21. BÖLÜM | KÜLE DÖNMEDEN ÖNCE SAVAŞLAR HEP GÜRÜLTÜLÜDÜR

Vaveyla Yazarı: A G

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 43Şu an: 21. BÖLÜM | KÜLE DÖNMEDEN ÖNCE SAVAŞLAR HEP GÜRÜLTÜLÜDÜR
  1. 1 TANITIM | BİLGİ191 kelime
  2. 2 1. BÖLÜM | TİAZZA’YA HOŞ GELDİN KAÇAK!1.779 kelime
  3. 3 2. BÖLÜM | ŞÜPHE BİR DİĞER ŞÜPHEYİ DOĞURUR5.324 kelime
  4. 4 3. BÖLÜM | ALIŞILMIŞIN DIŞINDA BİR KADIN3.393 kelime
  5. 5 4. BÖLÜM | TOZLU SAYFALARDA KALMIŞ SİLİK BİRİ4.372 kelime
  6. 6 5. BÖLÜM | GECEME YANSIYAN GÖLGE3.835 kelime
  7. 7 6. BÖLÜM | AVCUMA İLİŞTİRİLEN NOT4.892 kelime
  8. 8 7. BÖLÜM | GÜVENSİZLİKLERLE DOLU PLAN4.495 kelime
  9. 9 8. BÖLÜM | ONU GÖRMEK İSTEMEDİĞİM HÂLDE ONUNLAYIM4.679 kelime
  10. 10 9. BÖLÜM | KAÇTIĞIM ŞEYE GERİ DÖNÜYORUM4.035 kelime
  11. 11 10. BÖLÜM | HİÇBİR ZAMAN GÜVENDE DEĞİL2.914 kelime
  12. 12 11. BÖLÜM | ÇAMURLA KAPLANMIŞ ZAYIF BEDEN3.053 kelime
  13. 13 12. BÖLÜM | BU KEZ ÖLÜME DAHA YAKIN3.454 kelime
  14. 14 13. BÖLÜM | HAİNLER NE KADAR YAŞAR?3.693 kelime
  15. 15 14. BÖLÜM | ÇIĞLIKLARINI SESSİZE ALACAKLAR3.147 kelime
  16. 16 15. BÖLÜM | GÜVEN YANLIŞ KİŞİDE EĞRETİ DURUR2.109 kelime
  17. 17 16. BÖLÜM| SEN, BEN VE DUVARLARIMIZDAN YIKILAN BİRKAÇ TUĞLA2.191 kelime
  18. 18 17. BÖLÜM | KAYBEDİLEN HER HİS GERİ GELMEZ3.515 kelime
  19. 19 18. BÖLÜM | ALDIĞIN YARALAR SENİ AYAKTA TUTAR3.250 kelime
  20. 20 19. BÖLÜM | İKİLEMLER SARSAR FAKAT DİBE BATIRMAZ2.778 kelime
  21. 21 20. BÖLÜM | FISILTILAR DUYMAK İSTEDİKLERİNİ SÖYLER2.278 kelime
  22. 22 21. BÖLÜM | KÜLE DÖNMEDEN ÖNCE SAVAŞLAR HEP GÜRÜLTÜLÜDÜR3.534 kelime · Okuduğun bölüm
  23. 23 22. BÖLÜM | BİRBİRİMİZİN TANIDIK HİSLERİYİZ2.258 kelime
  24. 24 23. BÖLÜM | SANA ALDANDIM, KENDİMİ SUSTURDUM2.203 kelime
  25. 25 24. BÖLÜM | KOCA BİR GÜRÜLTÜ İÇİNDE UFACIK BİR BEDENİM2.688 kelime
  26. 26 25. BÖLÜM | YAŞAMADAN ÖLMEK, ÖLMEDEN ÇÜRÜMEK3.136 kelime
  27. 27 26. BÖLÜM | ONU SADECE AŞK MAĞLUP EDER3.112 kelime
  28. 28 27. BÖLÜM | YIKTIĞIMIZ TUĞLALARLA DUVARLARIMIZI ONARACAĞIM!2.242 kelime
  29. 29 28. BÖLÜM | TANIDIK ACILAR DAHA AĞIR GELİR2.478 kelime
  30. 30 29. BÖLÜM | YENİ BİRİ SENİ HARABEYE DE ÇEVİREBİLİR3.270 kelime
  31. 31 30. BÖLÜM | AİT OLMAK, BİRİNE KÖRÜ KÖRÜNE BAĞLANMAKTIR2.155 kelime
  32. 32 31. BÖLÜM | BAZI YÜZLEŞMELERDEN KAÇSAN DA ELBET YAKALANIRSIN2.921 kelime
  33. 33 32. BÖLÜM | BİR CAN, BAŞKA BİR CANA MI BEDELDİR?3.270 kelime
  34. 34 33. BÖLÜM | HATALAR, VEDALARI BERABERİNDE GETİRİR2.847 kelime
  35. 35 34. BÖLÜM | KALP SEVER VE PARÇALARA AYRILIR2.572 kelime
  36. 36 35. BÖLÜM | GİDERKEN AYDINLIĞI DA BERABERİNDE GÖTÜRDÜ3.146 kelime
  37. 37 36. BÖLÜM | GERÇEKLER YALANDI, YALANLAR YİNE YALANDI2.383 kelime
  38. 38 37. BÖLÜM | BAZI KAVUŞMALAR ÖFKE DOLUDUR2.237 kelime
  39. 39 38. BÖLÜM | DEĞİŞİM YAŞANMIŞLIKLARDAN GELİR2.647 kelime
  40. 40 39. BÖLÜM | BAZI GÜZEL ANLARIN SONU FELAKET OLABİLİR3.236 kelime
  41. 41 40. BÖLÜM | BİR KEZ GÜVEN KIRAN HEP DAHA FAZLASINI YAPAR2.518 kelime
  42. 42 41. BÖLÜM | TEHLİKENİN YAKININDAYSAN O HER ZAMAN SENİ BULUR2.120 kelime
  43. 43 42. BÖLÜM | GÜÇ, İNSANI İYİLEŞTİRİR VE AYNI ZAMANDA BENLİĞİNİ KAYBETTİRİR2.886 kelime

"Gözlerini parlatan şey için savaşmamak ne büyük korkaklık."

~

Plan yapmak için tekrar Çağatay'ın yanına döndüğümüzde hararetli bir konuşmanın içine süzüldük. Bana ne yapmam gerektiğini harfi harfine anlatıyorlardı. Takas anını birçok kez tekrarladılar. Karşı karşıya geldiğimiz andaki kritik sahne çok önemliydi. Sis bombası atılacak ve ben Zeren'in koluna yapışacaktım. Demir de ablasını tutan adamı hırpalayacak ama birbirimizden teması asla koparmayacaktık. Sonrasında Demir hepimizi güvenli bir köşeye çekecek ve düşmanlarımdan kurtulmanın bir yolunu bulacaktı. Amaç Zeren'i kurtarmaktı ve düşmanlarımdan kurtulmak ikinci plandı. Geri çekilmemiz gerekecekse bunu yapacaktık.

"Anlaşıldı değil mi?" diye sordu Demir emin olmaya çalışarak.

"Zaten birçok kez anlattın," dedim bıkkınlıkla. "Beş falan oldu galiba."

"Dalga geçilecek bir konu değil," dedi ciddi bir tonda. "Bu plan saniyeler içinde gerçekleşecek. Önemini anladığın an bir kez daha geçelim üstünden."

Gözlerimi devirdim. "Önemini biliyorum. Benim yüzümden kaçırılan bir kadın için, elbette ki basit konuşamam. Sadece anladım işte."

Bakışlarını derinleştirdi. Ne kadar ciddi olduğumu anlamak için göz bebekleri yüzümde gelgit yapıyordu.

"Biraz stresliyim," dedi kendini açıklayarak. "Zeren'e bir şey olmasından korkuyorum."

Destek vermek amaçlı koluna dokundum. Temasım karşısında vücudu kasıldı fakat elimi geri çekmedim. "Merak etme, ona bir şey olmayacak."

Gülümseyip gülümsememek arasında gidip gelmenin ardından benden uzaklaştı ve Çağatay'ın yanına gitti.

"Notta gün yazıyor muydu? Hangi gün ve saatte takas yapılacakmış?"

"Evet adresin yanında yazıyordu. Bugün akşam dokuzda," dedi Demir hızlıca ve Çağatay'ı kenara çekip onunla bir şeyler konuşmaya başladı. Onlara baktığımda Demir'in ona endişeyle bir şeyler anlattığını gördüm. Ablası için çok endişeleniyordu ve bu çok normaldi. Ona sakin ol dememiz saçmalık gibi gelebilirdi fakat bu durumda söylenecek tek cümle oydu sanırım.

Ahsen'in yanına ilerledim ve kardeşini ondan alıp biraz sevdim. Elif Naz her hareketime kıkırdarken ben de kahkahamı tutamadım ve en son ne zaman kahkaha attım hatırlamaya çalıştım. Hatıralarımdan çok uzaktaydı.

"Bugün keyfi yerinde," dedim bebeği kucağımda zıplatırken. Ahsen'e baktığımda karşısındaki boş duvara odaklanmıştı. "Ahsen?"

"Efendim?" dedi odağını bana çevirerek. "Ne demiştin?"

"Sen iyi misin?" diye sordum yanına oturarak. "Neden daldın öyle? Ne düşünüyorsun?"

"Utku'ya bir şey oldu değil mi?" diye sordu bir anda. "Böyle durumda beni yalnız bırakmaz. Bir şey olduğu için gelemeyecek durumda ve siz ben üzülmeyeyim diye bana yalan söylüyorsunuz."

"Ahsen..." dedim ve ben daha devam edemeden sözüm kesildi çünkü Demir konuşmamızın arasına dalmıştı.

"Seni Utku'nun yanına götüreceğim ama dirayetli olman lazım," dediğinde ona ölümcül bakışlar gönderdim. Benimle göz göze geldiğinde anlamsızca suratıma bakıyordu. Ahsen zaten bu konuda hassastı ve ona gerçeği söylüyordu. Tamam, gerçeği bilmesi gerekiyordu fakat Utku kötü durumdaydı ve bu durum Ahsen için hiç de yatıştırıcı olmayacaktı.

"Bir şey oldu değil mi?!" Birden ayağa fırladığında neredeyse yerimde sıçrayacaktım. Anında yanına ulaştım.

"Merak etme," dedim sırtını sıvazlarken. "O iyi olacak."

Bakışlarını benimle buluşturdu. Hem duydukları için üzgündü hem de ondan gerçeği sakladığım için bana kırgın bakıyordu.

"Onun yanına gitmek istiyorum," dedi ağlarken. Küçücük bir çocuk gibi dudaklarını büzmüştü. Bu ağlarken yaptığı, istemsizce bir hareketti.

"Tamam," dedi Demir dış kapıyı gösterirken. "Gidelim."

Ahsen bizi beklemeden hızlıca koşup çıkmıştı bile. Demir de dış kapıya yönelirken koluna yapıştım. Bakışlarını bana çevirdi.

"Ne yapıyorsun sen?" diye sinirle soludum. "Görmüyor musun? Zaten hassas."

Bıkkınlıkla tavana baktı. Tekrar benimle göz göze gelmeye tenezzül edebilmesi biraz zamanını almıştı. "Herkes değer verdiği birinin durumunu bilmeye ihtiyaç duyar."

Verdiği cevap karşısında, kolunu tuttuğum elim yavaşça bollaştı ve boşluğa düştü. Cevabı çenemi kapalı tutmama yetmişti.

"Geliyor musun Kaçak?"

Yavaşça kafamı salladım ve ElifNaz'ı sıkıca kucaklayarak onu takip ettim.

**

Tekrar Akif Hoca'nın evindeydik. Utku'yu iyileştirmişti ve şimdi yapmamız gereken tek şey onun uyanmasını beklemekti. Ahsen çok ağlıyordu. Utku'yu bu şekilde görmek onu kahrediyor olmalıydı. Yanına gittim ve usulca sırtını sıvazladım. Hafifçe sarıldığımda daha çok ağlamaya başladı.

"Sevdiğim insanları kaybetmekten çok korkuyorum. Annemin ölümü benim için en dayanılmazıydı," diye itiraf ettiğinde duygulanmıştım.

Sevdiğin insanları artık görememek, onları hissedememek tarif edebileceğim acı duygusunun çok ötesindeydi. Bir şekilde dilime ket vuruluyor ve hissettiklerimi açıklayamıyordum. Ahsen'e onu anladığımı çok iyi anlatabilirdim fakat yaşadıklarımız farklıydı ve o, bunu onun yanında olduğumu bildiği için söylediğimi sanacaktı. Bu yüzden sadece sarıldım. En iyi yapabildiğim şey buydu.

"O iyi olacak," dedim tekrar. Sakinleşmesi için, ona bugün söylediğim cümleler arasında en belirgini buydu. Dilimden bu cümle düşmemişti.

"Olacak değil mi?"

"Evet."

Gözyaşlarını elinin tersiyle sildi. Ağlamaktan gözleri şişmiş ve yanakları kızarmıştı. Bu durum onu çok şirin gösteriyordu. Kafasını omzuma koyduğunda daha sakin görünüyordu. En azından gözyaşları durmuştu fakat kesik kesik nefesler alıyordu.

Etrafı izlerken Demir'i fark ettim. Yuvarlak bir masanın etrafında, tanıdık gelen yüzlerle oturuyor ve hararetli bir konuşmadaymış gibi görünüyordu. Dikkatliydi ve söylenenleri çok iyi dinlediğini buradan görebiliyordum.

Bir anlığına bakışlarımız birbirini bulduğunda duraksadı. Konuşmayı yarıda bırakmıştı. Ona bakmamı beklemiyordu. Masadaki diğer insanların bakışları da beni bulduğunda kafamı başka yöne çevirdim. Farklı bir düşünceye kimsenin girmesini istemiyordum.

Bir çalışan bulunduğumuz yere geldi ve "Sizin için yemek hazırlandı. Sizi yönlendireyim," dediğinde Ahsen'i omuzlarından tutup kaldırdım.

"Hadi biraz atıştıralım."

Kafasını olumlu anlamda salladı. Reddetmediği için şaşırmıştım. "ElifNaz'la ilgilenemedim. O nerede?" diye sordu bir an panikle.

"Merak etme. Demir, onu burada birine emanet etti. Onunla ilgileniyorlar."

"Elimi yüzümü yıkayıp geleceğim," dedi ve benden ayrıldı. Onun için endişeleniyordum. Hiç iyi görünmüyordu.

Bana doğru yaklaşan Demir'i gördüğümde yerimde huzursuzca kıpırdandım. Son zamanlarda yaşadığımız anlar biraz garip geliyordu. Neredeyse onun için önemli olduğumu düşünecektim. Bana olan yaklaşımı önceki zamanımızdan farklı geliyordu. Bir şeylerin değiştiğini hissediyor ve bunu görebiliyordum. Yanılmak istiyor muydum emin değildim fakat Demir'in bana kötü davranmasını istemediğimi biliyordum.

"İyi misin?" diye sordu gözlerimin içine bakmaya özen göstererek. Kafamı başka tarafa çevirmek zorunda kaldığımda, kafasını hafifçe eğip yüzüme tekrar bakmaya çalıştı. "Eliz?"

"İyiyim," dedim düz bir şekilde. "Yemek yiyelim mi? Acıktım."

Tam gitmek üzereyken kolumu tuttu ve gitmemi engelledi. Ben ona bedenimi çevirmeye tenezzül etmesem de, o gayet arsız bir şekilde karşıma dikilmişti.

"Senin neyin var böyle? Benden mi kaçıyorsun?"

"Ne münasebet!" diyerek çıkıştım.

"Evet," dedi sırıtmamak için zor dururken. "Kaçıyorsun."

O bıyık altı gülerken, ben ise istifimi hiç bozmadım. Ciddiyetim karşısında sırıtmayı kesti. "Bir sorun mu var?"

Bakışlarım gözlerinde gelgit yapıyordu. Öyle ki, orayı istila etmiştim. Bakışlarım karşısında dayanamamış olacak ki kafasını farklı yöne çevirdi.

"Pekâlâ," dedi ellerini havaya kaldırırken. "Pes ediyorum ama neden bu tavırdasın, bana söylemen gerek. Biri canını mı sıktı? Gidip onunla hemen konuşabilirim fakat şunu söylemeden edemeyeceğim. Bu durum, konuşacağım kişinin pek de hoşuna gitmeyecek."

Ona bir adım yaklaştığımda aramızda küçücük bir mesafe kalmıştı. Şimdi onun bakışları gözlerimde gelgit yapıyordu fakat ben etkilenmemiş gibi karşısında dimdik duruyordum. "Benim canımı sen sıkıyorsun."

"Ne?" diyebildi fısıltıyla. Başka bir anda olsaydık eğer, bu ses için iç gıdıklayıcı diyebilirdim.

"Kafamı karıştırıyorsun," dediğimde bana anlamamış gibi bakıyordu. Bu andan çıkmamız gerektiğini biliyordum. Bu şekilde yakınlaşmak bizim için olmaması gereken bir durumdu.

"Ne demek istiyorsun?"

Derin bir nefes aldım. "Yani ablan senin için daha önemli olmalı. Beni her kim istiyorsa ona götür. Yaşadığımız bu işkence son bulsun artık."

Kafasını iki yana salladı. "Maalesef bu mümkün değil."

"Neden?" diye sordum kaşlarımı çatarak.

"Çünkü sen bana verilen bir görevsin," dediğinde tek kaşımı kaldırıp kollarımı birbirine bağladım. "Seni korumak diğer işlerimden daha da önemli. Anlayacağın hiçbir yere gidemezsin kaçak."

"Sana bu görevi kim verdi, neden verdi diye sorsam cevap vermeyeceksin değil mi?"

Kafasını olumsuz anlamda iki yana salladı. Gözlerimi devirdim.

"Yemek yiyelim," dedim sabırsızlıkla.

"Evet,"

Beni belimden tutup yönlendirdi. Gergin bir şekilde ona baktım. Bazen bilerek yaptığını düşünüyordum.

Masaya ulaştığımızda Ahsen'i gördüm. Çoktan yemek yemeye başlamıştı. Ben Demir'le konuşurken yanımdan geçmişti fakat ben o sıra onunla gidememiştim.

İki boş sandalyeye Demir'le yan yana oturmak zorunda kaldık. Düşüncelerimi kafamdan atmaya çalıştım. Aramızda geçen diyaloglar beni geriyordu. Yaptığı davranışlar cabasıydı. Kafam gerçekten fazlasıyla karışıyordu. Sadece tüm bu yaşanılanların sonunda Tiazza'dan kırgın ayrılmak istemiyordum.

Yemek yedikten sonra salona geçtim Ahsen'le. Bir koltuğa oturduğumuzda bana aniden sarıldı.

"Utku'yu düşünmekten sana bile odaklanamadım. Endişeleniyor ve korkuyor olmalısın. Lütfen sana da bir şey olmasına izin verme. Tekrar o sorunsuz hayatımıza dönüp gezelim, yemek yiyelim, kahve içelim. Buna her şeyden çok ihtiyacım var."

Hafifçe saçımı okşadığında neredeyse ağlayacaktım. Plan istediğimiz gibi gitmezse diye elbette endişeliydim. Zeren'i o karışıklıkta tutamam diye korkuyordum çünkü eğer başaramazsam öldü demekti. Takas için gelecektik ve bambaşka bir olayla karşı karşıya kalacaklardı. Zeren'i götürememek başka olayları tetikleyecekti. Onu kaybedebilirdik ve Demir bunun sonucunda sonsuza kadar düşmanım olurdu.

"Merak etme," dedim sakin kalmaya çalışarak. "İyi olacağım."

Geri çekildi ve bana gülümsedi. Ellerimi sıkıca tuttuğunda ben de ona gülümsedim. Becerebildiğimden emin değildim.

Geçmek bilmeyen zaman işkence gibiydi. Bir an önce bitmesini istiyordum. Zeren'i geri alabilmeyi istiyordum ve Demir'in düşmanı olmak istemiyordum. Her şeyin sorunsuz bitmesini istiyordum.

Demir geçen zamanda plana dahil olacak adamlarını topladı. Silahlar hazırlandı, arabalar getirildi. Planın üstünden bir süre sonra sayamayacağım kadar fazlasıyla tekrarlandı. Ben milyonlarca kez uyarıldım. Bu plan mükemmel işlemeliydi onların gözünde fakat ben çok huzursuzdum. Bir şeyler yanlış geliyordu ve içimde kötü bir his vardı. Bu durum nefes alabilmemi zorlaştırıyordu.

"Eliz," diye seslendi tanıdık ses. Bakışlarımı ona çevirdiğimde kapı pervazında durmuş gelmemi işaret ediyordu. Adımlarımı ona yönlendirdim. Yan tarafta bulunan odaya girdiğinde peşinden gittim ve kapıyı kapattım.

"Üstünü çıkar," dedi aniden. Sırtı bana dönüktü ve elinde bir şey tuttuğu için ne olduğunu göremiyordum.

Bana döndüğünde elindeki çelik yeleği gördüm. Söylediğini yapıp üzerimdekileri dikkatlice çıkardım. Atletimle karşısında durmak biraz rahatsız hissettiriyordu. Bana yaklaştı ve yeleği kafamdan geçirdi. Vücuduma oturması için dikkatlice son rötuşları yapıyordu. Bunu yaparken elleri bazen tenime değiyordu. Ellerinin değdiği yerler karıncalanmış gibi hissediyordum. Arkama geçtiğinde sanki nefesini çok yakında hissediyormuş gibi ürperdim. Bir çelik yeleği giymek ne kadar zor olabilir diye düşünmeden edemiyordum. Bana işkence yaptığına inanmama çok az kalmıştı. İşi bittiğinde karşıma geçti. Dikkatlice yüzüme baktığında rahatsız olup olmadığımı test ettiğine yemin edebilirdim.

Üstümü tekrar giyinirken ona koz vermemek adına gayet rahat davranmaya çalıştım. Karşımda sırıtıyor olmasını görmek isteyeceğim son şey bile değildi. Beni geriyordu ve ona gıcık olmamı istiyor gibi davranıyordu. Kafamı karıştırdığını söylemiş miydim? Evet, kendisine bile söylemiştim.

"Dikkatli olacaksın değil mi? Söylenenin dışında hiçbir şey yapmak yok."

"Biliyor musun? Bir süreden sonra uyarılarınızı sayamadım. Kaç oldu acaba? Hiçbir fikrim yok."

Üstümü giyinirken onun yüzüne bakmamaya özen gösterdim.

"Bu ciddi bir konu. Dalga geçmemen gerektiğini söylemiştim," dediğinde sesi öfkeli geliyordu.

"Tamam Demir," dedim uzatmamak için. "Gidiyor muyuz?"

"Evet."

Dışarı çıkmam için kapıyı işaret etti ve benden önce dışarıya çıktı. Onu sinirlendirmiştim ve öfkesi neredeyse kanlı canlı karşıma geçip bana hesap soracaktı. Derin bir nefes aldım ve ben de dışarı çıktım. İçeride bir koşuşturmaca hakimdi. Herkes kendine düşen görevi yapmak için uğraşıyordu.

Demir, Akif Hoca'nın yanındaydı ve ona bir şeyler anlatıyordu. Akif hoca onun omzuna dokundu ve gülümsedi.

Herkes arabalardaki yerlerini aldı ve onu bekliyorlardı.

Demir hızlı adımlarla yanıma ulaştı.

"Hazır mısın?" diye sordu tüm dikkatiyle. Eğer bir endişe görürse bütün konuşmayı en başından yapacağına emindim.

Güçlü durmaya çalışarak ve kendimden emin bir şekilde cevap verdim. "Evet, hazırım. Hadi Zeren'i geri alalım."

Arabadaki yerimi aldım. Demir hiç vakit kaybetmeden arabaya bindi. Arabayı çalıştırdıktan sonra yavaşça oradan ayrıldık ve diğer araçlar peşimizdeydi.

Parmaklarımı birbirine kenetledim. Bir şeylerin ters gitmemesi için dua ediyordum. Demir telefonundan buluşulacak adresi açtı ve ilerlemeye devam etti. Arabanın motorundan başka bir ses duyulmuyordu. Oldukça sessizdi ve bu durum beni daha çok geriyordu.

"Her şey yolunda gidecek mi sence? Kimseye bir şey olmadan Zeren'i alıp geri gelebilecek miyiz?"

Göz ucuyla bana baktı. "Plana sadık kalırsak ve söylediklerimin haricinde bir şey yapmazsan, evet. Kendini tehlikeye atacak bir kahramanlık sakın yapma," dedi ciddi bir şekilde. "Eğer böyle bir şey yaparsan seni cezalandırırım. Seni ve Zeren'i oradan zarar görmeden çıkarmak birinci görevimiz. Anlaşıldı mı?"

Göremeyeceğini bile bile kafamı salladım.

Artık ağaçların sıklaştığı bir yoldaydık. Araba toprak yolda sarsılıyordu ve midem bulanmıştı.

Demir açık bir alanda yavaşça durdu. Arabadan indiğinde kafamı arka tarafa çevirdim. Diğerleri de arabalardan inmişti ve sanırım burası onlar için arabayla gidebilecekleri son yerdi. Şimdi buluşulacak yerin etrafını sarmak için harekete geçmeleri gerekiyordu.

Demir arabaya tekrar bindi ve ilerledi. Çok kısa bir sürenin ardından nihayet gelebilmiştik. Arabadan dikkatle indim. Karşıdaki kalabalığı görebiliyordum fakat aralarında Zeren'i seçemiyordum. Bizi iki kişi olarak bilmelerine rağmen fazla kalabalık gelmişlerdi.

Yanıma yaklaşan Demir'in yavaşça koluna dokundum. "Sence de fazla kalabalık değiller mi? Sonuçta iki kişi olarak geleceğimizi biliyorlar."

Bakışlarını benden çekip karşıya baktı. "Bir şeyler çevireceğimizi düşünmüş olmalılar."

"Bir gariplik var Demir," dedim endişeyle. "Bilmiyorum bu fazlasıyla garip."

"Sakin olalım tamam mı?" dedi yavaş adımlarla ilerlerken. "Bir şey olmasına izin vermeyeceğim."

Karşı tarafta Erdal denen adamı gördüğümde istemsizce kaşlarım çatıldı.

"Hoş geldiniz," dedi kollarını iki yana açarken. "Eliz, sonunda sana kavuşabileceğiz."

Suratımı buruşturdum. Bu adam midemi bulandırıyordu. Bir adım ileri attığımda bir şey söylemek üzereyken Demir beni çekip yerime sabitledi. Alev saçan mavileri beni yakıp kavuracaktı.

"Seni tahrik ediyor, sakin ol ve plana sadık kal."

Uyarısının ardından derin derin nefesler aldım. Etraftaki hareketliliği seçebiliyordum fakat onların anlamaması için kafamı asla çevirmiyordum. Onların görmemesi için dualar ediyordum.

"Tamam, Demir şimdi bir adamımla Zeren'i yollayacağım ve sen de Eliz'i yollayacaksın. Sen yerinde kalacaksın. Anlaşıldı mı?" derken sesi oldukça sert ve ciddiydi. Resmen Demir'e emir veriyordu fakat daha Demir'i tanımıyor olmalıydı. Bunca süredir tanışıyor olmalarına rağmen bunu bilmemesi onun zararına olacaktı.

"Zeren'i göndereceğini nereden bileceğim?" diye seslendi Demir. "Eliz'e ben de eşlik edeceğim."

Karşıdan bir süre ses gelmedi ve ardından Erdal'ın kahkahası duyuldu. "Pazarlık yapacak bir durumda değilsin bence. Sen olduğun yerde kalacaksın, kız gelecek."

"Eliz'i ne kadar istediğinizi biliyorum. Bunun için yapmamanız gereken bir şeyi yaptınız. Tiazza'ya saldırdınız. Asıl tehlikede olan sizsiniz ve sizin pazarlık yapacak durumunuz yok. Onunla geleceğim."

Tekrar bir sessizlik.

"Tamam yavaşça ilerleyin ve sakın Demir, saçma sapan bir hareket yapma."

Demir kolumu tuttu. Dümdüz karşıya bakarken benimle sakince konuşuyordu. "Bana güven, buradan sağ salim ayrılacağız. Sadece plan Kaçak. Plana sadık kal."

"Tamam," dedim mırıldanarak. Yavaşça ilerledik. Zeren'i gördüğümde neredeyse ağlayacaktım. Saçları yine birbirine karışmıştı ve saçlarının arasından yüzünün bir kısmı görünüyordu. Tıpkı karşılaştığımız gece olduğu gibi.

Karşı karşıya geldiğimizde durduk. Arka taraftan Erdal'ın sesi duyuldu. "Şimdi takası yapın!"

Kafamı Demir'e çevirdim. Bana başıyla hafifçe onay verdi. Adım attığım anda sis bombasının atılması gerekiyordu. Derin bir nefes aldım ve Zeren'e doğru bir adım attığımda bize doğru gelen bombayı gördüm. Aniden etrafa yayılan sis görüşümü bulanıklaştırdı ve yükselen sesler beynime işlemeye başladı. İleriye atıldım ve Zeren'in bileğine yapıştım.

"Gidiyoruz Zeren!" diye bağırdığımda yan tarafımda Demir'in adamla boğuştuğuna tanıklık edebilecek kadar biraz da olsa görebilmiştim.

Zeren elini benden kurtardı. "Hiçbir yere gidemem," dedi bağırarak.

"Ne?" dedim şaşkınlıkla. "Bu plan seni kurtarmak için yapıldı. Hemen bizimle gelmelisin."

"Anlamıyorsun. Demir tehlikede. Beni tehdit ettiler, kaçmaya çalışırsam bu sefer bizzat Demir'i öldürmeye gideceklerini söylediler. Yapamam."

"Hayır,hayır, hayır," dedim endişeyle. "Her şeyin üstesinden beraber geleceğiz. Sadece hemen gelmelisin. Nerdesin?"

Plana sadık kalmamız gerektiğinden sisin dağılmasına engel olmak için sürekli bombayı atacaklarını söylemişlerdi. Bu yüzden etraf duman altıydı ve göz gözü görmüyordu. Nefesimi kontrollüydü çünkü hava çok boğucuydu.

"Zeren?" diye seslendim fakat cevap yoktu. "Demir!" dedim bu sefer çığlıklarımın arasında. "Zeren yok. Gitti."

"Ne?" dediğinde koluma yapıştı. Beni kaybetmemek için yaptığını biliyordum. "Geri çekilin!"

Bağırışı tüm alanda yankılandı. Kulaklarım patlamak üzereydi. Demir beni çekiştirerek oradan uzaklaştırdı. Arabaya geri bindik ve oradan uzaklaştık.

"Sana onu tut demiştim!" diyerek haykırdı.

Ağlamaya başladım. "Zaten söylediğini yaptım. Onu kurtarmaya geldiğimizi söyledim ama o geri çekildi ve gelemeyeceğini söyledi."

"Ne?"

"Tehlikede olduğunu söyledi. Kaçmaya çalışırsa, bu sefer bizzat seni öldürmeye geleceklerine dair tehdit etmişler," dedim gözyaşlarımın arasında. Ağlamam birazdan hıçkırığa dönüşecekti.

Demir ardı ardına direksiyona yumruk atıyordu ve daha önce şahit olmadığım bir sürü küfür savuruyordu. Hepsi benim yüzümdendi. Lanet olası geçmişim yüzündendi.

Arabayı çok hızlı kullanmaya başladı. Onun sinirli anlarına birçok kez tanıklık etmiştim ama şu anki siniri, diğer zamanlarının yanında küçücük kalırdı.

"Lanet olsun," dedi direksiyonu sıkarken. "Lanet olsun, lanet olsun." Sesi git gide kısılıyordu. "O ailemden kalan son kişi."

Tekrar Tiazza'ya ulaştık ve buraya gelene kadar hiçbir şey söylemedim. Yol boyunca Demir'in küfürlerini dinlemiştim. Benden nefret etse bile haklıydı. Hepsi benim yüzümdendi ve Zeren'in hayatta olamayacağından endişe ediyordum.

Evinin önünde durdu ve beni beklemeden arabadan indi. Arabasını düzgün park etmemişti bile ve kitleme nezaketinde bile bulunmamıştı. Koşarak arkasından gittim fakat beni umursamadı. Muhtemelen tüm bu olanların sorumlusu ben olduğum için benden kaçıyordu.

"Demir?" diye seslendim arkasından.

Hızla arkasına döndü ve iğrenir gibi bana baktı. "Bugün konuşmak istemediğim tek insan varsa o da sensin," dedi ve hiçbir şey söylememi beklemeden üst kata çıktı.

Evet, her şey açıktı ve bir sonraki planı beni onlara vermek olmalıydı. Nefret edilmeyi hak etmiştim. Böyle saçma sapan bir hayatın devamı elbette mutlu sonla bitecek değildi. Demir'in benden nefret etmeme düşüncesi artık bir hayâl olarak kalacaktı.

Dışarı çıktım. Bu gece yatağımda olsam asla uyumayacaktım, biliyordum. Yapabildiğim en iyi şeyi yapacaktım ve düşüncelerime karışacaktım. Oradan ne kadar nefret etsem de sığabileceğim tek yer orasıydı

Tiazza'nın sokaklarına karıştım. Üstüm kalındı, üşümeyecektim. Bu yüzden gölün olduğu yere doğru ilerledim. Muhtemelen Demir sabah ofise gelecekti ve onunla konuşmak, tüm problemleri çözmemize yetecekti. Belki de hiç konuşamayacaktık.

Tiazza boştu. Zaten çoğu kişi Zeren için bizimle gelmişti. Onlar haricinde diğerleri barda olmalıydı. Yürümeye devam ettim. Sessizlik iyi gelmişti.

Yaşadığımız o olayın ne kadar da korkunç olduğunun şimdi farkındaydım. Bu kolay bir şey değildi. Ters bir durum ölmeme bile neden olabilirdi fakat Demir bana güven vermişti. Zeren'i kurtarabileceğimize çok inanmıştı ve hatta neredeyse başarıyorduk fakat Zeren beni geri itmişti. Şimdi de Demir'in nefretini kazanmıştım.

Gölün olduğu yere geldiğimde dikkatlice taşlı yoldan aşağı ilerledim. Çok az bir ışık burayı aydınlatıyordu ve çok dinlendirici görünüyordu. Sabaha kadar burada kalacaktım ve bu enfes manzara eşliğinde zihnimi dinlendirip, bu durumdan düzgün bir şekilde çıkabilmenin yolunu bulacaktım.

**

Beklediğim gibi olmadı. Düşünceler beni bir bataklığın içine sürükledi. Hangi duruma girersem gireyim Demir benden hep nefret etti. Her defasında kendimi ölü olarak buldum. Bu durum artık ıstırap doluydu. Kurtulmak istiyordum. Düşünceleri susturmak ve bu acıyı dindirmek istiyordum.

Sabahın ilk ışıkları gölün üstüne vurdu. Hiç uyumamama rağmen yorgun hissetmiyordum. Çok düşündüğüm hâlde başım ağrımıyordu. Bu bana fazlasıyla ilginç gelmişti.

Bir şeylerin farkına vardığımda aslında hissettiğim geç kalmışlık hissi değildi. Kendimi kandırmıştım, halledebilirim sanmıştım. Bu yüzden farkında olmama rağmen bir şeyleri her zaman ittim çünkü düzelir gibi gelmişti. En başından beri hayatım yalandan ibaretti. Bunları diğerleri öğrendiğinde zaten kimse için bir değerim kalmayacaktı. Çok sevdikleri, saydıkları Eliz'in artık dedikodusunu yapacaklardı. Sahte olan hayatım Tiazza'da bir anlam kazanır belki diyerek kendimi sürekli telkinledim. Yapabilirsin Eliz, başarabilirsin Eliz demek benim için çok yorucu olmaya başlamıştı. Bir şeylerin üstesinden tek başına geliyor olmak gerçekten çok zordu. Sürekli birilerinin benim yüzümden başının belaya girmesini artık kaldıramıyordum. Bu gece kendimi sakinleştirmeye çalışıp, her şey düzelecek diyecekken bunları düşünürken buldum kendimi. Artık kendi benliğim bile bana yardımcı olmuyordu. Bu dünya bana çok fazla geliyordu.

Yavaşça ayağa kalktım ve göle ilerledim. Eğer şimdi yapmazsam bir daha asla cesaret edemezdim. Kıştı, soğuktu ve bunu bile bile göle girdim. Dondurucu su, ilk andan itibaren vücudumu ısırmaya başladı. Yapacağım şey basitti. Kafamı suyun içine sokacaktım ve boğulduğum hâlde kendimi asla suyun üstüne çıkarmayacaktım.

İlerlemeye devam ettim. Su kafama doğru yaklaştığında durdum. Derin bir nefes aldım ve sonra geri bıraktım. Bu nefese ihtiyacım yoktu. Gülümserken buldum kendimi ve suyun altına girdim.

Başta suyun altında kalabildim fakat sonrasında nefesim bitti. Zorlanmaya başladım ama asla yukarı çıkmadım. Bunu bugün bitirecektik. Herkesin hayatından çıkacaktım ve kimse tehlikede olmayacaktı.

Çırpındım ve beni birinin boğuyor olduğunu düşünmeye çalıştım. Eğer böyle düşünürsem yukarı çıkmak için bir bahanem olmayacaktı.

Suyun altında kalmaya devam ettim. Tüm nefesler tükenmişti. Su artık rahatsız ediyor ve resmen kulaklarımı, burnumu, ağzımın içini acıtıyordu. Bitmesine çok az kalmıştı.

Neredeyse bilincimi kaybetmeme yaklaşmışken, iki güçlü el beni suyun altından yukarı çıkardı. İstemsizce derin nefesler aldım. Bu sefer nefes almak canımı yakıyordu. Suyun içinde dengede kalmak zorlaştı fakat karşımdaki kişi beni güçlü elleriyle sabit tutuyordu.

"Sen ne halt ediyorsun?" diye bağırdı gür sesiyle. Var gücüyle kollarımı sıkıyordu. Canım acıyordu. Cevap veremedim çünkü konuşabilecek gibi hissetmiyordum. Bekliyordum ve o da bu durumu bildiğinden sabırla karşımda duruyordu. Boğazım çok acıyordu ve sık sık nefes almak, acıyı daha da körüklüyordu.

"Demir," dedim konuşmaya çalışırken. "Burada ne işin var? Neden bu kadar erken geldin?"

"Eliz," dedi şaşkın bir şekilde. Yaptığım şeye inanamadığını biliyordum. "Biraz daha geç gelseydim ne olurdu söyle bana. Seni kıl payı kurtardım. Sen aklını mı kaçırdın? Şans eseri su içmeye kalktım ve dış kapı açıktı. Odana baktım, hiç dağılmamıştı. Dışarıya seni aramaya çıktım. Aklına gelebilecek her yere baktım. Tepeye bile çıktım. Sen... sen ne yaptığının farkında mısın?"

Öfkeden deliye dönmüştü. Evet, birkaç dakika daha geç gelseydi ne olacağını biliyordum. Muhtemelen ölmüş olacaktım. Geç kalmış olmasını her şeyden çok isterdim. Artık ben de öfkeliydim.

"Her şeyi batırdın. Neden beni aramaya çıkıyorsun ki? Keşke geç kalmış olsaydın!"

"Neden böyle yapıyorsun? Buradaki herkes bir olduktan sonra başaramayacağımız hiçbir şey yok. Seni öyle terslediğim için üzgünüm."

Beni sakinleştirmeye çalışıyordu fakat ben asla sakin olamayacaktım.

"Ben sırtımda hedef tahtasıyla geziyorum. Söyle bana, şöyle bir etrafına bak Tiazza'da. Kim ben buradayken güvende? Herkes tehlikede. İnsanlar benim yüzümden ölüyor. Sen bunun anlamını biliyor musun? Benim için bu kabul edilecek bir durum değil. Artık bundan bıktım," diye bağırdığımda boğazımın yırtılma ihtimalinin oldukça yüksek olduğunun farkındaydım. Ses tellerim oldukça titreşmişti. Demir omuzlarımı tuttu ve usulca kollarıma doğru indi. Bana şefkâtle bakıyordu ve muhtemelen bana kötü davrandığı için pişmandı. Söyleyecek bir söz bulamıyordu. Sadece aralıklarla bana dokunuyordu. Bakışlarını yüzümden hiç çekmiyordu. Biraz geç kalsaydı suyun altından cesetimi çıkarmış olacaktı ve bu yüzden bana dokunurken belki de beni hissetmeye çalışıyordu. Gözlerimin içine bakarken gerçekten karşısında kanlı canlı duruyor muyum, bunu idrak etmeye çalışıyor olmalıydı.

"Neden hayatına son vermeyi seçtin?" diye sorarken sesi kırgın geliyordu. Bu ses tonunu bana ilk defa sunuyordu.

"Savaşmak için bir nedenim yok,"diye soludum bir çırpıda. Evet yoktu. Bunu düşünmek için fazlasıyla zamanım olmuştu.

Sabahın ışıkları daha da aydınlandı. Demir'in yüzünü net görebiliyordum. Bakışları derinleşti. Gözlerinin maviliği sanki şimdi koyu gibiydi. Gözlerimin en içine bakıyor ve sanki bana bu zamana kadar söylemeyemediği tonlarca şeyi aktarıyordu.

"Savaşman için sana bir neden vereceğim," dedi ve kollarımda duran ellerinin dokunuşunu sertleştirip beni suda hareket ettirerek kendine çekti. Tüm gücüyle dudaklarımdan öperken elleri artık belimdeydi.

**

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1.161okunma 9beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.