35. bölüm / 43
Düşünceler Cehennemi34. BÖLÜM | KALP SEVER VE PARÇALARA AYRILIR
Bölümler 43Şu an: 34. BÖLÜM | KALP SEVER VE PARÇALARA AYRILIR
- 1 TANITIM | BİLGİ191 kelime
- 2 1. BÖLÜM | TİAZZA’YA HOŞ GELDİN KAÇAK!1.779 kelime
- 3 2. BÖLÜM | ŞÜPHE BİR DİĞER ŞÜPHEYİ DOĞURUR5.324 kelime
- 4 3. BÖLÜM | ALIŞILMIŞIN DIŞINDA BİR KADIN3.393 kelime
- 5 4. BÖLÜM | TOZLU SAYFALARDA KALMIŞ SİLİK BİRİ4.372 kelime
- 6 5. BÖLÜM | GECEME YANSIYAN GÖLGE3.835 kelime
- 7 6. BÖLÜM | AVCUMA İLİŞTİRİLEN NOT4.892 kelime
- 8 7. BÖLÜM | GÜVENSİZLİKLERLE DOLU PLAN4.495 kelime
- 9 8. BÖLÜM | ONU GÖRMEK İSTEMEDİĞİM HÂLDE ONUNLAYIM4.679 kelime
- 10 9. BÖLÜM | KAÇTIĞIM ŞEYE GERİ DÖNÜYORUM4.035 kelime
- 11 10. BÖLÜM | HİÇBİR ZAMAN GÜVENDE DEĞİL2.914 kelime
- 12 11. BÖLÜM | ÇAMURLA KAPLANMIŞ ZAYIF BEDEN3.053 kelime
- 13 12. BÖLÜM | BU KEZ ÖLÜME DAHA YAKIN3.454 kelime
- 14 13. BÖLÜM | HAİNLER NE KADAR YAŞAR?3.693 kelime
- 15 14. BÖLÜM | ÇIĞLIKLARINI SESSİZE ALACAKLAR3.147 kelime
- 16 15. BÖLÜM | GÜVEN YANLIŞ KİŞİDE EĞRETİ DURUR2.109 kelime
- 17 16. BÖLÜM| SEN, BEN VE DUVARLARIMIZDAN YIKILAN BİRKAÇ TUĞLA2.191 kelime
- 18 17. BÖLÜM | KAYBEDİLEN HER HİS GERİ GELMEZ3.515 kelime
- 19 18. BÖLÜM | ALDIĞIN YARALAR SENİ AYAKTA TUTAR3.250 kelime
- 20 19. BÖLÜM | İKİLEMLER SARSAR FAKAT DİBE BATIRMAZ2.778 kelime
- 21 20. BÖLÜM | FISILTILAR DUYMAK İSTEDİKLERİNİ SÖYLER2.278 kelime
- 22 21. BÖLÜM | KÜLE DÖNMEDEN ÖNCE SAVAŞLAR HEP GÜRÜLTÜLÜDÜR3.534 kelime
- 23 22. BÖLÜM | BİRBİRİMİZİN TANIDIK HİSLERİYİZ2.258 kelime
- 24 23. BÖLÜM | SANA ALDANDIM, KENDİMİ SUSTURDUM2.203 kelime
- 25 24. BÖLÜM | KOCA BİR GÜRÜLTÜ İÇİNDE UFACIK BİR BEDENİM2.688 kelime
- 26 25. BÖLÜM | YAŞAMADAN ÖLMEK, ÖLMEDEN ÇÜRÜMEK3.136 kelime
- 27 26. BÖLÜM | ONU SADECE AŞK MAĞLUP EDER3.112 kelime
- 28 27. BÖLÜM | YIKTIĞIMIZ TUĞLALARLA DUVARLARIMIZI ONARACAĞIM!2.242 kelime
- 29 28. BÖLÜM | TANIDIK ACILAR DAHA AĞIR GELİR2.478 kelime
- 30 29. BÖLÜM | YENİ BİRİ SENİ HARABEYE DE ÇEVİREBİLİR3.270 kelime
- 31 30. BÖLÜM | AİT OLMAK, BİRİNE KÖRÜ KÖRÜNE BAĞLANMAKTIR2.155 kelime
- 32 31. BÖLÜM | BAZI YÜZLEŞMELERDEN KAÇSAN DA ELBET YAKALANIRSIN2.921 kelime
- 33 32. BÖLÜM | BİR CAN, BAŞKA BİR CANA MI BEDELDİR?3.270 kelime
- 34 33. BÖLÜM | HATALAR, VEDALARI BERABERİNDE GETİRİR2.847 kelime
- 35 34. BÖLÜM | KALP SEVER VE PARÇALARA AYRILIR2.572 kelime · Okuduğun bölüm
- 36 35. BÖLÜM | GİDERKEN AYDINLIĞI DA BERABERİNDE GÖTÜRDÜ3.146 kelime
- 37 36. BÖLÜM | GERÇEKLER YALANDI, YALANLAR YİNE YALANDI2.383 kelime
- 38 37. BÖLÜM | BAZI KAVUŞMALAR ÖFKE DOLUDUR2.237 kelime
- 39 38. BÖLÜM | DEĞİŞİM YAŞANMIŞLIKLARDAN GELİR2.647 kelime
- 40 39. BÖLÜM | BAZI GÜZEL ANLARIN SONU FELAKET OLABİLİR3.236 kelime
- 41 40. BÖLÜM | BİR KEZ GÜVEN KIRAN HEP DAHA FAZLASINI YAPAR2.518 kelime
- 42 41. BÖLÜM | TEHLİKENİN YAKININDAYSAN O HER ZAMAN SENİ BULUR2.120 kelime
- 43 42. BÖLÜM | GÜÇ, İNSANI İYİLEŞTİRİR VE AYNI ZAMANDA BENLİĞİNİ KAYBETTİRİR2.886 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Merhaba 🥰,
Biliyorum, bölüm gelmesi gereken zamanda gelmedi ve baya uzun bir süre oldu. Araya bayram girdiği için, bayramın öncesinde ve sonrasında işlerim vardı ve bu süreyi idareli kullanamadım. Arkadaşlar aynı zamanda çalışıyorum ve işten vakit kaldıkça yazabiliyorum. Yorumlarınızı gördüm, bana mesaj atanlar da var. Kimseyi unutmadım, Düşünceler Cehennemi final olana kadar durmayacağım.🫡☺️ Kurgu çok uzun süredir benimle ve artık bitmesi gerekiyor. Başka kurgularım da var çünkü. Beklettiğim için özür diliyorum.🫣😑
İnstagramdan beni balllyazar olarak aratıp takip ederseniz, yeni bölümün geldiğini oradan görebilirsiniz.
Keyifli okumalar dilerim. ☺️☺️
**
Uyandığımda bugünün, diğer günlerden daha güzel olmasını diledim çünkü biliyordum ki, benim için kıyameti ayağıma getirdiğim bir gün olacaktı. Çağatay ile ilgili yaşananların hepsinin birer kabus olmasını istiyordum ve diğer bütün yaşananların hepsine razıydım. Evlatlık olduğumu öğrenmemin bile artık üstesinden gelebilecek durumdaydım fakat bazı duyguları tekrar tekrar yaşamak ıstırap doluydu. Demir'in bir sürü sözüne maruz kalacaktım. Sözleri beni delip geçecekti çünkü adeta bir kurşun niteliğindeydi. Delik deşik olmuş halde onun karşısında ayakta duramazdım. Kendimi savunabileceğim herhangi haklı bir yanım yoktu. Bir şeyleri, daha iyi duruma getirmek için kararlar almıştım fakat bu kararlar beni dumura uğratmıştı. Çıkmaz sokakta geri adım atmak yerine olduğum yerde debeleniyordum.
Yataktan kalktım ve lavaboya ilerledim. Ayılmak için buz gibi soğuk suya ihtiyacım vardı. Aynadaki yansımamda gezdirdim bakışlarımı. Gözlerimin altı hafif koyulaşmış ve rengim atmıştı. Hasta gibi görünüyordum. Bunun nedeni gece uykuya dalmakta zorlanmamdı.
Tekrar odama girdiğimde komodinin üstünde duran saate baktım. Dokuzu biraz geçmişti. Ne yapacağımı düşünürken, ayağıma gelecek kıyametimi beklemek yerine yanına gitmeye karar verdim. O bana bir şeylerin hesabını sormadan ve kendini uzaklaştırmadan hemen önce biraz daha güzel zaman geçirmek istiyordum.
Siyah,bol paça bir pantalonun üstüne beyaz, biraz bol bir gömlek giydim. Omuzlarıma çizgili bir kazağı atıp kollarını önümde bağladım. Saçlarımı dağınık bir topuz ve yüzüme tüm yorgunluğumu gizleyen bir makyaj yaptım. Beyaz, kalın taban bir spor ayakkabıyı da giydikten sonra gitmeye hazırdım. Her şey yolundaymış gibi davranmaktan başka çarem yoktu. Belki de öyle olurdu.
Dışarıya çıktıktan sonra tam havaya uygun giyindiğimi fark ettim. Ne soğuk ne sıcaktı. Nisan ayının sonlarındaydık ve yine de yağmur yağacakmış gibi bir his beni endişelendirdi. Üstüme fazladan bir şey almamıştım fakat endişeyi bir kenara bıraktım. Ne de olsa birazdan olacaklar bana bütün mevsimleri aynı anda yaşatacaktı.
Demir'in evinin önüne geldiğimde kalbim yerinden çıkacakmış gibi oldu. Verdiğim kararlarla etrafımdakilere zarar verdiğim gibi en büyük zararı da kendime yapıyordum. Yaptıklarım, bundan sonraki hayatımda güven listemin birinci sırasındaki insanı benden koparacaktı ve bunu nasıl atlatacaktım bilmiyorum.
Evin zilini çaldım ve kısa bir sürenin ardından kap açıldı. Karşımda Zeren duruyordu.
"Eliz, hoş geldin. Gelsene, biz de tam kahvaltı yapmak üzereydik."
"Günaydın, ben de size katılırım düşüncesiyle gelmiştim zaten. Tek kahvaltı yapmak biraz sıkıcıymış."
Zeren gülümsedi ve kapıyı kapattıktan hemen sonra birlikte kahvaltı için masaya doğru ilerledik.
Demir'in sırtı dönüktü ve beni daha görmemişti. Ahsen bana hayali bir öpücük yolladı. Bir yandan ağzına bir şeyler tıkıştırmakla meşguldü. Utku da buradaydı.
Demir'in arkasına gelip omzuna dokundum. Elimi anında tuttu ve nazikçe sıktı.
"Günaydın," dedi göz kırparken. Bunu yaparken çok yakışıklı görünüyordu.
"Günaydın," dedim ve yanına bir sandalye çekip oturdum. Uzunca bir bakışın sonrasında gözlerimiz birbirini buldu. Onu çok seviyordum ve kaybetme hissine bile dayanamazken, eğer bu gerçeklerşirse nasıl toparlanacağımı düşündüm. Muhtemelen böyle bir şey olmayacaktı. Her zaman bir enkazın altında kalacaktım.
"Anlaşılan Eliz seni özlemiş," dedi Zeren bana bir fincan çay uzatırken.
Yanaklarım kızarırken fincanı aldım. Demir bir anda yanağımı sıktığında kolum bir süreliğine havada kaldı. Ona ait olduğunu asla düşünmeyeceğim bir davranıştı. Diğerleri de ona şaşkınlıkla bakarken, o ise umursamadan kahvaltısını yapmaya devam ediyordu.
Hemen kendimi toparlayarak tabağıma birkaç yiyecek doldurdum fakat bir süre yiyemedim. Kendime biraz izin verdikten sonra kahvaltımı yapmaya çalıştım. Çok geçmeden evin zili çaldı. Gözlerimi tüm umudumla kapatıp açtım. Büyünün bozulmasını istemiyordum. Aklımdakilerin gerçekleşmemesi için dua ediyordum.
Utku kimseye fırsat vermeden br anda kalkıp kapıyı açmaya gitti. Birkaç saniye sonra daha önce Demir'in yanında sürekli gördüğüm biri görüş alanıma girdi. En fazla yirmi yaşındaydı. Çok genç ve cılızdı. Kafası tamamen traşlıydı ve kafasının sağ tarafında bir yerde derin bir yara vardı. Sanki yarasını göstermek için kafasını kazıtmış gibiydi. Kısa bir süre benimle göz göze geldi. İşte başlıyorduk. Birazdan, zaten kırık olan kalbim daha küçük parçalara ayrılmış olacaktı.
Sırtı kapıya dönük olan Demir, sandalyeden destek alarak arkasına döndü. Yüzünde belli belirsiz şaşkınlık olsa da kaşları çatıktı.
"Bora? Bir problem mi var?"
Bora, "Abi, kahvaltını bölmek istemezdim ama konunun aciliyeti var. Gelebilir misin?" diye sorarken dışarıyı gösteriyordu.
Demir anlayışla kafasını salladı ve bize döndü. "Siz devam edin, birazdan geleceğim."
Bana kısa bir bakış attığında gülümsedi ve onun bana sunduğu son gülümsemesi olduğunu bildiğim için bu anı yavaşça izledim.
O gittikten sonra herkes birbirine kısa bakışlar attı. Onlara baktığımda tedirgin olduklarını görüyordum ve benim yüzümden yine bir şey olduğunu düşündüklerini açıkça görmek çok üzücüydü.
"Bir şey mi oldu Utku? Umarım bir sorun yoktur," dedi Zeren ona doğru bakarken.
Utku, Zeren'e yandan bir bakış attı. "Demir'in henüz bilmediği bir şeyi, benim bilmemin imkanı yok abla."
Zeren anladığına dair kafasını sallarken ister istemez benimle göz göze geldi. Herhangi bir olayın başrolü ben görüldüğüm için bu bakışı normal karşılıyordum.
Dış kapının gürültüyle kapandığını duyduğumda sabırla gözlerimi kapattım. Ahsen yerinde sıçramıştı ve Elif Naz sesten ürktüğü için tüm evi sallayacak kadar ağlamaya başlamıştı. Zeren bebeği sakinleştirmek için kucağına alırken orada öylece beklemeyi sürdürdüm. Kısa bir sürenin ardından buradaydı. Ona bakmaya çekindim çünkü tahmin ettiğim bakışı biliyordum. Öfke ve hemen ardından nefretin başlagıcını kusan gözleri beni mahvedecekti.
Tüm cesaretimi toplayarak ona baktım. Hiddeti resmen bedeninin etrafında yükselmişti ve onu daha da korkutucu gösteriyordu. Bize doğru gelirken yerimde huzursuzca kıpırdandım. Adeta titriyordum.
"Kutay şerefsizi Tiazza'dan kaçmış!" dedi öfkeyle. Tüm gözler beni bulduğunda herkesin ne düşündüğünü elbette biliyordum. Bakışlarımı önümdeki tabağıma diktim ve kimseyle göz göze gelecek cesareti tekrar bulamadım.
"Eliz kalk!" dedi emrederek. "Konuşmamız lazım, yürü gidiyoruz!"
Söylediğini yaparak yavaşça masadan kalktım ve dışarıya doğru ilerledim. O, çoktan gitmişti bile. Sinirinden hıphızlı yürüyordu ve hatta şu anda arabasının içinde, arabayı çalıştırmış beni bekliyordu.
Arabadaki yerimi aldım. Hiç vakit kaybetmeden arabayı sürdü. Tiazza'nın tepesine gideceğimizi düşünürken beni şaşırtarak dışarıya doğru sürdü. Sessizlik, bir dağ gibi üzerime çöktü. Sadece arabanın sesi geliyordu. O kadar hızlı sürüyordu ki, tüm sinirini arabasından ve elinin altındaki direskiyondan çıkarıyordu. Ona yavaş olmasını bile söyleyemedim. Tüm hislerimi dökeceğim kelimelerim boğazıma dizildi. Sanki bir şeyler söyleyecek olsam, beni daha çok yaralayacak gibi duruyordu.
Karşısına ilk çıkan sahile arabasını çekti. Arabadan inerken gelmemi işaret bile etmeye gerek duymadı çünkü bunu yapmak zorunda olduğumu biliyordu. Burası, her zaman gittiğimiz sahil değildi. Belki de beni artık oraya götürecek kadar önemli biri gibi görmüyordu.
"Bunlarla bir ilgin olmadığını söyle?" diye sorarken bu, onun ilk söylediği şey oldu. Sessizliğimi korumaya devam ettim. Bakışlarım yerdeydi. Onun ise sırtı hâlâ bana dönüktü. Yavaşça döndüğünü fark ettiğimde bakışlarımı yerden kaldırıp yüzüne baktım. Yüzümdeki pişmanlığı gördüğü an kafasını iki yana salladı. "Neden?"
"Demir...biliyorum bu senin için önemli değil ama özür dilerim. Biliyordum fakat saklamak zorunda kaldım. Birinin daha ölmesini istemedim."
Alayla kahkaha attı. "Koruduğun adama bak, Çağatay onun yüzünden öldü. Senin için kendini siper eden adamı, Kutay'a tercih ettiğine inanamıyorum."
"Böyle olacağını bilemezdim. Kutay için birini öldüreceklerini asla bilemezdim."
"Kutay'ın taraf değiştirdiğini biliyor muydun?" diye sorarken acımasız görünüyordu. Hiçbir şey söyleyemedim ve böylelikle cevabını almış oldu. "Anlaşıldı. Kutay'la aranda hiçbir şey olmadığını söylediğin hâlde onu korumuş olman her şeyi açıklıyor."
"Demir, ben böyle ol...-"
"Dün gece onun evindeymişsin. Gitmeden önce güzelce vakit geçirmiş olmalısın! Dışarıda buluşacağınıza dair birbirinize söz verdiniz mi?"
Resmen kalbimden bıçaklanmış gibi hissettim ve bir müddet nefes alamadım. Bunu bana nasıl söylerdi? Onu deli gibi sevdiğimi biliyordu.
"İleri gidiyorsun," diyerek onu uyardım fakat o bana tiksinerek baktı. O bakışı görmek dünyamı başıma yıkmaya yetmişti.
"Benden bir şey saklamamanı ve uslu biri olmanı defalarca söyledim ama sen her seferinde planlar yapma derdindeydin. Fırsat bulduğunda iki kez kaçtın. Birilerinin ölümüne neden oldun ve benim kardeşim dediğin adamın da ölümünden sorumlusun! Benim gözümde Kutay'dan bir farkın yok. O hainse, sen de hainsin."
Bu ana kadar sakin konuşmaya çalışan Demir, son cümlelerinde artık bağırmaya başlamıştı ve kendimi ne kadar telkin etsem de güçlü kalamadım. Ağlamaya başladığımda bundan etkilenmedi. Hain biri olarak gördüğü beni daha da parçalama derdindeydi.
"Senin gibi birine nasıl aşık oldum, bilmiyorum.Benim hak edeceğim türde biri asla değilmişsin. Kendime yaptığım bir saygısızlıksın!"
"Dur, lütfen!" dedim hıçkırıklarımın arasında fakat o durmadı ve söylenmeye devam etti. Dakikalar geçtikçe öfkesinin yerini daha şiddetlisi aldı. Artık sakinleşmesi imkansız görünüyordu. Onun söylediklerine kulaklarımı kapatmaya çalıştım çünkü zaman geçtikçe bir öncekinden daha da kötüsünü söylüyordu. Çantamdan Kutay'ın verdiği kağıdı çıkardım ve ona doğru uzattım. Beni affedebilmesi için son kozum buydu.
Kaşlarını çatarak bana baktı ve elimdeki kağıdı alıp almama konusunda kararsızlık yaşadı. Daha sonra sakince kağıdı aldı ve içine baktı. İçindeki isimleri okuduktan sonra tek kaşını kaldırıp tekrar bana baktı.
"Bu isimler de ne?"
"Temizlemen gereken adamlar," dedim hırıltılı sesimle. Şaşkınlıkla tekrar kağıdı açtı ve hemen sonra sinirle kağıdı buruşturdu.
Hızlı adımlarla arkasını dönüp giderken ona yetişmeye çalıştım. Arabasına bindi ve arabayı çalıştırdığında beni burada bırakıp gideceğini anladım. Sürücü camına geçtim ve dehşete kapılmış gibi cama vurmaya başladım. Camı yavaşça indirdi.
"Beni burada bırakmayacaksın değil mi?" diye sordum korkuyla. "Bu beni ölüme terk etmek demek."
Ciddi bir yüz ifadesiyle bana bakarken ne düşündüğünü anlamaya çalıştım. Öfkesiyle mi hareket ediyordu bilmiyordum çünkü eğer gerçekten sakin bir şekilde bunu yapıyorsa, beni sevdiğini bir daha asla düşünemezdim. Beni sevmenin kendisine yaptığı bir haksızlık olduğunu söylemişti. Ciddi miydi?
"Tiazza'ya dönmenin bir yolunu bul ya da her nereye gitmek istiyorsan oraya git. Sana engel olmayacağım fakat şunu bilmelisin ki, Tiazza'ya dönersen Çağatay'ın ölümünden sorumlu olduğunu bilen insanlar seni rahat bırakmayacak."
Ellerim titremeye başlamıştı. Söylediklerine inanamıyordum. Beni özgür mü bırakmıştı? İki dakika bile canlı kalamazdım.
"Demir nereye gideceğim?" diye sordum endişeyle. "Bana tüm bunların birer şaka olduğunu söyle. Beni nasıl burada bırakırsın? Beni her zaman koruyacağını söylememiş miydin? "
"Tüm bunlar bize ihanet etmeden önceydi," derken kesinlikle ciddi görünüyordu.
"Beni burada bırakıp gittiğin an, öldüm demektir."
"Benim için zaten öylesin," dedi ve camı kapatıp arabayı ilerletmek üzereyken tekrar tekrar cama vurdum. Bana bunu yapamazdı. Araba hızlanmaya devam ederken yetişemeyeceğimi bildiğim hâlde arkasından koştum. Ben koştukça araba hızlanmaya devam etti ve sonra gözden kayboldu.
Üzerimde incecik kıyafetlerimle çiseleyen yağmuru kucakladım. Havaya göre giyindiğimi düşünürken hata yapmıştım. Bir kıyafeti bile seçemeyecek kadar acizdim. Hayatımdaki kararları alırken bocalamam normaldi. Bir süre orada öylece kaldım. Bunu yaptığına inanmak benim için oldukça güçtü. Şimdi ne yapacaktım? Tiazza'ya döndüğümde rahat bırakılmayacağımı söylemişti. Peki nereye gidebilirdim?
Bunun bir hata olduğunu söyleyip geri dönmesini beklemek aptallık olurdu fakat o bana hep aptal olduğumu söylerdi. Bu yüzden beklemenin doğru bir karar olduğuna inanmak zorundaydım. Demir gelmese bile belki başka birini gönderirdi. Bu kadar acımasız değildi. Öyle olduğunu bilmeye ihtiyacım vardı. Birini gönderirdi, değil mi?
Gözyaşlarım aralıksız yanaklarıma süzülmeye devam ederken etrafa bakmaya çalıştım. Görüşüm bulanıktı fakat kendime bir süre zaman verdim. Korkudan titriyordum ve çok açık bir alandaydım. Beş dakika sonra, belki daha az bir süre sonrasında kafama sıkılan birkaç kurşunla yere yığılır mıydım? Belki acele etmeyip biraz daha zaman tanırlardı. Nasıl olsa ulaşabilecekleri bir yerdeydim. Sevdiğim adam, beni bir hediye paketi içinde düşmanlarıma armağan etmişti. Bu, yiyeceğim birkaç kurşundan daha acı vericiydi.
Sahile doğru inilen merdivenlere ilerledim. Aşağı doğru baktığımda etrafın sakin olduğunu gördüm. Hızlı adımlarla merdivenleri inerken yaşamak için gereğinden fazla çaba sarf ettiğimi fark ettim. Buna gerek var mıydı, bilmiyorum. Gerçek ailem tarafından terk edilmiştim, üvey ailem beni resmen istemediğini söylemişti ve Demir de beni tek başıma bırakmıştı. Bu yaşama çabası da neyin nesiydi?
Aşağıya indiğimde yağmur şiddetini arttırdı. Etrafa bakındım ve sahilin küçük bir yer olduğunu fark ettim. Kayalıkların kenarında küçük bir çıkıntıyı gördüğümde oraya doğru ilerledim ve hemen altına girdim. Küçücük bir alandı fakat beni şimdilik yağmurdan korurdu. Bir süre ortalık bir alanda kalmamalı ve sonra ne yapacağıma karar vermeliydim. Hava çok soğuktu ve buna dayanabilir miydim, bilmiyorum. Omzuma attığım kazağı hemen üstüme giyindim. Bacaklarımı kendime çektikten hemen sonra kollarımı vücuduma sararak ısınmaya çalıştım.
Burada beklemenin doğru bir karar olup olmadığını sorgulamaya başladığımda, artık çok geç olduğunu düşündüm çünkü Demir ya da bir başkası beni aramaya gelmiş olsa bile şimdiye geri gitmiş olmalıydı. Çaresizlikle ellerimle yüzümü kapattım. Ne kadar süre geçtiğini bilmeden ağlamaya devam ettim. Kalbim birini sevmişti ve o kişi tarafından parçalara ayrılmıştı. Ben de ona böyle hissettirmiştim. Birbirimize tutunmamız gerekirken her zaman iten taraf olmuştuk.
Vücudum soğuktan uyuşmaya başladıktan sonra ayağa kalkıp yürümeye çalıştım. Saatin kaç olduğunu bilmiyordum fakat uzun bir süre kımıldamamıştım ve hareket edip edemeyeceğimden emin değildim. Güçlükle ayağa kalktım ve bir müddet kendime izin verdim. Neredeyse akşam olmuştu ve hava kararmak üzereydi. Karanlıkta burada kalamazdım ve düşmanlarımdan değil de başka birilerinden zarar göreceğim garanti olabilirdi.
Yağmur asla durmamıştı. Sanki yaşadıklarımı biliyormuş gibi inatla yağmaya devam ediyordu. Bulunduğum yerden tüm zorluklarla ilerledim. Yağmurdan dolayı kumda yürümek biraz zor olmuştu. Merdivenleri çıktıktan sonra etrafa bakındım ve gördüğüm insanları inceledim. Herkes kendi telaşında görünüyordu.
Biraz ilerledim ve bir taksi durağı bulmaya çalıştım. Yoldan geçen arabalara da dikkat ettim fakat asla bir taksi bulamadım. Yolda rastgele bir çifti durdurdum ve onlardan taksi durağını tarif etmesini istedim. Söyledikleri yere geldiğimde bir taksiye bindim. Taksiciye adresi tarif ettikten sonra sabırla bekledim. Sadece tek bir yere gidebilirdim. Tiazza'ya geri dönemezdim. Beni her şeye rağmen kabul etmelerini umuyordum. Yeniden bir aile olabilir miydik, bilmiyordum fakat başka gidecek bir yerim yoktu.
Taksici söylediğim yere geldiğinde kaşlarımı çatarak etrafa baktım. Bir sürü gelişi güzel park edilmiş araba vardı. Evin demir kapısı tamamen kapalıydı. Bahçenin ışıklarının açık olduğu buradan görünüyordu.
"Burada bekler misiniz? Hemen döneceğim," dedim taksiciye ve o anlayışla karşıladığında arabadan inip kapıya doğru ilerledim. Taksiciyi bekletiyordum çünkü her ihtimali düşünüyordum.
Dışarıdaki kapı biraz yüksekti fakat yandaki çıkıntılardan içerisi biraz olsun görünüyordu. Kafamı eğip içeriye baktım ve bahçenin tam ortasında sandalyeye oturtulmuş olan ailem bildiğim insanları gördüm. Annem dediğim kadının karnı kocaman olmuştu. Evi terk edeli altı ay olmuştu ve ben gitmeden bir ay öncesinde hamile kaldığını düşünürsek, yedi aylık hamile olmalıydı. Doğumuna çok az kalmıştı.
Etrafta takım elbiseli bir sürü insan vardı. Bu adamlar düşmanlarım mıydı? Sandalyede oturan anne ve babamın başında bir adam duruyordu ve sırtı bana dönük olduğu için yüzünü göremiyordum fakat rahatsız edici derecede tanıdık geliyordu.
"Kızını oradan çıkaracaksın Orhan!" dedi o adam tehditkâr bir sesle.
"Sana daha kaç kez söyleyeceğim? Eliz öldü."
Adam bir kahkaha patlattı. Sesi çok tanıdıktı fakat onu nereden tanıdığımı bir türlü çıkartamıyordum. "Buraya binden fazla kez geldim ve sen bininde de kızının öldüğünü söyledin. Ben de sana yaşadığını ve Tiazza'da olduğunu söylüyorum."
Babam kafasını iki yana salladı. "Bu imkansız. Onun cesedini kendi gözlerimle gördüm."
Adam havaya iki el ateş ettiğinde yerimde sıçradım. Taksici hâlâ bekliyordu. Korkup kaçmamasını umuyordum.
"Oraya kaç tane adamımı soktum, biliyor musun? Eliz hayatta. Resimlerini göstereyim, delillerimle geldim. Bu zamana kadar sana bu resimleri göstermemem hata. Belki şimdi yaşadığını inkâr etmezsin!" dedikten hemen sonra cebinden bir zarf çıkardı ve içindeki resimleri babamın suratına fırlattı. Kalbim yerinden çıkacak gibiydi çünkü yaşadığımı biliyordu.
"Kızı Tiazza'dan alacaksın!" dedi adam tekrar tehditkâr bir sesle. "Bu kadar zamandır tüm sabrımla bekliyorum fakat artık taştı. Bir gün bile beklemeyeceğim, duydun mu beni? Kızı çıkaracaksın!"
"Hayır," dedi babam korkusuzca. "Çıkaramam."
Tekrar havaya atılan iki el ateş sesiyle etraf yankılandı. Kalbim yerinden fırlayacakmış ve beni etkisiz hâle getirecekmiş gibiydi.
"Kızı bana teslim edene kadar durmayacağım ve hayatındaki herkesi temizlemem gerekirse, bunu da yapacağım. Kızının ölümünü izleyeceksin ve en son seni geberteceğim. Tüm bu intikam, sadece Eliz'in ölmesiyle bitecekti Orhan," dedi sakin ve bir o kadar ürkütücü bir sesle. İkisi de korkuyla o adama bakıyordu. Annem sessizce ağlıyor ve babam bir yandan yalvarıyordu. "Fakat benim sınırımı şu an aştın ve bana, yapmamam gereken bir şeyi yaptırmak üzeresin."
Adam, silahın sürgüsünü geriye doğru çektikten hemen sonra, silahın ucunu anneme doğrulttu ve bir anda ateş etti. Refleksle ağzımdan çıkan çığlığa engel olamadım ve tüm hedefi kendime çektim.
**
Bölüm etkileşimi
