33. bölüm / 43
Düşünceler Cehennemi32. BÖLÜM | BİR CAN, BAŞKA BİR CANA MI BEDELDİR?
Bölümler 43Şu an: 32. BÖLÜM | BİR CAN, BAŞKA BİR CANA MI BEDELDİR?
- 1 TANITIM | BİLGİ191 kelime
- 2 1. BÖLÜM | TİAZZA’YA HOŞ GELDİN KAÇAK!1.779 kelime
- 3 2. BÖLÜM | ŞÜPHE BİR DİĞER ŞÜPHEYİ DOĞURUR5.324 kelime
- 4 3. BÖLÜM | ALIŞILMIŞIN DIŞINDA BİR KADIN3.393 kelime
- 5 4. BÖLÜM | TOZLU SAYFALARDA KALMIŞ SİLİK BİRİ4.372 kelime
- 6 5. BÖLÜM | GECEME YANSIYAN GÖLGE3.835 kelime
- 7 6. BÖLÜM | AVCUMA İLİŞTİRİLEN NOT4.892 kelime
- 8 7. BÖLÜM | GÜVENSİZLİKLERLE DOLU PLAN4.495 kelime
- 9 8. BÖLÜM | ONU GÖRMEK İSTEMEDİĞİM HÂLDE ONUNLAYIM4.679 kelime
- 10 9. BÖLÜM | KAÇTIĞIM ŞEYE GERİ DÖNÜYORUM4.035 kelime
- 11 10. BÖLÜM | HİÇBİR ZAMAN GÜVENDE DEĞİL2.914 kelime
- 12 11. BÖLÜM | ÇAMURLA KAPLANMIŞ ZAYIF BEDEN3.053 kelime
- 13 12. BÖLÜM | BU KEZ ÖLÜME DAHA YAKIN3.454 kelime
- 14 13. BÖLÜM | HAİNLER NE KADAR YAŞAR?3.693 kelime
- 15 14. BÖLÜM | ÇIĞLIKLARINI SESSİZE ALACAKLAR3.147 kelime
- 16 15. BÖLÜM | GÜVEN YANLIŞ KİŞİDE EĞRETİ DURUR2.109 kelime
- 17 16. BÖLÜM| SEN, BEN VE DUVARLARIMIZDAN YIKILAN BİRKAÇ TUĞLA2.191 kelime
- 18 17. BÖLÜM | KAYBEDİLEN HER HİS GERİ GELMEZ3.515 kelime
- 19 18. BÖLÜM | ALDIĞIN YARALAR SENİ AYAKTA TUTAR3.250 kelime
- 20 19. BÖLÜM | İKİLEMLER SARSAR FAKAT DİBE BATIRMAZ2.778 kelime
- 21 20. BÖLÜM | FISILTILAR DUYMAK İSTEDİKLERİNİ SÖYLER2.278 kelime
- 22 21. BÖLÜM | KÜLE DÖNMEDEN ÖNCE SAVAŞLAR HEP GÜRÜLTÜLÜDÜR3.534 kelime
- 23 22. BÖLÜM | BİRBİRİMİZİN TANIDIK HİSLERİYİZ2.258 kelime
- 24 23. BÖLÜM | SANA ALDANDIM, KENDİMİ SUSTURDUM2.203 kelime
- 25 24. BÖLÜM | KOCA BİR GÜRÜLTÜ İÇİNDE UFACIK BİR BEDENİM2.688 kelime
- 26 25. BÖLÜM | YAŞAMADAN ÖLMEK, ÖLMEDEN ÇÜRÜMEK3.136 kelime
- 27 26. BÖLÜM | ONU SADECE AŞK MAĞLUP EDER3.112 kelime
- 28 27. BÖLÜM | YIKTIĞIMIZ TUĞLALARLA DUVARLARIMIZI ONARACAĞIM!2.242 kelime
- 29 28. BÖLÜM | TANIDIK ACILAR DAHA AĞIR GELİR2.478 kelime
- 30 29. BÖLÜM | YENİ BİRİ SENİ HARABEYE DE ÇEVİREBİLİR3.270 kelime
- 31 30. BÖLÜM | AİT OLMAK, BİRİNE KÖRÜ KÖRÜNE BAĞLANMAKTIR2.155 kelime
- 32 31. BÖLÜM | BAZI YÜZLEŞMELERDEN KAÇSAN DA ELBET YAKALANIRSIN2.921 kelime
- 33 32. BÖLÜM | BİR CAN, BAŞKA BİR CANA MI BEDELDİR?3.270 kelime · Okuduğun bölüm
- 34 33. BÖLÜM | HATALAR, VEDALARI BERABERİNDE GETİRİR2.847 kelime
- 35 34. BÖLÜM | KALP SEVER VE PARÇALARA AYRILIR2.572 kelime
- 36 35. BÖLÜM | GİDERKEN AYDINLIĞI DA BERABERİNDE GÖTÜRDÜ3.146 kelime
- 37 36. BÖLÜM | GERÇEKLER YALANDI, YALANLAR YİNE YALANDI2.383 kelime
- 38 37. BÖLÜM | BAZI KAVUŞMALAR ÖFKE DOLUDUR2.237 kelime
- 39 38. BÖLÜM | DEĞİŞİM YAŞANMIŞLIKLARDAN GELİR2.647 kelime
- 40 39. BÖLÜM | BAZI GÜZEL ANLARIN SONU FELAKET OLABİLİR3.236 kelime
- 41 40. BÖLÜM | BİR KEZ GÜVEN KIRAN HEP DAHA FAZLASINI YAPAR2.518 kelime
- 42 41. BÖLÜM | TEHLİKENİN YAKININDAYSAN O HER ZAMAN SENİ BULUR2.120 kelime
- 43 42. BÖLÜM | GÜÇ, İNSANI İYİLEŞTİRİR VE AYNI ZAMANDA BENLİĞİNİ KAYBETTİRİR2.886 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Merhaba, ben geldim. 🙋🏻♀️
Lütfen oylamayı unutmayalım. Keyifli okumalar dilerim. 😍🤗
**
"Bir şeyler oldu ve bir şeyler bitti. Sonra şarkı değişti, ritim bozuldu ve benim dünyam herkesinkinden koptu."
**
Onu evimde görmeyi asla beklemiyordum. Resmen şok etkisi yaratmıştı. Gideceğini biliyordum ve onu yolundan döndüren şey, anahtarını almış olduğumu fark etmesi miydi? En başından biliyor olamazdı. Direkt gideceğini söylediği için bir süre anahtarına ihtiyacı olmayacağını düşünmüştüm.
Bir adım gerilediğimde, "Sana zarar vermeyeceğim," dedi ve beni yerime sabitledi. "Bunu asla yapmam!"
"Sana güvenmek için bir nedenim kalmadı," diyerek kendimi savunmaya geçtim.
"Eğer bunu yapacak olsaydım, bu zamana kadar çoktan yapmış olurdum. Bir sürü fırsatım vardı," dediğinde histerik bir kahkaha attım.
"Sözlerin oldukça güven veriyor."
Kafasını iki yana salladı. Bana doğru ilerlerken salonda sağa doğru kayıp aramızdaki mesafeyi açmaya devam ettim.
Salondan çıktı ve kısa bir süre sonra dış kapının kapanma sesini duyduğumda kaşlarımı çattım. Gitti mi diye düşünürken bir anda salondan içeri girdiğinde neredeyse sıçrayacaktım. Birinin gelme ihtimaline karşılık önlemini almıştı çünkü ben kapıyı açık bırakmıştım.
"Konuşalım," dedi tekrar aynı koltuğa otururken. "Neden anahtarımı benden çalıp evime girdin?"
Omuz silktim. "Öğrenmem gereken birkaç şey vardı. Aradığımı bulamadım zaten. Her nereye sakladıysan, tebrik ederim gerçekten. Evini altına üstüne getirdim fakat hiçbir bilgi bulamadım."
Dirseklerini koltuğa yaslayıp parmaklarını birbirine kenetledikten sonra bana alaylı bir gülümseme gönderdi.
"Seni buna iten şey nedir?"
Bıkkınlıkla nefesimi dışarı verdim. "Birinin beni aptal yerine koymasından nefret ediyorum!" derken sesim normalinden fazla çıkmıştı ve belki de bu tavrıma ilk kez şahit oluyordu. "Bir adamla konuşmana şahit oldum, peşimdeki adamların kim olduğunu biliyorsun ve hatta onlara çalışıyorsun!"
Dişlerinin arkasından gürültülü bir 'cık cık' sesi salonda yankılandı. "Çalışıyordum."
"Sana güvenmiyorum," dedim hemen.
"Bunu düzelteceğime emin olabilirsin," dedi sabırsızlıkla. "Beni burada değil de, gerçekteki Kutay olarak tanısaydın, o adamlara asla ihanet etmeyeceğimi bilirdin. Her şey seninle karşılaşana ve tamamen masum olduğuna inanana kadardı."
Hiçbir şey söylemeden bekledim. Onunla konuşmadığımı görünce devam etti. "Seni dışarıdan izlemenin büyüleyici bir şey olduğuna karar verdim. Demir de, ben gibi seni aylarca izledi ve muhtemelen o da buna yenildi. Senin hayat enerjini görmek inanılmazdı ve Tiazza'da ölmek isterkenki umursamazlığın ve hayata tutunman arasındaki o ince çizgiyi görebilen herkes, bu duruma düşebilirdi."
Gözlerimi devirdim. "Sana öylece inanmamı mı bekliyorsun? Ne istiyorsun?"
Kafasını iki yana salladı. "Elbette inanmanı beklemiyorum fakat güvenini kazanmak için bir şans istiyorum."
"Sana şans verecek kişi ben değilim."
"Beni ispiyonlayacak mısın?" diye sorarken sanki karşımda küçük bir çocuk var gibiydi.
Ellerimle yüzümü kapattım. Ne yapacağımı bilmiyordum.
"Bana istediğim bilgileri verirsen seni ispiyonlamama gerek kalmaz," diyerek onu tehdit ettim.
Kafasını iki yana salladı. "Bunu söylediğim an, buradan kaçıp kurtulmak için tüm yolları deneyeceğini biliyorum ve bu senin için çok tehlikeli."
"Geçen gece kitapçının arkasında konuştuğun adama, beni buradan çıkarmayacağını söyledin ama birkaç zaman öncesinde, bana Tiazza'dan ayrılmak için teklifte bulundun. Neden?"
"Burada hapsolmak istemediğini biliyorum ve seni kendi yöntemlerimle güvende tutacaktım. Hayatında Demir gibi kaba birinin olmasına gerek kalmayacaktı."
"Ben onun yanında kalmak istiyorum ama," dediğimde söylediklerime inanamamış gibi baktı.
"Seni koruduğunu söylerken çok daha fazla tehlikeyi beraberinde getiriyor. Kaç kez bilmediğin tehlikelerin içine süzüldün. Hepsinden kıl payı kurtuldun," derken bu sefer öfkeliydi. "O adamın etrafında olmaman gerek."
"En azından ona güveniyorum."
"Güvenini sarstığım için üzgünüm fakat tekrar kazanman için elimden geleni yaparım. Bir şeyleri sadece sevgi için yaptığımı düşünme. Gerçekten suçlunun sen olmadığını biliyorum ve sana yardım etmeye çalışıyorum," derken ciddi görünüyordu.
"Suçlu mu? Ne demek istiyorsun?"
Kafasını salladı ve daha fazla bir şey söylemeyeceğini belli etti. "İstersen şimdi Demir'e anlatabilirsin ama biliyorum ki, birinin ölümüne neden olacak kadar kötü biri değilsin. Bir şeyleri bilmen konusuna gelecek olursak, bilmemen daha iyi. Demir'i her ne kadar sevmesem de bu yaptığını doğru buluyorum."
Derin bir nefes aldım ve kapıyı işaret ettim. "Gider misin? Yalnız kalmaya ihtiyacım var."
Anlayışla kafasını salladı ve çıkışa doğru ilerlerken ona seslenerek durdurdum. "Giderken dikkatli olur musun? Demir'in öğrenmesini istemiyorum. Bu ikimizin arasında küçük bir sır olarak kalacak. Beni sakın pişman etme."
"Merak etme," dedi sadece.
"Ha bir de, anahtarını binanın yakınındaki çimlere attım," dediğimde hiçbir şey söylemedi ve kapıyı arkasından çarpıp evi terk etti.
Kafamı ellerimin arasına alıp olduğum yere çöktüm. Sessizliği adeta fısıldayan evimi daha da sessizleştirdim. Dünyaya kendimi kapadım ve dışarıdan gelen sokak lambasının ışığını bile görmezden geldim. Bu dünyaya ait her şeyi, şu an kendi içimde reddediyordum. Suçlu değil miydim? Hangi olayın suçlusunu arıyorduk ki? Ben kimler tarafından suçlu ilan edilmiştim de Tiazza'da herkesten uzak yaşamak zorundaydım? Hiçbir cevabım yoktu. Öyle bir yolda yürüyordum ki, bir tane bile yol ayrımı yoktu. Kendimi kaybedeceğim ya da bulacağım hiçbir seçenek olmaması beni artık yormuştu. Öylece süzülüp duruyordum ve birilerinin beni aydınlatmasını bekliyordum. Etrafımdaki herkesi yalancı kelimesinden başka bir tanımla adlandıramıyordum. Demir dâhil herkes bana yalan söylüyordu ve bunu bile bile, yine de ona güvenmeyi seçiyordum.
Ne kadar süre orada öylece kaldım bilmiyorum ama bacaklarım isyan edip karıncalanmaya başladığında ayağa kalktım. Bir duş alıp uyumanın iyi bir fikir olduğuna karar verdim. Sabah yine işe gitmem gerekiyordu.
**
Kutsal görevimi yerine getirerek Ahsen'e kahvesini yaptım ve masasına bıraktığımda yüzüme bakmadan teşekkür etti. Sabahtan beri canı çok sıkkındı ve bana tek kelime bile anlatmamıştı. İlk başlarda iş stresi yüzündendir diye düşünsem de artık Utku'nun bir şeyler yapmış olabileceği kanısına vardım.
"Hadi ama Ahsen," dedim bıkkınlıkla. "Neyin var senin?"
Dirseklerini masaya yaslayıp elleriyle başını tuttuğunda derin bir nefes aldı. "Utku'yla kavga ettik. Sanırım artık görüşmeyeceğiz," derken son derece ciddi görünüyordu.
"Ne?"
Kafasını iki yana sallarken olanlara inanamıyormuş gibi bir tepki verdi. "Aynı evde kalmamızı istiyor ama ben kardeşimi bırakıp hiçbir yere gidemem. Kardeşime zaten Zeren'in çok iyi baktığını söylüyor, inanabiliyor musun? Herkesi bırakabilirim ama onu asla! Ona bir şey olmasın diye Tiazza'ya girdim ve tüm hayatımı geride bıraktım. Benden bunu nasıl ister?"
"İsteği biraz uçuk olmuş evet," dedim elini tutup destek vermek için. "Ama ayrılmak için çok büyük sebep değil sanki Ahsen. Evet kardeşini bırak demiyorum fakat konuşup anlaşabilirsiniz, değil mi?"
"Konuşamıyoruz ve anlaşamıyoruz. Böyle biriyle devam edemem. Utku'yu sevgi dolu ve aşık biri gibi görebilirsin ama o çok sinirli. Bunu biliyor muydun? Ondan iki tane varmış gibi. Onunla geçen her gün beni daha da şaşırttı."
Zihnim tüm söylediklerine inanmayı reddetti. Benim bildiğim Utku; güler yüzlü, anlayışlı, sempatik ve gerçekten de Ahsen'e aşık biriydi. Onu tanımasam Utku'dan ayrılmak için bana yalan söylüyor derdim fakat biliyordum ki, Ahsen onun her zerresine aşık biriydi. Böyle biterse ikisi için de çok üzülecektim.
Tam bir şeyler daha söylemek için hazırlanırken odanın kapısı tıklatıldı ve önce bir buket kırmızı gül kendini gösterirken ardından da Utku görüş alanımıza girdi. Hemen ayağa kalktım ve Ahsen'e yandan bir bakış attım. Etkilenmişe benzemiyordu ve suratı beş karıştı.
"Ben sizi yalnız bırakayım," dedim çıkışa ilerlerken. "İşim vardı zaten."
"Demir dışarıda seni bekliyor," dedi Utku bana bakarken. Bakışlarımla ona tamam dedikten sonra çıkışa doğru ilerledim. Endişelenmeli miydim bilmiyorum fakat avuç içlerim çoktan terlemeye başlamıştı. Muhtemelen takip edilmiştim ve Kutay'ın evine girdiğimi görmüşlerdi. Ardından Kutay'ın benim evimden çıktığını da ona anlatmışlardı. Hiç güzel bir senaryo değildi ve Demir beni sinirden binbir parçaya ayıracak gibi duruyordu. Derin bir nefes aldım ve dışarı çıktım. Geçen sefer oturduğu bankta yine aynı şekilde oturuyor ve keyifle sigarasını içiyor gibi görünüyordu.
Beni gördüğünde dudağının kenarıyla gülümsedi ve yanına oturmam için banka hafifçe vurdu. Çaktırmadan nefesimi verdim ve ona doğru ilerledim. Endişelenecek bir şey yoktu. Yoktu değil mi? Bir günlüğüne beni izlemek yerine izne mi çıkmışlardı acaba?
Aramızda boşluk bırakarak yanına oturdum. Tek bir hareketle, beni kalçamdan tutarak kendine doğru çekti. Şimdi kolunun altındaydım.
"Delirdin mi? Ne yapıyorsun?"
"Ne yapıyorum?" diye sorarken bilmemezlikten geldi ve kulağımın arkasındaki boşluğa hiç de nazik olmayan birkaç öpücük kondurdu.
Gözlerim kocaman açılırken öylece kalakaldım. Yüzüme baktığında neredeyse kahkaha atacaktı. "Bana tekrar -duygularımda yanılmışım, aramızda hiçbir şey yok Kaçak- gibi sözler söylemek için çaba sarf ediyorsun gibi geldi," diyerek onunla dalga geçtim. "Yine ortadan kaybolup benden uzak durmaya mı çalışıyorsun? Bu hareketlerin amcanın kulağına gidecek ve sen ister istemez benden uzak durmak zorunda kalacaksın."
"Bu sefer beni hiçbir şeye zorlayamaz. Senden uzak kalamıyorum, istesem de olmuyor."
"Geçen sefer, ilişkimizi herkesten gizleyeceğiz diyen sen değil miydin?"
"Şimdi de gizlemeyeceğiz diyorum," dediğinde ona suratımı buruşturdum.
"Tanıdığım en dengesiz insansın," dedim ciddi bir şekilde.
"Ben mi?" diye sordu kendini göstererek. Fazlasıyla şaşırmış gibiydi. "Görüp görebileceğin en tutarlı insan benim!"
Sesli bir kahkaha patlattım ve bu biraz uzun sürdü. Bakışları adeta beni yargılıyordu ve inanılmaz komik görünüyordu.
"Bunun nesi komik Kaçak?"
Evet, Kaçak kelimesini kullandıysa biraz ciddileşmenin vakti gelmişti. "Afedersin, sinirlerim bozuldu."
"Her neyse," dedi vücudunu dikleştirerek. "Ben sana bir şey söylemek için gelmiştim."
Tek kaşımı kaldırarak ona baktım ve devam etmesini bekledim.
"Yarın bir yerlere gidelim mi? Bu hafta yoruldun mu? Başka zaman da gidebiliriz, önemli değil. Sana değişiklik olur diye söylüyorum."
"Olur gidelim," dedim bu anı bekliyormuş gibi. "Nereye gideceğiz?"
"Şu an bilmiyorum. Eğer Utku beyefendi Ahsen'le barışabilirse onlarda gelecek."
"Suna teyzeyle, Kerim amcanın yanına gidelim. Sahildeki kafeye,"
Dudağının kenarı kıvrıldı. "Söz veremem. En son orada neler olduğunu biliyorsun. Oraya gidersek yanımıza sağlam adamlar almamız gerek ve bu da Tiazza'nın biraz boş kalması demek."
Ellerimi birbirine kenetleyip yalvarır gibi baktım. "Lütfen!"
"Uğraşacağım ama eğer olmazsa hayâl kırıklığına uğrama."
Kafamı hızlıca salladım ve yanağına uzunca bir öpücük bıraktım. Tam o sırada Utku binadan çıktı ve bizi gördüğünde hınzırca sırıttı.
Demir kaşlarını çatıp Utku'ya baktı. "Böyle gevşek gevşek sırıttığına göre sevgilinin gönlünü aldın herhalde?"
Utku anında kendisini toparladı. "Birbirimize bir şans daha verdik."
"Umarım o şansı iyi kullanırsın," diyerek söze atladım. "Ahsen çok ciddi görünüyordu."
Utku düz bir şekilde yüzüme bakarken hiçbir şey söylemedi. Ona biraz gözdağı vermek iyi bir fikirdi.
Demir bakışlarını benimle buluşturdu ve hafifçe tebessüm ederek saçlarıma bir öpücük bıraktı. "Sabah seni alırım, tamam mı?"
Gülümseyerek kafamı salladım ve yanımdan yavaşça uzaklaşırken arkasından el salladım.
**
Dışarıdan gelen korna sesiyle boy aynasından kendime son bir bakış attım. Hava güzeldi ve bu ne zamandır beklediğim bir şeydi. Bunu fırsat bilerek tam istediğim gibi giyinebilmiştim. Altımda açık bir kot, üstümde askılı,beyaz, dar bir crop vardı fakat göbeğim çok hafif görünüyordu. Onun üstüne de kısa, bej rengi bir blazer ceket giydim. Siyah, küçük bir çanta aldım ve beyaz, kalın taban bir spor ayakkabı giydim. Saçlarımı dalgalandırmıştım ve bunu yaparken sinir krizi geçirmiştim çünkü saç rengimden nefret etmeye başlamıştım. Demir yüzünden saçımın rengi mahvolmuştu ve beni kuaföre götürmesi gerekiyordu. Göz çevreme buğulu ve kahve tonlarının olduğu bir makyajı yaptığımda, bugün kendimde en çok makyajımı beğendim. Aynada gördüklerim tüm bunlardan ibaretti ve kendimi beğenmiştim. Birkaç takı takmayı unuttum fakat artık bunu yapmak için çok geçti çünkü korna ikinci kez çalmıştı. Hızlıca kapıya doğru ilerledim ve dışarıya çıkmak üzereyken evimin zili çaldı. Kapıyı açtığımda Demir karşımdaydı.
Koyu gri ve bol olan kumaş pantalonunun üstüne kırık beyaz, oversize bir sweatshirt giymişti. Beyaz spor ayakkabılarıyla uyum içinde görünüyordu. Saçlarını biraz dağıtmıştı ve o hayranı olduğum kokusunu sıkmıştı. Daha önce büyüleyici biri olduğunu çok kez dile getirsem de onu gördüğüm her yeni gün, bir öncekinden daha beğeni dolu oluyordu.
"Gitme vakti," dedi beni baştan aşağı süzerken.
"Hazırım," dedim ve etrafımda dönerken biraz şımardım. "Güzel miyim?"
Boğazını temizledi ve ciddi bir iş yapıyormuş gibi beni tekrar süzdü. "Güzel olmadığın bir gün yok," derken gülümsemeden edemedim ve kollarımı onun boynuna doladıktan sonra belimi kavradığında bakışlarımız birbirimizin dudaklarına kaydı. Onu ilk ben öptüm ve ensesini kavradım. Bir anlığına duraksadı fakat daha sonra bana ayak uydurdu. Belimi sıkıca tutup kendine yaklaştırırken dengemi kaybettiğimde beni daha sıkı tuttu ve nazikçe kendinden ayırdı.
"İnan, sabaha kadar bunu sürdürebilirim Kaçak," dedi ateş saçan gözleriyle. Dudaklarını hafifçe yaladı. "Ama bizi bekliyorlar."
Kafamı salladım ve evin kapısını kapattım. Birlikte binadan çıktığımızda Demir'in arabası hariç arka arkaya sıralanmış üç araç daha gördüm. Gerçekten bunun olması mı gerekiyordu?
"Neden bu kadar insana ihtiyacın var?" diye sordum merakla.
"Eliz, en son o kafede neler olduğunu hatırla. Erdal'la burun buruna geldim ve beni vurdu. O an çok başka senaryolar da yaşanabilirdi ama merak etme, uzakta duracaklar."
"Peki," dedim sakin bir şekilde ve ön yolcu koltuğuna oturdum. Arka koltuğa doğru bir bakış attım. Ahsen ve Utku da arabadaydı. Ahsen'e öpücük gönderdiğim de o da aynısını yaptı. Düne göre keyfi yerinde görünüyordu. Demir arabayı çalıştırdı ve Tiazza'dan ayrılıp sahildeki kafeye gitmek için yola koyulduk.
**
Arabadan indikten sonra bizimle gelen adamlar etrafı sarmaya başladı. Biz de kafeye doğru ilerlerken içim içime sığmıyordu. Oradaki insanları seviyordum ve evimdeymiş hissi vermeleri onları daha yakın hissetmeme neden oluyordu. Suna teyze ve Kerim amca tam bir anne,baba figürüydü ve Hazal ise hiç sahip olmadığım bir kız kardeş gibiydi.
İçeri girdiğimde görüş alanıma ilk Hazal girdi. Bakışları benimle buluşurken sırayla arkamdakilere doğru kaydı.
"İnanamıyorum," dedi bizden tarafa doğru ilerlerken. Bana sarıldı ve ardından Demir'e ilerledi.
Utku'yla karşı karşıya geldiğinde temasta bulunmamalarını sorgulasam da, daha sonra tanışmıyor olabileceklerini düşündüm.
"Nasılsın Hazal?" diye sordu Utku ve o sırada düşündüğüm ikinci seçenek, zihnimden anında dağıldı.
"İyiyim, sen iyi misin?" diye sordu Hazal ve çekinerek Ahsen'e bir bakış attı.
"İyiyim," dedi Utku ve Ahsen'i işaret etti. "Kız arkadaşım."
Hazal bakışlarını Ahsen'e çevirdi ve gülümsemeye çalışarak elini uzattı. "Memnun oldum."
Ahsen, neler olduğunu anlamasa da Hazal'ın elini tutarak nezaketini geri çevirmedi. "Ben de memnun oldum," derken Utku'ya sorgulayıcı bakışlar atıyordu.
"Ben annemle babamı çağırayım. İçeride biraz işim vardı. Siz keyfinize bakın," dedi ve sanki koşuyormuş gibi yanımızdan uzaklaştı. Kaşlarımı çatarak arkasından baktım. Hiç böyle durgun bir kız değildi.
"Neler oluyor? O gerginlikte neydi öyle?" diye sordum merakla.
"Ben sana söyleyeyim, Eliz'ciğim. Muhtemelen Utku'nun eski sevgilisi ve beni kızla hiç çekinmeden tanıştırdığı için hâliyle yanımızdan gitmek istedi," dedi Ahsen sinirli bir şekilde.
Benimde tam olarak anladığım buydu ve Utku neyin peşindeydi anlayamadım. Son zamanlar onu tanımakta güçlük çekiyordum.
"Buraya tartışmak için gelmedik. Herkes kendini toparlasın," diye uyardı Demir fakat Ahsen'in şu andan itibaren keyif alacağını hiç düşünmüyordum.
Suna teyze ve Kerim amca geldiğinde onlara hemen sarıldım. "Hoş geldiniz çocuklar," dediler bizi sevecen bir şekilde karşılarken. Utku'ya ters bir şekilde davranmadılar. Muhtemelen Utku ve Hazal'ın ilişkisini bilmiyorlardı.
"Biz size yiyecek bir şeyler hazırlayalım," dedi Suna teyze ve Kerim amcanın koluna girip yanımızdan ayrıldılar. Ahsen'e baktığımda, bir masaya geçip oturmuş hâlde onu düşünceleriyle boğuşurken gördüm. O kadar üzülüyordum ki, elimden bir şey gelmemesi beni kahrediyordu. Utku onun yanına ilerledi ve konuşacaklarını düşünerek Demir'in koluna girdim. Onu kapıya doğru sürüklerken, "Biz biraz yürüyeceğiz," dedim bizimkilere ve dışarı çıktık.
"Konuşsunlar," dedim Demir'e bakarken. Bana kolunu attı ve birlikte sahile doğru ilerledik.Hava güzel olduğu hâlde burada kimsecikler olmamasına şaşırdım fakat sonra Demir'in aldığı bir önlem olarak düşündüm.
"Hazal ve Utku'nun arasında gerçekten Ahsen'in dediği gibi bir şey oldu mu?"
Demir kafasını salladığında gerçekleri öğrendiğim için gözlerim bir süre kapalı kaldı.
"Çok uzun bir zaman önceydi," diyerek söze girdi Demir ve anlatmaya devam etmesi için araya girmedim. "Utku'yu yıllardır tanıyorum ve onu bir şeye bu denli bağlanmış şekilde ilk defa görmüştüm. Sürekli aklı Hazal'daydı, Tiazza'da durmak istemiyordu. Hep onun yanında olmak istiyordu. Hazal'ın ailesi bilmiyordu ilişkilerini ve Utku en sonunda Hazal'ı Tiazza'ya gelmesi için ikna etmeye çalıştı fakat Hazal ailesini bırakamadı. Suna teyze ve Kerim amca, Erdal'ı ölü olarak bildikleri için Hazal da giderse dayanamayacaklarını biliyordu. Bu yüzden gelmedi ve Utku da ondan ayrıldı. Bir daha görüşmediler ve Utku hayatına kimseyi almadı. Ta ki Ahsen gelene kadar. O zamandan beri ilk kez karşılaşıyorlar."
"Neden buraya geldi ki? Hazal'ın canını mı sıkmak istedi?"
"Konu Utku olunca, böyle düşünmüştür diyebilirim."
Suratımı buruşturdum ve kafamı iki yana salladım.
"Sen neden gelmesine izin verdin?"
Omuz silkti. "Ben seni buraya getirdikten sonra Ahsen de burayı merak etmiş. Belki de onu kırmamak için gelmek istemiştir. Ben de karşı çıkmadım."
Anladığıma dair kafamı salladım ve Hazal'a inanılmaz derecede üzüldüm. Ahsen de yarım kalmış bir aşkın üstüne, hiçbir şey bilmeden kendi ilişkisini inşa etmeye çalışmıştı ve şimdi çatlaklar oluşuyordu.
Bir müddet sessizce yürüdük ve sonra Kutay'la konuşmamızın diyalogları zihnime döküldü.
Bakışlarımı ona çevirdim. "Demir?"
"Hmm?"
"Ben suçlu muyum?" diye sorduğumda tepkisini merakla bekledim. Adımlarını durdurdu ve saçmalıyormuşum gibi yüzüme baktı.
"Ne demeye çalışıyorsun?"
"Peşimde bilmediğim düşmanlarım var ve beni öldürmek istiyorlar, değil mi?"
Tek kaşını kaldırıp kollarını göğsünde birleştirdi. "Evet, öyle denebilir."
"Biri beni öldürmeye çalışıyorsa, bu durumda suçlu mu oluyorum?"
Kafasını iki yana salladı ve bağladığı kollarını çözüp omuzlarıma dokundu. "Olayla bir alakan yok ve bunu açığa çıkarmak için çok çalışıyorum, güven bana."
"Bana bir şeyleri ne zaman anlatacaksın?" diye sordum hemen.
"Zamanı geldiğinde," diye üstü kapalı bir cevap verdi.
Gözlerimi devirdim ve bu ona verdiğim bir cevap oldu.
Tekrar beni kolunun altına aldı ve sessiz bir şekilde sahili turlamaya devam ettik. Uzun bir sürenin geçtiğine emin olduktan sonra geri dönmeye karar verdik.
Kafeden içeri girdiğimde Hazal'ın bizim oturacağımız masaya servis yaptığını gördüm. Onun için çok zor bir durum olmalıydı. Ailesi bilmiyordu ve bu yüzden sessiz kalıp kafedeki görevini yapmak zorundaymış gibi hissediyordu.
"Sana yardım edebilir miyim?" diye sordum yanına gidip.
"Teşekkür ederim, Eliz. Sen keyfine bak, ben iyiyim," diyerek beni reddetti. Sesi titriyordu ve bu durum beni oldukça huzursuz etmeye başlamıştı. Ne Ahsen keyif alıyordu ne de ben.
Tekrar Demir'in yanına ilerledim. Sobanın yanındaydı, birkaç odun parçasını içine atıyordu. Hava normalde sıcaktı fakat sahilin yanında olduğumuz için burası soğuktu.
"Yemek yedikten sonra gitsek iyi olur," dediğimde bakışlarını bana çevirdi ve beni onayladı.
"Bunu telafi edeceğim," dediğinde ona sarıldım.
Ardından hep birlikte hazırlanan masaya geçtik. Kerim amca ve Suna teyze bize eşlik etti ama Hazal gelmedi. Birbirinden leziz yiyecekleri karşımda görmek iştahımı açmıştı ve masaya oturana kadar acıktığımı fark etmemiştim bile. Demir hem kendi tabağına hem de benim tabağıma yiyecekleri koyarken sabırsızca onu bekledim. En sonunda yemeye başladım ve bir müddet etrafımda dönen konuşmaları duyamadım.
Yemekten sonra gitmek istediğimizi söyledik fakat bize izin vermediler. Hazal hepimize birer kahve yapmak zorunda kaldı. Demir'den, oğulları hakkındaki tüm gerçekleri öğrenmek istediler. Demir başta anlatmak istemedi çünkü kaldırabileceklerini düşünmemişti. En sonunda anlatmak zorunda kaldı ve tüm bilgileri verdiğinde ikisi de gözyaşlarına boğulmuştu. Demir'in ablasıyla evlenip sırf bir adama çalışıyor diye kendi çocuğunu elleriyle öldüren Erdal'ı, artık oğulları saymadıklarını bize anlatırken bu onlar için fazlasıyla zor oldu.
Nihayet gitme vaktimiz geldiğinde akşam olmuştu. Hepsiyle teker teker vedalaştım ve bir daha geleceğime dair söz verdim. Hazal, Utku ve Ahsen'le tokalaşmak zorunda kalırken yaşamış olduğu tüm bu durum için onun yerine ben de üzüldüm ve gitmeden önce ona tekrar sarılıp Utku adına özür diledim. Bana gülümseyerek karşılık vermesi tüm acısını gözler önüne seriyordu.
Sahilden çıktıktan sonra herkes arabadaki yerini aldı. Hiçbir vukuat yaşanmadan günü bitirmemize gerçekten sevinmiştim. En azından içimizden birine bir şey olmamıştı. Ahsen neredeyse hiç konuşmuyordu ve Utku da onu asla zorlamıyordu. Baş başa kalıp aralarındaki bu sorunu çözmelerini umut etmekten başka çarem yoktu.
Tüm yolu sessizlikle sürdürdük. Sadece arabadan gelen müzikten başka bir ses yoktu ve bu oldukça rahatsız ediciydi. Kimse yaşadığı bu günden pek de keyif almış gibi değildi. Oysa ki, iyi gelmesi için uzaklaşmak istemiştik.
Tiazza'nın ana kapısından içeri girecekken Demir arabayı bir anda durdurdu. Bakışlarımı ona çevirdiğimde sinirle karşıya bakıyordu. Onu bu kadar sinirlendiren şeyin ne olduğunu görmek için bakışlarımı o yöne çevirdim. Bir adam yüz üstü yerde yatıyordu ve sırtında bir sayfa büyüklüğünde kağıt vardı. Kırmızı bir mürekkeple yazıldığını gördüm.
"Bu ne böyle?" derken gördüklerine inanamıyor gibiydi ki, aslında hepimiz öyleydik. Avuç içlerim terlemeye başladı ve derin bir nefes aldım.
"Güvenlik görevlisi baygın," dedi Utku ve oraya baktığımda gerçekten de kıpırdamadan sandalyesinin üstünde dururken gördüm. Kafası arkaya düşmüştü.
Demir arabadan indiğinde hemen peşinden ilerledim. Diğer arabadaki adamlarda etrafımızda toplanmıştı. Demir adamın sırtındaki kağıdı alınca yazının kırmızı mürekkeple değil de kanla yazıldığını fark ettim. Muhtemelen ölen adamın kanıydı.
Herkes yazanları okumak için Demir'in tuttuğu kağıda eğildi.
"Bu adam, içerde çok güvendiğimiz bir adamın sizi seçerek taraf değiştirmesine karşılık alınan bir candır."
Notu okudum ve zihnim bana Kutay diye bağırıyordu. Eğer her şeyi Demir'e anlatsaydım, şimdi bu adam sağ mı olacaktı? Birinin ölümüne sebep olmayayım derken bu durumdan yine de kaçamamıştım.
"Hassiktir!" dedi Demir elindeki kanlı kağıdı buruşturarak. "Kaç tane adamı var lan bu şerefsizin içerde?"
Utku yavaşça ileri bir adım attı ve yüz üstü yatan adamı omzundan tutarak çevirmeye çalıştı. "Kim ki bu?" diye sorarken Demir ona yardım etti. Önüme geçtikleri için kim olduğunu göremedim fakat bir an da ikisi de feryat edercesine bağırıp geri çekilirken öldürülen adamı gördüm. Çağatay, karnı delik deşik edilmiş şekilde yerde yatıyordu.
**
Bölüm etkileşimi
