6. bölüm / 43
Düşünceler Cehennemi5. BÖLÜM | GECEME YANSIYAN GÖLGE
Bölümler 43Şu an: 5. BÖLÜM | GECEME YANSIYAN GÖLGE
- 1 TANITIM | BİLGİ191 kelime
- 2 1. BÖLÜM | TİAZZA’YA HOŞ GELDİN KAÇAK!1.779 kelime
- 3 2. BÖLÜM | ŞÜPHE BİR DİĞER ŞÜPHEYİ DOĞURUR5.324 kelime
- 4 3. BÖLÜM | ALIŞILMIŞIN DIŞINDA BİR KADIN3.393 kelime
- 5 4. BÖLÜM | TOZLU SAYFALARDA KALMIŞ SİLİK BİRİ4.372 kelime
- 6 5. BÖLÜM | GECEME YANSIYAN GÖLGE3.835 kelime · Okuduğun bölüm
- 7 6. BÖLÜM | AVCUMA İLİŞTİRİLEN NOT4.892 kelime
- 8 7. BÖLÜM | GÜVENSİZLİKLERLE DOLU PLAN4.495 kelime
- 9 8. BÖLÜM | ONU GÖRMEK İSTEMEDİĞİM HÂLDE ONUNLAYIM4.679 kelime
- 10 9. BÖLÜM | KAÇTIĞIM ŞEYE GERİ DÖNÜYORUM4.035 kelime
- 11 10. BÖLÜM | HİÇBİR ZAMAN GÜVENDE DEĞİL2.914 kelime
- 12 11. BÖLÜM | ÇAMURLA KAPLANMIŞ ZAYIF BEDEN3.053 kelime
- 13 12. BÖLÜM | BU KEZ ÖLÜME DAHA YAKIN3.454 kelime
- 14 13. BÖLÜM | HAİNLER NE KADAR YAŞAR?3.693 kelime
- 15 14. BÖLÜM | ÇIĞLIKLARINI SESSİZE ALACAKLAR3.147 kelime
- 16 15. BÖLÜM | GÜVEN YANLIŞ KİŞİDE EĞRETİ DURUR2.109 kelime
- 17 16. BÖLÜM| SEN, BEN VE DUVARLARIMIZDAN YIKILAN BİRKAÇ TUĞLA2.191 kelime
- 18 17. BÖLÜM | KAYBEDİLEN HER HİS GERİ GELMEZ3.515 kelime
- 19 18. BÖLÜM | ALDIĞIN YARALAR SENİ AYAKTA TUTAR3.250 kelime
- 20 19. BÖLÜM | İKİLEMLER SARSAR FAKAT DİBE BATIRMAZ2.778 kelime
- 21 20. BÖLÜM | FISILTILAR DUYMAK İSTEDİKLERİNİ SÖYLER2.278 kelime
- 22 21. BÖLÜM | KÜLE DÖNMEDEN ÖNCE SAVAŞLAR HEP GÜRÜLTÜLÜDÜR3.534 kelime
- 23 22. BÖLÜM | BİRBİRİMİZİN TANIDIK HİSLERİYİZ2.258 kelime
- 24 23. BÖLÜM | SANA ALDANDIM, KENDİMİ SUSTURDUM2.203 kelime
- 25 24. BÖLÜM | KOCA BİR GÜRÜLTÜ İÇİNDE UFACIK BİR BEDENİM2.688 kelime
- 26 25. BÖLÜM | YAŞAMADAN ÖLMEK, ÖLMEDEN ÇÜRÜMEK3.136 kelime
- 27 26. BÖLÜM | ONU SADECE AŞK MAĞLUP EDER3.112 kelime
- 28 27. BÖLÜM | YIKTIĞIMIZ TUĞLALARLA DUVARLARIMIZI ONARACAĞIM!2.242 kelime
- 29 28. BÖLÜM | TANIDIK ACILAR DAHA AĞIR GELİR2.478 kelime
- 30 29. BÖLÜM | YENİ BİRİ SENİ HARABEYE DE ÇEVİREBİLİR3.270 kelime
- 31 30. BÖLÜM | AİT OLMAK, BİRİNE KÖRÜ KÖRÜNE BAĞLANMAKTIR2.155 kelime
- 32 31. BÖLÜM | BAZI YÜZLEŞMELERDEN KAÇSAN DA ELBET YAKALANIRSIN2.921 kelime
- 33 32. BÖLÜM | BİR CAN, BAŞKA BİR CANA MI BEDELDİR?3.270 kelime
- 34 33. BÖLÜM | HATALAR, VEDALARI BERABERİNDE GETİRİR2.847 kelime
- 35 34. BÖLÜM | KALP SEVER VE PARÇALARA AYRILIR2.572 kelime
- 36 35. BÖLÜM | GİDERKEN AYDINLIĞI DA BERABERİNDE GÖTÜRDÜ3.146 kelime
- 37 36. BÖLÜM | GERÇEKLER YALANDI, YALANLAR YİNE YALANDI2.383 kelime
- 38 37. BÖLÜM | BAZI KAVUŞMALAR ÖFKE DOLUDUR2.237 kelime
- 39 38. BÖLÜM | DEĞİŞİM YAŞANMIŞLIKLARDAN GELİR2.647 kelime
- 40 39. BÖLÜM | BAZI GÜZEL ANLARIN SONU FELAKET OLABİLİR3.236 kelime
- 41 40. BÖLÜM | BİR KEZ GÜVEN KIRAN HEP DAHA FAZLASINI YAPAR2.518 kelime
- 42 41. BÖLÜM | TEHLİKENİN YAKININDAYSAN O HER ZAMAN SENİ BULUR2.120 kelime
- 43 42. BÖLÜM | GÜÇ, İNSANI İYİLEŞTİRİR VE AYNI ZAMANDA BENLİĞİNİ KAYBETTİRİR2.886 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
--
"Bulmayı hiç ummadığın yerde onu bulacaksın."
--
Karşımda duruyor oluşunun hayal olup olmadığını anlamam biraz zamanımı aldı. Onu en son nişandan bir gün önce görmüştüm ve sonra bir daha ona ulaşamadım. Halüsinasyon olup olmadığını anlamam için ona dokunmam gerekiyordu ama bunu yapmadım. Bu yüzden o konuşana kadar orada öylece bekledim. Benim şaşkınlığım kadar onda da aynı yüz ifadesi vardı. Bana doğru bir adım attı ve elini uzattı.
"Eliz,"dedi kekeleyerek. Gözyaşlarım gözlerime hücum ederken kendimi sıktım. Beni yarı yolda bırakmıştı. Nişan masamda onu bekledim. Misafirler şaşkın gözlerle bana bakıyordu. Fısıltılar halinde konuşuyorlardı ve bana acıyorlardı. Babam nişanı bitirmemiz gerektiğine dair sözlerini söylemek için yanıma onlarca kez gelmişti ve ben de ona biraz daha beklememizi söylemiştim. Telefonlarımı açmamıştı ve mesajlarımı okumamıştı. Babam en sonunda bir aksilik olduğunu ve beklettiğimiz için özür dilediğini mikrofona konuşarak söylemişti. Ben ise nişan masamda hıçkırarak ağlıyordum. Misafirler gittiğinde bile orada oturup saatlerce ağladım. Babam beni o masadan kaldırmakta çok zorlanmıştı. Üstünden dört ay geçmesine rağmen acım hâlâ taptazeydi. İlk yıkılışımın sebebi İlker'di İkincisi ise sahte ailem.
Kollarımı vücuduma sardım ve onunla olan anılar zihnimin kilitli kapısından bir sızıntı gibi akmaya başladı. Gözlerimin önünde onunla yaşadığım tüm güzel zamanlar hızlıca görüntüleniyordu. Bakışlarımı ona çevirdim ve hâlâ orada olduğundan emin olduktan sonra kurumuş dudaklarımı ıslattım.
"İlker,"dedim söylediğim isme şaşırarak. Aylardır onun adını ağzıma almamıştım ve ailem de onu hatırlatacak bir olay karşısında beni bırakmamıştı. Ben onunla ilgili şeyleri göz ardı etmeye çalıştıkça o benim karşıma çıkıyordu. Onu bir daha görmem derken şimdi en olmayacak bir yerde karşımda duruyordu.
"Senin burada ne işin var? Seni buraya kim getirdi?" diye sordu ardı ardına. Ben daha cevap vermeden bakışları arkamda duran Utku'ya kaydı ve ona kaş göz işareti yaptı. Benim kurtuluşum olabilir miydi?
Kafamı Utku'ya çevirdiğimde omuz silkip tekrar elektro gitarını eline aldı ve onunla ilgilendi. Önüme döndüğümde kahve gözlerini üzerimde gördüm. Bana yine o günlerdeki gibi bakıyordu. Bir gün görmese bile çok özlemiş gibi. Ama artık o bakışlarına inanmayacaktım. Sözlerine kanmayacaktım.
Bana bir adım attığında geri adım atmamak için kendimle savaş verdim. Sonuç olarak buradaki insanları tanımıyordum ama onu biliyordum. Beni ne kadar yarı yolda bırakmış olsa da...
"Seni buraya kim getirdi?" diye sordu tekrar. Bakışlarında cevabı istediğine dair bir netlik vardı. Dudaklarımı ısırıp ellerimle oynadım. O anda Demir'in adını vermek onu güvende tutacak mıydı bilmiyordum. Sadece bir anlığına bana bu kötülüğü yapan adamın güvenliğini neden önemsediğimi düşündüm. Onu önemsemiyordum aslında nefret ediyordum. Beni ne kadar koruması gerektiğini söylese de benim böyle bir zorunluluğum yoktu.
"Demir,"dedim mırıldanarak. Gözlerini devirdi ve ceketini düzeltti.
"Ben icabına bakacağım. Seni bulurum,"dedi ve duraksadıktan sonra bir tutam saçımı alıp parmaklarının ucuyla tutup hafifçe okşadı. Yüzündeki tebessümü görebiliyordum.
"Sana sarı saç yakışıyordu,"diye itiraf etti. Demir'in saçımın rengini değiştirdiği bilgisini kendime sakladım. Saçımın ucunu bıraktı ve derin bir nefes aldı. "Seni tekrar bulacağım,"dedi yine. Bakışlarımı yüzünde gezdirdim ve tarif edilemez bir hayal kırıklığı gördüm. Omuz silktim. Artık hiçbir anlamı kalmamıştı.
Birkaç adım geri attı ve sağ elini kafasına değdirip selam verdi. Onun gidişiyle geçmiş anılar bir buhar olup dağıldı. Tam o anda garip duygular içerisindeydim. Kurtuluşuma yaklaşmış gibi hissettim. İlker'e inanmak istemesemde beni buradan çıkarabileceğini düşündüm. Derin bir nefes alıp Utku'ya döndüm. Utku bana bakıp gülümsemeye çalıştı ve yanındaki sandalyeyi oturmam için işaret etti.
O gitarıyla uğraşırken sandalyede öylece oturmaya daha fazla katlanamadım. Hiç arkadaş canlısı değildi tanıştığı biriyle samimi olamıyordu. Elbette benimle arkadaş olmasını istemiyordum ama burayla ilgili birkaç şey anlatmasına hayır demezdim. Onun konuşmayacağını anlamam çok uzun sürmedi, bu yüzden ilk söze ben girdim.
"Burası geceye göre daha farklıymış. Bu halini daha çok sevdim,"diye itiraf ettim. Elleri gitarın tellerinde durdu ve bakışlarını bana çevirdi. Yüzünde hınzır bir sırıtış belirdi.
"Ben de bu halini seviyorum. Daha sakin ve insanlar müziğimi dinlemeye geliyor,"dedi ve gitarındaki akordu düzeltti.
Kaşlarım hayretle havaya kalktı. "Burada mı çalıyorsun?" diye sordum.
Kafasını salladı. "Evet aynı zamanda burayı ben işletiyorum ama mekan Demir'e ait. Gece buraya pek uğramam," derken gitarını kenara koyduktan sonra diğer sandalyeye kendisi oturdu. "İsmi o yüzden Kafe&Bar."
Şimdi her şey daha netti. Buranın ismini asla o geceki haliyle bağdaştıramamıştım ama şimdi her şey anlaşılırdı. Sabah bir kafe gibi işletiliyordu, Utku canlı müzik yapıyor ve burayla ilgileniyordu. Gece ise tam tersi bir hayat vardı.
"İzninle işime dönmem gerek. Lütfen gözümün önünden ayrılma çünkü Demir gibi bir adamla uğraşmak istemiyorum,"deyip göz kırptığında ben de sakince başımı salladım. Bu söylediğine ne cevap vermem gerektiğini bilmiyordum.
Gitarını alıp işine tekrar döndü. Birkaç garson vardı ve sanırım dün geceden kalma dağınıklığı topluyorlardı. Utku'yu seyrettim. Yüzü bazen ciddi bazen ise rahattı. Yüzü ciddiyken elindeki gitarı ona uyduramıyordum ama gülümsediğinde ona yakışıyordu. İki karakteri tek bir vücutta yaşatıyordu. Ciddiyken Tiazza'ya aitti ama gülümsediğinde buradan biri gibi değildi. Ben gülümsediğimde nereye ait gibi görünüyordum o an merak ettim. Gerçi gülümseyip gülümsemediğimi bilmiyordum. Hatırladığım şey, çok ağladığımdı.
Geçen zamanda büyük bir kalabalık mekana dolmuştu fakat o geceki gibi yorucu değildi. Çoğunluk kızdı ve buna şaşırmamam gerektiğini biliyordum. Daha çok Utku'yu görmek için geldiklerini düşünüyordum ki haklılardı. Utku yüzüne hayranlıkla bakılabilecek bir adamdı. Hem de iki farklı kişi gibi olmasına rağmen. Ciddi ama aynı zamanda samimi hâli vardı.
Birkaç şarkı çalıp söyledi. Mekandaki kalabalık ona eşlik ederken kendimi dışarıdaki hayatımda bir kafedeymiş gibi hissettim. Yine dertsiz tasasız ve öğrencilerinden başka bir şey düşünmeyen Eliz olmuştum. Gözlerimi kapatıp ritme ayak uydurdum. Sanki benim istek parçamı çalmıştı Utku. Sesi pürüzsüz ama toktu. O kadar güzel şarkı söylüyordu ki kendimi kaptırıp hayal dünyamın içine atlamama az kalmıştı. Hayal dünyamda Tiazza'ya ve Demir'e yer yoktu. Fakat gerçekte, işte buradaydım. Derin bir nefes aldım. Utku'nun şarkıyı bitirişini izledim. Alkışlarken gülümsedim ve kendimi az da olsa mutlu hissettim. Demir'den kaçıp sürekli buraya geleceğime artık emindim.
Duvardaki saate baktım. 18.45'i gösteriyordu. Hava çoktan kararmıştı ve kalabalık dağılmaya başlamıştı. Utku yanıma gelip oturdu ve alnındaki teri peçeteyle sildi. Bana tam bir şey söyleyeceği sırada telefonu çalmaya başladı. Eliyle beklememi işaret ettiğinde ona kafamı salladım. Bir süre karşı tarafı dinledikten sonra "Tamam, söylüyorum," deyip telefonu kapattığı an yüzüme baktı.
"Demir ofisteymiş. Oraya gidecekmişsin,"dedi hemen. Kaşlarımı hafifçe çattım.
"Tek başıma mı?" diye sordum merakla.
Ellerini bilmediğine dair yana kaldırdı. "Sanırım her yeri öğrenmeni istiyor," deyip gülümsedi ve bir sır veriyormuş gibi kulağıma eğildi. "Kendi arkadaşım diye demiyorum ama bazen ben bile ne yapmak istediğini anlamıyorum. O yüzden şaşırmakta haklısın."
Samimi bir şekilde davrandığı için ona kibarca gülümsemeye çalıştım. "O halde ben gidiyorum. Tiazza sokaklarında Demir'in ofisini bulmam gerekecek ve bu uzun sürebilir,"dedim hemen. Göz kırptı ve gülümsedi. Ben de geri geri ilerleyip ona beceriksizce el salladıktan sonra kapıdan çıktım. Evet, en can alıcı noktaya gelmiştim. Keşif zamanıydı ve bu benim için çok önemliydi. Elbette ofisin nerede olduğunu biliyordum. Kaydımı yaptırdığımız gün camdan baktığımda gördüğüm gölü asla unutmayacağım için aklıma kazımıştım bütün sokakları. Oraya tekrar gitmeyi çok istemiştim şimdi fırsat elime geçmişti. Başka bir fırsat ise sokakları biraz daha ezberleyeceğimdi.
Kafe&Bar'dan uzaklaşırken biraz ötede Tiazza'ya ilk geldiğim gece dövmemin yapıldığı binayı gördüm ve bu ayrıntıyı ilk kez fark ettim. Şaşkınlığımdan dolayı dikkatim dağılmış olabilirdi. Söz konusu bir anda tepetaklak olan hayatımdı. Bazı geceler hala kendimi evimde, özenle düzenlediğim odamda hissederek uyanıyordum. Çok geçmeden Tiazza'da olduğumu hatırlıyor ve tekrar uykuya dalmak oldukça zorlaşıyordu. Gözlerimin altındaki mor halkalar uykusuzluk çektiğimin büyük kanıtıydı.
Dövmemin yapıldığı binadan doğru ilerleyip caddeyi bitirdiğimde merkezdeydim. Bilge'nin kuaförü karşımda duruyordu. Şimdi her şey daha anlaşılırdı. Olduğum yerden geriye doğru ilerlediğimde Tiazza'nın giriş kısmına doğru gidiliyordu. Ancak bu on dakikalık bir mesafe olabilirdi ya da belki daha az.
Yeni bir şey öğrenmenin mutluluğuyla Demir'in ofisine gidilen yolda ilerlemeye başladım. Merkezden doğru gidildiğini biliyordum. Burada dükkanları görmek beni şaşırtıyordu. Butik, kitapçı, kahvehane, market... kafamda çok fazla şey dönüyordu. Tiazza'nın varlığı hakkında hala bir ilerleme kaydetmemiştim. Buranın amacını bilmek istiyordum fakat bir bilgi öğrenemiyordum. Her şey gizli tutuluyordu ve sanki özellikle benden saklıyorlardı. Sanırım sebebini asla bilemeyecektim.
Kayıt bürosundan ilerlerken Tiazza'ya kaydımı yapan Çağatay'ı gördüm. Demir'in arkadaşı olduğunu hatırlıyordum. Daha sonra aklıma Utku ve Deniz geldi. Demir'in başka arkadaşı olup olmadığını düşündüm ama hatırladıklarım bu kadardı. Böyle bir adamın arkadaşlığı nasıl olurdu tahmin edemedim. Onu hep tek başına hayal edebiliyordum. Sanki kimseye ihtiyacı yokmuş gibi. Yalnızlığında boğuluyormuş gibi. Fakat arkadaşları vardı ve ona saygı duyduklarına adım kadar emindim.
Ben tüm bu düşüncelerle boğuşurken nihayet ofise gelebilmiştim. Binadan içeri girdiğimde iki numaralı kapıya ilerledim ve kapıyı tıklatmadan önce orada bekledim. İçeriden nerede olsa tanıyacağım sesi işittim. İlker'di konuşan ve Demir'e bağırıyordu. Aslında ben öyle tahmin ediyordum. İçeride her ne konuşuyorlarsa çok sert bir tartışmanın içinde olduklarını anlayabilmiştim. Sesleri çok net duyuyordum.
"Benim neden haberim olmuyor, neden her şeyi en son ben duyuyorum?"dedi İlker ve ben kaşlarımı çattım. Neden herhangi bir bilgiyi ona iletmeleri gerekiyordu? Demir'den herhangi bir ses gelmediğinde nefesimi tuttum. Asla kendine laf söyletmeyen adamın ağzını bıçak açmıyordu.
"O olmaz. O buraya ait değil, anlıyor musun? Bana sormanız gerekiyordu. Bundan sonra Tiazza'ya alacağınız isimleri önce bana iletiyorsunuz,"dedi İlker kesin bir tonda. Tanrı aşkına neler oluyordu? Onu tanıdığıma yemin edebilirdim ama o tanıdığım İlker'e asla benzemiyordu. Bu sözler ona ait değildi.
Biraz daha dinlemem gerekiyordu. Beni bu çıkmazdan kurtaracak bilgilere ihtiyacım vardı. Kapıya biraz daha yaklaştığım sırada biri "Eliz,"diye seslendiğinde yerimde sıçramamak için kendimi sıktım. Bana seslenen Deniz'di. Onu ne zamandır görmüyordum.
Bedenimi ona çevirip "Merhaba," dedim endişemi gizlemeye çalışarak.
Kaşlarını çatarak "Merhaba,"dedi ve sanki biri varmış gibi kapıya baktı. "Ne yapıyordun kapının önünde?"
Hiç beklemeden kapıyı işaret ettim ve "Demir beni çağırmış, içeriye girmek üzereydim,"diyerek hızlıca açıklama yaptım. Anladığına dair kafasını aşağı yukarı salladı.
"Benim de küçük bir işim var. Anıl'ın yanına geldim. Daha sonra görüşürüz," dedi mesafeli bir şekilde. Neden böyle davrandığını anlayamadım. Onu en son gördüğümde sıcakkanlı ve samimiydi. Bir anlığına bu durum canımı sıktı.
Omuz silkip "Görüşürüz," diye cevapladım ve ona sırtımı döndüm. Hala İlker'in yüksek sesi gelirken kapıyı tıklattığımda sesi duruldu ve nihayet Demir'in içeriden "Gel!" dediği duyuldu. Derin bir nefes alıp kapıyı açtım. Bir anda kan akışım hızlandı ve başım döner gibi oldu. Bunun İlker'le alakalı olmadığını düşünmeye çalıştım.
İkisi de bana baktığında daha sakin görünüyorlardı. İçeri girip kapıyı kapattım ve sırtımı kapıya yasladım. Boğazımı temizledikten sonra "Beni çağırmışsın,"diyebildim. Şu an burada "Özgürsün!" dese kendimi bile şaşırtarak sevinç çığlığımı patlatırdım fakat bunun gerçek olmayacağını biliyordum. Sadece her durumun bir ihtimali olabilirdi.
Demir sıkıntıyla yüzünü avuçlarına kapattı ve yüzünü ovuşturduktan sonra bana baktı. Yorgun ve bıkmış olduğu yüzünden anlaşılıyordu. "Bize biraz müsaade edebilir misin?" diye sorduğunda İlker'e baktım. Suratında bana her zamanki merhamet dolu bakışını yolladığında kafamı hemen Demir' e çevirdim.
"Tamam, ben arka tarafa geçiyorum. Gölün oraya,"dedim. Kesinlikle bu anı bekliyordum. Bunu söylediğim an Demir'in suratı bembeyaz oldu. Şaşkınlıkla ona bakarken sinirlenip sinirlenmediğini anlamaya çalışıyordum ancak bunu anlamam için önce cevabını vermesi gerekiyordu.
Şakaklarını ovduktan sonra sadece "Göle çok yaklaşma,"dedi temkinli bir sesle. Kesinlikle sinirlenmemişti ama bir endişesi vardı. Burayı ilk gördüğümde bana gölü anlatırkenki hüzünlü bakışını hatırladım. Burayla ilgili kötü bir anısının olduğunu düşünmeye başlamıştım ama elbette bunu ona sormayacaktım.
Demir'in ikazına karşılık kafamı salladım ve bir şey söylemeye gerek duymadan odadan çıktım. Binayı hızla terk ederken arka tarafa koştum ve o muazzam manzara beni karşıladı. Göl çamur rengindeydi. Ağacın yaprakları dökülmüştü . Yapraklar çakıl taşlı yola serpilmiş gibi duruyordu ve kış havası burayı biraz kasvetli göstermişti. Belki de Demir için düşündüklerim buna sebep olmuştu. Yazın buranın nasıl olduğunu düşünmeye başladığımda Demir'in söyledikleri hemen hafızamdan dökülüverdi. Gölün yemyeşil olduğunu ve ağacında pembe yapraklı olduğunu söylemişti. Hemen manzara gözlerimin önüne serilirken ağacın altındaki banka oturdum ve burayı yazdaki haliyle görmeye başladım.
Kuşların cıvıltısı kulaklarımda çınlıyordu ama bu çok hoş bir çınlamaydı. Hafif bir rüzgar saçlarıma eserken gölün kokusu burnuma doluyordu. Rüzgârın ılık hissi kollarımdaydı. Gözlerim kapalı bir şekilde yaprakların hışırtısını dinlerken uzaklardan en sevdiğim şarkıyı duyuyordum sanki. Vücudumu bir rahatlama hissi bürürken kendimi bir tüy gibi hafif hissediyordum. Yanımda bir hareketlilik hissettiğimde gözlerimi aniden açtım ve kapkaranlık ortam ağlama isteğimi uyandırdı. O sırada kendimi çok çaresiz hissettim. Bir el bana buharı üstünde tüten bir kupa uzattı. Sıcak çikolatanın kokusunu alabiliyordum. Kupayı yavaşça avuçlarıma alırken bakışlarımı yanımdaki kişiye çevirdim. İlker karşımda duruyordu. Demir'in geldiğini zannederken onu karşımda gördüğüm için yüzümdeki şaşkınlığımı gizleyememiştim. Huzur dolu ortamım bozulmuştu ve kendimi onun yanında çok gergin hissetmeye başlamıştım. Ardından Demir'in bana sıcak çikolata getirme ihtimalinin, benim Tiazza'dan çıkma ihtimalimle eşit pozisyonda olduğunu düşündüm.
"Hiçbir şeyden haberim yoktu Eliz,"diyerek söze girdi İlker. Onu dinlemeden aklımı kurcalayan şeyleri ona söylemek için söze atladım.
"Buradaki görevin ne?" diye sorduğumda yüzünde cevap vermek istemediğine dair bir yüz ifadesi yakaladım. Uzun bir sessizlik olduğunda, buna daha fazla devam etmeyeceğimi anlayıp elimdeki bardağı ikimizin arasındaki boşluğa bıraktıktan sonra ayağa kalktım. Bileğime yapıştığı sırada yüzüne baktım. Söylemese de gitmemem için resmen yalvarıyordu.
"Tamam söyleyeceğim. Oturur musun?" diye sorduğunda tekrar yerimi aldım ve bakışlarımı karşımdaki göle odakladım. Bardağı tekrar bana uzattı. Avuçlarımın içine kupayı aldığımda o sıcaklık içimi ısıtmıştı. Bir yudum aldım ve yumuşak kıvam boğazımdan akarken aç olduğumu hissettim. Dudaklarımı hafifçe yaladığımda "Dinliyorum,"dedim hemen. Bu sessizlik çok uzamıştı.
"Tiazza'nın sahibi babam ve ben de öyleyim,"dediğinde boğazım düğüm düğüm oldu. Konuşma yetimi kaybettiğimi düşünmeye başladım. Boğazımda oluşan düğüm gittikçe geriliyor ve nefesimi bastırıyordu.
Ben daha söylediklerini sindiremeden aramıza bir bomba daha fırlattı ve gözlerimin önüne sis çöktü.
"Baban Tiazza'nın başında olduğumuzu öğrenince seni korumak için bağlantımızı koparmamız gerektiğini söyledi. O yüzden nişan günü seni bırakmak zorundaydım."
O anda kaçıncı darbeyi aldığımı sayamaz hale gelmiştim. Kendi dünyamda her şeyin yolunda gittiğine eminken aslında yalanlarla yaşamıştım. Ağlamamak için kendimle savaşıyordum. Artık savaşmak beni yoruyordu. Bir şeylerin üstesinden gelebilmek için güçlü olmak gerekiyordu. Güçlü değildim. Kendimi hiçbir zaman güçlü hissetmiyordum. Tiazza'da güçsüz, savunmasız ve kimsesizdim.
"Bir şey söyle," derken beni gerçek dünyaya geri çekti. Söyleyeceğim kelimeleri kaç defa düşündüm bilmiyorum ama onu yerle bir edeceğine emindim.
"Sen beni hiç hak etmemişsin,"dedim bir çırpıda. Acımasızdı, biliyorum ama onun yaptığının yanından bile geçmiyordu. Yüzünde kırgınlık çok net okunuyordu. Ona güvenebildiğim için kendime üzüldüm. Birilerine koşulsuz inandığım için kendime kızdım. Onun beni hak ettiğini düşündüğüm için tekrar kendime kızdım. En çok kendime kızdım.
"Eliz..."dediği sırada onu daha fazla dinlemek istemediğim için hızla ayağa kalktım ve lafını kestim.
"Bunu daha fazla sürdürmek istemiyorum. Konuşma bitti,"dedim net bir şekilde. İki elini avuçları değecek şekilde birleştirdi. Dirseklerini dizlerine dayadıktan sonra birleştirdiği ellerini dudaklarının ortasına yerleştirdi. Ona göre konuşma bitmiş gibi görünmüyordu. Bir süre düşündü. Kafasında bazı şeyleri tarttığına emin olduktan sonra ayağa kalkıp karşıma dikildi.
"Bu işe bir çözüm bulacağım. Bana güvenmiyorsun biliyorum ama burada benden başka güvenebileceğin biri yok. Demir' e mi güveniyorsun? Her şeyden emin olsan bile zamanı gelince seni kıracak. Her şey göründüğü gibi kolay değil. Sana yeni bir ev ayarlayana kadar orada kal. Hepsinin icabına bakacağım." Söylediklerinde fazlasıyla ciddi görünüyordu ama bu umurumda değildi. Tiazza ona ait olabilirdi, bu da umurumda değildi. Yaptığı plan karşısında sesimi çıkarmadım ve göle doğru döndüm. Onu daha fazla dinlemek istemiyordum. Çakıl taşlarının sesi kulağıma yankılandığında benden uzaklaştığını anlayabilmiştim.
"Seni tekrar bulacağım,"dediğinde dönüp ona bakmadım. Ayak sesleri durduğunda gittiğini anlamıştım. Hafif bir rüzgâr estiğinde kollarımı vücuduma doladım. Ofisin penceresine doğru döndüğümde neredeyse yerimde sıçrayacaktım. Demir kollarını birbirine dolamış beni seyrediyordu. Bakışlarını sanki üstümde hissetmiş gibi bir anda ofisinin penceresine çevirmiştim ve bu benim yararıma olmamıştı. Bakışları yine sert ve ağırdı. İki saniyeliğine bana bakmayı sürdürdü ve kendisini geri çekti. O an daha da üşüdüğümü hissedip kollarımla bedenimi iyice sardım. Ofise dönmem gerekiyordu. Çakıl taşlı yoldan ilerlerken ayağımın altındaki tabakadan dolayı tökezlememek için dikkatli yürüdüm. Bana birkaç şey söyleyeceğini ve soracağına bilmeme rağmen binadan içeri girip iki numaralı kapının önüne dikildim. Üzerimde bıraktığı etkisinden nefret ediyordum. Beni koruduğunu biliyordum fakat bu ondan korkmayacağım anlamına gelmiyordu. Karanlık bakışları her gözümü açtığımda ve kapattığımda karşımdaydı. Karanlık bir maviydi resmen.
Derin bir nefes alırken kapıyı açıp içeri girdim. Zaten geleceğimi bildiği için kapıyı tıklama gereği duymadım. Bir saniyeliğine gözlerime baktıktan sonra önündeki dosyalara döndü. Temkinli adımlarla masasının önündeki koltuklara ilerledim ve kendimi koltuğa bıraktım. Bir şeyler söylemesini beklerken ellerimle oynuyordum ve ayağımla ritim tutuyordum. O konuşana kadar konuşmayacağıma dair kendime söz verdim. Sözümden dönmeyecektim. Eğer dönersem kendime hiç saygım kalmamış gibi hissedecektim. En azından bazı şeylere yenilmemem gerekiyordu.
Bazen bana baktığını hissediyordum ve o zamanlar özellikle ona bakmamak için kendimle çatışıyordum.
"İlker'le eskiden neredeyse nişanlanacakmışsınız,"dediğinde sesini duymamla beraber bakışlarımı ona çevirdim. Kafasını dosyasından kaldırmadan konuşuyordu.
"Öyleydi,"diye cevaplarken ben de yüzüne bakmadım. Açıklayamayacağım bir şekilde gergin bir ortam vardı.
"Bu yüzden gidebileceğini mi düşünüyorsun?" diye sorduğunda cevap vermedim. İlker'in Tiazza'yı yönetmesi bir şeyi değiştirmeyecekti. Kurallar neyse onun geçerli olacağını ben zaten biliyordum. İlker'in sadece nerede olduğumu babama iletmemesi gerekiyordu. Bunu ona söylemem için aklımın köşesine bir not iliştirdim.
"Ne konuştunuz? İlker'in sana ne söylediği umurumda değil. Ben babasından emir alıyorum. Altay Bey'den."
Omuz silkip oturduğum koltuktan kalktım ve koltuğun kenar kısmına kalçalarımı yerleştirdim. O artık arkamda kalıyordu. Hareketlilik hissettiğimde istifimi hiç bozmadım. Onunla konuşmak zorunda değildim. Her istediğini yapamazdım. Kukla değildim ve iplerim onun elinde değildi.
Ayak uçlarını kendi ayak uçlarıma değecek kadar yakınıma geldi. Özel alanımdaydı ve orayı istila ediyordu. Nefesimi tuttum. Bana yukarıdan doğru bakıyordu, dudakları tam alnıma denk geliyordu. Kalbimin atışına müsaade etmemem gerektiğini bile bile orada beklemeyi sürdürdüm. Hem korkuyordum hem de Demir'in karşısında kendimi ilk defa güçlü hissedebilmiştim. Tiazza'da artık yalnız hissetmediğim için olabilirdi. İlker'i tanıyordum ve bu benim hayatta kalma şansımı arttırıyordu. Artık hayatımdan endişe etmiyordum. Eski hayatıma bir şekilde dönemiyorsam buraya alışmam gerektiğinin ben de farkındaydım fakat bunun için zamana ihtiyacım vardı.
"Ne söyledi sana?" diye fısıltıyla sorduğunda o an yutkunmam gerekti. Ağzımın içi kurumaya başlamıştı. Kafamı ona doğru kaldırdığımda kendimden emin görünmeye çalıştım. Cidden özel alanımı istila ediyordu.
Dudaklarımı hafifçe araladığımda "Bana yeni bir yer ayarlayacağını söyledi,"diyebildim. Bana can alıcı şekilde bakarken konuşmak oldukça zordu. Üzerimde çokça söz hakkının olduğunu sanıyordu fakat öyle değildi. Buna izin vermeyecektim.
Dudağının kenarıyla alaylı bir şekilde güldü. "Siz ikiniz bunun olabileceğini mi düşündünüz?" diye sorarken kafasını geriye attı ve benden bir adım uzaklaştı. O sırada nefes alabildiğimi hissettim. Bu yüzden tekrar konuşabileceğimin farkındaydım.
"Ayrıca sana güvendiğim an beni kıracağını söyledi," dediğimde ona ateş açmışım gibi attığı adımdan geri döndü ve tekrar özel alanlımı istila etti. Bakışlarımı onun karanlık mavilerine çevirdim. Delirmiş gibiydi ve öyle bakıyordu. "Ve biliyor musun? Zaten en başından böyleydi," diye itiraf ettiğimde bakışları biraz olsun yumuşadı. Sadece gözlerime bakıyordu ve ben orada daha da küçüldüğümü hissediyordum. Güçlü yanım benimle alay eder gibi yanımdan uzaklaştı.
Kapı açıldığında bedenini benden geri çekmedi. Sağa doğru kaydığımda o hala aynı pozisyonda duruyordu. Gelen kişiye baktığımda karşımda Deniz'i gördüm. Yüzünde anlamlandıramadığım bir ifade vardı. Göz göze geldiğimizde bana olan bakışlarından hiç memnun olmamıştım. Demir Deniz'e doğru döndüğünde yüz ifadesini hiç bozmamıştı fakat Deniz'in yüzündeki ifadeyi anladığı çok aşikardı. Tekrar masasına geçip oturdu. Deniz yerinden milim kıpırdamamıştı. Bu kızdaki değişikliğe hiçbir anlam yükleyemiyordum. Bir hafta önce gayet mutluydu ama şimdi kimsesi yokmuş gibi davranıyordu ve sanki kendisini soyutlamıştı.
"Eve geçiyorum. Benimle bir işin var mı?" diye sordu Deniz mesafeli bir şekilde. Kaşlarımı çatıp Demir'e baktım. Kafasını kaldırmadan "Hayır,"diyerek cevap verdi. Bunu az önce bana da yapmıştı. Bir nevi umursamama mekanizması falan olmalıydı. Deniz, Demir'in görmeyeceğini bile bile kafasını salladı ve sonra hızla kapıyı çarpıp çıktı. Az önce olanları hiç anlamasam da tekrar koltuğa oturdum. Bu sefer Demir'in konuşmasını beklemeden konuya girdim.
"Onun nesi var?" diye sordum sanki hala oradaymış gibi az önce durduğu yere bakarak. Demir koltuğa yaslanırken kafasını geriye yatırdığında onu seyrediyordum.
"Burayı kolay bulabildin mi?" diye sordu benim sorumu geçiştirerek. Deniz'i konuşmak istemiyordu belli ki. Omuz silkip sorusunu cevapladım.
"Altımda senin gibi lüks bir arabam yok. Onca yolu yürüdüm,"diyerek memnuniyetsizliğimi belirttim. Şakaklarını ovuşturdu ve ayağa kalktı. Dosyasını kapatırken "Hadi, eve gidiyoruz,"dedi.
Ben de ayağa kalkıp önden ilerledim. Kapıyı açıp dışarı çıktığımda Anıl'ı ve kollarındaki Anna'yı gördüm. Kızı görünce vücuduma bir titreme hakim oldu. ikisi de Demir'e bakıp "İyi akşamlar,"derken sakin ve yorgun görünüyorlardı. Demir'in soluna geçtiğimde onu kendime siper etmiştim. Benimle konuşmalarını ya da bana laf atmalarını istemiyordum.
Demir bileğimi tutup beni önüne aldıktan sonra iki elini belime yerleştirip beni ilerletti. Ardından ellerini iki omzuma çıkardığında onu yıllardır tanıyormuş gibi hissettim fakat bu hissiyatım yanlıştı. Ellerini omuzlarımdan kurtardım ve ileriye hızlı adım attığımda arkama dönüp ona bakarken aynı zamanda geri geri adımlıyordum. Yüzüme ciddiyetle bakarken düşünceli görünüyordu.
Tekrar önüme döndüğümde az ilerideki arabasına doğru ilerledim. Arabasının kilidini uzaktan açtı ve ön yolcu koltuğundaki yerimi aldım. Demir arabaya binip çalıştırdı ve ofis binasından yavaşça ayrıldı. Tam o sırada aklıma babama yazdığım mektubum gelince vakit kaybetmeden "Mektubu ne yaptın?" diye sordum. Bakışları kısa süreliğine beni buldu ve tekrar yola bakarken cevap verdi.
"İlettim. Artık hayatta olduğunu biliyorlar,"dediğinde rahatlamış hissettim. Kalbim mutlulukla dolduğunda gülümsüyordum ve bu içten bir gülümsemeydi.
Demir'in evine gidilen yola girmek üzereyken telefonu çaldı. Arayan kişiye baktığında kaşları hayretle havaya kalktı. Telefonu cevaplayıp kulağına götürdü. O sırada evine gidilen yolun kenarına arabasını park etti. Bir müddet karşı tarafı dinledi ve sadece "Tamam," dedikten sonra arabayı tekrar çalıştırıp başka yola saptı. Merak edip bir şey soramamak beni deli ediyordu. Çenemi kapalı tuttum çünkü Demir'in vücudu fazlasıyla gergindi. Girdiği yolun nereye gittiğini anladığımda vücudum istemsizce kasıldı. Tiazza'nın giriş kapısına doğru ilerliyorduk. Demir'e yandan bir bakış attım. Yüzünde hala hayret dolu ifade vardı. Bir şeyler yolunda gitmiyordu, belliydi.
Arabasını güvenlik binasının kenarına çektiğinde hızlıca arabadan indi. Endişelendiğini düşünüyordum ve merakıma yenik düşüp onu takip ettim. Endişesinden beni unutmuştu.
Güvenlik görevlisi binasından çıkıp elindeki bebek pusetini Demir'e uzattı. "Kapıdaydı, nereden geldiğini görmedim,"diye açıklamasını yaptı güvenlik görevlisi.
Demir donmuş bir suratla "Ne?" diye bir tepki verebildi sadece. Ondan önce davranıp bebek pusetini aldım ve yavaşça bebeğe baktım. Pembeler içinde güzeller güzeli bir kız duruyordu karşımda. Etrafımı huzur çevreledi bir anda. Elimin tersiyle bebeğin yanağını okşadım. Mışıl mışıl uyuyordu.
"Ne yapacaksın?" diye sorduğumda bakışları beni buldu. Ellerini saçlarının arasından geçirip ofladı.
"Arabaya bin Kaçak!"dediğinde bir an duraksadım. Uzun zamandan beri böyle seslenmiyordu. Aslında adımı da söylemiyordu.
Bebek pusetini sıkıca kavrayıp ön koltuğa geçtim. Demir arabayı çalıştırırken klimayı açmayı ihmal etmemişti. Belki de içindeki son kalan merhamet kırıntıları uyanmıştı.
Demir arabayı sürmeye devam ederken bebeğe baktım. İşaret parmağımı avucunun içine yerleştirdim. Teni soğuktu.
"Ne kadar süredir dışarıda acaba? Üşümüş,"dedim üzgün bir tonda. Kafasını yavaşça bize doğru çevirdiğini görebiliyordum. Cevap vermedi. Biliyorum merhametine yenik düşmek istemiyordu. Bebek belki de ona engel olacaktı. Tiazza'ya girdiğimden beri çocuk ya da bir bebeğe rastlamamıştım. Bu yüzden onunla ne yapacağını bilmiyor diye düşünüyordum. O sırada burası hakkında duyduklarımı düşünmüştüm. Bebek ve çocuk kaybolmalarının Tiazza'yla alakası yoktu demekki. Çünkü burada çocuk hiç yoktu.
Evinin önüne geldiğinde kucağımdaki bebek pusetini aldı ve bana "İn,"dedi itiraz istemeyen bir sesle.
"Onu nereye götüreceksin? Demir lütfen bir şey yapmayacağına söz ver. O daha bir bebek,"dedim. Neredeyse ağlayacaktım. İçinde bulunduğumuz durum beni duygusallaştırmıştı. Neden bir anne bebeğini şehrin en tehlikeli bölgesine terk ederdi ki? Birden aklıma kendi ailem geldi. Hayattalar mı onu bile bilmiyordum. Evet, gerçekten ağlayacaktım.
"Bir şey yapmayacağım. Kapıyı kitle ve uyumaya çalış. Ben geç gelebilirim,"diye açıklama yaptığında gelmek istediğimi söylemek için ağzımı açacakken sözümü kesti ve "Hayır, gelemezsin. İn,"dedi kesin bir tonda. Gözlerimi devirdim ve oflayarak arabadan indim. Ondan gerçekten nefret ediyordum.
Hızlı adımlarla eve ilerlerken o da arabasıyla uzaklaşmak üzereydi. Kapının kilidini açıp eve girdim ve yan taraftan hemen koridoru aydınlattım. Kapıyı birkaç kez kilitledikten sonra özellikle ışığı kapatmadan üst kata çıktım. Üst kattaki koridoru da aydınlattıktan sonra tek yapmam gereken güzelce uyumaktı. Bu gece özellikle düşünmemeye çalışacaktım çünkü göz altlarımdaki morluklardan kurtulmak istiyor ve derinlemesine uyumak istiyordum.
Odamın kapısını açıp odayı aydınlattım. Sabah kenara bıraktığım geceliklerimi tekrar giyinirken yatağa kavuşmak için can atıyordum. Sorunlarımı ve yerle bir olan hayatımı şimdilik kenara bırakmam gerekecekti.
Işığı söndürüp yatağıma uzandım. Gözlerimi kapatıp uyumaya hazırlanırken duyduğum küçük hışırtı kalbimi hoplatmıştı. Gözlerimi açmaktan korkuyordum. Bilinçaltımın bana oyun oynayıp oynamadığına emin olamıyordum fakat gözlerimi açtığımda cam kenarında duran erkek bedeninin hayal olmadığını kesinlikle biliyordum.
--
Bölüm etkileşimi
