34. bölüm / 43
Düşünceler Cehennemi33. BÖLÜM | HATALAR, VEDALARI BERABERİNDE GETİRİR
Bölümler 43Şu an: 33. BÖLÜM | HATALAR, VEDALARI BERABERİNDE GETİRİR
- 1 TANITIM | BİLGİ191 kelime
- 2 1. BÖLÜM | TİAZZA’YA HOŞ GELDİN KAÇAK!1.779 kelime
- 3 2. BÖLÜM | ŞÜPHE BİR DİĞER ŞÜPHEYİ DOĞURUR5.324 kelime
- 4 3. BÖLÜM | ALIŞILMIŞIN DIŞINDA BİR KADIN3.393 kelime
- 5 4. BÖLÜM | TOZLU SAYFALARDA KALMIŞ SİLİK BİRİ4.372 kelime
- 6 5. BÖLÜM | GECEME YANSIYAN GÖLGE3.835 kelime
- 7 6. BÖLÜM | AVCUMA İLİŞTİRİLEN NOT4.892 kelime
- 8 7. BÖLÜM | GÜVENSİZLİKLERLE DOLU PLAN4.495 kelime
- 9 8. BÖLÜM | ONU GÖRMEK İSTEMEDİĞİM HÂLDE ONUNLAYIM4.679 kelime
- 10 9. BÖLÜM | KAÇTIĞIM ŞEYE GERİ DÖNÜYORUM4.035 kelime
- 11 10. BÖLÜM | HİÇBİR ZAMAN GÜVENDE DEĞİL2.914 kelime
- 12 11. BÖLÜM | ÇAMURLA KAPLANMIŞ ZAYIF BEDEN3.053 kelime
- 13 12. BÖLÜM | BU KEZ ÖLÜME DAHA YAKIN3.454 kelime
- 14 13. BÖLÜM | HAİNLER NE KADAR YAŞAR?3.693 kelime
- 15 14. BÖLÜM | ÇIĞLIKLARINI SESSİZE ALACAKLAR3.147 kelime
- 16 15. BÖLÜM | GÜVEN YANLIŞ KİŞİDE EĞRETİ DURUR2.109 kelime
- 17 16. BÖLÜM| SEN, BEN VE DUVARLARIMIZDAN YIKILAN BİRKAÇ TUĞLA2.191 kelime
- 18 17. BÖLÜM | KAYBEDİLEN HER HİS GERİ GELMEZ3.515 kelime
- 19 18. BÖLÜM | ALDIĞIN YARALAR SENİ AYAKTA TUTAR3.250 kelime
- 20 19. BÖLÜM | İKİLEMLER SARSAR FAKAT DİBE BATIRMAZ2.778 kelime
- 21 20. BÖLÜM | FISILTILAR DUYMAK İSTEDİKLERİNİ SÖYLER2.278 kelime
- 22 21. BÖLÜM | KÜLE DÖNMEDEN ÖNCE SAVAŞLAR HEP GÜRÜLTÜLÜDÜR3.534 kelime
- 23 22. BÖLÜM | BİRBİRİMİZİN TANIDIK HİSLERİYİZ2.258 kelime
- 24 23. BÖLÜM | SANA ALDANDIM, KENDİMİ SUSTURDUM2.203 kelime
- 25 24. BÖLÜM | KOCA BİR GÜRÜLTÜ İÇİNDE UFACIK BİR BEDENİM2.688 kelime
- 26 25. BÖLÜM | YAŞAMADAN ÖLMEK, ÖLMEDEN ÇÜRÜMEK3.136 kelime
- 27 26. BÖLÜM | ONU SADECE AŞK MAĞLUP EDER3.112 kelime
- 28 27. BÖLÜM | YIKTIĞIMIZ TUĞLALARLA DUVARLARIMIZI ONARACAĞIM!2.242 kelime
- 29 28. BÖLÜM | TANIDIK ACILAR DAHA AĞIR GELİR2.478 kelime
- 30 29. BÖLÜM | YENİ BİRİ SENİ HARABEYE DE ÇEVİREBİLİR3.270 kelime
- 31 30. BÖLÜM | AİT OLMAK, BİRİNE KÖRÜ KÖRÜNE BAĞLANMAKTIR2.155 kelime
- 32 31. BÖLÜM | BAZI YÜZLEŞMELERDEN KAÇSAN DA ELBET YAKALANIRSIN2.921 kelime
- 33 32. BÖLÜM | BİR CAN, BAŞKA BİR CANA MI BEDELDİR?3.270 kelime
- 34 33. BÖLÜM | HATALAR, VEDALARI BERABERİNDE GETİRİR2.847 kelime · Okuduğun bölüm
- 35 34. BÖLÜM | KALP SEVER VE PARÇALARA AYRILIR2.572 kelime
- 36 35. BÖLÜM | GİDERKEN AYDINLIĞI DA BERABERİNDE GÖTÜRDÜ3.146 kelime
- 37 36. BÖLÜM | GERÇEKLER YALANDI, YALANLAR YİNE YALANDI2.383 kelime
- 38 37. BÖLÜM | BAZI KAVUŞMALAR ÖFKE DOLUDUR2.237 kelime
- 39 38. BÖLÜM | DEĞİŞİM YAŞANMIŞLIKLARDAN GELİR2.647 kelime
- 40 39. BÖLÜM | BAZI GÜZEL ANLARIN SONU FELAKET OLABİLİR3.236 kelime
- 41 40. BÖLÜM | BİR KEZ GÜVEN KIRAN HEP DAHA FAZLASINI YAPAR2.518 kelime
- 42 41. BÖLÜM | TEHLİKENİN YAKININDAYSAN O HER ZAMAN SENİ BULUR2.120 kelime
- 43 42. BÖLÜM | GÜÇ, İNSANI İYİLEŞTİRİR VE AYNI ZAMANDA BENLİĞİNİ KAYBETTİRİR2.886 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Selamlar ben geldim,
Nasıl gidiyor balllarım? Kitap hakkında neler düşünüyorsunuz? Bana bol bol yazın. Gerçekten düşüncelerinizi çok merak ediyorum. 😍☺️ Oylarınızı bekliyorum, kitabın etkileşim alması açısından lütfen oylamayı unutmayın. 🤩☺️
Lafı çok uzatmayalım, keyifli okumalar. 🤩🤭
**
"Kaçmaya çalıştığın cehennemi taşıyorsun içinde."
**
Bağırışlar, feryatlar ve cansız bir bedenin geride bıraktığı ağır travmalar... Etrafımdaki kalabalık bir süreden sonra seyrekleşmeye başladı. Farkında olabildiğim tek şey, gözleri açık bir şekilde yerde yatan Çağatay'dı. Ardından birinin onun kafasını tuttuğunu fark ettim. Sağ elinin, işaret ve orta parmağını Çağatay'ın boynuna götürdü ve bir süre bekledi. Bağırışlar ve feryatlar o an için kesildi ve şimdi ölüm sessizliği sokağa hakimdi.
"Ölmüş," dedi tanımadığım bir adam. Bunu hangi hakla söylersin demek istedim fakat asıl, benim bu sözleri söylemeye hakkım yoktu. Benim suçumdu ve pişmanlığım çoktu. İhmalsizliğim yüzünden ölmüştü fakat uğraşsam da yine aynı senaryoyu yaşar mıydım, emin değilim. Başka birilerinin öleceği kesindi ve bu yüzden kendimi kandırmaya çalışmıyordum ama Çağatay'ın ölmesini nasıl atlatabilirim bilmiyorum.
Bacaklarım daha fazla tutmadı ve dizlerimin üstüne çöktüm. Kulağımı çınlatan bağırışları duyabiliyordum. Tüm bu karmaşanın içinde yok olmayı diledim ama biri, benim omuzlarımdan kaldırıp güçlü durmamı sağladı. Bunu yapan kişiye baktığımda karşımda Demir duruyordu. Her zaman dik durmama yardım ediyordu fakat yok olup gitsem Tiazza'nın yararına olacağını hepimiz biliyorduk.
"Güçlü kal," dedi hırıltılı sesiyle. Muhtemelen bir şeyleri kabullenmekte zorlanıyordu. Elbette buna hakkı vardı. Ne de olsa Çağatay, onun en yakın dostlarından biriydi.
"Demir...ben..."
Sözlerime devam edemeden bana sarıldı ve cümlemi tamamlayamadım. "Biliyorum, Kaçak, biliyorum. Kendini suçlamanın sırası değil."
'Kendimi suçlamanın tam zamanı,' diyemedim. Kelimeleri boğazıma dizmişti ve o anlık konuşma yeteneğimi kaybetmiş gibiydim.
"Notta hangi adamdan bahsediliyorsa onu bulacağız ve bu işin icabına bakacağız, anlaştık mı?" diye sorduğunda ona endişeyle baktım. Gözlerindeki öfkeyi görebiliyordum ve bu beni inanılmaz korkutuyordu çünkü biliyordum ki, onun öfkesi tüm Tiazza'yı altına üstüne götürebilecek türdendi.
"Tamam," diyebildim sadece. Söyleyebileceğim başka bir kelime, şu anki ana tanıklık edecek kadar yeterli değildi.
Etrafa bakındım ve Çağatay'ın bir arabaya konularak taşınmasını izledim. Bir grupta güvenlik görevlisiyle ilgileniyordu. Bakışlarım Ahsen'e kaydı. O kadar ağlıyordu ki, hiç sakinleşecek gibi görünmüyordu. Yanına gittim ve sırtını sıvazladım. Çağatay ve Ahsen dışarıdan da tanışıyordu. Onun, Ahsen'e karşı birtakım hislerinin olduğunu biliyordum. Bunu Ahsen söylemişti ve şimdi ona baktığımda böyle derinden ağlaması Çağatay'a değer verdiğini gösteriyordu.
Bana sıkıca sarıldı ve ağlamaya devam etti. Ben ise, ağlamayacak kadar duygularımı kaybetmiş olmaktan korktum ya da bilmiyorum, bu beklemediğim bir haberdi ve bu yüzden yaşadığım şok, ağlamamı engelliyor olabilirdi.
Bir süreden sonra üzerimdeki ceket Ahsen'in gözyaşlarıyla sırılsıklam oldu fakat bunu dert etmedim. Ağlayıp rahatlamaya ihtiyacı vardı ve buna müsade ettim. Demir ve Anıl yanımıza gelirken sakin görünmeye çalıştım. Onu uzun süredir görmeyip ve bir anda karşımda görmek tedirgin olmama neden oluyordu.
"Anıl sizinle ilgilenecek," dedi Demir direkt benimle göz teması kurarken. Bakışlarıyla sorun olmadığını anlatmaya çalışıyordu. İtiraz etmeden kafamı salladım ve birlikte Tiazza'dan içeri girdik. Arkama baktığımda Demir hâlâ oradaydı ve bana yavaşça el salladı. Ona gülümseyerek karşılık verdim.
Ahsen'in kolunu sıkıca tutuyordum. Neredeyse bayılacakmış gibiydi ve işkenceye maruz kalmış gibi yürüyordu.
"Demir'in evine doğru gidelim," dedi Anıl oraya giden yolu işaret ederek. Arabayla gelmediği için yürümek zorundaydık ve Ahsen gerçekten bunu yapabilir miydi emin değilim.
Ahsen'i daha sıkı kavradım. Sanki bedeni, yavaş yavaş ellerimin altında kayboluyordu. Ben ondan daha güçlüydüm ve onun yanında dik bir şekilde durmaktan başka yapabileceğim bir şey yoktu. Dışarıdan bana bakıldığında, bunu atlatmakta zorlanmamış gibi görünebilirdim ama ben duygularımı daha çok içinde yaşayan biriydim. Patladığım noktalar elbette oldu. Buraya ilk geldiğim zamanlarda, kendimi hiçbir şekilde açıklayamamak ve buradan gitmek isterken hislerimin dışa vurumu genellikle ağlayarak oluyordu. Becerebildiğim kadar güçlü durmaya çalışıyordum. Çağatay'a gelirsek, onun ölümü benim için çok ani oldu ve ben yaşadığım şoku hâlâ atlatamadım. Biri bana onun öleceğini söylese, ona saçmaladığını söylerdim. O, çok cesur biriydi. Gözünü kırpmadan benim için kendisini tehlikeye atmıştı ama ben onun ölümüne sebep olmaktan başka bir şey yapamamıştım. Bu benim için fazlasıyla yıkıcı bir durumdu ve yine patlayacağım anı bekliyordum.
Demir'in evine ulaştığımızda Zeren bir anda kapıyı açtığında, şaşkınlık içinde bize bakıyordu. "Duyduklarım doğru mu?" diye sorduğunda cevabımızın olumsuz oması için yalvarır gibi görünüyordu.
"Doğru," dedi Anıl sanki hiçbir duyguyu barındırmıyormuş gibi.
Ahsen bir anda Zeren'e sarılacak gücü bulduğunda benden ayrıldı. İkisi birbirine kenetlenirken Zeren'le göz göze geldim. Dudaklarını birbirine bastırdı ve kafasını iki yana salladı. Biliyordum, beni suçlamak istemiyordu ama tüm bu olanlar benim yüzümdendi.
"Hadi içeri girelim," dedi Zeren ve hep birlikte içeri girerken benim sırtımı sıvazladığında ona zorlanarak bir gülüşümü yolladım.
Ahsen, berjerlerden birine kıvrılıp sesizce ağlamaya devam etti. Ben de koltuklardan birine oturdum ve bacaklarımı kendime çekip yüzümü dizlerime gömdüm.
"Aç mısınız?" diye sordu Zeren. Cevap vermek için kimseyle göz göze gelmedim. Birileri benim yerime de cevaplayabilirdi.
Sonra bir sessizlik oldu. Birilerinin konuşmasını istedim çünkü şu an kendimle kalmak benim için iyi değildi. Beklemeye devam ettim. Ahsen artık ağlamayı bırakmıştı ve belki de uyuyakalmıştı. Hâlâ aynı şekilde duruyordum ve artık vücudum uyuşmaya başlamıştı. Yavaşça doğruldum. Tam tahmin ettiğim gibi, Ahsen kıvrandığı berjerde uyuyordu. Üstüne ince bir battaniye örtülmüştü. Zeren ortalıkta yoktu. Anıl ise salonun camından dışarıyı izliyordu.
"Kahve ister misin?" diye sordum nazikçe. Cevap vermeyeceğini düşünüyordum fakat beni şaşırtarak kahve istediğini söyledi. Hemen mutfağa ilerledim ve birer kupa filtre kahve yaptım. Bizi ayakta tutacak tek şey, buydu.
Kupasını ona doğru uzattığımda teşekkür etti ve bir yudum aldı. Onunla birlikte dışarıyı izledim. Yapacak başka bir şey yoktu. Neden yanında durduğumu bile bilmiyordum ve hatta odama falan kapanmalıydım. Geçmişteki ilişkimiz pek de iç açıcı değildi.
"Sevdiklerimi birer birer kaybediyorum. Hayatım boyunca bir şeyleri kaybettim," diyerek söze başladığında tüm dikkatimi ona verdim. Birazdan sözleriyle bana saldıracaktı ve ben de kendi sözlerimi kalkan olarak kullanacaktım. "Tüm bunlar senin yüzünden oluyor ve istesem de sana bir şey yapamıyorum. Neden mi? Çünkü hiçbir şeyden haberin yok. Bu tüm yapacaklarımı engelliyor."
"Üzgünüm," dedim birden. Başka söyleyecek bir şeyim yoktu çünkü saldırır gibi konuşmuyordu. "Ben gitsem iyi olur. Burada olmam kimseye iyi gelmiyor."
Bakışları benimle buluştuğunda neredeyse bana acıyarak baktığını düşünücektim. Bir çocuk gibi omuz silkti.
"Git derdim ama Demir gelene kadar burada kalman gerekiyor," dediğinde itiraz etmenin doğru olmadığına karar vererek yanından ayrıldım ve bir süre önce oturduğum koltuğa geri döndüm. Her zaman içtiğim kahve bana fazlasıyla acı geldi ve kupayı sehpaya bıraktım. Ahsen'e göz ucuyla baktığımda hâlâ uyuduğunu gördüm. Aynı onun gibi koltuğa kıvrıldım ve gözlerimi kapatıp uyumaya çalıştım. Başka ne yapabilirdim ki?
**
Uyandığımda yumuşacık bir yatağın içindeydim. Sağ tarafıma döndüğümde Demir'i yanımda, sırtı dönük ve üstü çıplak şekilde görmem neredeyse kalp krizi geçirmeme neden oluyordu. Üzerimdeki yorganı biraz daha kendime çekip ona yavaşça sarıldım. Titrek ellerim sıcacık bedeniyle buluştu. Baş döndüren kokusu burnuma dolarken bu şekilde yeniden uyuyabileceğimi düşündüm. Demir birkaç kez kıpırdandı ve bana doğru döndükten hemen sonra dudağımın kenarına belli belirsiz bir öpücük kondurdu. Ardından kafasını boynuma gömdü.
"Günaydın," dedi hırıltılı bir sesle. "Yavaştan kalksak iyi olur, Çağatay'ın cenazesi var."
Aklıma birden Çağatay geldiğinde, etrafımı suçluluk duygusu sarmaladı. Burada rahat rahat yatarken, onun ölümüne sebep olduğum için yattığım yatak resmen çiviyle kaplanmış hissini verdi ve vücuduma sanki bir şeyler batmaya başlamıştı. Bir anda hızlıca yataktan kalktım ve bu başımın dönmesine neden olsa da kendimi hemen toparladım. Demir vücudunu yatakta dikleştirdi ve bana bakarken ne olduğunu anlamaya çalışıyordu.
"Ona olan son görevimizi yerine getirelim. Kendimi suçlu hissediyorum, burada yatak keyfi yapamam."
Kafasını sola doğru eğip bana tüm merhametiyle baktı. Eliyle yatağa hafifçe vururken yanına gelmemi söylüyordu. Anlık bir ikilem yaşasam da yanına gittim ve kolunun altına kıvrıldım.
"Açık konuşmak gerekirse," derken söze başladığında bir yandan nazikçe saçlarımı okşuyordu. "Çağatay'ın ölümü benim için oldukça yıkıcı oldu. Bütün gece çalıştım durdum. Hangi şerefsiz yüzünden dostumu benden kopardılar diye araştırma yaptım ama elimde hiçbir şey yok ve bunun ne kadar boktan bir durum olduğunu bilirsin. Elim kolum bağlanmış şekildeyim ve onun gidişinin oluşturduğu bir boşluktayım çünkü en azından buna sebep olanlara cezasını vereyim dedim. Bunu bile yapabilecek gücümün olmaması beni daha da yıktı. Dik durmaya çalışıyorum ama içimde fırtınalar kopuyor ve istediğimi alamadan asla dinmeyecek."
Açıklamasını yaptığında ona bunun sorumlusunun kim olduğunu söylemek istedim ama birilerinin ölümüne neden olmak istemiyordum. Bu durumdan nefret ediyordum.
"Birileri benim yüzümden ölüyor," dedim yine. Bıkmadan söylemeye devam edecektim çünkü her ne kadar benim yüzümden olmadığını söyleseler de, gerçeği biliyordum. Beni öldürmek isteyen düşmanlarım vardı ve bana ulaşamadıkları her an başka birileri ölüme gidiyordu. Bu yüzden Kutay'ın adını da veremezdim.
"Suçlu sen değilsin," dedi kendinden emin bir tonda. "Herkes olması gerekeni yaşıyor. Belki bugün de ben öleceğim ya da başka bir zaman. Bunun için kendini suçlamamalısın,"
Kafamı iki yana salladım. "Bunları duymak istemiyorum."
"Beni dinle Kaçak!" dedi ve hızlıca ellerimi tuttu. "Eğer birazdan ya da başka bir zamanda seni kaybetsem, seni koruyamadığım için kendimi suçlamalı mıyım?"
Anında kaşlarımı çattım. "Elbette hayır!"
"Tamam, birilerinin ölümü hiçbirimizin suçu değil. Kendi ellerinle öldürmediğin sürece. Daha fazla kendini suçladığın cümlelerini dinlemek istemiyorum."
"Tamam," diyerek konuyu kapattım. Bu ne kadar ağır bir duygu bilmiyordu. Söyledikleriyle benim içinde bulunduğum durum kıyaslanmayacak kadar farklı konulardı.
Yataktan kalktım ve kenarda bıraktığı kıyafetlerimi aldım. Üzerimde kısa kollu bir pijama takımı vardı. Zeren'in ya da Ahsen'in olmalıydı. Beni kendi elleriyle giydirmiş olma düşüncesi yanaklarımın ısınmasına neden oldu fakat utangaçlığı bir kenara bırakıp karşısında üzerimi değiştirmeye başladım. Dikkatinin dağılmaması adına Demir de yataktan kalktı ve odasında bulunan banyoya ilerlerken onu seyrettim. Altındaki şorttan başka bir kıyafeti yoktu. İçinde bulunduğum karmaşık duyguların esiri olmamak adına bakışlarımı o yönden çektim ve başka bir şeylerle ilgilenmeye çalıştım. Bir şeylerden keyif alma duygusuna kapılacağım an, Çağatay'a saygısızlık ediyormuşum gibi düşünmeden edemiyordum. Demir geri geldiğinde üzerine rahat bir eşofman takımı giydi.
Birlikte salona indik. Herkes toplanmıştı. Anıl, Utku, Ahsen, Zeren ve Derin.
"Gidelim," dedi Demir ve hep beraber evden çıktık.
"Bu kadar kişi mi gideceğiz?" diye sordum Demir'in yanına geldiğimde.
"Evet, Tiazza'yı artık boş bırakmayacağız."
Anladığıma dair kafamı salladım. Ardından herkes arabalardaki yerini aldı ve çıkışa doğru ilerledik.
**
Çağatay, doğup büyüdüğü mahalledeki mezarlığa gömüldü. Eskiden Demir'le olan bir konuşmasının arasında, Demir'e bu isteğinden bahsetmiş. Demir de biricik dostunun bu isteğini yerine getirdi. Onun için yapabileceği son şeydi. Elleriyle mezarı kazdı ve cesedini elleriyle yerleştirdi. Bunu yaparken dakikalarca onu seyrettim. Yüzündeki binbir çeşit duygu gözlerimin önünden geçti. Hepsini aynı anda yaşadı. Öfke,intikam, hüzün, özlem...hepsini görebilecek kadar vaktim oldu. Dik duranların yanında deli gibi ağlayanlar da oldu. Ağlayanlar içinde ben de vardım ve o ana kadar içime attığım için duygu patlaması yaşadım. Onu böyle uğurlamak hiç istemiyordum.
Cenaze işlemi bittikten sonra yavaş yavaş dağılmaya başladıklarında, Çağatay'ın mezarına doğru ilerledim ve yanı başına eğildim. Demir'le göz göze geldiğimde bana tebessüm etmeye çalıştı ama becerememişti. Üzgün olduğunu biliyordum.
"Müsaade eder misin?" diye sordum kibar bir şekilde. İlk önce şaşırsa da kafasını sallayıp beni yalnız bıraktı.
Elimi yeni kazıldığı için hafif nemli olan toprakta gezdirdim. Etrafım bulanıklaşmıştı. Gözyaşlarım şimdi hiç durmadan bir bir yanaklarıma süzülüyordu.
"Özür dilerim," dedim kısık ve ağladığım için hırıltılı çıkan sesimle. "Seni kaybedeceğimizi bilebilseydim çok dikkatli davranırdım, beni affet."
"Ve teşekkür ederim. Bana saldıran bir adamdan beni kurtardığın için hayattayım ama ben senin ölümüne neden oldum," dedim kafamı iki yana sallarken. Ağlamam hıçkırıklara dönüştü. Derin nefesler almaya çalıştım. Bir süre kendime izin verdim. Böyle onların yanına dönemezdim. Tüm bu yaşananlar için o kadar üzgün ve pişmandım ki, ne yapmam gerektiği hakkında bir fikrim yotu. Onu kaybetmiştik ve bunu yapan adamlara, yaptıklarının bedelini ödetmeden içimiz rahat etmeyecekti.
Gitmenin iyi bir fikir olduğuna karar vererek ayağa kalktım. Gözyaşlarımı tüm beceriksizliğimle silmeye çalıştım. Derinden bir üzüntü hissediyordum ve bu yüzden yaşları silmek bir işe yaramıyordu.
Onların yanına geri döndüm. Herkes arabadaki yerlerini almıştı ve Demir de arabaya yaslanmış beni bekliyordu. Bakışlarımız birbirini buldu ve bu sefer gerçek olduğunu bildiğim gülümsemesini gönderdi.
Yanıma gelip omuzlarımı kavrarken, "İyi misin?" diye sorduğunda hemen kafamı salladım. Bir süre bekledi ve gerçek olup olmadığını anlamak için yüzümü bakışlarıyla istila etti.
"Hadi gidelim," dedim bu yaptığına bir son vermesi için. İyi olmadığımı biliyordu ve burada durup, iyi olmam için çabalamasına şu an gerek yoktu. Beni iyileştireceğini zaten biliyordum.
Arabadaki yerimi aldım. Bir süre sonra Demir de arabaya bindi ve oradan uzaklaştık. İçeride sessizlik hakimdi. Birini kaybetmenin ağırlığı vardı. Kimseden çıt çıkmıyordu ve yaşadığımız bu acı kaybı atlatabilmeyi umuyorduk.
Tiazza'ya geri geldiğimizde Anıl, Utku ve Derin farklı arabalarda oldukları için bir süre sonra bizden uzaklaştılar. Biz de Demir'in evine gelmiştik. Zeren ve Ahsen arabadan inip çoktan eve ilerlemeye başlamışlardı. Demir benim de inmemi beklerken bakışlarımı ona çevirdim.
"Ben eve gideceğim, kendimi iyi hissetmiyorum."
Anlayışla kafasını salladı. "Seninle gelmemi ister misin?"
"Yalnız kalsam iyi olur," dedim hemen.
"Tamam, sorun yok güzelim."
Anında arabayı çalıştırdı. Ona iki dakikalık bir mesafe için bunu yapmamasını söyleyecektim ama her şeye itiraz eden, mızmız biri gibi görünmek istemedim.
Binanın önüne geldiğimizde Demir'e doğru döndüm. Onun üzerine yavaşça eğildikten sonra yanağına uzunca bir öpücük bıraktım. Bu öpücük, ona ters davrandığımı düşünmemesi içindi. Sol eliyle yanağımı kavradı ve o da aynısını yaptı.
"Güzelce dinlen tamam mı? Görüşürüz," dediğinde ona gülümseyerek baktım.
"Görüşürüz," dedim ve arabadan inip son bir kez ona baktıktan hemen sonra el sallayıp binaya girdim. Evimin olduğu kata çıktım ve eve girmemin ardından hemen banyoya koştum. Hızlıca bir duş alıp uyumak istiyordum.
**
Uyandığımda saat gece yarısını geçmişti. Sersem bir şekilde ayağa kalktım ve dolabımın önüne geçtim. Elime ilk gelen eşofman takımını raftan aldım ve saçlarımı gelişi güzel bağladıktan sonra hızlıca evden çıktım.
Çağatay'ın öldüğünü öğrendikten sonra, geçen tüm zaman boyunca bu aklımdaydı. Kutay'ın yanına gitmem gerekiyordu.
Evimin ön taraftaki yolunu kullanmamak için arka tarafa geçtim. Eğer o yolu kullanırsam , Demir'in evinin önünden geçmem gerekiyordu. Yakalanmak, son isteyeceğim şey bile değildi. Sürekli arkamı kontrol ettim. Birinin beni takip ettiği hissinden dolayı tedirgin oluyordum.
Kutay'ın evinin olduğu binanın önüne geldim. Oturduğu kata bakmak için kafamı yavaşça kaldırdığımda evinden yansıyan loş ışık, uyanık olduğunu kanıtlıyordu. Tabii uyuya kalmadıysa.
Hızlıca binaya girdim ve evinin olduğu ikinci kata çıktım. Kapının önüne geldiğimde derin bir nefes aldım ve kapının zilini iki kez çaldım.
Kapı bir dakika bile denmeyecek bir zaman diliminde açıldı. Kutay karşısında beni gördüğü için oldukça şaşkındı. Gecenin bir yarısı burada olmak benim içinde şaşırtıcıydı fakat Demir onunla görüştüğümde gerçekten sinirleniyordu ve en doğru zamanın gece olduğunu düşünmüştüm.
"Girebilir miyim?" diye sordum ondan herhangi bir tepki gelmediğinde.
Kenara çekildi ve içeriyi gösterdikten hemen sonra, "tabii gel lütfen," dedi. Bunu yaparken hâlâ şaşkındı.
İçeriye girdim ve ben salona ilerlerken o da arkamdan geldi.
"Bir şey içer misin?" diye sordu ben koltuklardan birine otururken.
"Hayır," dedim hemen. "Fazla kalamayacağım."
"Bir sorun mu var?" diye sorduğunda dümdüz ona baktım. Sorun başlı başına oydu.
"Gitmen gerekiyor," dedim anında. Bunu beklemiyordu ve şaşkınlığına daha da şaşkınlık eklenmişti. "Daha önceki kaçma planın neyse onu hemen devreye sok."
"Bunu yapmayacağım," diyerek beni reddetti.
"Demir, Çağatay'ın senin yüzünden öldüğü öğrenecek ve sen de onun tarafından öldürüleceksin."
Kafasını ellerinin arasına aldı. "Bu işten sıyrılmanın bir yolunu bulurum."
Kaşlarımı çattım. "Ne gibi? Suçu başkasına mı atacaksın?"
"Bir şeyler düşünürüm," dediğinde sinirle ayağa kalktım.
"Buraya bütün cesaretimi toplayarak geldim. Söylediklerimi bir tehdit olarak algılayabilirsin, hiç fark etmez! Öğrendiklerimi kimseye anlatmadım diye biri bizim yüzümüzden öldü ve şimdi gitmen gerekiyor. Birilerinin benim yüzümden ölmeye devam etmesini istemiyorum!"
Sesimin yüksek çıkmasına engel olamadım. Sinirlendiğim için nefes alışverişim düzensizleşmişti. "Gitmelisin."
Derin bir nefes aldı. "Benimle gelmeyeceksin değil mi?" diye sorduğunda ona inanamayarak baktım. Bana bu teklifi hâlâ nasıl yapabiliyordu?
"Aklını kaçırmış olmalısın."
Ellerini teslim olur gibi havaya kaldırdı. "Sana hayatını geri vermek ve bu adamlardan kurtulmak için bir teklif sunuyorum sadece," dediğinde ona dümdüz baktım. Söylediklerine ciddiyetle bakıldığında çok cezbedici bir teklifti fakat Demir'i ve sevdiklerimi terk edemezdim. Demir'e güvenmeyi seçiyor ve bana, zamanı geldiğinde her şeyi anlatmasını bekliyordum.
"Pekâla," dedi bir anda ayağa kalkarken. "Madem gerçekten bunu istiyorsun, yapacağım. Buradaki hayatını ve başka insanları tehlikeye atmak istemediğini anlayabiliyorum. Gideceğim ama bil ki, bu zamana kadar seninle olan tüm anlarımda söylediklerim asla yalan değildi."
Öylece bekledim ve bir şeyler söylememeyi tercih ettim. Bunları zaten biliyordum ve tekrar duymaya ihtiyacım yoktu.
"O hâlde ben gidiyorum," dediğimde vücudunu bana döndürdü.
"Bekle," dedi ve beni yerime sabitledi. Tekrar koltuğa oturdum.
Çekmeceden bir kağıt ve kalem çıkardı. Uzun bir süre bir şeyler karaladı. Bir müddet durup düşündü ve yine bir şeyler yazmaya devam etti. İşi bittiğinde yanıma yaklaşıp kağıdı bana uzattı. Kağıtta yirmiye yakın isim yazıyordu.
"Bunlar da ne?" diye sordum merakla.
"Bunlar içinizdeki hainler."
Meraklı bakışlarım yerini şaşkınlığa bıraktı. "Ciddi misin?"
"Evet," dedi omuz silkerek. "Madem açığa çıktım, bu adamları ispiyonlamaktan çekinmiyorum."
"Bu adamlar neden seni öldürmek yerine bizden birini öldürdüler? Ayrıca neden bu olaylara sebep olanın sen olduğuna dair, Demir'in öğrenmesi için uğraşmadılar?"
Derin bir nefes aldı. "Bunlar küçük oyun peşinde değiller. Asıl düşmanlarına saldırırlar ki, hata yapsınlar. Çağatay'ı öldürdüler ve Tiazza'nın ayaklanmasını istediler. Böylelikle ortalık karışacaktı ve beni bulmak için uğraşırlarken başka meseleleri bir kenara bırakacaklardı. Yani sana göz kulak olmak gibi. Seni gözlemleyen çok insan var ve belki de bu akşam buraya gelmen bir hataydı. Geçen sefer ucuz yırttın ama bu sefer muhtemelen Demir öğrenecek. Bu yüzden sana bu listeyi veriyorum. Belki kendini affettirebilirsin diye."
Elimdeki kağıdı canım pahasına sıkıca tuttum. Demir bana çok kızacaktı ve belki de bir daha benimle görüşmek istemeyecekti. Buna rağmen, tüm umudumla yarını bekleyecektim. Eğer buraya geldiğim öğrenilmezse, bu listeyi vermenin bir yolunu bulacaktım.
Hızlıca ayağa kalktım. "Gitmem gerek. Hayatının geri kalanında umarım her şey yolunda gider. Kendine iyi bak."
"Umarım," dedi ve bana sarılmak için bir adım yaklaştığında onu durdurdum. Bu kötü bir fikirdi. Her zamanki gülümsemesini son kez bana sundu. "Kendine iyi bak, Eliz."
Yavaşça kafamı salladım ve evden ayrıldım. Yarın nasıl bir sabaha uyanacaktım bilmiyorum ama endişelerin en büyüğünü kalbimde taşıyordum.
**
Bölüm etkileşimi
