42. BÖLÜM | GÜÇ, İNSANI İYİLEŞTİRİR VE AYNI ZAMANDA BENLİĞİNİ KAYBETTİRİR

Vaveyla Yazarı: A G

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 43Şu an: 42. BÖLÜM | GÜÇ, İNSANI İYİLEŞTİRİR VE AYNI ZAMANDA BENLİĞİNİ KAYBETTİRİR
  1. 1 TANITIM | BİLGİ191 kelime
  2. 2 1. BÖLÜM | TİAZZA’YA HOŞ GELDİN KAÇAK!1.779 kelime
  3. 3 2. BÖLÜM | ŞÜPHE BİR DİĞER ŞÜPHEYİ DOĞURUR5.324 kelime
  4. 4 3. BÖLÜM | ALIŞILMIŞIN DIŞINDA BİR KADIN3.393 kelime
  5. 5 4. BÖLÜM | TOZLU SAYFALARDA KALMIŞ SİLİK BİRİ4.372 kelime
  6. 6 5. BÖLÜM | GECEME YANSIYAN GÖLGE3.835 kelime
  7. 7 6. BÖLÜM | AVCUMA İLİŞTİRİLEN NOT4.892 kelime
  8. 8 7. BÖLÜM | GÜVENSİZLİKLERLE DOLU PLAN4.495 kelime
  9. 9 8. BÖLÜM | ONU GÖRMEK İSTEMEDİĞİM HÂLDE ONUNLAYIM4.679 kelime
  10. 10 9. BÖLÜM | KAÇTIĞIM ŞEYE GERİ DÖNÜYORUM4.035 kelime
  11. 11 10. BÖLÜM | HİÇBİR ZAMAN GÜVENDE DEĞİL2.914 kelime
  12. 12 11. BÖLÜM | ÇAMURLA KAPLANMIŞ ZAYIF BEDEN3.053 kelime
  13. 13 12. BÖLÜM | BU KEZ ÖLÜME DAHA YAKIN3.454 kelime
  14. 14 13. BÖLÜM | HAİNLER NE KADAR YAŞAR?3.693 kelime
  15. 15 14. BÖLÜM | ÇIĞLIKLARINI SESSİZE ALACAKLAR3.147 kelime
  16. 16 15. BÖLÜM | GÜVEN YANLIŞ KİŞİDE EĞRETİ DURUR2.109 kelime
  17. 17 16. BÖLÜM| SEN, BEN VE DUVARLARIMIZDAN YIKILAN BİRKAÇ TUĞLA2.191 kelime
  18. 18 17. BÖLÜM | KAYBEDİLEN HER HİS GERİ GELMEZ3.515 kelime
  19. 19 18. BÖLÜM | ALDIĞIN YARALAR SENİ AYAKTA TUTAR3.250 kelime
  20. 20 19. BÖLÜM | İKİLEMLER SARSAR FAKAT DİBE BATIRMAZ2.778 kelime
  21. 21 20. BÖLÜM | FISILTILAR DUYMAK İSTEDİKLERİNİ SÖYLER2.278 kelime
  22. 22 21. BÖLÜM | KÜLE DÖNMEDEN ÖNCE SAVAŞLAR HEP GÜRÜLTÜLÜDÜR3.534 kelime
  23. 23 22. BÖLÜM | BİRBİRİMİZİN TANIDIK HİSLERİYİZ2.258 kelime
  24. 24 23. BÖLÜM | SANA ALDANDIM, KENDİMİ SUSTURDUM2.203 kelime
  25. 25 24. BÖLÜM | KOCA BİR GÜRÜLTÜ İÇİNDE UFACIK BİR BEDENİM2.688 kelime
  26. 26 25. BÖLÜM | YAŞAMADAN ÖLMEK, ÖLMEDEN ÇÜRÜMEK3.136 kelime
  27. 27 26. BÖLÜM | ONU SADECE AŞK MAĞLUP EDER3.112 kelime
  28. 28 27. BÖLÜM | YIKTIĞIMIZ TUĞLALARLA DUVARLARIMIZI ONARACAĞIM!2.242 kelime
  29. 29 28. BÖLÜM | TANIDIK ACILAR DAHA AĞIR GELİR2.478 kelime
  30. 30 29. BÖLÜM | YENİ BİRİ SENİ HARABEYE DE ÇEVİREBİLİR3.270 kelime
  31. 31 30. BÖLÜM | AİT OLMAK, BİRİNE KÖRÜ KÖRÜNE BAĞLANMAKTIR2.155 kelime
  32. 32 31. BÖLÜM | BAZI YÜZLEŞMELERDEN KAÇSAN DA ELBET YAKALANIRSIN2.921 kelime
  33. 33 32. BÖLÜM | BİR CAN, BAŞKA BİR CANA MI BEDELDİR?3.270 kelime
  34. 34 33. BÖLÜM | HATALAR, VEDALARI BERABERİNDE GETİRİR2.847 kelime
  35. 35 34. BÖLÜM | KALP SEVER VE PARÇALARA AYRILIR2.572 kelime
  36. 36 35. BÖLÜM | GİDERKEN AYDINLIĞI DA BERABERİNDE GÖTÜRDÜ3.146 kelime
  37. 37 36. BÖLÜM | GERÇEKLER YALANDI, YALANLAR YİNE YALANDI2.383 kelime
  38. 38 37. BÖLÜM | BAZI KAVUŞMALAR ÖFKE DOLUDUR2.237 kelime
  39. 39 38. BÖLÜM | DEĞİŞİM YAŞANMIŞLIKLARDAN GELİR2.647 kelime
  40. 40 39. BÖLÜM | BAZI GÜZEL ANLARIN SONU FELAKET OLABİLİR3.236 kelime
  41. 41 40. BÖLÜM | BİR KEZ GÜVEN KIRAN HEP DAHA FAZLASINI YAPAR2.518 kelime
  42. 42 41. BÖLÜM | TEHLİKENİN YAKININDAYSAN O HER ZAMAN SENİ BULUR2.120 kelime
  43. 43 42. BÖLÜM | GÜÇ, İNSANI İYİLEŞTİRİR VE AYNI ZAMANDA BENLİĞİNİ KAYBETTİRİR2.886 kelime · Okuduğun bölüm

Merhabaaaaa 🙋🏻♀️

Bu bölümü çok beğendim ben. Yazarken çok keyif aldım. Umarım sizde okurken beğenir ve gerçekten keyif alırsınız. Yeni bölümü yetiştirebilirsem haftasonu fakat yetiştiremezsem haftaiçi bir gün yayınlarım. Keyifli okumalar dilerim. 🫡😍

**

Kurşunlar durmaksızın üstümüze yağarken pencerenin önüne eğildim. Kolumda bir sıyrık vardı fakat acıtmıyordu. Uyuşmuştu sanki ya da ben artık alışmıştım. Elimle yarama bastırdım.

"Eliz!" diye bir bağırış duydum Demir'den. Yaralandığımı görmüştü ve ona baktığımda onun da omzunu tuttuğunu gördüm.

"İyiyim," dedim hemen. Yavaşça yanıma süründü ve silahını çıkardı. "Sen iyi misin? Acıyor mu?"

"Beni düşünme," dedi ama nefes alışverişlerinde bir terslik vardı. Ya adrenalinden ya da canının acısından nefesleri çok sıktı. Bende olduğu gibi.

"Antreman odasına gidip silah alacağım," dediğimde omzunu tuttuğu elini bırakıp kolumu kavradı.

"Sakın!" dedi net ve sert bir tonda.

"Seni dinlemeyeceğim," dedim ve sürünerek odaya ilerledim. Burada pencere olmadığı için ayağa kalktım ve Anıl'ın bana öğrettiği silahı kapıp yeteri kadar şarjör aldım. Bu benim ilk çatışmam olacaktı ve hayır, elime yüzüme bulaştırmayacaktım.

Tekrar Demir'in yanına döndüm. Silahı inceledim ve her şey yerli yerindeydi. Kilidi açtım ve sürgüyü kaydırdığımda artık ben de hazırdım.

"Eliz," dedi tekrar bileğimi tutarken. "Beni dinlemeyeceğini biliyorum ama elinden geldiğince geri dur. Tamam mı?"

Bakışları söylediklerine itiraz etmememi emrediyordu. Yavaşça kafamı salladım.

"Hem çocukları aradım, birazdan burada olurlar."

Tam ona bir şey söylemek üzereyken kapıdan hareketlenme duyduğumuzda, bir adamı gördük ve Demir ani bir refleksle adamın kafasını patlattı. Eskiden olsa bu görüntüye dayanamaz, midem bulanırdı ama artık alışmıştım.

Dikkatle dışarıya bakıp silahımı uzattığımda ateş ettim ama ıskalamıştım. Birkaç kez daha denediğimde en sonunda bir adamın dizinden vuruluşunu ve yere çöküşünü görmüştüm.

Demir birkaç adamı yere serdiğinde, dışarıdaki grupta neredeyse beş kişi kalmıştı. Uzaktan gelen araba seslerini duymuş olacaklarki, dizinden yaralanan adamı bırakıp oradan kaçtılar. Arkalarından birkaç kez daha ateş ettim fakat ben başarılı olamasam da, Demir'in kurşunu birine daha isabet etmişti.

Ayağa kalkıp hızla dışarıya doğru koştum. Demir arkamdan gür sesiyle ve tüm hiddetiyle bana seslenmiş olsa da onu dinlemeyecektim. Zaten peşimden geleceğini biliyordum.

Yere yığılan adamda silah var mıydı, bilmiyordum ama bu riske değerdi. Tek başına kaldığı için kendini bile öldürebilirdi. Bu yüzden ona yetişmeli ve onu konuşturmalıydım. Yıldıray'ın adamları olduğunu biliyordum. Amaçları öldürmek değildi belki de. İmkanları varken pencereden bizi gayet de öldürebilirlerdi. Geldiklerini fark etmemiştik bile.

Dışarıya çıktığımda onu gördüm. Etrafında bir şey yoktu. Silahı olmadığını varsayıyordum ve bu yüzden hızla ona doğru ilerledim. Ona doğru ilerledikçe yüzü belirginleşti ve onun kim olduğunu anlamıştım. Demir'le yemeğe çıktığım akşam, restorandan beni kaçıran ve Demir'i öldüresiye döven adamdı bu.

"Şu işe bak," dedim silahımı ona doğru tutarak. "Seni bir gün bulurum diye düşünüyordum. Sen kendi ayağınla bana gelmişsin. Hem de senin kim olduğunu bilmeden seni ben yaralamışım."

Adamın ağzından iniltiden başka bir şey çıkmıyordu. Bacağından hızla kan akıyordu ve elleriyle bacağına bastırıyordu.

"Eliz!" diye bağırdı Demir arkamdan. "Uzaklaş onun yanından."

Bana bir şey yapacak düşüncesiyle endişeleniyor olmalıydı ama etrafımızda adamın bana zarar verebileceği bir şey yoktu. Arkadaşları giderken kendilerini korumak için tüm silahları almış olmalıydı.

Bir adım kenara çekildim ve Demir'in adamı görmesini sağladım. "Onun kim olduğunu hatırlıyor musun?" diye sordum hemen. Sorum karşısında adama dikkatlice baktığında kaşları hayretle yukarı kalktı. Onun kim olduğunu elbette biliyordu ve bu işin arkasında kimin olduğunu da anlamıştı. Tabi ki İlker'di ve bu adam ona çalışıyordu.

"Tamam uzaklaş şimdi oradan," diye bir kez daha beni uyardı. Yavaş yavaş bana yaklaşıyordu ve benim ne yapacağımı anlamış olmalıydı.

Silahı adamın alnına dayadım. Adam iyice kıvranıyordu ve acıdan ağlıyordu. Öleceğini bildiği için de ağlıyor olabilirdi ama bu benim umrumda değildi.

"Şu an, dünyadaki cehennemdesin ve asıl cehenneme gitmek üzeresin," dedim dişlerimin arasından ve silahı alnına biraz daha bastırmamın hemen ardından tetiği çektim. Adamın kafası patlarken üzerime onun kanı da sıçradı. Bunu yaparken bir an bile düşünmedim ve asla da pişman olmayacaktım. Ben zaten cehennem çukurundaydım ve birini öldürdüm diye ağlamanın zamanı değildi. Hayır, buna alışacaktım çünkü canını yakmam gereken iki kişi daha vardı. Yıldıray ve İlker. Benimle uğraşmaya ve benim canımı yakmaya devam eden birileri olursa, o liste uzayıp gidecekti. Bu yüzden sızlanmanın zamanı değildi. Soğukkanlı olmam gerekiyordu. Bununla yaşamayı öğrenmem gerekiyordu.

Demir, şaşkın bakışlarını yüzümde gezdirdi ve belki de nasıl böyle sakin kalabildiğimi düşünüyordu. Hatta karşısındaki kişinin, ben olup olmadığımı bile düşünüyor olabilirdi.

"Olması gerekeni yaptım," dedim ondan herhangi bir ses gelmeyince. Bakışlarını yüzümde gezdirmeye devam etti. Duygularımı yüzümden anlamaya çalıştığının farkındaydım.

"Sana..." dedi ve sustu. Bir müddet bekledi ve konuşmaya devam etti. Konuşmak onu zorluyormuş gibi davranıyordu. "Sana karışmamanı söylemiştim."

"Bu benim meselem," dedim hiç beklemeden. Bu sefer kaşları çatıldığında ona aynı şekilde bakmanın daha doğru olacağını düşündüm.

Bana tam bir şey söylemek üzereyken, etrafımızın kalabalıklaşmaya başladığını fark ettim. Herkes bir bana bir de yerde yatan adama bakıyordu. O adamı öldüren kişinin ben olma düşüncesi, herkesi bozguna uğratmıştı. Aralarından bir kişi hariç, Anıl. Bana gülümseyerek bakıyordu ve aynı zamanda gurur duyduğunu da görebiliyordum. Bu yaptığımdan gurur duyulur muydu, bilmem fakat bu güçlendiğimin bana göre bir kanıtıydı.

Elimdeki silahı cesedin yanına fırlattım ve kalabalığın içinden geçmek için o yöne doğru ilerledim. İnsanların arasından geçerken üzerimde dolaşan tuhaf bakışları görebiliyordum. Eğitim aldığımı buradaki herkes zaten biliyordu fakat kısa bir sürede, bu kadar delirmiş olabilmemi ilginç buluyor olmalılardı. Kimsenin benim kadar ağır şeyler yaşamadığına neredeyse emindim. Evet, ağır hikayeler vardı fakat buraya geldiklerinde artık yeni bir hayat onları bekliyordu. Ölüm tehditleri yoktu, çoğu sevdiklerini bile kaybetmemişti ama ben, onlar kadar şanslı değildim. Her gün ölüm ile burun burunaydım. Her gün birini kaybetme korkusuyla yaşıyordum ve durup, bir an bile bekleyecek vaktim yoktu. Değişmem, güçlenmem gerekiyordu.

Bileğimdeki bir güç beni durdurdu. O elin kime ait olduğunu elbette biliyordum. Benim için endişeleniyordu, onu anlıyordum fakat o da anlamalıydı. Ben, tanıdığı Eliz değildim ve artık o eski Eliz olamazdım.

"Tek başına savaşmak zorunda değilsin," dedi destek olmak ister gibi.

Dudaklarım keyiften uzak bir şekilde kıvrıldı. "Kendi savaşıma kimseyi dahil etmek zorunda da değilim."

Bileğimdeki gücünü arttırdı ve beni kendisine çevirdi. "Ben kimse değilim," dedi diğer elini yanağıma yerleştirerek. Bileğimdeki eli hâlâ tenimdeydi. "Değiştiğini görmek canımı acıtıyor. Senin, ilk gördüğüm andaki Eliz olduğunu bilmek istiyorum. Bu yolda seni kaybetmek istemiyorum."

İtirafları ne kadar kalbimi yumuşatsa da istifimi bozmadım. "Sen benim kendimle de savaştığımı görmüyor musun?" diye çıkıştım. Bir şeyleri anlamaması işimizi daha da zorlaştırıyordu. "Bana artık kim, ne yapabilir?"

Gözlerimin içine bakmakla yetindi ve bileğimdeki elini bıraktı fakat yanağımı okşamaya devam ediyordu. Ensemi kavrayıp beni kendisine çekti ve alnıma uzunca bir öpücük bıraktı. "Her zaman yanında olacağım," dedi dudaklarını alnımdan çekmeden. "Yalnız halletmene izin vermeyeceğim."

Kollarımı sırtında birleştirip ona sarıldım ve o an, ona böyle içten sarılmanın huzurunu hissetmeye çalıştım. Her zaman yanımda olduğunu biliyordum fakat bu konuşmayı her yaptığımızda beni itiyordu ama şimdi biliyordum, beni yalnız bırakmayacağını biliyordum.

"Ahsen'i bulalım ve yaralarımıza baktıralım," dediğinde itiraz etmedim ve birlikte oradan ayrıldık.

**

Evimin önüne geldiğimizde bana doğru döndü. "Benimle kalmak istemediğine emin misin?" diye sorduğunda başımı yavaşça salladım.

Önüme düşen bir tutam saçı kulağımın arkasına sıkıştırdı. "Nasıl istersen," derken aynı zamanda elinin tersiyle yanağımı okşuyordu.

Elini tuttum ve yanağına öpücük bıraktım. "Görüşürüz," dediğimde gözümün içine baktıktan kısa bir süre sonra bakışlarını dudaklarımda gezdirdi ve acele etmeden ufak bir öpücük bıraktı.

"Ben dudaklarını tercih ederim," dediğinde bakışlarım, onun yaptığı gibi gözleri ve dudakları arasında mekik dokudu. Yüzüne doğru eğildim. Kokusu burnuma dolarken yüzünü ellerimin arasına aldım. Dudaklarına nefes almadan uzun bir öpücük bıraktım. Kalçamdan destek alarak beni kucağına çektiğinde ondan anında ayrıldım. Daha önce bir bedenmiş gibi uyumuş olsak da bu farklı bir temastı.

Ben ona şaşkınlık ve heyecan içinde bakarken, o ise bir koluyla belimi kavrarken diğer eliyle de arabanın koltuğunu geriye çekti ve bize alan yarattı. Her iki eli de belimden sırtıma tırmanırken bakışlarını işkence eder gibi yüzümün her zerresinde gezdiriyordu. Sonra birden ensemden tutup beni kendine çektiğinde yüzünü boynuma gömdü ve minik öpücükler bırakmaya başladığında gözlerimi istemsizce kapattım fakat durmamız gerekiyordu. Yanlış bir yerdeydik.

"Demir..." dedim kısık bir sesle. Sesim hırıltılı çıkmıştı. "Gitsem iyi olacak."

Sözlerim karşısında tepkisi bana iştahla bakmak oldu. Neden böyle dediğimi o da biliyordu. Birbirimize hissettiklerimize engel olamıyorduk. "Gitmeni istemiyorum," dedi sırıtarak. "Ama evet, gitsen iyi olacak. Bunu başka zamana saklayacağım."

Yavaşça yutkundum ve bunu fark ettiğinde daha çok sırıttı. Göğsüne doğru vurduğum sırada sırıtışı artık kahkahaya dönüşmüştü. Kucağından inip yan tarafa geçtim.

"Yarın görüşürüz," dedim kapıyı açtığımda.

"Görüşürüz Kaçak," dediğinde ona kısa bir bakış attım. Yine kaçtığım için benimle eğleniyordu.

Arabadan inip evimin olduğu binaya ilerledim. Binaya girmeden önce Demir'e dönüp el salladım. Arabanın kornasına bastı ve oradan ayrıldı.

Binaya girdim ve evimin olduğu kata geldiğimde anahtarımı çantamdan bulduktan hemen sonra kapıyı açtım. Bugünün hemen bitmesini istiyordum. Duş alacak, belki biraz atıştıracak ve sonra uyuyacaktım.

Salonun ışıkları açıktı. Muhtemelen babam buradaydı. Beni böyle yaralı ve kanlar içinde görmesini hiç istemesem de şu an başka bir durum söz konusu değildi.

"Eliz?" dedi içerden bana seslenirken.

Yavaş adımlarla salona ilerleyip içeri girdiğimde, beni görünce gülümseyen yüzünü endişe kapladı.

"Eliz!" dedi oturduğu koltuktan bir anda kalkıp bana doğru ilerlerken. Bir eli havada asılı kalmıştı ve bana dokunmak ister gibi kolunu uzatmıştı.

"İyiyim baba," diyebildim her ne kadar aksi görünse de.

"İyi kelimesi senden şu an çok uzakta. Neler oldu?" diye sorarken sesi titriyordu. "Ben seni buraya...buraya hiç bulaştırmamalıydım."

"Tiazza'ya geldiğimden beri başımdan bela eksik olmadı," dedim kendimi koltuğa bırakırken. "Bu benim için yeni bir şey değil."

"Hayır," diyerek reddetti babam. "Bu senin için yeni bir şey. Her ne kadar burada olmasam da başına gelenlerden haberim var ve bu çok farklı bir şey. Bu durumun icabına bakacağım. Gerekirse yurt dışına gideriz ve..."

"Artık çok geç," diyerek sözünü böldüm. Bana inanamayarak baktı ve anlamaya çalışıyordu. "Bir amacım var ve geride bırakamayacağım insanlar da. Beni bu cehenneme göndermeden, ben böyle değişmeden bunu düşünmen gerekiyordu. Artık çok geç."

"Eliz," diye söz girdiğinde yeniden sözünü kestim.

"Her neyse baba. Asıl konuşmam gereken başka bir konu var."

Yenilgiye uğradığını hissederek uzatmadı ve "Nedir?" diye sordu.

"Bana yalan söylemedin değil mi? Yağmur konusunda, onu o adamlara sen teslim etmedin?"

Babam şaşkınlıkla ve aynı zamanda endişeyle yüzüme baktı. "Bu da nereden çıktı?"

"Sorumun cevabı bu değil. Sen mi teslim ettin? Tüm bu olanların sebebi sen misin?"

"Elbette hayır!" dedi hemen. "Bunu asla yapmam. Yıldıray nasılsa ben de bir babayım. Orda ölmeyi ben tercih ederdim."

Yalan söyleyip söylemediğini anlamak benim için çok kolaydı. Onu annemden bile daha iyi tanıdığımı iddia ederdim hep. Yalan söylemiyordu, bunu biliyordum. Yokluğumda iyi bir oyuncu olduysa tabii, bu her şeyi değiştirirdi. Ne de olsa onun üvey çocuğu olduğumu inandırmakta başarılı olmuştu.

"Sana inanmak istiyorum," diyerek itiraf ettim. Gözlerimde aksini öğrenmemek için yalvardığıma emin olduğum bakışlarımı ona gönderiyordum. "Lütfen...lütfen yalan söyleme."

"Eliz, kızım," dedi ellerimi sıkıca tutarken. "Bu aptal yalanı sana kim söyledi?"

"Baba," dedim derin bir nefes alırken. "Beni kaçıran kişi İlker ve sanırım Yıldıray'la iş birliği yapıyor. Tüm bunları onun söylediğini düşünüyorum. Başka hiçbir şey aklıma gelmiyor."

Babam gözlerini sıkıca kapatıp açtı. Tüm bu olanlar ona da çok fazla geliyordu, biliyordum. Biz kendi halimizde, kimseye zararı olmayan bir aileydik ve şimdi bir aile kavramına bile sahip değildik, parçalanmıştık.

"Bizim çevremizdeki tüm insanlar olayın doğru tarafını biliyor ve dediğin gibi Yıldıray'dan başkası değildir."

"İlker'in kafasını karıştırdı ve bizim üzerimize saldı. Böylelikle tüm dikkati kendi üzerinden dağıttı. Biz İlker'le uğraşırken onun da başka planları olduğuna yemin edebilirim. Aşağılık herif! Onu geberteceğim!" dedim tüm öfkemle. Ellerim yumruk halini almıştı ve tırnaklarım avcumun içine batıyordu.

Babam sırtımı sıvazlarken onun yine bana sakin olmamı ve bunu başkasının halletmesi gerektiğini söyleyeceğini düşündüm fakat ciddiyetimi anlamış olsa gerek, sadece destek verir gibi elini sırtımdan çekmemişti.

"Dinlenmelisin," dedi sadece. Yüzüne baktığımda bana gülümsüyordu. Aynısını zor olsa da yaptım ve onun varlığının farkına yeni varmışım gibi sıkıca sarıldım.

"Dikkatli ol baba," dedim sarılmaya devam ederken. "Seni de kaybetmek istemiyorum."

Babamın eli sırtımda birkaç saniye durdu ve tekrar aynı ritmine devam etti. Gözlerimden yaşların süzülmesine izin verirken kendime kısa bir süreliğine küçük Eliz olma izni verdim.

Babam benden ayrılırken hızlıca gözyaşlarımı sildim. Beni ağlarken görmesini ne kadar istemesem de ıslak yanaklarımı gördüğünde gülümsedi. "Güzel kızım, sen hala benim tanıdığım Eliz'sin. Güçlü durmaya çalıştığını biliyorum ve seni anlamaya çalışıyorum."

Sözlerine sadece gülümseyerek karşılık verebildim.

"Hadi dinlenme vakti," dedi beni koltuktan kaldırırken. "Sabah baba-kız kahvaltı yapalım. Sana sevdiğin omleti yapacağım."

"Anlaştık, iyi geceler baba."

"İyi geceler bitanem."

**

Sabah babamla anlaştığımız kahvaltımızı yaptıktan sonra işlerimin olduğunu söyleyerek evden çıktım. Demir'in verdiği telefonu cebimden çıkardıktan sonra rehberden Ahsen'i buldum ve onu aradım. Kısa bir çalışın ardından karşıdan sesini duyduğumda bir süre sessiz kaldım.

"Alo? Kimsiniz?" diye sordu şaşkın bir ses tonuyla.

Boğazımı temizledim ve sesimi değiştirmeye çalışarak "Günaydın güzellik," dedim. Karşıdan bir süre ses gelmedi.

Sesimi değiştirdiğime o kadar emindim ki, Ahsen adımı söyleyene kadar bu işte çok iyi olduğumu bile düşünmüştüm.

"Eliz? Sen kendini kamufle ettiğini mi düşündün gerçekten?"

Moralim bozularak cevap verdim. "Sen beni çok iyi tanıdığın için böyle oldu."

Karşıdan kıkırtısını duyduğumda onun göremeyeceğini bildiğim hâlde gülümsedim.

"Demir telefon mu verdi?"

"Evet, şaşırdın değil mi? Ben bayağı şaşırmıştım."

"Geç bile kaldı," dedi hemen. "Çok sevindim. Artık birbirimizi göremesek de sürekli konuşabileceğiz. Biliyorsun, artık klinikten başka bir yere gidemiyorum ve inan bana çok sıkıldım. Seninle sürekli gezdiğimiz zamanlarımızı özledim."

"Tiazza'da kalabilmen için devam etmen gerekiyor. Kurallar..."

Karşıdan bıkkınlıkla ofladığını duydum. "Maalesef biliyorum. Her neyse, bu ara beni unuttun. Yaralanmak dışında buraya gelmiyorsun. En kısa zamanda yanıma uğra. Sana anlatacaklarım var."

"Tamam, geleceğim."

Telefonu kapattıktan sonra cafe&barın önüne gelmiştim. Aslında Demir'in evinin önünden geçmiştim ve oraya gidecektim fakat telefonla konuşurken bundan vazgeçtim.

İçeri girdiğimde çalışanların düzen ve temizlikle uğraştığını gördüm. Utku ileride birileriyle konuşuyordu. Beni gördüğünde elini kaldırdı ve gelmemi işaret ettiğinde ona doğru ilerledim.

"İyi misin?" diye sorarken nazikçe bana sarıldı. "Olanları duydum."

"İyiyim, ufak bir sıyrık sadece."

"İlker mi? Doğru mu söylenenler?" diye sorduğunda aksi bir yanıt duymayı bekliyor gibi bakıyordu fakat ben olumlu anlamda kafamı salladığımda tepkisi, "aptal herif," oldu.

"Demir'i gördün mü?" diye sordum konuyu değiştirerek.

"Daha gelmedi."

Kaşlarımı çatarak elimdeki telefona baktım. Saat neredeyse on bir olacaktı. "Bu kadar geç kalmazdı."

"Aradım ama açmadı," dedi omuzlarını kaldırıp indirirken. Ardından arka taraftaki masalardan birini gösterdiğinde kafamı çevirdim. "Şu eleman geldi yine. Demir gelmeden gitmesini söyledim ama Tiazza'daki herkesin eşit olduğunu ve kahvaltısını burada yapmak istediğini söyledi. İstersen bir de sen konuş."

Bahsettiği kişi Kutay'dı ve beni gördüğünde ciddi suratının yerini her zamanki sırıtışı aldı. Ne yapmaya çalıştığı hakkında ufacık bir fikrim yoktu. Kendimden emin adımlarla masasına ilerledim ve sandalyelerden birini çekip oturdum.

"Kendini öldürtmek için uğraşıyorsan, doğru yoldasın."

"Ne kadar güzel bir sabah," dedi söylediklerimle dalga geçiyormuş gibi. Parmaklarını birbirine kenetledikten sonra masaya yaslandı. Bakışlarını yüzüme sabitledi ve "İyi misin?" diye sordu.

"Ben iyiyim, sen iyi misin? Demir'in mekanındasın ve seni istemediğini biliyorsun. Gitmelisin," derken ciddi göründüğüme emindim.

"Ben de Tiazza'nın bir üyesiyim Eliz," derken dik duruşa geçti. "İstediğim mekanda takılmakta özgürüm."

Kaşlarımı hayretle yukarı kaldırdım ve cesaretine hayran kaldım.

"Her neyse," dedi ve kahvaltısına geri döndü. "İlker'in bir şeylerin peşinde olduğunu duydum. Kimle işbirliği yaptığı hakkında bir fikrin vardır diye düşünüyorum."

"Yıldıray," dedim hemen.

Ağzına bir parça peynir atarken kafasını salladı. Oldukça rahat görünüyordu.

"Sen o adamla uzun yıllar çalıştın değil mi?" diye sorduğumda tek kaşını kaldırarak bana baktı fakat devam etmem için bana süre tanıdı. "Bana kötü adamlarla çalışmadığını söyledin. Yağmur meselesini yanlış bildiğini söyledin. Babam gerçekten onlara teslim etmedi değil mi? İlker babamın yaptığını düşünüyor. Bunu onun kafasına sokan da Yıldıray. Babama sordum, hayır dedi ve ona inanmaktan başka çarem yok. Bana söyleyeceğin bir şey var mı?"

Elindeki çatal ve bıçağı kenara bıraktıktan sonra peçeteyle dudaklarını sildiğinde yüzüme ciddiyetle baktı. "Seni temin ederim, babanın bunu yapmadığını hepimiz biliyoruz. Bu bir kandırmacaydı. Yıldıray ve babanın arasında düşmanlık yaratmaktı," dediğinde derin bir nefes aldım. "Olay yaşanırken Yıldıray'ın bizzat yanındaydım. Yağmur'un öldüğü ana şahit oldum. Çok yıkıcı bir andı ve o adamın intikam duygusu senle baban ölene kadar bitmeyecek. Hatta bu yolda belki başkalarını da öldürecek."

"Buna sen de dahil misin? Ona ihanet ettin ve şimdi Altay amcaya çalışıyorsun. Bunu biliyor olmalı," dedim endişeyle.

"Elbette biliyor Eliz," dedi gülümseyerek ve o endişelenmiyormuş gibi görünüyordu. "Fakat ben artık birilerinin adamı olmayı bıraktım."

"Anlamadım?"

Etrafına temkinli bakışlar attıktan sonra masaya doğru eğilip sesini kıstı. "Sana güvenebilir miyim? Güvenmek istiyorum."

Anında başımı salladım.

"Senin bu meselen, beni zerre ilgilendirmiyor ama en başından beri içindeyim ve çözen kişi ben olmalıyım diye kendimi fazlasıyla bu meseleye adadım. Elime ne geçecek, hiçbir şey. Bildiğim tek şey, yardım etmem gerektiği."

"Ne demek istiyorsun, anlamıyorum?" diye sordum merakla.

"Altay'a yakın olmaya çalışıyorum ve onun bir numaralı adamı olmak için uğraşıyorum. Bana şimdiden güveniyor ve beni bir eve getirdi. Büyük bir yer, çalışanları falan var," dediğinde hafızam bana o evi hatırlatmakta yardımcı oldu.

"Sanırım orayı biliyorum. Bir defa yaralanmıştım ve Demir'in çok yakın bir doktoru vardı, Akif hoca olması lazım. Yıldıray onu öldürünce Demir amcasını arayıp yardım istemişti ve muhtemelen o eve gitmiştik."

"Evet," dedi hemen. "Yanılmıyorsam başka mülkü yok gibi görünüyor."

"Hâlâ anlamıyorum Kutay," diyerek resmen her şeyi anlatması için isyan ettim.

"O evde garip bir şeyler dönüyor Eliz," dediğinde kaşlarımı çatarak ona baktım. "Demir'in arkasından iş çevirdiğine dair hislerim var ve belki başka şeyler de var, araştıracağım.

Cümlesini bitirdiğinde sırtımı sandalyeye bütün güçsüzlüğümle yasladım ve Demir'le aramda geçen konuşmayı hatırladım. Onun aptal olduğundan bahsetmişti ve arkasından iş çevirmeyeceğine fazlasıyla emindi. İkisi de bir şeyler için önlem alıyorlardı ve birbirlerini devirmeye çalışıyorlardı.

"Bir şey öğrendin mi peki?" diye sordum bu sefer.

"Bir şeylerden şüpheleniyorum ama emin olana kadar söylemeyeceğim," dediğinde ciddiyetini gördüğüm için onu zorlamaktan vazgeçtim.

"Bana neden bunları anlatıyorsun?" diye sorduğumda yüzündeki ciddi ifadenin yerini gülümseme aldı.

"Sana güvenebilir miyim diye ölçüyorum. Gerçekten sessiz kalacak mısın, bilmem gerek. Böylelikle bu işi birlikte çözebiliriz çünkü dediğim gibi, bu artık nedensizce benim de meselem."

Tüm bu sohbetin sonunda endişeyle etrafıma baktım ve aklımdan geçen düşüncelerin hepsinde, öğrendiklerimi Demir'den nasıl saklayacağım vardı.

**

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1.212okunma 20beğeni 5yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.