14. BÖLÜM | ÇIĞLIKLARINI SESSİZE ALACAKLAR

Vaveyla Yazarı: A G

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 43Şu an: 14. BÖLÜM | ÇIĞLIKLARINI SESSİZE ALACAKLAR
  1. 1 TANITIM | BİLGİ191 kelime
  2. 2 1. BÖLÜM | TİAZZA’YA HOŞ GELDİN KAÇAK!1.779 kelime
  3. 3 2. BÖLÜM | ŞÜPHE BİR DİĞER ŞÜPHEYİ DOĞURUR5.324 kelime
  4. 4 3. BÖLÜM | ALIŞILMIŞIN DIŞINDA BİR KADIN3.393 kelime
  5. 5 4. BÖLÜM | TOZLU SAYFALARDA KALMIŞ SİLİK BİRİ4.372 kelime
  6. 6 5. BÖLÜM | GECEME YANSIYAN GÖLGE3.835 kelime
  7. 7 6. BÖLÜM | AVCUMA İLİŞTİRİLEN NOT4.892 kelime
  8. 8 7. BÖLÜM | GÜVENSİZLİKLERLE DOLU PLAN4.495 kelime
  9. 9 8. BÖLÜM | ONU GÖRMEK İSTEMEDİĞİM HÂLDE ONUNLAYIM4.679 kelime
  10. 10 9. BÖLÜM | KAÇTIĞIM ŞEYE GERİ DÖNÜYORUM4.035 kelime
  11. 11 10. BÖLÜM | HİÇBİR ZAMAN GÜVENDE DEĞİL2.914 kelime
  12. 12 11. BÖLÜM | ÇAMURLA KAPLANMIŞ ZAYIF BEDEN3.053 kelime
  13. 13 12. BÖLÜM | BU KEZ ÖLÜME DAHA YAKIN3.454 kelime
  14. 14 13. BÖLÜM | HAİNLER NE KADAR YAŞAR?3.693 kelime
  15. 15 14. BÖLÜM | ÇIĞLIKLARINI SESSİZE ALACAKLAR3.147 kelime · Okuduğun bölüm
  16. 16 15. BÖLÜM | GÜVEN YANLIŞ KİŞİDE EĞRETİ DURUR2.109 kelime
  17. 17 16. BÖLÜM| SEN, BEN VE DUVARLARIMIZDAN YIKILAN BİRKAÇ TUĞLA2.191 kelime
  18. 18 17. BÖLÜM | KAYBEDİLEN HER HİS GERİ GELMEZ3.515 kelime
  19. 19 18. BÖLÜM | ALDIĞIN YARALAR SENİ AYAKTA TUTAR3.250 kelime
  20. 20 19. BÖLÜM | İKİLEMLER SARSAR FAKAT DİBE BATIRMAZ2.778 kelime
  21. 21 20. BÖLÜM | FISILTILAR DUYMAK İSTEDİKLERİNİ SÖYLER2.278 kelime
  22. 22 21. BÖLÜM | KÜLE DÖNMEDEN ÖNCE SAVAŞLAR HEP GÜRÜLTÜLÜDÜR3.534 kelime
  23. 23 22. BÖLÜM | BİRBİRİMİZİN TANIDIK HİSLERİYİZ2.258 kelime
  24. 24 23. BÖLÜM | SANA ALDANDIM, KENDİMİ SUSTURDUM2.203 kelime
  25. 25 24. BÖLÜM | KOCA BİR GÜRÜLTÜ İÇİNDE UFACIK BİR BEDENİM2.688 kelime
  26. 26 25. BÖLÜM | YAŞAMADAN ÖLMEK, ÖLMEDEN ÇÜRÜMEK3.136 kelime
  27. 27 26. BÖLÜM | ONU SADECE AŞK MAĞLUP EDER3.112 kelime
  28. 28 27. BÖLÜM | YIKTIĞIMIZ TUĞLALARLA DUVARLARIMIZI ONARACAĞIM!2.242 kelime
  29. 29 28. BÖLÜM | TANIDIK ACILAR DAHA AĞIR GELİR2.478 kelime
  30. 30 29. BÖLÜM | YENİ BİRİ SENİ HARABEYE DE ÇEVİREBİLİR3.270 kelime
  31. 31 30. BÖLÜM | AİT OLMAK, BİRİNE KÖRÜ KÖRÜNE BAĞLANMAKTIR2.155 kelime
  32. 32 31. BÖLÜM | BAZI YÜZLEŞMELERDEN KAÇSAN DA ELBET YAKALANIRSIN2.921 kelime
  33. 33 32. BÖLÜM | BİR CAN, BAŞKA BİR CANA MI BEDELDİR?3.270 kelime
  34. 34 33. BÖLÜM | HATALAR, VEDALARI BERABERİNDE GETİRİR2.847 kelime
  35. 35 34. BÖLÜM | KALP SEVER VE PARÇALARA AYRILIR2.572 kelime
  36. 36 35. BÖLÜM | GİDERKEN AYDINLIĞI DA BERABERİNDE GÖTÜRDÜ3.146 kelime
  37. 37 36. BÖLÜM | GERÇEKLER YALANDI, YALANLAR YİNE YALANDI2.383 kelime
  38. 38 37. BÖLÜM | BAZI KAVUŞMALAR ÖFKE DOLUDUR2.237 kelime
  39. 39 38. BÖLÜM | DEĞİŞİM YAŞANMIŞLIKLARDAN GELİR2.647 kelime
  40. 40 39. BÖLÜM | BAZI GÜZEL ANLARIN SONU FELAKET OLABİLİR3.236 kelime
  41. 41 40. BÖLÜM | BİR KEZ GÜVEN KIRAN HEP DAHA FAZLASINI YAPAR2.518 kelime
  42. 42 41. BÖLÜM | TEHLİKENİN YAKININDAYSAN O HER ZAMAN SENİ BULUR2.120 kelime
  43. 43 42. BÖLÜM | GÜÇ, İNSANI İYİLEŞTİRİR VE AYNI ZAMANDA BENLİĞİNİ KAYBETTİRİR2.886 kelime

Tanıtım filmi için; instagram | balllyazar

**

"Hatalarıyla kabul ettiğiniz insanlar size hatalar yapmaya devam edecek."

**

Deniz çırpınmaya devam ederken bakışlarını bir an olsun benden çekmedi. Tabii ben de öyle. Nasıl yapacağımı bilmesem de, hissettiğim bu nefretle birlikte onu öldürmek istiyordum.

Kalabalık yanımdan geçerken arka tarafta bulunan odaya doğru ilerlemeye başladılar. Anıl'ın beni boğmaya çalıştığı, sorgu odasına benzer olan karanlık odaya.

Gözden kaybolmalarına yakın, Anıl'ın bana gelmemi işaret etmesiyle koşar adımlarla ona doğru ilerledim. Bunu gerçekten kaçıramazdım. Birkaç bilgi edineceğimi hissediyordum. Ahsen'e beni beklemesini işaret ettikten sonra Anıl'ın tuttuğu kapıdan içeri girdim ve bakışlarım Demir'in şaşkın bakışlarıyla karşılaştı.

"Eliz dışarı çık. Burası senin olman gereken bir yer değil," diyerek kükredi.

Tüm sorumluluğu Anıl'a yıkarak konuştum. "Anıl çağırdı."

Şimdi Demir ölümcül bakışlarını Anıl'a fırlatıyordu.

"İzlesin," dedi keyifle. "İzlesin ki, hainlere ne yaptığımızı görsün."

Korkuyla titredim. Nasıl yani? Ne yapacaklardı ki?

Deniz'e çevirdim bakışlarımı. Sandalyeye bağlanmıştı. Yüzü gözü yara içindeydi, güzelliğinden eser kalmamıştı. Oldukça bitkin görünüyordu. Kafası sağa doğru yatıktı ve sanki ruhunun bedeninden ayrılmasına çok az kalmış bir haldeydi.

Demir hızlı adımlarla Deniz'e yaklaştı ve yakasına yapışıp kendisine bakmaya zorladı. "Kelimelerini düzgün seçerek anlat! Eğer ki konuşmaman gereken şeyleri konuşursan, seni diğer tarafta bulur ve seni bu sefer ben öldürürüm!"

Şaşkınlıkla onları izledim. Konuşmaması gereken şeyler derken, sanırım benim duymamam gerekenlerden bahsediyordu aksi taktirde zaten neden yapmaya çalıştığını öğrenmemiz lazımdı.

"Şimdi anlat," diye kükredi Demir ve Deniz'i sarsarak bıraktı. Birkaç zaman öncesini düşündüğümde bu durum çok tezat kalıyordu. Birbirleriyle sohbet edip gülüşerek konuşan bu iki insan, şimdi yolları ayırmıştı.

Deniz ağlıyordu ve hali içler acısıydı. Bir an onun için üzülecekken bana yaptıkları aklıma geldiğinden dolayı üzülmenin kıyısından döndüm.

"Bilgi istedi, burada olup olmadığına dair. Onu öldürmek istiyordu, kendi elleriyle," diye söze girdiğinde kurumuş dudaklarıyla zor konuşuyordu. Biri ona su uzattığında kana kana suyu içti. Yutkundu ve konuşmaya devam etti. "Beni tehdit ettiler. Onu almalarına karşılık beni özgür bırakacaklardı. Planda Tiazza'ya saldırmak yoktu." Tekrar yutkundu. Kelimelerini özenle seçiyordu. Belki de birazdan ölecekti fakat Demir'in uyarısına ters çıkmak istemiyordu. Belki de son defa onun için bir şey yapıyordu.

"Özür dilerim Demir, çok özür dilerim..." haykırarak ağlıyordu. "Sana bile bile ihanet etmem. Yalvarırım affet, birlikte büyüdük biz yoksa sana nasıl ihanet ederim? Söyle bana biliyorsun, seni deli gibi severken nasıl kandırabilirim? Hepsini özgür kalmak için yaptım."

Son cümlelerine takılı kaldım. Bunu her zaman görmüştüm ve Demir'in de gördüğünü biliyordum fakat onun bilerek duygularına karşılık vermediğine emindim çünkü Demir, Deniz'le büyüdüğü için hisleri onunkine göre farklıydı.

Kimseden ses çıkmayınca gözyaşlarının arasında konuşmaya devam etti. "Tehdit edildim. İstediklerini verdiğimde eski hayatıma dönecektim. Beni kandırdılar ve bir de buraya saldırdılar.Ondan nefret ediyorum. Onu öldürmek istiyorum. Bu hale gelmemin sebebi o!"

Oturduğu sandalyede çırpınıyor, kulaklarımızın zarını patlatırcasına cırlıyordu. Delirmek üzere olduğunu görebiliyordum.

Buradan çıkıp, nereye olduğunu bilmeden kaçmak istedim. Benden bir şeyler saklamalarına rağmen bir şeyler de öğrenmemi istiyor gibiydiler. Bu üstü kapalı konuşulacak bir konu değildi çünkü Deniz'in bahsettiği ve öldürmek istediği kişi, elbette ki bendim. Deniz beni kovalamıştı ve beni öldürtmeye çalışmıştı. Bunların hepsini bildiğim hâlde nasıl üstü kapalı konuşacaktı? Demir bir noktayı kaçırıyordu.

"Bu kadar gürültü yeter," dedi Anıl bir adım öne çıkıp elindeki kart destesiyle oynarken. Herkes sus pus olmuş ve ona odaklanmıştı. "En sevdiğim kısma geçeceğim."

Bir sandalyeyi alıp ters çevirerek tam Deniz'in karşısına oturdu. Kart destesini tam onun yüzüne karşı karıştırıyordu.

"Sana hainler için tasarladığım bir oyundan bahsetmiştim, hatırlıyor musun?" Kahkahası tüm odaya yayıldığında inanılmaz ürkütücü görünüyordu. Duvardan destek alarak bekledim ve ne zamana kadar bu sahneye katlanabilirdim emin değildim.

Anıl karıştırdığı kart destesini parmaklarının arasına alıp göz hizalarına getirdi ve kafasını yana yatırıp "Kartların üzerindeki şekillere işkence resimleri koyacağımı ve sayıların miktarına göre daha kötü ve daha basit olarak belirteceğimi söylediğimde bana inanılmaz bir fikir olacağını ve eğlenceli göründüğünü söylemiştin. Bakalım bunu sende denediğimde aynı şeyleri düşünecek misin?"

Dehşete düşerek duyduklarımı sindirmeye çalıştım. Kalbim gümbürdüyordu. Sanki sandalyeye bağlı Deniz değil de kendimmişim gibi hissettim.

Deniz haykırarak ağlamaya devam ediyor, aynı zamanda buna zıt olarak "Hayır," diye fısıldıyordu. Titrediğini buradan görebiliyordum.

"Buna gerek yok," dedi Demir bir adım öne çıkarak. "Belli ki kandırılmış görmüyor musunuz? Başka bir şey düşünelim, amcamla konuşalım ve Tiazza'dan gönderelim en azından. Ölmesine gerek yok."

"İzin vermez. Kimse ayrıcalıklı değil. Hain, haindir. Bir gün daha yaşamasına müsade edemeyiz. Olaya duygusal bakmayı kes!" dedi İlker. Yine onun üzerine gidiyordu.

Demir ellerini yumruk yaptığında onun suratını dağıtmamak için kendisini zor tuttuğunu görebiliyordum.

"Dışarı gönderdiğimizde ne olacak peki? Tiazza'dan çıktığı için boşlukta olacak ve o adamlara sığınacak. Bu durumu düşündün mü Demir?"

Anıl kelimelerini ardı ardına sıralarken Demir çaresizce bekliyor ve Deniz için hiçbir kaçış yolu olmadığını görebiliyordu.

"Yalvarırım yapmayın," diyebildi Deniz. Ona baktığımda bunu bile söyleyebilmesini mucize gibi görüyordum çünkü oldukça kötü görünüyordu. Her şeye rağmen ona bu kez üzülmüştüm. Bütün olanların benim yüzümden olduğunu söylüyordu. Kandırılmasının nedeni bendim. Peki sebebi neydi? İşte tam olarak burada tıkanıyordum. Her söyleneni bir şekilde anlamaya çalışıyordum fakat 'neden ben?' sorusuna geldiğimde sanki önümde ucu görünmeyen bi yol beliriyordu.

"Sorumluluğu üstleniyorum," dedi Demir bu kez. İhanet etmesine rağmen hâlâ Deniz için çabalıyordu. Onu gerçekten seviyor olmalıydı.

"Eğlenceyi bozma Demir," dedi Anıl. Aklını kaçırmıştı ve beni gerçekten korkutuyordu. Resmen icat ettiği oyunu Deniz'de denemek istiyordu.

"Kes şunu Anıl! Başka bir yolu olmalı."

"Başka yolu yok. Oyununu oyna Anıl," dedi İlker ve ardından bakışlarını Demir'e çevirdi. "Eğer çoğunluğun uyduğu karara itiraz etmeye devam edersen, babamın bundan hoşlanmayacağını belirtmek isterim."

Sözleriyle Demir'i sınıyordu ve bende İlker'i tanımakta gerçekten güçlük çekiyordum. Bu adam, bir zamanlar aşık olduğum ve uğruna gözyaşları döktüğüm adam olamazdı. İlker bir an benim varlığımı unutmuştu ve bakışları benimle buluştuğunda gülümsemeye çalıştı. Bu gülümseme bana samimi gelmiyor, aksine yaptığı davranışlar ondan uzaklaşmama sebep olacaktı.

"Hadi bakalım, biraz eğlenelim," dedi Anıl ve aralarına masa çekip kartları masaya ters gelecek şekilde dizmeye başladı. O sırada Deniz'in bağlı olan ellerini çözmüşlerdi. Anıl itinayla kartlarını diziyor ve bunu hizaya uygun yapmaya çalışıyordu. Son kartı da masaya koyduktan sonra gömleğinin kollarını sıvadı ve ellerini bir çocuk gibi birbirine vurduktan sonra Deniz'e baktı.

"Burada elli iki adet kart mevcut ve her şekil kendi arasında on üçe kadar olduğu için senin on üç kartı seçmeni isteyeceğim. Sadece seçeceksin, dokunma."

Deniz bir süre hareket edemedi. Oynamak istemiyordu ve bunu ona zorla yaptırıyorlardı. Vücuduna birkaç darbe indirdiklerinde acıyla inledi ve narin parmaklarıyla kartları seçmeye başladı. O sırada Demir'e baktım. Deniz'in olduğu tarafa sırtını dönmüştü ve bu acı dolu manzarayı izlemek istemiyordu.

Deniz kartlarını seçerken Anıl onları topladı ve bir deste yapıp masanın sol tarafına koydu. "Bu kenara koyduklarımız senin iptal ettiklerin oluyor. Şimdi sıra bende."

Kendisi de on üç tane kartı seçtikten sonra tekrar sırayı Deniz'e verdi. Deniz de aynı işlemi yaptığında geriye sadece on üç kart kalmıştı.

"Birden on üçe kadar bir sayı söyleyeceksin ve bu senin için hazırlayacağımız işkence olacak," dedi Anıl Deniz'e bakıp pis pis sırıtarak.

Deniz ağlıyordu hıçkıra hıçkıra. Bakışlarını kucağına indirmişti. "Lütfen yapmayın," dedi tekrar. "Beni gönderin, yemin ederim o adamlarla anlaşma yapmayacağım. Hatta yurt dışına bile giderim."

"Neredeyse ağlayacağım," diye dalga geçti Anıl. Etraftan birkaç kıkırtı duyduğumda bir insanın ölümünün onlar için ne kadar basit olduğunu anlamıştım.

Anıl aniden masaya yumruk attığında hepimiz yerimizde sıçramıştık ve Deniz korkudan gözlerini büyüterek ona bakıyordu. Ani duygu geçişlerinin farkında olan bir ben vardım sanırım. Bu adamın akıl hastanesine yatırılması gerekiyordu.

"Birden on üçe kadar bir sayı söyle, yoksa on üç tane dişini sökerim! Eğlencemi bozma!"

Dudaklarım hafif aralandı. İnsanlığını yitirmiş bu adam, benim adeta sinir hücrelerimle oynuyordu. Deniz'i o masadan kaldırıp buradan kaçırmak istedim ama ne yazık ki yapamadım.

"On," diyebildi bir fısıltıyla. Onu duymak için çaba göstermiştim. Anıl masada kalan kartları tek tek sayarak onuncu karta ulaştı ve eline aldı.

"Peki işkence nedir?" diye sordu İlker. "Bitsin de gidelim. Senin eğlendiğin kadar ben eğlenemiyorum."

"Çekiçle parmak kırma!"

"Ne?" dedi Deniz haykırarak. Oturduğu yerden ç kalkmak isterken başındaki iki adam onu zapt etmek için tutmaya çalışıyorlardı. Tekmelerini savuruyor, masayı itiyor ve sanki gerçekten parmaklarını o an kırmışlar gibi cırlıyordu.

Olanları adeta şok içinde izliyordum ve kendimi bir film sahnesindeymiş gibi hissediyordum.Midemin bulantısına engel olamadım ve buraya kusmak gerçekten istemiyordum. "Ben çıkmak istiyorum!" dedim hızlıca. Karnımı tutuyordum ve ayakta duramayacakmış gibi hissediyordum.

Anıl bakışlarını bana çevirdi. "En eğlenceli yerinde gidecek misin?"

"Sen aklını kaçırmışsın!"

Kahkahası odayı doldurduğunda koşarak kapıya ulaştım ve Demir'in peşimden geldiğini, Deniz'in onun adını haykırmasından anladım. Adeta onu kurtarması için yalvarıyordu fakat Demir'in elinden hiçbir şey gelmiyordu. Kural, kuraldı. Demir bile ihanet etse aynı muameleye maruz kalacaktı. Tiazza ve lanet kuralları hiçbir zaman son bulmayacaktı.

İkimizde dışarı çıktığımızda geriye Deniz'in acı dolu çığlıkları kalmıştı. Demir, yeri geldiğinde söz sahibi ama yeri geldiğinde de sözünü geçiremeyen biriydi. İlker bu durumda daha ağır basıyordu. Sebebi, İlker'in babasının başta olmasıydı. Böyle düşünüyordum.

Sessizce oturan Ahsen'le Utku'nun yanına ulaştım ve bir yere tutunmaya çalıştım. Ahsen endişeyle yanıma geldi ve "Eliz sen iyi misin? Hayalet görmüş gibisin, bembeyazsın!" dedi.

Bana uzatılan bardaktan bir yudum su aldım. "Kolayca sindirebileceğim şeyler görmedim," diyebildim en sonunda.

Ahsen, tüm bu olanların suçlusu Demir'miş gibi ona baktı öfkeyle. "Eliz'i neden içeri aldınız ki? Onu neden buna dahil ediyorsunuz? Bilerek acı çektirmek mi istiyorsunuz?"

Sakinleşmesi için elini tuttum ve ne demek istediğimi anladığında daha fazla konuşmadı. Demir, açıklama yapmak mecburiyetinde hissettiğinden, "Benim kontrolüm dışında gelişti," dediğinde ben hâlâ şahit olduğum olayı sindirmeye ve Deniz'in zihnimdeki çığlıklarını susturmaya çalışıyordum. Benim yüzümden o hâle geldiğini söyleyip durmuştu. Neden olduğunu bilmediğim bir durumun içindeydim. Düşünüyordum fakat sebebini bulamıyordum. Benim yüzümden ölecekti ve ben ondan ne kadar nefret etsem de, bilmediğim bir olay yüzünden hayatım boyunca bunun vicdan azabıyla yaşayacaktım.

"Sormak istediğim çok şey var," dedim bir çırpıda. "Şu an bunlara cevap vermeyeceğini bildiğimden kendimi hırpalamıyorum."

"İyi düşünmüşsün Kaçak. En az senin kadar kötü hâldeyim!"

Gözlerimi devirip Ahsen'den güç aldım. "Eve gidebilir miyiz? Burada daha fazla kalabileceğimi sanmıyorum."

Koşarak geldiğim bu kafe, artık bana bugünü hatırlatacaktı.

Birlikte dışarıya çıktık ve Demir'in kenarda park etmiş olduğu arabasına bindik hep birlikte. Aklımdaki düşünceleri silmeye çalıştım fakat olmadı. Düşündükçe daha çok istilaya uğruyordu beynim ve gün geçtikçe bir yığın oluşturuyordu. Önceki hayatımda bir şeyleri bu kadar düşünmediğimden emindim. Bunu Tiazza tetiklemişti. Burası, cehennem gibi olduğu yetmezmiş gibi bir de düşüncelerimin de cehennemiydi. Gittikçe içine çekildiğim ve kapana kısıldığım, ne kadar inkar etsem de artık evim dediğim yer, Tiazza. Sakin bir semt gibi görünüp, türlü türlü pisliğin yaşatıldığı yer. Oysa şu an, camdan dışarı baktığımda çok dingin görünüyordu. Yaşanılanlara göre ne kadar da tezattı.

Derin bir iç çekip arabanın durmasının ardından dışarı çıktım. Kimseye bir şey söylemeye niyetim yoktu. Odama çıkacak ve sıcak duşumu alırken tekrar düşüncelerle boğuşacak, onları kafamdan def etmeye çalışırken gördüklerimi unutmak için uyumaya çalışacaktım.

**

Eve döndüğümüzde uyumaya ne kadar çalışsam da başarılı olamamış ve ben de düşüncelerimi dağıtmak için garaja gitmiştim. Yarım bıraktığım bir kitabı okudum. Neredeyse üç saat olacaktı ve kitabın sürekleyici oluşu, düşüncelerimden arınmamı az da olsa sağlamıştı.

Garajın kapısı tıklatıldı ve Ahsen içeriye kafasını uzattı. Kitabı kenara bırakıp gülümsedim.

"Bölmüyorum değil mi? İkimize kahve yaptım," dedi tatlı tatlı gülümserken. Hala kapının dışında duruyordu.

"Gelsene," dedim sevecen bir şekilde. Gülümseyerek içeri girdi ve yakınımdaki tabureye oturmadan önce kahve kupasını bana uzattı. Bir yudum kahveden alıp gözlerimi kapattım. Çok iyi gelmişti.

"Daha iyi misin? Senin için çok endişelendim ama belki kafanı dağıtmak istiyorsundur diye yanına hiç gelmedim," dediğinde ona gülümseyerek baktım. Ahsen ne kadar da düşünceli biriydi. Beni seviyordu ve benim iyiliğimi istiyordu. Ben de ona aynı duyguları hissediyordum.
Başına kötü bir şey gelecek olursa kahrolurdum.

"Burası çok kötü bir yer," diyebildim en sonunda. "Elimde olsaydı inan o kapıdan içeri adımımı atmazdım."

"Sahi Eliz, bana hiç anlatmadın. Nasıl geldin buraya? Anlatır mısın?"

Gülümsemeye çalıştım ve başımla onayladım. Elbette ona anlatırdım.

"Bunca sene sonra evlatlık olduğumu öğrendim," diye söze başladığımda gözlerini kocaman açtı. "Bir gün öğrendim her şeyi. Zaten annemle aramız hep sarsıntılıydı. Bu yüzdendi sanırım. Hamile olduğu için beni artık o evde istemediğini söyledi. Hepsini duyunca tabi evden kaçtım. Şu an düşününce aptallık ettiğimin farkındayım. O ev benim için korunaklı tek alandı sanki. Daha sonra iki kişi tarafından gasp edilirken bir anda Demir çıkageldi. Onların elinden kurtardı ve bana o gece için güvenli bir yerde kalabileceğimi teklif etti. Ben de akılsız gibi kabul ettim. Nereden bileyim Tiazza'ya getireceğini? O günden beri onun himayesindeyim."

Tek kaşını kaldırıp bir süre bana bakmayı sürdürdü. "Bu hikayede bir gariplik var," dedi en sonunda.

"Nedir?" diye sordum vakit kaybetmeden.

"Orada seni kurtarmak için nöbet mi tutuyormuş? Ya da Tiazza için insan avına falan mı çıkmış? Nasıl bir anda orada belirdi?"

"Bunu ben de çoğu kez düşündüm. Hatta ertesi gün kıyafetlerim, o sahilde bana benzeyen bir kızın üstündeydi. Yakılarak öldürülmüş. Ben aslında ölüyüm."

Ağzından bir kıkırtı çıktığında ben de güldüm. Kendisini topladı ve "Bunu, izini kaybetmek için yapmış olmalılar ama seni kurtarma olayı bana pek gerçek gibi hissettirmedi açıkçası," dediğinde onu başımla onayladım çünkü ben de öyle hissediyordum.

"Şu bilmediğin düşmanlarının Tiazza'yla bir bağlantısı olmalı."

"İşte oradan sonrasına cevap bulamıyorum. Neden?"

Omuzlarını düşürdü ve kahvesinden son bir yudum alıp bardağını sehpaya bıraktı. Ben de aynısını yaptım.

"Deniz," diye söze başladım. "Arka odadan çıkmadan önce işkenceye maruz kaldı."

"Gerçekten mi?" diye sordu Ahsen gözlerini irice açarak.

"Dışarıdan biri Deniz'i tehdit etmiş. Bir adam beni öldürmek istiyormuş. Deniz sayesinde şimdi yaşadığımı biliyorlar ve bu daha çok tehdit demek. Deniz onların dediklerini yapıp, beni onlara verdikten sonra burada sorunsuz yaşamaya devam edecekti, en azından öyle biliyordu fakat onlar Tiazza'ya saldırdı ve Çağatay'la beni öldürme girişiminde bulundular. Bu yüzden Deniz hain ilan edildi ve onlara göre gerekeni yaptılar. Bunların tüm sebebi ben gösteriliyorum ve hayatım boyunca bunun ıstırabını çekeceğim."

Son cümlelerimin ardından Ahsen yanıma oturup bana kocaman sarıldı. "Eliz," diye söze başladığı anda birinin yanımda olması beni iyi hissettirmişti. "İnan bana buradaki hayatımız ne kadar devam ederse etsin, hemen yanında yerimi alacağım. Uzakta olsam bile! Her zaman destek olacağım. Kocaman bir evde ve büyük bir bölgede yaşasakta, benim için burada kardeşim ve senden başka kimsem yok. Ha bir de Utku'yu ekleyebiliriz."

Gözyaşlarımın arasında gülümseyebildim. Hemen kendimi toparlayıp "Burada biriyle yakın olabileceğimi hiç sanmıyordum. Hep önyargılıydım, senin gibi biriyle tanışabildiğim için çok şanslıyım," dedim içten bir şekilde.

Benden uzaklaştı ve onun gözleri de sulu suluydu. İkimizde birbirimizi görünce kahkaha attık.

Garaj kapısı hafifçe açıldı ve Zeren göründü. "Kızlar bölüyor muyum? Kek yaptım, gelmek ister misiniz?"

İkimiz anında kalktık ve ona doğru ilerledik. Ahsen ağzını şapırdatarak konuştu. "Keke bayılırım," dedikten sonra Zeren'in yanağına uzunca bir öpücük kondurdu. "Harikasın Zeze!"

O sırada Zeze'yle göz göze geldim ve sadece gülümseyebildim. O da bana aynı şekilde karşılık verdi. Aramız ne iyi ne de kötüydü.

Eve girdiğimizde mis gibi kek kokusu bizi karşıladı. Derin bir nefes aldım ve bir anlığına kendimi evimde hissettim. Üvey anneminde kekine bayılırdım. Bir anlığına anılar hüzünlenmeme neden olsa da anında kendimi toparladım.

Zeze hepimize ikişer dilim kek paylaştırırken ben de fincanlara çay koydum. Koltuğa oturduğumuz sırada, evin zili çaldı ve ayağa kalkıp "Ben bakarım," dedikten sonra hızlıca kapıya ilerledim.

Kapıyı açtığımda Utku elinde papatya buketiyle gülümseyerek bekliyordu. Sırıttım ve geçmesi için kapıyı iyice açtım. O içeri girerken, az ileride eve doğru ilerleyen Anıl, Demir ve Çağatay'ı gördüğümde kapıyı kapatmadan bekledim.

Kısa süre sonra eve ulaştılar ve hep bir ağızdan "Merhaba," derken kafamı sallamakla yetindim.

"Ev harika kokuyor. Ne pişirdiniz?" dedi Çağatay gülümseyerek.

"Zeren kek yapmış, hepinize tabak hazırlayayım."

Hep beraber salona girdikten kısa bir sürenin ardından, Ahsen'in "İnanamıyorum," demesiyle bakışlarımı ona çevirdim. Gözlerini kocaman açmış ve dudaklarını aralamış, şaşkınca Çağatay'a bakıyordu. Gözlerimi Çağatay'a çevirdiğimde onun da Ahsen'den bir farkı olmadığını gördüm. Biz daha ne olduğunu anlamadan Ahsen koştu ve Çağatay'ın boynuna atladı. Sıkıca sarılıyor, gözlerini kapalı tutuyordu.

"Neler oluyor?" diye sordu Zeren. Hepimiz bu sorunun cevabını bekliyorduk. Utku'ya baktığımda sinirlerinin bozuk olduğu açık bir şekilde görünüyordu.

Ahsen, Çağatay'dan ayrılıp bakışlarını her birimizde gezdirdi. "Biz aynı mahallenin çocuğuyduk, hatta aynı liseye gittik. Lise bittiğinde Çağatay ortalıktan kayboldu. Meğer Tiazza'ya gelmiş."

Çağatay gülümserken kafasını salladı. "Gerçekten seni burada göreceğimi asla tahmin etmezdim. Senin burada ne işin var?" derken Ahsen'in yanaklarını avuçlarının arasına almıştı. Ahsen şaşkınlığından kaynaklı Utku'yu unutmuştu fakat Utku kıskançlıktan dolayı bayağı bir öfkeliydi. Bu ciddi suratını daha önce hiç görmemiştim.

"Çok uzun bir hikaye," dedi Çağatay'a tekrar sarılırken. "Bir ara kafede buluşup sana olanları anlatmayı çok isterim. Konuşacak o kadar çok konumuz var ki!"

İkisi birlikte gülüşürlerken Ahsen arkasını dönüp koltuğa ilerleyecekken Utku'ya baktı ve durumun farkına varınca onun yanına ilerledi. Eline uzandığında Utku karşılık vermiş olsa da hâlâ kızgın olduğu görülüyordu. Papatyalarını verirken hâlâ üzgün görünüyordu. Muhtemelen bu çiçekleri alırken gayet mutluydu.

"Siz sevgili misiniz?" diye sordu Anıl. Ahsen, Utku'ya baktı ve onun cevaplamasını bekledi.

"Her şey çok yeni," dedi sadece. Bir sessizlik oluşunca herkes koltuktaki yerlerini aldı.

"Ben birkaç tabak hazırlayayım," derken mutfağa ilerledim hemen. Stresli ortamlarda ne yapacağımı bilemez oluyordum ve hemen kendime bir iş bulmaya çalışıyordum.

"Yardıma geliyorum," diye seslendi Ahsen arkamdan ve kısa zamanda yanımda belirdi. Onun da kaçmaya çalıştığı belliydi. İçeriden uğultular geliyordu.

"İnanamıyorum ya!" derken elleriyle yüzünü kapatıyordu.

"Sevdiğin biri midir?" diye sordum merakla. Şimdi de telaşlı görünüyordu.

"Düşüncüğün gibi değil," dedi omuzlarını düşürürken. "Lise boyunca peşimden koşmuştu."

Kaşlarımı hayretle yukarı kaldırdım. "Hâlâ aynı şeyleri hissetmesinden mi korkuyorsun?"

Endişeli bir şekilde kafasını salladı. "Üstünden çok uzun bir süre geçmiş, ikinizde büyüdünüz ve olgunlaştınız. Ayrıca ikinizinde hayatından bir sürü insan geçmiştir. Hisler aynı kalmamıştır merak etme. Az önce içeride de hayatında birinin olduğunu gördü."

Söylediğim sözler onu rahatlatmamış olacak ki, "Neden hep birlikte geldiler? Arkadaşlar mı?" diye sordu endişesi büyüyerek.

"Utku ve Çağatay'ın, Demir'in yakın arkadaşı olduklarını biliyorum fakat o ikisi arkadaş mı emin değilim."

Tekrar ellerini yüzüne kapattı. "Kesin arkadaşlar! Allah'ım hayır, iki erkekle uğraşmak istemiyorum."

Gülmeme engel olamadım. Bakışlarını bana çevirdiğinde, "Özür dilerim ama çok tatlı görünüyorsun," diyebildim.

Dudaklarını büzüp bana yaklaştı ve ben de arkadaş görevimi yerine getirerek sırtını sıvazladım.

Tabakları hazırladıktan sonra tekrar salona geçtik. Ben herkese yiyeceklerini dağıttıktan sonra bir süre çatal sesinden başka bir şey duyulmadı. Sessizliği bölen Zeren oldu.

"Deniz," dedi söze girerek. Gözler anında onu buldu. "Öldü mü?"

Soruyu cevaplayan kişi Anıl oldu. Hepimizden daha ketum olduğunu zaten biliyorduk. "Evet!"

Zeren kafasını iki yana salladı. Birkaç damla gözyaşının, gözlerinden damladığını gördüm. Benim yüzümden ölmüştü, hem de acı çeke çeke. Ne kadar engel olmak istesem de bu durumu engelleyemedim. Hiçbirimizin elinden bir şey gelmedi. Ölümünü kabullenmiş olmamız doğru gelmiyordu. Birilerinin bir şey yapması gerekirdi. En azından Demir, amcasını aramalı ve bir şans istemeliydi. Beni öldürtmek isteyen kızın arkasından bunları düşünebiliyordum fakat yıllarca yan yana kalmış, belki birlikte yemek yemiş bu insanlar onun ölümüne engel olmamıştı. Yeniden midem bulandı. Elimdeki tabağı kenara bıraktım ve sözlerime engel olamadım.

"Bu kadar söz sahibi olduğunuz bir bölgede, birinizin bile onun ölümüne engel olamayışı ne aptalca bir durum."

Gözler beni buldu, ben ise sadece Ahsen'le göz göze gelebilmiştim ve benimle gurur duyduğunu yüzünde görebiliyordum. Yavaşça Zeren'e baktım. Dikkatle beni izliyordu.

"Bazen bize konulan kuralların önüne geçemiyoruz," dedi Demir soğuk bir sesle. Geldiğinden beri ilk defa konuşmuştu.

'Kurallar' dediği an, sinirlerim bir virüs gibi beynime yayıldı. Kaşlarımı çatarak ona baktım. Uzun süredir, hiçbir şey yokmuş gibi davrandığımdan ve iyi rolü yaptığımdan dolayı patlama noktasına ulaşmıştım.

"Bu kurallar niyeyse bir tek sana işlemiyor!"

Yan tarafımdan Anıl'ın sesi duyuldu. "Ne demek istiyorsun?"

Derin bir nefes aldım. Artık kaçış yoktu, söyleyecektim. "Kendisi, yasak olmasına rağmen üvey annemle babama mektup yazmama izin vermişti ve Demir onlara mektubu ulaştırdı!" diyerek bir çırpıda öfkemi soludum.

Söylediklerim anında sessizliği davet etti ortama. Tüm gözler Demir'e şaşkınlıkla bakıyordu şimdi.

***

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1.206okunma 5beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.