33. 33 32. BÖLÜM | BİR CAN, BAŞKA BİR CANA MI BEDELDİR?3.270 kelime
  34. 34 33. BÖLÜM | HATALAR, VEDALARI BERABERİNDE GETİRİR2.847 kelime
  35. 35 34. BÖLÜM | KALP SEVER VE PARÇALARA AYRILIR2.572 kelime
  36. 36 35. BÖLÜM | GİDERKEN AYDINLIĞI DA BERABERİNDE GÖTÜRDÜ3.146 kelime
  37. 37 36. BÖLÜM | GERÇEKLER YALANDI, YALANLAR YİNE YALANDI2.383 kelime
  38. 38 37. BÖLÜM | BAZI KAVUŞMALAR ÖFKE DOLUDUR2.237 kelime
  39. 39 38. BÖLÜM | DEĞİŞİM YAŞANMIŞLIKLARDAN GELİR2.647 kelime
  40. 40 39. BÖLÜM | BAZI GÜZEL ANLARIN SONU FELAKET OLABİLİR3.236 kelime
  41. 41 40. BÖLÜM | BİR KEZ GÜVEN KIRAN HEP DAHA FAZLASINI YAPAR2.518 kelime
  42. 42 41. BÖLÜM | TEHLİKENİN YAKININDAYSAN O HER ZAMAN SENİ BULUR2.120 kelime
  43. 43 42. BÖLÜM | GÜÇ, İNSANI İYİLEŞTİRİR VE AYNI ZAMANDA BENLİĞİNİ KAYBETTİRİR2.886 kelime

Kitabın tanıtım videosu için;
İnstagram - balllyazar

**

"Boğulduğunu sandığın her şey, sana yüzmeyi öğretir." ✨

**

Söylediklerini hazmedebilmem için zamana ihtiyacım vardı. Demir beni öldürmek mi istemişti? Beni koruması gerektiğini bana her anında hatırlatırken bunu nasıl yapabilirdi ki? Söylediklerinin doğruluğunu teyit etmem için Demir'le yüz yüze gelmem gerekiyordu.

"Yalan söylüyorsun," dediğim anda bunu ne zaman düşünüp söylediğimin farkında değildim. İçten içe bana yalan söylemesini istiyordum. Bu gerçeği kabul etmek istemiyordum.

"Bir süredir tanıdığın Demir, sana 'hayır ben değildim' derse ona mı inanacaksın, bana mı?" diye sorduğunda ne yazık ki buna verebilecek cevabım yoktu. Bu yüzden hiçbir şey söylemeden merdivenleri koşarak indim. Hızlı hareketlerim insanların dikkatini çekmiş ve onları rahatsız etmişti. Aldırış etmedim ve dükkanın karşısında sırtını duvara yaslayıp sigara içen Demir'i gördüğümde hızlı adımlarla ona ulaştım. Yüzüne baktığımda az önceki halinden sakin görünüyordu. İlker'le konuştuğu sırada öfkeden köpürüyordu fakat şimdi hiçbir şey umrunda değilmiş gibi bir hâli vardı.

"Bir şey soracağım," diyerek söze girdiğimde yüzüme dikkatle baktı dinlediğini belli etmek istercesine. "Sadece tek bir cevap istiyorum, beni geçiştirerek cevap verme. Bu önemli."

Kafasını salladığında tek kaşını kaldırdı. Ona ne soracağımı merak ediyor olmalıydı. Öfkemi görüyor ve dinlemesi gerektiğini biliyordu.

"Beni öldürmeye çalıştın mı?"

Sorum karşısında afalladı fakat kendisini hemen toparladı. Sigarasının son dumanını çekti ve yan tarafta bulunan çöp kutusuna doğru ilerleyip izmaritini çöpe attı. Ben de her hareketini tek tek beynime kazıdım. Zaman kazanmaya çalıştığının farkındaydım fakat bozuntuya vermedim çünkü bana eninde sonunda cevap vermek zorundaydı.

"Evet," dedi hiç tereddüt etmeden. Dudaklarım şaşkınlıktan hafifçe aralandı. Yüzümde aptal bir ifade olduğuna yemin edebilirdim. Soğukkanlılıkla cevap vermesi şaşkınlığımı bir seviye daha atlatmıştı.

"Bunu nasıl kolay bir şekilde söyleyebiliyorsun?" diye sorduğumda sesim sona doğru kısılmıştı. Boğazımda yutkunmamı engelleyen bir acı vardı. Ağlamamak için kendimle savaşırken yine kendime yenildim. Bu kadar kırılgan olmak zorunda mıydım?

"Beni, bana nasıl yorumlarsın?" diye sordu alakasız bir şekilde. Yanağıma süzülen gözyaşlarım onun umrunda bile değildi.

Yanaklarımdaki gözyaşlarımı elimin tersiyle silerken "katı birisin," diye cevap verdim mırıldanarak.

Dudağının kenarıyla güldü ve bir sigarayı daha yakmak için paketinden çıkardı. Ü"Bak sorunun cevabını kendin verdin. Sana ne zaman yakın davrandım ki seni öldürmek istediğimi söylerken çekineyim?"

Yutkundum. "Bana bisiklet aldığında, garajı benim için düzenlettiğinde ve beni Tiazza'dan dışarı çıkarttığında. Bunlar benim için yakın davranmak demek."

İçmek için çıkardığı sigarayı yakmadan paketine geri koydu. "Bak Kaçak, çok fazla açıklama yapmayı sevmem ve sana bir kez açıklayacağım. Söylediklerimden sonra ister git ve ister kal."

Kafamı salladım sakince. Yüz ifadesi artık sakin olduğunu göstermiyor aksine söylediklerim, sebebini bilmediğim şekilde onu kızdırmaya yetmişti.

"İlk zamanlar bana fazlasıyla sorun çıkartıyordun ve seninle uğraşmak istemiyordum. Senden kurtulmanın en temiz yolu seni öldürmekti ama o baş belası eski nişanlın bana engel olmuştu." dedi bir çırpıda. İlker'i hatırlamak onu daha da sinirlendiriyordu çünkü İlker onun sevdiği birini öldürmek zorunda kalmıştı.

"Beni hâlâ öldürmek istiyor musun?" diye sordum aptal gibi. Sanki böyle düşünse bana bunu söyler miydi?

"Burayı kabullenip artık sorun çıkarmadığın için bunu elbette ki düşünmüyorum."

"Beni öldürmek istemen, aynı zamanda İlker'e de acı çektirmek için olmasın? O senin değer verdiğin birini öldürdü ve sen de o hissi ona yaşatmak istedin belki de," diye sorduğumda sabır dilermiş gibi gökyüzüne baktı. Yutkunurken hareket eden adam elması bana göz kırpıyordu. Ona baktığımda keskin yüz hatlarını incelemek sanki daha yeni aklıma gelmiş gibi bakışlarım yüzüne hücum etti. Bakışları tekrar beni bulduğunda bana bir adım yaklaştı. Kafamın arkasından bir yere bakıyordu ve o sıra da İlker'in gelmiş olma ihtimalini düşünüp arkaya baktım. Onu gördüğümde direkt bize bakıyordu ve hareket etmiyordu. Bakışlarımı tekrar Demir'e çevirdim.

"Onun acı çekmesini her şeyden çok istiyorum," dedi söylediklerine rağmen sakin duran ses tonuyla. "Ama bu sana zarar vererek olmayacak."

Yüzünü inceledim ve ciddiyetini ölçtüm. Uysallaşan hallerimden dolayı bana zarar vermeyi reddediyordu. Ciddi olduğuna inanmak istiyordum. Ona her defasında inanmayı seçip her defasında yanılan taraf oluyordum.

"Geliyor musun?" diye sordu sola doğru ilerlerken. Arkasına bile bakmadı. Geleceğimden emin duruyordu. Bundan bir an olsun şüphe etmiyordu.

Arkasından baktım ve onu takip ettim. Kafamı İlker'in olduğu yöne çevirdiğimde onaylamaz bakışlarını bana gönderiyordu.

**

Demir bir yol ayrımına geldiğimizde kısa bir işinin olduğunu söyleyip benden ayrıldı. Bara geri döndüğümde Ahsen ve Utku barın önünde sohbet ediyorlardı. Muhtemelen beni bekliyorlardı.

"Çok beklediniz mi diye sordum onlara yaklaştığımda.

Ahsen kafasını iki yana salladı. "Zaman çok hızlı geçmiş anlamadım bile. Biraz eğlendik. "

Kafamı salladım yavaşça. Ciddi duruşum onu endişelendirmiş olacak ki kaşlarını çatıp Utku'nun elinden sıyrılarak ellerimi tuttu. Elleri sıcacıktı ve kendinizi evinizde hissetmenize neden oluyordu. Bir kardeşim yoktu fakat olsaydı Ahsen gibi olmasını isterdim.

"Sen iyi misin? Moralin bozuk gibi görünüyor."

Gülümsemeye çalıştım, her zaman yaptığım gibi. "Bazen her şey üstüme geliyor," dedikten hemen sonra Utku'ya döndüm.

"İlker'le olduğumdan Demir'in nasıl haberi oldu?" diye sordum tek kaşımı kaldırarak. Onun söylediğini biliyordum fakat yine de teyit etmek istiyordum.

"Ben söyledim," dedi hiç çekinmeden. Ahsen ellerimi bırakıp hızla ona döndü. "Utku!" Sesinde hem öfke hem de bunu neden yaptığını anlamadığına dair bir tını vardı.

Utku yanıma yaklaşıp sırtımı sıvazladı. Bu temas hiçbirimizin yanlış anlayacağı bir davranış değil adeta içten ve onun için değerli olduğumu anlatmak istediği bir davranıştı. "Eliz eğer seni kötü hissettirdiysem özür dilerim ama bunu açıklamama izin ver," diye söze başladığında onu bölmedim ve devam etmesini bekledim. "Demir senin sorumluluğunu üstlenmiş olabilir ama bunun için bize de görevler veriyor. 'Eve git Eliz'i al, bir yere ayrılmak isterse haber ver, ona buraya gelmesini söyle,' gibi aklına gelebilecek her türlü durum ve sadece ben değil. Arada Çağatay bile seni gözetliyor bürodan çok çıkamasa da. Onun işleri çok yoğun. Anıl da aynı şekilde. Hepimiz Demir'in emriyle senin güvenliğinden sorumluyuz. Anıl'ın arada kafası gidiyor tabii onun saçmalıklarını görmezden gel. Demek istediğim bir tehlikeye gireceğini anladığımızda bu yüzden hemen orada beliriyoruz. Bazı gözden kaçırdığımız anlar oldu ve sert uyarılar aldık. Seni İlker'in aldığını söylemek zorundaydım."

Açıklamasını bitirdiğinde derin bir nefes aldı. Olayın iç yüzünü böyle bilmediğimden kızmıştım ama şu an ona hak veriyordum. Başka çaresi yoktu ve bu durumda İlker'in beni bardan çıkarmasını görmezden gelemezdi.

"Demir'in nerede olduğunu biliyor musun?"

Utku kafasını iki yana salladığında omuz silktim. Ardından Ahsen'in ofisine gitmek için ilerledik.

Utku ve Ahsen el ele önden yürüyor ve gülüşerek bir şeyler konuşuyorlardı. Ne kadar tatlı göründüklerini düşündüm. Her zaman böyle cıvıl cıvıl bir ilişki yaşamak istemiştim. İlker beni yarı yolda bırakmamış olsaydı eğer, her şey daha farklı olacaktı. Ben bu lanet Tiazza'da olmak yerine, onunla evlendiğim için kendi evimde olacak ve evlatlık olduğumu bilmek bir sorun teşkil etmeyecekti. Yine üzülecektim fakat en azından hayatım tepetaklak olmayacaktı. İçimden küfürler savurdum ve ona olan sinirim bir nebze daha arttı.

Ahsen arada nasıl olduğumu görmek için arkasına dönüyor ve ona gülümseyerek, onun anlayacağı yavaşlıkta dudaklarımı kıpırdatarak 'iyiyim' diyordum fakat kesinlikle iyi olduğum söylenemezdi. Dışarıdan bakıldığında günlük güneşlik bir yer gibiydim fakat kafamın içi cehennemin derinliklerindeydi. Saniye başı farklı bir şey geçiyordu zihnimin karanlık yerlerinden. Sorular ardı ardına sıralanmıştı ve hiçbirinin cevabı alınamamıştı. Biraz cevap alabilseydim zihnim biraz aydınlanacak ve ben kendimi cehennemde hissetmeyecektim.

Evden kaçtığım an Demir'le karşılaşmam tesadüf değildi,biliyordum. Ahsen de öyle olmadığını düşünüyordu ve bir gariplik vardı. Peki neden karşıma çıkmıştı? Beni neden buraya getirmişti? Düşmanlarım kimdi? Ne kadar ileri gidebileceklerini bölgeye girerek anlamış ve Deniz'i hain olma durumuna getirecek kadar tehlikeli olduklarını artık biliyordum. En önemlisi de ben nasıl böyle tehlikeye girebilmiştim? Nasıl düşman edinmiştim?

Çığlık atmamak için kendimle savaşırken Utku'nun sesiyle düşüncelerimden çekilip kurtuldum. "İşte burası," derken iki katlı prefabrik, beyaz renkteki yapıyı gösteriyordu. Alt kat tamamen camdı ve içeride çalışanları görebiliyordum.

Utku'nun peşinden içeri girdik. Utku, Ahsen'i içeridekilerle tanıştırdı ve Ahsen dikkatle her şeyi inceledi. Ben de bir köşede onun heyecanını izledim. Gülümsemeden edemedim.

Kapının açılma sesini duyduğumda gelene bakmak üzere kafamı çevirdim. Demir içeri girdi ve bir anlığına göz göze gelmemizin ardından emin adımlarla Ahsen'in yanına ulaştı. Yanına gitmek için herhangi bir harekette bulunmadım.

Demir, Ahsen'e bir şeyler söyledi ve Ahsen üst katı işaret ettikten sonra yukarı çıktı. Demir ve Utku çalışanlarla konuşuyor ve ben de olduğum yerde onları bekliyordum.

İçerisi bir sağlık alanından farksızdı. Bekleme alanı, yiyecek içecek bölümü, hastalar için bir danışma, kayıt oluşturma, acil müdahale yeri gibi yerler mevcuttu. Üst kat hakkında bir fikrim yoktu fakat ofis olabileceğini düşündüm.

Beklemeye devam ederken Demir'in bana doğru yaklaştığını fark ettiğimde yerimde huzursuzca kıpırdadım. Bakışlarım onu bulduğunda ciddiyetle beni inceliyordu.

"Keyfin yok gibi görünüyor," dedi dışarıyı gösterirken. "Gel biraz hava alalım."

Yine önden giderken bir şey dememi beklemeden beni arkasında bıraktı ve ben de onu takip ettim.

Dışarı çıktığımda onu, sırtını bir ağaca yaslamış halde sigara içerken gördüm. Yanına yavaşça ilerlerken "Seni İlker'in yanından aldım diye moralin bozuk anlaşılan," dediğinde adımlarımı yavaşlattım.

"Bunu da nereden çıkardın?" diye sordum tek kaşımı kaldırırken. Yürümeye devam ettim ve biraz yakınına ulaştım.

"Doğru değil mi?"

"Hayır değil," dedim hemen. Neden böyle davranıyordu?

Sigarasından son bir nefes aldıktan sonra bakışlarını bana kilitledi. Sadece bakıyor ve yüzümden bir ifade yakalamaya çalışıyordu.

"Senin için yapabileceğim bir şey var mı?" diye sorarken ciddi görünüyordu.

Tek kaşımı kaldırdım ve ona inanamıyormuş gibi baktım. "Neden birden ilgili davranmaya başladın?"

Alayla gülümsedi ve yerde duran bakışlarını yüzüme sabitledi. Benim sorduğum soruya cevap vermiyordu. Sessizlik olduğunda konuşmayı ben başlattım.

"Ne istersem yapacak mısın?" diye sordum merakla.

"Yapılabilecek bir şey ise yapacağım."

"Dışarı çıkmak istiyorum," dedim hemen. "O sahile."

Reddedeceğini düşünüyordum çünkü zaten yakın zamanda götürmüştü ama beni şaşırtarak söylediğimi kabul etti. "Tamam yarın seni kahvaltıya götüreyim."

"Ciddi misin?"diye sordum. Kaşlarım hayretle yukarı kalkmıştı.

"Evet," dedi hemen. Sevinçten boynuna atlamamak için kendimle savaşa girdim.
Tam bir şey söylemek üzereyken, yağmur yağmaya başladığında koşarak binanın içine girdik. Demir gözleriyle içeriyi taradı ve Ahsen'le göz göze geldikten sonra gelmesi için işaret yaptı. Ahsen hızlı adımlarla yanımıza ulaştı.

"Herhangi bir şey yok ise gidelim mi?"diye sorduğunda Ahsen kafasını salladı.

"Eksik eşyaların listesini Çağatay'a verdim. Sanırım o işlerle de ilgileniyormuş," dediğinde Demir kafasını salladı.

"Evet o eksikleri temin eder," dedi ilgili bir şekilde ve arabasını işaret etti.

"Siz bekleyin arabayı yakına getireyim," dediğinde Ahsen'le birlikte teşekkür ettik. Ahsen bana yandan bir bakış attı. Neler döndüğünü anlamaya çalışıyordu.

"Eve gidince kahve içelim mi?" diye sordu. Hemen kafamı salladım. Ben de onunla konuşmak istiyordum.

Demir arabayı getirdiğinde ön yolcu koltuğuna oturdum. Radyoyu açtım, Demir de ısıtıcıyı çalıştırdı.

Ona bir anda ne oldu anlamaya çalıştım. Bakışlarımı Demir'e çevirdiğimde sakince arabasını kullanıyor gibi görünüyordu. Kafasını bana çevirdiği an ben de hızlıca önüme döndüm. Ona bakarken yakalanmak yanaklarımın yanmasına neden oldu.

Eve ulaştığımızda hızlıca arabadan indim. Ahsen koluma girdi ve eve girmemizin ardından yukarı çıkarken Demir arkamdan bana seslendi. "Eliz."

Bedenimi ona çevirdim ve "Efendim?" dedim merakla.

"Sana bir şey vermeyi unuttum. Gelir misin?" derken salonu işaret ediyordu. Yavaşça kafamı sallayıp Ahsen'e döndüm.

"Üstümü değiştirip salona gelirim, konuşuruz," dedi Ahsen omzuma dokunarak.

"Tamam," dedim gülümseyerek.

Salona girdiğimde Demir konsolun önünde beni bekliyordu. Küçük, siyah bir paketi bana doğru uzattığında usulca elime aldım ve paketi açtım. Heyecandan ellerim titriyordu. Paketin içine ulaştığımda iki adet siyah,metal çerçeveyi ön yüzüne çevirdim. Demir ile benim bulunduğum resmi bir çerçevenin içinde görmeyi asla beklemiyordum. O sahildeki küçük kafede ayak üstü çekilmiştik. Diğer çerçevedeki resim de sadece bana aitti.

"Hatıra kalmasını istersin diye düşündüm. Bir gün buradan ayrıldığında, belki beni o kadar da kötü hatırlamazsın."

Çerçevelerdeki bakışlarımı Demir'e çevirdim. Ellerimdeki titremenin anlaşılmaması için çerçeveyi sıkarak kamufle ediyordum. Ne söyleyeceğimi bilmiyordum. Bütün bildiğim kelimeleri unutmuştum sanki ve en önemlisi ben şu an ne yaşıyordum? Demir ne yapmaya çalışıyordu ve lanet olası bu oda çok mu sıcak olmaya başlamıştı?

"Ee..e ben..." diye kekelerken kendimi tebrik ettim içimden. "Teşekkür ederim. Çok şaşırdım, beklemiyordum."

Dudağının kenarıyla gülümsedi ve bu bana göstermiş olduğu ilk içten gülümsemesiydi. Öyle hazırlıksız yakalanmıştım ki, şu an ufacık olmaktan korkuyordum.

Bir adım yaklaştı. Geri adım atmak istedim fakat yerime mıhlanmış gibiydim. Kaçmak istememin sebebi deli gibi titrememden dolayıydı.

"Beğendin mi?" diye sordu fısıltıyla. Gürültüyle yutkundum ve kafamı salladım. Bakışlarımı çerçevelere indirdim ve oyalanıyormuş gibi yaptım fakat o, kollarını göğsünde birleştirdi ve konsola yaslanıp bana bakmaya başladı. Yerimde huzursuzca kıpırdadım.

"Üstümü değiştirsem iyi olacak. Ahsen'le biraz oturacağız."

"Pekâlâ," dedi kendisini toparlayarak. "Sabah 9'da hazır olursun."

"Tamam," dedim hemen ve yanından ayrılmadan önce "İyi geceler," deyip salondan ayrıldım.

Derin ve sıkıntılı bir nefesi dışarı verdikten sonra koşarak yukarı çıktım. Az önce ne yaşanmıştı hiçbir fikrim yoktu.

Odama girdikten sonra makyaj masasının kenarında bulunan küçük rafa çerçeveleri yerleştirdim. İkimizin bulunduğu çerçeve diğerinden biraz daha büyüktü. Yan yana güzel görünüyorlardı.

Üzerimdeki rahatsız edici kıyafetlerden kurtulup pijama giydim ve yüzümdeki makyajı temizledim. Saçlarımı gelişigüzel topladıktan sonra odamdan çıkıp hızlıca alt kata indim. Salona girdiğim an burnuma kahve kokusu gelmişti bile. Ahsen kahveleri hazırlamıştı ve koltukta oturuyordu. Beni gördüğünde gülümsedi.

"Tam zamanında geldin," dedi yanındaki boş yeri işaret ederek.

Gülümseyerek yanına oturdum.

Kahvesinden bir yudum aldı ve "Hadi anlat," dedi sabırsızca. "Sizi dışarıda konuşurken görmüştüm."

"Evet, keyfimin olmadığını gördüğü için hava almaya çıkalım dedi. Bugün İlker'le otururken beni yanından kaldırdı ve moralimin bozuk olmasını bu sebebe bağladı. Aklı sıra keyfimi daha da kaçırmak için laf sokuyor. Öyle olmadığını söyledim. Benim için yapabileceği bir şeylerin olup olmadığını sordu. Beni geçen sefer gittiğimiz sahile götürmesini istedim. Yarın için kahvaltıya götürmeyi kabul etti," diye ardı ardına anlatırken, her kelimemin sonunda bir öncekinden daha fazla şaşırdı.

"Ne olmuş birden?" diye sordu tek kaşını kaldırarak. "Kendini frenlemeyi bırakmayı seçti sanırım."

"Ahsen!" diyerek uyardım onu. "Yine başlama."

Omuz silkti ve kahvesini içmeye devam etti. Ben de kahvemden bir yudum aldım. Söylediğini düşündüm ve haklı olabilme ihtimalinin ne kadar düşük olduğunu anladım. Demir sadece keyfimin yerinde olması için uğraşıyordu.

"Sana ne verdi?" diye sorduğunda telaştan neredeyse kahvemi döküyordum. Anlatıp anlatmamak arasında gidip geldim çünkü yine aynı şeyleri ima edecekti. Kısa bir düşünmenin ardından anlatmayı seçtim çünkü eninde sonunda resmi odamda görecekti.

"Geçen sefer oraya gittiğimizde bir kız vardı. Tam oradan ayrılırken fotoğrafımızı çekmişti. Bastırıp çerçeveletmiş. Onu verdi."

Söylediklerimden kaynaklı neredeyse içtiği kahveyi püskürtüyordu. Birkaç öksürüğün ardından ona uzattığım suyu içti ve gözlerini kocaman açıp bana baktı.

"Ne söylediğinin farkında mısın?"

"Farkındayım," dedim bir çırpıda. "Sakın yine aynı şeyleri ima etme."

Kafasını iki yana salladı. "Ben bir şey ima etmiyorum. Arkadaşın olarak gerçeği görmeni istiyorum ve bu gidişle bundan kaçamayacaksın."

Gözlerimi devirdim ve ilk defa Ahsen'in söylediklerini dinlemek istemiyordum. Sanki sinirlenmem için bilerek yapıyor gibiydi.

"Demir sana biraz daha yakın davrandığında buna itiraz etmeyeceksin çünkü sen de sana yakın davranmasını istiyorsun. Bana kızma, ben gördüklerimi söylüyorum," derken söylediklerinden çekiniyordu ama aynı zamanda benim bir şeyleri anlamamı istiyordu.

Hiçbir şey söyleyemedim ve gerçekten bunu mu istiyordum bilmiyordum. Benim ondan nefret etmem gerekiyordu. Neden ve nasıl bu duruma gelmiştim farkında bile değildim.

"Uyusam iyi olacak. Erken kalkacağım."

Kafasını iki yana sallayarak güldü. Kaçtığımı biliyordu.

"Evet, evet sen uyu. Geç kalmak istemezsin!" derken sinsice sırıttı.

Hafifçe koluna vurdum. Gülmeye devam etti.

"Ben burayı hallederim. İyi geceler," dediğinde yanağına öpücük kondurdum.

"İyi geceler," dedikten sonra yanından ayrılıp üst kata çıktım. Odama girdikten sonra ışığı açtım ve komodinin üstündeki saati ayarladım. Yatağıma yatmadan önce çerçevelere küçük bir bakış attım. Ahsen gerçekten doğru söylüyor olabilir miydi? 'Hayır, hayır' dedim içimden. Bu doğru olamaz.

Işığı kapattım ve ardından yatağıma uzandım. Uyumaya çalıştım ve bir an önce yarın olmasını diledim.

**

Alarm sesini duyduğumda yatağımda hızlıca doğrulmanın ardından saati tokatlarcasına kapattım. Hemen yatağımdan kalktım ve lavaboya girip yüzümü yıkadıktan sonra dişlerimi fırçaladım. Tekrar odama döndüğümde dolabımın önüne geçtim.

Açık renk ve hafif bol olan kot pantolonumun üstüne ekru, v yaka triko bir süveter, içine de beyaz bir gömlek seçtim. Üzerimi giyinmeden önce sade bir makyaj yaptım. Yüzümdeki kusurları kapattım. Dudak renginde bir ruj sürüp rimel de sürdükten sonra bu kısmı tamamlamıştım fakat sonra yanaklarıma biraz da pembelik eklemiştim. Önden iki tutam saçımı yanlara bırakıp kalanları ensemde topuz yaparak topladım. Üzerimi, makyajımı ve saçımı bozmadan giyindim. Birkaç altın renginde aksesuar taktım. Küpe ve kolye yeterli olmuştu. Kabanımı ve botlarımı giydim. Minik siyah bir çantaya da eşyalarımı koyduktan sonra hazırdım. Aynadaki görüntüme baktığımda kendimi beğenmiştim.

Odadan çıktıktan sonra hızla alt kata indim. Demir orada değilse bile aşağıda beklemenin daha doğru olduğunu düşündüm. Salona girdiğimde Demir elindeki telefona dalmış, bir şeylere bakıyordu. Sanırım o da benim gibi salonda beklemenin daha doğru olduğunu düşünmüştü.

"Günaydın," dedi geldiğimi gördüğünde.

"Günaydın," dedim usulca.

"Gidelim mi?" diye sordu oturduğu yerden kalkarken. Aynı zamanda beni inceliyordu. Kafamı sallamakla yetindim ve onun bir şey demesine gerek kalmadan dışarıya ilerledim.

Arabasının kilidini uzaktan çalıştırdı ve ön yolcu koltuğundaki yerimi aldım. Hızlıca radyoyu açtım. Sessizliği çok güzel bozuyordu.

Demir arabayı çalıştırıp Tiazza'nın çıkışına ilerlerken derin bir nefes aldım. Buradan biraz olsun uzaklaşmak çok iyi geliyordu.

Göz ucuyla Demir'e baktım. Dünkü halinden eser yoktu ve nedense keyifsiz görünüyordu. Sessizliği bozan ben oldum.

"Sana emrivaki yaptığım için kızgınsın sanırım? Beni dışarı çıkarmanı söyledim ya ondan bahsediyorum," dediğimde bir anlığına bana baktı. Bakışlarını tekrar yola çevirdiğinde yüz ifadesini koruyordu.

"Hayır kızgın değilim," derken dikkatli görünüyordu. "Sadece ani bir şey olduğu için bunu amcama bildirdiğimde biraz azar yedim. Canımı sıkan bu. Babam varken bu kadar zor değildi,"

Kendimi suçlu hissettim. Ne de olsa azarlanmasının suçlusu bendim.

"Özür dilerim," dedim hemen. "Benim yüzümden oldu."

Kafasını iki yana salladı. "Özür dilenecek bir şey yok. Hem ben de seni dışarı çıkarmak istiyordum," derken neredeyse oturduğum koltukta kaybolmamı sağlayacaktı. Göz ucuyla bana baktı ve dudağının kenarıyla sırıttı. Alaylı gülümsemesinin ardından oluşan yüzündeki kıvrımları görmezden geldim. Dikkatimi dağıtıyordu.

Sahile ulaşana kadar sessizlik olmuştu. Son söylediği sözden sonra bedenimi hafifçe sağa çevirmiştim ve kafamı cama yaslayıp dışarıyı izlemiştim. Onunla konuşmayı kendimce reddettim çünkü aramızdaki konuşmalar farklı bir boyuta ulaşmıştı.

Arabasını düzgünce park ettikten sonra indim ve temiz havayı ciğerlerim patlayana kadar içime çektim. Demir önden ilerlemeye başladığında onu takip ettim. Hemen içeri girmek ve kahvaltı yapmak istiyordum. Geçen sefer geldiğimde yaptıkları ekmekten tekrar yapmış olmaları için dua ettim. Tadı damağımda kalmıştı.

Demir adımlarını bir anda durduğunda neredeyse onun sırtına çarpacaktım.

"Bir sorun mu var?" diye sordum merakla. Sol tarafına geçtiğimde birkaç insanın kaçarcasına kafeden ayrıldıklarını gördüm.

"Bir gariplik var," dedi Demir kaşlarını çatarken. "Bu insanlar neden kaçıyor böyle?"

Bir anda hızlandığında aynısını yaparak ona yetiştim. Demir bir adamın kolundan tuttu ve kendisine bakmaya zorladı. Adam panik olmuştu.

"Neden kaçıyorsunuz?" diye sordu Demir merakla.

Adam korkudan kaskatı kesilmişti ve dudakları titrediği için konuşamıyordu.

"Sana söylüyorum!"

Yavaşça Demir'in koluna dokundum. Bir an irkildi ama kendisini hemen toparladı. "Adamı korkutuyorsun," dedim sakince. Adama bakıp gülümsemeye çalıştım ve bu sefer ben konuşmayı denedim.

"İçeri de biri mi var? Kafenin sahipleri bizim yakınımız. Eğer tehlikedelerse bilmek isteriz."

Adam kafasını salladı. "İçeride silahlı biri var," diyebildi en sonunda. Demir adamı bıraktı ve kafeye doğru koşmaya başladı. Hızlıca onu takip ettim.

Kafenin kapısını tekmeleyerek açtı ve elindeki silahı sırtı bize dönük adama doğrulturken "Silahını hemen yere bırak!" diyerek uyarısını yaptı.

Sağına doğru geçtiğimde beni temkinli bir hareketle arkasına aldı. Kolunun açıkta kalan bir köşesinden karşıyı izledim. Kerim amca, Suna teyze ve Hazal derinden bir acıyla ağlıyorlardı. Tam göremiyordum fakat onlara bir zarar gelmemesi için dualar ediyordum.

Sırtı dönük olan adam bize doğru döndü ve gülüyordu. Demir'in sinirden gerilen vücudunu görebiliyordum.

"Sen!" dedi Demir sinirle. "Anneni, babanı, kardeşini rehin alabilecek kadar aşağılık bir insansın!"

Duyduklarım doğru muydu? Demir bu adam için, buradaki deniz taştığında öldüğünü söylemişti ama kanlı canlı karşımızdaydı. Ayrıca onun aşağılık olduğunu söylediğine göre aralarında bir husumet vardı.

"Buradan şu anda defolup gitmezsen hiç iyi şeyler olmayacak!" dedi adam silahını çekinmeden Demir'e doğrulturken.

"Demir," dedim fısıltıyla ama beni duymuyordu. Birazdan olacak olaylar hiç hoşuma gitmeyecekmiş gibi görünüyordu.

"Buradan defolup gidecek olan sensin. Aileni ne hâle getirdiğini görmüyor musun? Sahi sen aile kavramından ne anlarsın? Sen kendi çocuğunu öldürmüş bir adamsın!" derken Demir artık tüm öfkesiyle bağırıyordu. Ben ise donup kalmıştım ve son dediği cümleye takılmıştım. Kendi çocuğunu mu öldürmüştü?

Adam alayla kahkaha attı. Kahkahası o kadar çirkindi ki, kulaklarımı tırmalıyordu.

"Çocuğun demişken, karım nasıl? Zeren?" diye sorduğunda duyduklarımdan dolayı bir yere tutunmam gerekti. Bu adam, Zeren'in çocuğunu öldürüp neredeyse onun aklını kaçırmasına neden olacak adam mıydı?

Demir sinirle silahının sürgüsünü çekti. "Lanet olası şerefsiz! Sikeyim..." derken sözleri yarıda kesildi. Büyük bir sesle silah patladı ve Demir yere yıkılırken son anda onunla birlikte yere çöktüm. Adam ondan önce davranmıştı ve Demir omzundan vurulmuştu. Çığlığım tüm kafede yankılandı.

**

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1.191okunma 3beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.