6. BÖLÜM | AVCUMA İLİŞTİRİLEN NOT

Vaveyla Yazarı: A G

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 43Şu an: 6. BÖLÜM | AVCUMA İLİŞTİRİLEN NOT
  1. 1 TANITIM | BİLGİ191 kelime
  2. 2 1. BÖLÜM | TİAZZA’YA HOŞ GELDİN KAÇAK!1.779 kelime
  3. 3 2. BÖLÜM | ŞÜPHE BİR DİĞER ŞÜPHEYİ DOĞURUR5.324 kelime
  4. 4 3. BÖLÜM | ALIŞILMIŞIN DIŞINDA BİR KADIN3.393 kelime
  5. 5 4. BÖLÜM | TOZLU SAYFALARDA KALMIŞ SİLİK BİRİ4.372 kelime
  6. 6 5. BÖLÜM | GECEME YANSIYAN GÖLGE3.835 kelime
  7. 7 6. BÖLÜM | AVCUMA İLİŞTİRİLEN NOT4.892 kelime · Okuduğun bölüm
  8. 8 7. BÖLÜM | GÜVENSİZLİKLERLE DOLU PLAN4.495 kelime
  9. 9 8. BÖLÜM | ONU GÖRMEK İSTEMEDİĞİM HÂLDE ONUNLAYIM4.679 kelime
  10. 10 9. BÖLÜM | KAÇTIĞIM ŞEYE GERİ DÖNÜYORUM4.035 kelime
  11. 11 10. BÖLÜM | HİÇBİR ZAMAN GÜVENDE DEĞİL2.914 kelime
  12. 12 11. BÖLÜM | ÇAMURLA KAPLANMIŞ ZAYIF BEDEN3.053 kelime
  13. 13 12. BÖLÜM | BU KEZ ÖLÜME DAHA YAKIN3.454 kelime
  14. 14 13. BÖLÜM | HAİNLER NE KADAR YAŞAR?3.693 kelime
  15. 15 14. BÖLÜM | ÇIĞLIKLARINI SESSİZE ALACAKLAR3.147 kelime
  16. 16 15. BÖLÜM | GÜVEN YANLIŞ KİŞİDE EĞRETİ DURUR2.109 kelime
  17. 17 16. BÖLÜM| SEN, BEN VE DUVARLARIMIZDAN YIKILAN BİRKAÇ TUĞLA2.191 kelime
  18. 18 17. BÖLÜM | KAYBEDİLEN HER HİS GERİ GELMEZ3.515 kelime
  19. 19 18. BÖLÜM | ALDIĞIN YARALAR SENİ AYAKTA TUTAR3.250 kelime
  20. 20 19. BÖLÜM | İKİLEMLER SARSAR FAKAT DİBE BATIRMAZ2.778 kelime
  21. 21 20. BÖLÜM | FISILTILAR DUYMAK İSTEDİKLERİNİ SÖYLER2.278 kelime
  22. 22 21. BÖLÜM | KÜLE DÖNMEDEN ÖNCE SAVAŞLAR HEP GÜRÜLTÜLÜDÜR3.534 kelime
  23. 23 22. BÖLÜM | BİRBİRİMİZİN TANIDIK HİSLERİYİZ2.258 kelime
  24. 24 23. BÖLÜM | SANA ALDANDIM, KENDİMİ SUSTURDUM2.203 kelime
  25. 25 24. BÖLÜM | KOCA BİR GÜRÜLTÜ İÇİNDE UFACIK BİR BEDENİM2.688 kelime
  26. 26 25. BÖLÜM | YAŞAMADAN ÖLMEK, ÖLMEDEN ÇÜRÜMEK3.136 kelime
  27. 27 26. BÖLÜM | ONU SADECE AŞK MAĞLUP EDER3.112 kelime
  28. 28 27. BÖLÜM | YIKTIĞIMIZ TUĞLALARLA DUVARLARIMIZI ONARACAĞIM!2.242 kelime
  29. 29 28. BÖLÜM | TANIDIK ACILAR DAHA AĞIR GELİR2.478 kelime
  30. 30 29. BÖLÜM | YENİ BİRİ SENİ HARABEYE DE ÇEVİREBİLİR3.270 kelime
  31. 31 30. BÖLÜM | AİT OLMAK, BİRİNE KÖRÜ KÖRÜNE BAĞLANMAKTIR2.155 kelime
  32. 32 31. BÖLÜM | BAZI YÜZLEŞMELERDEN KAÇSAN DA ELBET YAKALANIRSIN2.921 kelime
  33. 33 32. BÖLÜM | BİR CAN, BAŞKA BİR CANA MI BEDELDİR?3.270 kelime
  34. 34 33. BÖLÜM | HATALAR, VEDALARI BERABERİNDE GETİRİR2.847 kelime
  35. 35 34. BÖLÜM | KALP SEVER VE PARÇALARA AYRILIR2.572 kelime
  36. 36 35. BÖLÜM | GİDERKEN AYDINLIĞI DA BERABERİNDE GÖTÜRDÜ3.146 kelime
  37. 37 36. BÖLÜM | GERÇEKLER YALANDI, YALANLAR YİNE YALANDI2.383 kelime
  38. 38 37. BÖLÜM | BAZI KAVUŞMALAR ÖFKE DOLUDUR2.237 kelime
  39. 39 38. BÖLÜM | DEĞİŞİM YAŞANMIŞLIKLARDAN GELİR2.647 kelime
  40. 40 39. BÖLÜM | BAZI GÜZEL ANLARIN SONU FELAKET OLABİLİR3.236 kelime
  41. 41 40. BÖLÜM | BİR KEZ GÜVEN KIRAN HEP DAHA FAZLASINI YAPAR2.518 kelime
  42. 42 41. BÖLÜM | TEHLİKENİN YAKININDAYSAN O HER ZAMAN SENİ BULUR2.120 kelime
  43. 43 42. BÖLÜM | GÜÇ, İNSANI İYİLEŞTİRİR VE AYNI ZAMANDA BENLİĞİNİ KAYBETTİRİR2.886 kelime

"Her şey iyi gelecek, hiçbir şeyi kalbine yük etmediğinde."

**

Akıp giden zamanda yapabildiğim tek şey, yatağımda çivilenmiş şekilde beklemekti. Korku damarlarımda akıp gidiyordu ve bu duygu devam ederse benden bağımsızlaşıp bedenimi tamamen istila edecekti. Kıpırdamadan bekliyordum. Oda karanlıktı ama bana baktığına yemin dahi edebilirdim. Ani bir hareket yapmamaya özen gösteriyordum. Peşimde kim olduğunu bilmediğim düşmanlarımın varlığından haberdardım fakat Tiazza da artık kendimi biraz olsun güvende hissederken şimdi ölüme yaklaşmış gibi düşünmeye başlamıştım. Hatta birkaç dakika sonra ya da belki birkaç saniye sonra dünyaya gözlerimi kapatacaktım.

Karanlık gölge yavaş adımlarla bana doğru ilerlerken tüm vücudum kasıldı. Bana yaklaşmasına bir-iki adım kala sanki yıllardır konuşamayan ve bir anda konuşma yetisine kavuşmuş biri gibi tüm odaya haykırdım. Gölge bir anda üstüme atladı ve eliyle ağzımı kapattığında tüm çığlıklarım boğuk çıktı.

"Benim,"dediği anda sustum. Boğazım cırlamaktan acıyordu. Ağzımı sıktığı elini hafifletti ve bedenimin kasılması bir anda geçti fakat kalbim hala deli gibi atmaya devam ediyordu. Vücudum onlarca kez halatla bağlanmış gibi keskin acı içerisindeydi. Beni bu şekilde korkuttuğu için ona son derece kızgındım.

Konuşabileceğimi anlayana kadar bekledim ve kendimden emin olduğumda "İlker ne yaptığını sanıyorsun?" diyerek öfkeyle soludum.

Ayağa kalktı ve hiçbir şey söylemeden odanın ışığını açıp tekrar yanıma ulaştı. Yatağımın kenarına oturduğunda yüzümün tüm detaylarını inceliyordu. Saçımın bir tutamını kulağımın arkasına sıkıştırırken gerilen vücuduma engel olamadım ve ayaklarımı karnıma kadar çektim.

"Özür dilerim, sadece...sadece sen uyurken biraz yanında kalıp gidecektim ama uyumuyormuşsun,"derken üzgündü ve yaptığı hareketten dolayı pişman olmuşa benziyordu.

"Daha yeni yatmıştım,"dedim mırıldanarak. Bakışlarını kolundaki saate çevirip kaşlarını çattıktan sonra bana baktı.

"Neredeydin ki?" diye sorarken bunun onu ne kadar ilgilendirdiğini düşündüm. Onunla bu konuşmayı sürdürmek ya da herhangi bir konuda konuşmak istemiyordum. Hatta şu an burada olmasını bile istemiyordum fakat onu kovamazdım.

"Demir'in ofisinde, bunu sen de biliyorsun,"diye düz bir cevap verdim. Bu durumdan hoşlanmadığına dair yüzünde anlamsız bir ifade oluştu. Daha çok beni Demir'in elinden nasıl kurtarabilirdi, bunun düşüncesi tüm beynine saldırmıştı. Onu tanıyordum ve ne düşünebildiğini kestirebiliyordum.

İlker kendi düşünceleriyle savaş içindeyken üzerimdeki yorganımı tekmeleyerek uzaklaştırdım ve yataktan kalktım. Kendimi suç işliyor gibi hissediyordum. Demir gittiğinde İlker'le odada kalmak onun için nasıl anlaşılırdı bilmiyorum ama bu düşünce benim hiç hoşuma gitmemişti. Uykum kaçmıştı ve bu dört duvar oda bana çok baskın gelmeye başlamıştı. Temiz havaya ve bir fincan kahveye ihtiyacım vardı. Uykuyu, mor göz altlarıma rağmen biraz daha erteleyebilirdim.

"Nereye gidiyorsun?" diye sorduğunda omzumun üstünden ona baktım. Tüm dikkatiyle bana bakıyordu. "Sessiz bir yer bulmaya,"diyerek dalga geçtiğimde İlker'in göz devirdiğini tahmin etmek benim için zor olmamıştı. Önceden birlikte olduğumuz zamanlarda, beni kızdırmayı bir hobi haline getirdiği için ona söylenirdim ve bundan hoşlanmadığını belli edercesine gözlerini devirirdi. Bir anlığına içim hüzünle burkuldu ancak kendimi hemen toparladım. Canımı yakan olayları hatırlayıp bunun için üzülmek şu anki psikolojime iyi gelmeyecekti.

Evin merdivenlerinden aşağı inip salona ilerlerken beni takip ediyordu. Mutfağa geçtim ve su ısıtıcısına su koyarken İlker'e dönüp "Kahve ister misin?" diye sordum. Evde kahve olup olmadığını dahi bilmiyordum.

"Olur, şekersiz lütfen,"diye cevap verdiğinde ona bunu bildiğimi söylemedim. Dolapları karıştırdım ve nihayet aradığımı bulduğumda kahvelerimizi yaptım. Bardakları alıp salona geçtiğimde İlker koltuklardan birinde oturuyordu. Elimdeki bardaklardan birini ona uzattığımda ellerimi kavrayarak bardağı aldı. İstifimi bozmadan aramızda mesafe olacak şekilde koltuğa oturdum.

Kahvesinden iştahla bir yudum alırken "Yorgun görünüyorsun,"dedi bu durumdan hoşnut olmadığını belli eden bir sesle.

Ona yandan bir bakış atıp "Uyuyamıyorum, uyusam bile dinlenemiyorum,"diye cevap verdim hemen. Bardağını önümüzdeki sehpaya bırakıp vücudunu bana döndürdü.

"Buradan çıkabilmen mümkün değil ama güvenliğin için her şeyi yapacağıma yemin edebilirim,"dedi ciddi bir tonla. Bakışlarımı ona sabitledim. Güvenliğim konusunda endişe ettiğimi anlamıştı.

"Neden gitmemize izin vermiyorsunuz?"diye sordum merakla. İlker'in sorularıma yanıt olacağını düşünüyordum.

"Buradaki insanlar önceki hayatlarından kurtulup burada yaşamaya çalışıyorlar. Onlara iş sağlıyoruz ama aynı zamanda bizim için çalışıyorlar. Detayını isteme, anlatmayacağım,"derken gayet net görünüyordu.

"Bir nevi çıkar ilişkisi,"diyerek fikrimi söyledim. Detay vermesine gerek kalmamıştı. Aklıma bir sürü şey geliyordu. Uyuşturucu, silah kaçakçılığı, kaçak para, kadınlar...Lanet olası bir yerdeydim.

"Senin için geçerli değil. Buna müsaade etmem," dediğinde kafamı karıştıran konuyu söylemek zorundaydım.

"Demir neden beni korumak zorunda olduğunu söylüyor? Beni diğerlerinden ayıran sebep ne?"diye sordum bir çırpıda. İlker'in yüzünü bir anda endişe aldı. Tepkilerini çözebiliyordum. Benden bakışlarını kaçırıyordu. Biliyorum bir sebebi vardı. Önemli bir sebep vardı.

Uzun süre sessiz kaldı. Kahveyi bıraktığı sehpadan alıp avucunun içinde bardağını sıkıntıyla döndürmeye başladı. Benden bir şey sakladığı aşikârdı ve bana cevap vermek zorunda olduğunu kendisi de biliyordu. Sessiz kalmayı sürdürürken sabırsızlıkla ona bakıyordum. Kahvem soğumak üzereydi ve ortam sıkıcı bir hal almıştı. Televizyondan haber spikerinin kısık sesi geliyordu.

Bir şey söylemeye hazırlanır gibi olduğunda dış kapının kilit sesi duyuldu. İlker'in yüzüne baktığımda rahatlamış yüz ifadesiyle karşılaşmış ve buna şaşırmamıştım. Açıklama yapmaktan kurtulduğu için seviniyordu fakat onu yine sorularımla kıstıracaktım.

Ayağa kalkıp Demir'in bana doğru gelmesini beklerken salona girmeden önce "Eliz?" diye seslendi ve adımı ondan duymak fazlasıyla garip hissettirmişti. Kaçak'a ne olmuştu?

Görüş alanıma girdiği sırada arkasından içeri çekingen bir şekilde giren Zeze'yi hiç beklemiyordum. Kucağında Tiazza'nın girişine terk edilen bebeğin puseti vardı. Hangisine daha çok şaşırmam gerektiğine karar veremedim. Demir'e bakışlarımı çevirdiğim sırada kaşları çatık bir şekilde İlker'e odaklanmıştı. Bana döndü ve dudaklarını aralarken aynı öfkeli bakışını yüzüme sabitlemişti.

"Uyuyacaksın sanıyordum?"dedi sorar gibi. Kaşlarının birinin havaya kalkmasını seyrederken İlker'e yandan bir bakış attım.

"İlker beni görmek istemiş. Birer kahve içtik,"diyerek açıklamada bulunduğumda Demir umursamaz bir şekilde bize sırtını döndü ve Zeze'yi kolundan hafifçe tutarak koltuğa oturmasını sağladı. Demir'le göz göze gelince ona 'neler oluyor?' bakışı attım fakat beni tekrar umursamayıp Zeze'ye odaklandı.

İlker oturduğu yerden kalkıp bana doğru ilerledi ve "Ben gitsem iyi olacak," dedikten sonra şakağıma öpücüğünü uzunca bastırınca beni özlediğini düşünüp geri çekilmedim. O sırada ikimizde Demir'in ezici bakışları altındaydık.

"Tamam, görüşürüz,"dedim sakin kalmaya çalışarak. Hafifçe gülümsedi ve elinin tersiyle yüzümü okşarken zor da olsa hafifçe tebessüm ettim. Geri geri adımlarken Demir'e yandan bakış atıp salonun kapısından çıktı. Önüme döndüğümde ateş saçan gözleri üstümdeydi. Mavi gözleri o kadar duruydu ki nasıl böyle karanlık ve öfkeyle bakabiliyordu anlamıyordum. Buradaki bazı insanlara gayet merhametle bakıyordu. Benden nefret ettiği apaçık ortadaydı. Sebebini bilmesem de bu doğruydu. Belki de karşısına bir anda çıkıp ona ayak bağı olduğum içindi fakat buna bir çözüm zaten bulabilirdi. Beni Deniz'in evine yollayabilir ya da yerleşebileceğim bir ev verebilirdi. Olayları bu şekilde zorlaştıran aslında kendisiydi.

Bakışlarından kaçmak için Zeze'ye döndüm. O kadar huzurlu görünüyordu ki bunu yarısı görünen yüzünden bile anlamıştım. Bebek ona iyi gelmişti. Demir de Zeze'ye baktığımı görünce ayağa kalktı ve bana ilerleyip tam önümde durdu.

"Benimle gel,"derken sesi mesafeliydi. İtaat edip peşinden gittim. Evin verandasına çıktığında korkuluklardan birine yaslanırken cebinden sigarasını çıkardı. Sigarasını çekiyor ve işaret parmağıyla baş parmağının arasına kitlerken avcunun içine doğru saklıyordu.

Kollarımız birbirine değecek kadar ona yaklaştım. Normalde her gün sigara içmezdim ama arkadaşlarımla bir kafede oturduğumda eğer sigara içen biri varsa ona eşlik ederdim fakat şuan sigaraya o kadar ihtiyaç duymuştum ki Demir'den istemeyeceğime göre onun üflediği dumanla yetinecektim.

Sigarası bitene kadar konuşmadı. Ardından yanımdan ayrılıp karşıdaki duvara yaslandıktan sonra bana baktı. Kollarını birbirine dolarken ciddi bir konuşma yapacağını kestirebiliyordum.

"Zeze bizimle kalacak,"diye konuya bir anda girdiğinde ağzım açık ona bakakaldım. Onunla yaşadığım bütün sahneler tekrar gözümün önünde yaşanmaya başladı.

"Neden burada kalmak zorunda?" diye sordum hemen. Zeze buradayken kendimi güvende hissedemezdim.

"Bebekle kalacak,"dediğinde şaşkınlığım bir seviye daha atlamıştı. Demir çıldırmış olmalıydı. Savunmasız bir bebekten bahsediyorduk. Nasıl olurda aklını kaçırmış bir kadına emanet edebilirdi?

"Demir sen iyi misin? Bebeğe ben bakarım. Zeze'ye emanet edemezsin. O çok savunmasız ve Zeze...Zeze..."deyip yüzümü ovuşturdum. Doğru kelimeyi bulamıyordum.

"Bebek ona iyi geliyor. Dinle, kaçak. Zeze kızını kaybetti üç yaşındayken. Bebeği ona getirdiğimde eski Zeze oluverdi birden."

Bakışlarımı yere sabitledim ve Zeze için inanılmaz üzüldüm fakat yine de bir bebek ona nasıl emanet edilebilirdi?

"Madem Zeze'yi düşünüyorsun, onu neden bir kliniğe yatırmıyorsun? Buna ihtiyacı var."

Bağladığı kollarını çözdü ve "Kime anlatıyorum ki?" deyip kolunu savurduktan sonra içeri girmeye yeltendiği sırada bileğine yapıştım. Temasım beni şaşırtsa da geri durmadım ama avcumun içi alev alev yanıyordu. Hafifçe yutkundum.

"Zeze neyin oluyor?" diye sordum merakla. Zeze bana saldırdığı gün Demir'i yanağından öpmüştü. Omzunun üstünden hafifçe bana baktı. Ardından bileğindeki elimden kurtulduğunda bakışlarını direkt gözlerime sabitledi.

"Ablam. Gerçek ismi Zeren,"diye cevapladığında ağzımın açılmaması için dişlerimi birbirine sıkmam gerekti. Bunu hayatım boyunca asla tahmin edemezdim.

"Yani ölen bebek senin yeğenin. Nasıl öldü?" diye sordum merakla. Daha fazla bilgiye ihtiyacım vardı. Belki o zaman Zeze'yi büyük bir tehdit olarak algılamazdım.

"Bir gece için çok fazla bilgiye sahip olmadın mı kaçak?"diye sorduğunda suratımı buruşturdum.

"Zeren'den korkmamak için uğraşıyorum."

Birden gözleri buğulandı. Onun için bunu konuşmak oldukça zor görünüyordu.

"Gölde,"dedi yüzüme bakmadan. Cevabı soğuktu. Bir şey hissetmemeye çalışıyordu fakat ben onun üzgün olduğunu anlayabiliyordum. Göle çok yaklaşmamam gerektiğini söylerken aslında beni yeğeninin başına gelenlerden dolayı uyarıyordu. O an ne hissetmem ya da ne söylemem gerektiğini kestiremedim.

Bir şey söylemek için yeltendiğim sırada o benden önce davrandı. "Yardıma ihtiyacım var. Zeze'nin temizlenmesi gerekiyor. Bu şekilde bebekle kalamaz ve şu an yanımda sadece sen varsın. Bak..."dedikten sonra omuzlarımı tutup gözlerimin içine bakarken yüzüme doğru eğildi. Aramızda bir karış mesafe vardı. Kaskatı kesildim. "Yeğenim öldükten sonra buraya bebek getirilmeyeceğine dair katı kural koydurdum ama şimdi Zeze'nin düzelmesi için o bebeğe ihtiyacım var. Anlıyor musun?"

Onu dikkatle dinledim ve anladığıma dair kafamı salladım. Endişeliydi ve benden yardım istiyordu. Hala omuzlarımı tutarken birbirimize bakmayı sürdürdük. Elinin altındaki bedenim birazdan tutuşacaktı. Gerginliğimi anladığında kendisini geri çekti.

"Yardım edecek misin?" diye sordu. Stresli görünüyordu. Bana ne kadar kötülük yapmış olsa da Zeze için ona yardım edebilirdim. Masum bir bebek ve akıl sağlığı belki de geri gelebilecek bir kadın söz konusuydu.

"Edeceğim,"dedim mırıldanarak. Kafasını salladıktan sonra içeri girerken onu takip etmem için işaret etti. İçeri girip onun arkasından salona ilerlerken kendimi Zeze'yi temizlemek konusunda hazırlıyordum.

Demir ablasının önüne diz çöktü ve bebek pusetini alıp yan tarafa bıraktığında Zeze'nin yüzünü kapattığı saçlarını sola itti.

"Bebeğin sağlığı için temizlenmen gerekiyor biliyorsun değil mi?"

Zeren göz ucuyla bana baktıktan sonra bakışlarını Demir'e çevirdi ve kafasını salladı.

"Eliz sana yardım edecek. Hadi, gel,"deyip ona elini uzattı. Zeze Demir'in elini tuttuktan sonra bana doğru ilerleyip yanımdan geçtiler ve üst kata çıkarlarken onları takip ettim. Üst kattaki ortak banyonun önünde durduklarında Demir'e baktım.

"Burada bekle,"dedim ciddi bir şekilde. Onunla kendimi güvende hissetmediğimi bilmeliydi. Kafasını sallayıp duvara yaslandı. Zeren'den önce banyoya girip kapıyı açtıktan sonra girmesini bekledim. Zeren içeri girdiğinde Demir'e son bakışımı yollayıp kapıyı kapattım.

"İç çamaşırların hariç üstündekileri çıkar Zeren,"dediğimde kafasını hızla bana çevirdi. Ani hareket edişi beni ölesiye korkutuyordu. Ona adıyla seslendiğim için tehlikede falan mıydım?

"Adımı nereden biliyorsun?" diye sordu yüzüme bakmadan. O sırada kıyafetlerini çıkarıyordu.

"Demir söyledi. Güzel bir ismin var,"diye itiraf ettim. Onun huyundan gitmeye çalışıyordum.

Sadece kafasını salladı ve küvete girdi. Küveti suyla doldururken sessiz kaldık. Ondan kötü koku almıyordum. Zeren sadece kendisine bakmamıştı. Saçlarını güzelce ıslatıp şampuanladık. Bir çocuk gibi ellerimin altındaydı. Liflenme işini kendisine bıraktım. Saçlarını birkaç kez şampuanlayıp onun tamamen temizlendiğinden emin olana kadar yıkadım. Vücuduna sarması için dolaptan bir havlu çıkarıp ona uzattım.

"Sen çamaşırlarını çıkarıp havluyu vücuduna sar. Ben sana kıyafet getireceğim,"deyip banyodan çıktığımda Demir hâlâ orada bekliyordu.

"Bitti mi?" diye sorduğunda kafamı salladım.

"Evet, kıyafet alacağım,"dedikten sonra hızlıca odama geçtim. Dolabıma ilerleyip onun bedenine uyabilecek bir pijama takımı aldım ve giyilmemiş bir iç çamaşırı takımı çıkardım. Benden zayıftı ve bunlarla idare etmesi gerekiyordu. Tarağımı da aldıktan sonra odamdan çıktım. Kendime yeni bir tane almam gerekecekti.

Banyoya tekrar girmeden önce Demir'in koridorun girişinde telefonla konuştuğunu gördüm. O konuşmasını tamamlarken işimiz çoktan biterdi. İçeri girdiğimde Zeze klozetin üstünde oturuyordu. Ona ilerleyip kıyafetleri uzattım.

"Sen giyinirken ben kenarda arkamı dönüp bekleyeceğim,"deyip bir şey söylemesini beklemeden kapıya ilerleyip beklemeye başladım.

"Giyindim,"dediğinde ona doğru döndüm. Daha temiz ve daha yüzüne bakılır görünüyordu. Ona yaklaştıkça gözlerinin berrak mavisi belli oluyordu. Karşılaştığımız gece gözlerinin rengine dikkat bile etmemiştim. Gözleri Demir'inkilere benziyordu fakat şu an onunki gibi karanlık bakmıyordu.

"Saçlarını tarayalım,"dediğimde kafasını salladı. Ben klozete otururken o ise önüme oturmuştu. En korktuğum iç içe geçmiş saçlarını taramaktı. Kendi saçlarımı bile tararken korkardım. Başkasının saçlarını acıtmadan nasıl tarayacaktım bilmiyordum.

Elimden geldiği kadarıyla yavaş tarasam bile canını yaktığımın farkındaydım ama Zeze asla sesini çıkarmamış hatta acıdan dolayı gerilmemişti. Dayanıklı bir bünyeye sahip olduğunu düşünmüştüm. Saçları artık tamamen tarandığında "Canın acımadı sanırım,"deyip ayağa kalktım. Ona baktığımda bakışları yerdeydi fakat sabırsız görünüyordu.

"Acıyı unutalı uzun zaman oldu,"dediğinde konuyu ilerletmemem gerektiğini çok iyi biliyordum. Tepkisiz kalmayı seçtim ve bunun ikimiz için de iyi olacağını düşündüm.

"İyi geceler Zeren,"dediğimde yorgunluğumu daha çok hissetmeye başladım. Uykusuzluktan başım dönüyordu ve vücudum uyku için yalvarıyordu.

Banyodan çıktığımda Demir tam karşımda duruyordu. "İşimiz bitti. Ben artık uyuyayım,"dediğimde sadece kafasını salladı. Teşekkür etmesini beklemedim. Öyle bir adam olmadığını zaten başından beri biliyordum.

"İyi geceler,"dediğinde halsiz bir şekilde kafamı sallarken "İyi geceler,"dedikten sonra odama ilerlerken "Kaçak!"diye seslendi. Zorlanarak bedenimi ona çevirdim.

"Herhangi bir tehlikede değilsin ama sen yine de kendini güvende hissetmek istiyorsan kapıyı kilitle. Ayrıca pencereyi de," derken Zeze'den endişelendiğim için söylediğini biliyordum fakat İlker'in pencereden girdiğini ona söylememiştim. O konuda bana laf çarptırdığına emindim ama bunu nerden bildiğini tahmin edemiyordum.

"Tamam,"dedim sadece ve odama girip kapıyı kilitledim. Ona nerden bildiğini sormamıştım. Belki de sadece pencereyi açık bıraktığımı fark ettiği için uyarıyordu.

Işığı kapatmadan önce saate baktım. 02:37'yi gösteriyordu. İlker'in geldiği zamandan dağınık kalan yatağıma kavuştum ve gözlerimi kapatmadan önce düşündüğüm son şey güvende olduğumdu.

**

Gözlerimi açtığımda tüm vücudum ağrıdan uyuşmuştu. Saate baktığımda yatağımda aniden doğruldum. 13.45 yazan dijital saatin doğru olup olmadığını düşünmeye başlamıştım. Önceki hayatımda hiç bu kadar uzun uyuduğumu hatırlamıyordum. Bunun sebebi elbette düzenli bir hayatımın olmasıydı. Bir öğretmendim ve öğrencilerim vardı. Saatten emin olmak için tekrar baktığımda değişen bir şey yoktu. Yanlış görmemiştim. Saat ikiye geliyordu. Güç bela kalkıp yatağımı topladıktan sonra banyoya koştum. Duş alırken tek düşündüğüm saçlarımı nasıl tarayacağım oldu. Eşyalarımı kontrol etmem gerekecekti. Bir tarağa ihtiyacım vardı.

Sıcak su tüm vücudumun stresini almıştı sanki ve beni dinlenmiş hissettirdi. Fakat hala uykum vardı ve duş almam uykumu bir tık daha getirmişti. Fazla oyalanmadan banyodan çıktım, aksi takdirde artık parmak uçlarım sudan dolayı buruşacaktı. Bornozumu vücuduma sardıktan sonra odaya girdim ve dolabımdan siyah dar boğazlı bir kazakla koyu gri bir pantolon aldım. Kıyafetlerimi giymeden önce Deniz'in bana aldığı deodoranttan sıktım. Aklıma Deniz geldiği sırada onu merak etmiş olmam beni şaşırtmıştı. Kim bilir şu an ne yapıyordu. Kendisini bir anda geri çekmesinin sebebini Demir biliyor muydu acaba?

Seçtiğim kıyafetleri giyip banyoya geçmeden önce çekmecelere bakıp tarak aradım. İnce tel bir tarak olmasına rağmen bulabildiğime sevinmiştim. Banyoya girdikten sonra saçlarımı kurutup taradım ve bol bir atkuyruğu yapıp iki tutam saçımı yandan saldım. Aynadaki yansımama baktığımda daha dinç görünüyordum.

Kapımın kilidini açıp odadan çıktım. Evde bir hareketlilik yoktu ve beni kimse uyandırmamıştı. Gitmiş olabileceklerini düşünürken gergin bir şekilde salona girdiğimde Zeze bebeği mama sandalyesinde oturtmuş mama yediriyordu. Bu duruma gülümsedim çünkü o kadar tatlı görünüyorlardı ki kendimi gülümsemeden alıkoyamadım. Onlara doğru ilerledim ve masaya ulaştığımda "Merhaba,"diyebildim.

Zeze mahcup bir şekilde gülümsemeye çalıştı ve mama yedirmeye devam etti. Bir anda nasıl değişebildiği sorusu kafamı kurcalıyordu. Belki de tamamen aklını kaçırmamış sadece insanlardan kendisini soyutladığı için ve kendisine bakmadığı için gözüme korkunç görünmüştü.

"Mama sandalyesini ve mamayı nereden buldunuz?"diye sordum cevap vermesini umarak çünkü çok fazla konuşmamayı tercih ediyordu.

"Demir sabah erken kalkıp birkaç şey aldı,"dedi düz bir sesle ve bebeği yedirmeye devam etti. Bakışlarımı o minnacık, tatlı şeye çevirdim. Çok küçük değildi. En fazla 10 ya da 11 aylık olmalıydı. Altın sarısı saçları ve boncuk gibi gözleri vardı. O kadar tatlıydı ki onu sürekli öpmemek için kendimi zor tutuyordum. Bu kadar sevimli bir bebeği, annesi neden terk ederdi ki?

"Demir nerede?" diye sordum. Hala kahvaltı masası toplanmamıştı ve benim için bırakılmış tabağa birkaç yiyecek koyup atıştırmaya çalıştım.

"Duşa girdi, gelir birazdan,"derken benimle konuşmak istemediğini anlayabiliyordum çünkü yüzüme bakmıyordu.

Tabağımdaki yiyecekleri yerken ağzımdaki son lokmayı yuttuğumda "Ona nasıl sesleneceğiz?" diye sordum. Bakışlarını bana çevirdiğinde gözlerimle bebeği işaret ettim.

"Bileğinde bir künye var. İsmi yazıyor. Sanırım ona bu şekilde seslenmek daha doğru,"dediğinde ellerini sürekli çırpan bebeğin bileğini tutup ismini okudum.

"Elif Naz,"dedim sesli bir şekilde ve o sırada bebek bana tepki verdiğinde onu kucağıma aldım. Mama yemeyi bitirmişti ve Zeren o sırada ortalığı temizlemeye başlamıştı. Bebeği kucağıma aldığımda özellikle tepkisine bakmıştım çünkü ona tamamen sahiplenip kafayı iyice sıyırmasına müsaade edemezdik. Demir'in de benimle aynı düşüncede olacağına inanıyordum.

Elif Naz saçlarıma yapışıp onlara son gücüyle asılırken kendimi kurtarmak için çırpındım. Karnına öpücükler kondurup onu güldürmeye çalıştım. "Seni yaramaz!"deyip öpücüklerimi devam ettirirken Demir salona girdi. Ona odaklanmadan Elif Naz ile olan oyunumu devam ettirdim. Bebek bana inanılmaz hayat enerjisi vermişti. Hele kahkahası benimde gülümsememe neden oluyordu.

Kahvaltı masasına oturup atıştırmaya başladığında bebeği sandalyesine bıraktıktan sonra saçlarımı düzeltmeye çalıştım. Sağımda kalıyordu ve şampuanıyla parfümünün karışık kokusunu olduğum yerden alabiliyordum. Parfümü çam ve kavundu. Şampuandan gelen mentol kokusu da karışınca ortaya inanılmaz bir koku şöleni çıkmıştı. Çayımdan bir yudum alırken düşünmemeye çalıştım.

"Sen neden kahvaltıyı bu saate bıraktın?" diye sorduğumda tek kaşını kaldırıp bana baktı.

"Sen bana neden sürekli hesap soruyorsun?"

Bunu söylerken sıkıldığı belli oluyordu. Gözlerimi devirdim ve daha fazla konuşmadım.

Evin zili çaldığında oturduğum yerden kalkıp dış kapıya ilerledim. Kapıyı açtığımda karşımda İlker duruyordu. Mükemmel gülümsemesini yüzüne yerleştirirken "Merhaba, kahvaltı yaptın mı?" diye sordu. İçeri geçmesi için yana kaydım.

"Saatin kaç olduğundan haberin var mı? Elbette yaptım,"dedim sanki bu kadar geç uyanam ben değilmişim gibi. Birlikte salona girerken Demir'in bakışları bizim üstümüzdeydi. Sakinliğimi korurken tekrar yerime geçtim ve çayımı içmeye devam ettim.

"Biraz Tiazza'da dolaşalım diyorum Eliz, ne dersin? Etrafı görmüş olursun,"dediğinde göz ucuyla Demir'e baktı. Sırf onun tepkisini ölçmek için kabul ettim ve "Olur, değişikliğe ihtiyacım var,"diye itiraf ettim.

Demir iki elini kullanıp masadan kalkarken "İlker benimle gelir misin?"diye sordu ve geleceğinden o kadar emin gibi davrandı ki arkasına bakmadan masayı terk etti.

İlker'in dudağının kenarı alayla yukarı kalkarken bana göz kırpıp Demir'in peşinden gitti. Bu tam olarak 'Patron'un kim olduğunu görecek.' ifadesi falan olmalıydı.

O sırada Zeren bebeği uyutacağını söyleyip ortadan kaybolurken orada yalnız kalmıştım. Benimle ilgili çok fazla şey dönüyordu ve bu belirsizlik beni çıldırtmak üzereydi. Stres altında olmaktan ve bu şekilde yaşamaktan nefret ediyordum.

Geri döndüklerinde Demir'in yüzündeki siniri okuyabiliyordum. Yüzüme bakmadan masaya geldi ve ceketini bıraktığı sandalyeden hızla alıp salonu terk etti. O an kendimi çok gereksiz biri gibi hissettim ve Demir'i öfkelendiren şeyin İlker olduğunu düşündüm. Demir benim kendisiyle olmam gerektiğini söylüyordu ama İlker, Demir'in işine karışır gibi beni istediği yere götürüyordu ve en önemlisi patron İlker'di.

"Hadi, montunu al da çıkalım,"derken İlker'in zafer gülümsemesi yüzündeydi. Demir'in tepkisini ölçmek için kabul ederken şimdi onunla dolaşmam gerekecekti. İlker'e ördüğüm duvarların tuğlalarını yavaş yavaş kırmam gerekiyordu. Beni öylece terk etmesinin sebebini öğrenmiştim. Tiazza'ya hapsolduysam mesafe koymam gereken insana yaklaşmam gerekecekti. Hapsolmamın sebebi olan insandan uzaklaşmam gerekecekti. Yapmam gereken şeyleri biliyordum ve buna uymam gerekiyordu. Kurallar, uymam için bana sunulmuştu.

"Bekle geliyorum,"dedim ve üst kata çıkıp odama girdikten sonra dolaptan montumu aldım. Aynada kendime bakarken sorunsuz bir gün olması için dua ediyordum. İlker'le dolaştıktan sonra eve gelip uygun bir saatte uyumak istiyordum.

Tekrar İlker'in yanına döndüğümde dışarıda bekliyordu. Vakit kaybetmeden yanına gittiğimde yürümeye başladık.

"Arabam az ileride,"dediğinde bakışlarımı ona çevirdim. Yüzünde tarif edemeyeceğim bir mutluluk görüyordum. Onu buraya gelmeden önceki haliyle hatırladım. Her zaman benim üstümde otoritesini korumaya çalışan biri olmuştu fakat buna müsaade etmemeye çalışıyordum. Onun bu otoritesinin nereden geldiğini anlamak şimdi zor değildi.

Arabasının yanına vardığımda yerimi aldım. Arabayı çalıştırırken "Seni en sevdiğim yere götürüyorum," dediğinde hafifçe gülümsemeye çalıştım. Bu benim için fazlasıyla zor olsa da duvarlarımdaki tuğlaları kırmam gerektiğini bir kez daha kendime hatırlattım.

Uzun ve tabakalı bir yoldan çıkarken konuşmadık. Hafif yağmur damlaları arabanın camına çarpıyordu. Yağmurun şiddetlenmemesini ve yolun çamurlanmamasını diledim. Düz ve kıvrımlı bir yola geldiğimizde arabasını biraz daha ilerletti ve kenarda durdu. Arabadan indiğimde botlarıma biraz çamur bulaşmıştı. Yan taraftaki çimlere botumu sürterken daha da batırdım. Omuz silkip İlker'in peşinden gittim ve arabanın kaportasına kalçalarımı yasladım.

"İşte, buraya bayılıyorum. Seninle kavga ettiğimde düşünmek için hep buraya gelirdim,"dediğinde manzaraya baktım ve kavgalarımızı düşündüm. Onunla konuşmak isterdim ama ona ulaşamazdım. O beni bulana kadar hep onu beklerdim. Sebebi şimdi belli oluyordu. Manzaraya kitlendim. Bahsettikleri deniz buradan görünüyordu ve göl de diğer uçta kalıyordu. Tiazza'nın giriş kısmı ise göl ve denize eşit mesafede kalıyordu. Yani tam orta kısımdaydı. Muazzam görünüyordu ve ben kollarımı birbirine bağlayıp önümdeki manzarayı huzurla izlerken İlker önüme geçip gözlerimin içine baktı. Bakışları derin ve içinde her şeyi barındırıyordu. Vücudum gergin halini alırken düzenli nefes almaya çalıştım. Sakin kalmam gerektiğini sürekli kendime hatırlatıyordum. Parmak uçlarımız birbirine değecek kadar yakınıma geldi. Elini yanağıma koyarken kendimi daha çok sıktım. Yakın temasını devam ettirirse bundan kaçacağımı biliyordum. Beni ortada o şekilde bırakıp gittikten sonra olmazdı. Yakınlaşmam gerektiğini söylerken elbette bundan bahsetmiyordum. Ona en ihtiyaç duyduğum zamanda yokken şimdi kendimi teslim edemezdim. Bakışları dudaklarımda oyalandıktan sonra gözlerime odaklandı.

"Seni geri kazanmaya çalışıyorum,"dedi mırıldanarak. Sesi çok iç gıdıklayıcı ve ihtiyaç doluydu. Sakince nefes aldım.

"Ya ben kazanmanı istemiyorsam?"diye tek kaşımı kaldırırken sordum. Mantığım kalbimin önüne geçemiyordu. Duvarları yıkmaktan bahsediyorduk fakat kalbimden geçenler dilime dökülürken buna engel olamıyordum.

"Elimden geleni yapacağım. Seni bırakıp gitmek benim tercihim değildi. Bana tercih hakkı bile sunulmadı. Baban bunun için emretti ama keşke sana söyleseydim. Söyleseydim ikimiz için de dimdik duracağını biliyordum. Çok üzgünüm,"derken samimi görünüyordu. Onu uzun zamandır tanıyordum ve ona inanıyordum fakat onunla bir şeyleri eski haline getirmeme engel olan bir şey vardı. Sebebini bilmiyordum. Onu eskisi kadar arzulamıyordum ve özlemiyordum da. Hatta ondan kaçıyordum. Konuyu değiştirmek adına aklıma gelen konuyu hemen gün yüzüne çıkardım.

"Bu arada Yağmur için çok üzgünüm. Öldüğünü duyduğumda o kadar çok ağladım ki cenazesine gittiğimde artık ağlayamıyordum,"dedim üzgün bir sesle. Hemen etrafımızı hüzün sardı. Sessizleştik ve neredeyse ağlayacaktım. Kardeşinin ismini duymak onun için iyi olmamıştı. Onu çok geç bulmuştu. Üniversitedeydik ve Yağmur'la aynı bölümü okuyorduk. İlker'in bir arkadaşı benimle aynı sınıftaydı ve aynı zamanda benim oda arkadaşımdı. Onun yanına sürekli gelirken artık birbirimizi tanır olmuştuk. İlker'in arkadaşı bir gün rahatsızlanıp yurda gittiğinde bana durumunu sormak için sınıfıma gelmişti ve telefon numaramı istemişti. Arkadaşının durumunu öğrenmek için arayacağını söylemişti ve elbette ben bunun bir bahane olduğunu biliyordum. O günden sonra konuşmaya başlamış ve aramızdakileri ilerletmiştik. İlker bana evlenme teklifi ettiği gün Yağmur ve diğer arkadaşımızdan yardım alarak her şeyi organize etmişti ve o sırada Yağmur'la İlker kardeş olduklarını bilmiyordu. Bana evlilik teklifi ettikten sonra o anı ölümsüzleştirmek için Yağmur kendi telefonundan fotoğraflarımızı çekmiş ve eve gittiğinde annesine tüm bu olayları anlatıp fotoğrafımızı gösterdiğinde annesi artık Yağmur'a itiraf etmişti. Onların şaşkınlıkla birbirlerine sarılıp ağlamalarını hala dün gibi hatırlıyordum. İlker'i annesi küçük yaşta babasıyla bir başına bırakıp Yağmur'un babasıyla evlendiğini anlatmıştı. Yani anneleri bir babaları ayrı kişilerdi ve Yağmur'un babasını çok iyi tanıyordum. Kendisi babamın ortağı oluyordu.

O sıralar İlker'in psikolojisini hatırladım. Annesini asla görmek istememişti fakat Yağmur'u çok sahiplenmişti. Onun için çok önemli olduğunu biliyordum fakat cenazesinde onu görmemiştim. Bu yüzden bu olay kafamı kurcaladığı için sormak istemiştim fakat İlker'in yüz ifadesinden dolayı pişman olmuştum.

"Cenazede yoktun?"diye sordum merakla. Bakışları yerdeki bir noktaya sabitlenmişti.

"Gece gittim, kimse yokken. Onu çok özlüyorum,"dedi kırık bir sesle. Ağlamasına ramak kalmıştı. Ona hemen sarıldım ve sırtını sıvazladım. O ağlamadı ama benim gözümden birkaç damlanın süzülmesine engel olamadım.

"Hadi gidelim buradan. Daha fazla dayanamayacağım,"diye itiraf ettim gözyaşlarımı silerken. Kafasını salladığında hızla arabasına bindi. Ben de onu takip edip yerimi aldıktan sonra oradan uzaklaştık. Tüm kasvet üstümüze toplanmıştı sanki. Arabasını tabakalı yoldan aşağı sürerken "Nereye gitmek istersin? Aç mısın?" diye peş peşe sordu. Kafamı iki yana salladım.

"Kafe&Bar'a gitmek istiyorum. Biraz müziğe ihtiyacım var,"diye cümlemi tamamladığımda İlker'in telefonu çaldı. Bıkkınlıkla ofladıktan sonra telefonu cevapladı. Sadece karşı tarafı dinlerken yüzünde bir mimik dahi oynamadı. Karşı taraftan gelen sert tonu duyabiliyordum ama ne dediğini anlayamıyordum.

İlker "Tamam!" dedikten sonra telefonu kapattı ve meraklı bakışlarımı fark ettiğinde "Babam,"diyebildi. Aynı zamanda gözlerini devirmişti.

"Buraya geliyor mu? Tiazza'ya yani?"

"Çok nadir ama seni görmeye gelecek," diye cevapladığında kafamı salladım. Altay Vuralkan. Bana her zaman kibar davranmıştı ve kendisini çok severdim. Artık kafam karışıktı. Onun için ne düşündüğümü bilemiyordum.

Beni Kafe&Bar'ın önüne getirdiğinde bedenini bana döndürdü. "Babamın yanına geçeceğim. Beni çağırdı,"dediğinde gelmeyeceğini anlamıştım.

"Tamam görüşürüz,"dedim ve arabadan inerken o da "Görüşürüz,"dediğinde ona beceriksiz bir şekilde el salladım. Kafe&Bar'a girmeden önce dışarıdaki korumalar beni görmüş ve girmem için işaret yapmışlardı. Onlara başımla selam verdim ve içeri girdim. Utku'nun sesi kulaklarıma dolmuştu hemen. Büyük salona girdiğimde kendime boş bir yer aradım ve kenara sıvışırken Utku'nun bana hafifçe kafa salladığını gördüm. Onun sesine kendimi kaptırırken kendimi mutlu ve her şeyden uzak hissediyordum. Elimde olsa sesini bir kasete hapseder bütün gün onu dinlerdim. Çok saf, yumuşak ama erkeksi bir sesle şarkı söylüyordu ve normal konuşurkenki ses tonuyla şarkı söylerkenki ses tonu asla birbirini tutmuyordu. Gitarındaki son dokunuşlarını yaparken içimden bitmemesi için yalvarıyordum ve iç sesim de beni onaylıyordu.

"Geldiğiniz için teşekkür ederim. Yarın görüşürüz,"derken hınzır bir şekilde sırıtıyordu. Bir alkış tufanı koparken onlara eşlik edip alkışladım. Ardından gürültü huzurlu ortamımın üstüne çöktü. Mekandaki kızlar Utku'yla resim çekilmek için yarışa girdiklerinde salonun boşalması için dua ediyordum.

Yarım saat süren fotoğraf çekilme faslından sonra Utku'ya doğru ilerledim. Beni gördüğünde "Eliz seni görmek ne güzel!" derken capcanlı bir şekilde gülümsedi. Aynı şekilde karşılık verip gülümsedim.

"Bunu daha sıklıkla yapacağıma emin olabilirsin," derken sesimi yüksek tutmaya çalıştım. Ortama hala gürültü hakimdi.

Gülümsedi . "Benden istediğin bir şey var mı peki? Aç mısın?"

Kafamı sallayıp "Şimdi yemek yiyeceğim. Benim için Demir'i arayıp burada olduğumu söyler misin?" diye sordum.

"Tamam sen kendine yiyecek bir şeyler al. Ben sana haber edeceğim,"dedikten sonra "Ümit Eliz'le ilgilenir misin?" diye bir garsona seslendiğinde Utku'ya gülümsedim ve Ümit denen garsona ilerleyip ondan yiyecek bir şeyler istedim.

On dakikalık bir zaman sonra bana tost ve dumanı üstünde tüten bir çay getirmişti. Ona kibar bir şekilde teşekkür edip tostumdan koca bir ısırık aldım. O sırada Utku yanıma geldi.

"Demir'e söyledim. Akşam seni buradan alacak. Bir yere ayrılmaman gerektiği söyledi. Biz şimdi burayı geceye devretmek için toplayacağız. Başka bir isteğin var mı?"

Çayımı içerken kafamı iki yana salladım. "Teşekkür ederim,"derken tostumdan bir lokma daha almıştım. Bu kadar acıktığımı ben de yeni fark ediyordum. Sabah doğru düzgün kahvaltı yapamamıştım. Utku yanımdan uzaklaşırken yavaşça omzumu sıvazladı ve beni yiyeceğimle baş başa bıraktı. Yemeğim bittikten sonra zaman geçmesi için onlara yardım ettim ve bu gerçekten yorucu bir hal almıştı. Kendimi bilerek yormaya çalışmıştım çünkü gece deliksiz bir uyku çekmek için sabırsızlanıyor ve sabah ağrısız bir şekilde uyanmak istiyordum.

Bütün işimiz bittiğinde Utku gitmeden önce benimle vedalaştı ve yarın gelmem için beni ikna etmeye çalışmıştı. Demir'in özel bölümüne geçerken değişen ortamı çoktan yadırgamaya başlamıştım. Işıklar neon renklere döndü ve delici müzik kulaklarımı istila etti. Garsonların hepsi kızdı ve kıyafetleri pek düzgün sayılmazdı. Bir tanesi yanıma gelip bir şey içip içmeyeceğimi sordu. Onu hemen geri çevirdim. Kafayı bulmak gibi bir niyetim yoktu. Sapasağlam eve gitmek istiyordum.

Dakikalar geçtikte kalabalık arttı ve bunaltıcı bir hava oluştu. Tüm kokular birbirine girdi ve midem bu durumdan dolayı bulanmaya başladı. Burayı en son haberlerde ölüm haberim yayınlandığı gece gelmiştim ve hala bıraktığım gibi katlanılamazdı.

Tanıdık bir yüz görüş alanıma girdiğinde ona odaklandım. Deniz'di ve yüzünde ciddi bir ifadeyle bana yaklaşıyordu. Onu inceledim. Üstünde kalçalarını zor kapatan bordo ve dar bir elbise vardı. Topukluları oldukça yüksekti ve yüzünde abartılı bir makyaj vardı. Onu en son bıraktığım Deniz gibi değildi. Aklını kaçıran kişinin Zeze değil de Deniz olduğunu düşünmeye başlamıştım.

"Seni burada görmeyi beklemiyordum. Bir daha gelmezsin diye düşünmeye başlamıştım,"dedi tırnaklarıyla oynayıp yüzüme tiksinç bir ifadeyle bakarken. Suratımı buruşturdum. Bu tavır da ne oluyordu? Ona kötü bir şey yaptığımı düşünmüyordum.

"Utku'yu dinlemeye gelmiştim. Demir beni buradan alacak,"diye açıklama yaptım ve sonra ona açıklama yapmanın gereksiz olduğunu düşündüm.

"Evet, biliyorum. Gördüm seni. İlker Bey'in arabasından iniyordun,"derken sırıtıyordu. Bana ima ettiği şeyi anlayabiliyordum. Ona onlarca şey söyleyebilirdim fakat onun gibi alçalmayacaktın. Bir gecede değişmişti ve bir gecede kendinden iğrendirmişti.

Bir anda düşüncelerimin tersine oturduğum yerden öfkeyle kalkıp üstüne yürüdüğümde gözleri bir anda açıldı ve birkaç adım geriledi. Bunu yapmamı beklemiyordu. Hep bir köşeye sinip söylenenleri yutacağımı ve bana yapılanları hazmedeceğimi sanıyordu.

"Bir daha söylesene. Her şeye susacağımı mı sanıyorsun? Anlamıyorum, bir anda sebepsiz yere kinlendin. Ne istiyorsun?"

Kollarını göğsünde birleştirdi ve direk gözlerimin içine baktı. "Hiçbir şey sebepsiz değildir," dediğinde benim konuşmama izin vermeden yanımdan ayrıldı. Farkında olmadan ona bir şey yapmış olabileceğimi düşündüm ama aklıma hiçbir sebep gelmedi. Tekrar koltuğa oturduğumda Deniz'le geçirdiğim zamanları düşünüp durdum. Çok kısa bir süre birlikte takılmıştık. O süre boyunca tanımadığım bir insanın damarına nasıl basabilirdim de bana kin tutabilirdi bilmiyordum. Tüm bu düşüncelerle boğuşurken vücuduma bir ağırlık çöktü ve etrafımı garip bir his bürüdü. Sanki birinin beni izlediğini hisseder gibi oldum ve bakışlarımı etrafta gezdirdim. İşte o zaman, bar bölümün kenarında ayakta duran adamı gördüm. Onu daha önce hiç görmemiştim ama sanki o beni tanıyor gibiydi. Kalbimin etrafı korkuyla doldu. Tesadüf olabileceğini düşündüm fakat aramızda neredeyse 30-40 adım varken direkt bana bakması tesadüf gibi görünmüyordu. Sakin olmak için ellerimi yumruk yaptım ve adamı ölçmek için koltukta biraz kenara kaydım. Bu mesafeden beni göremiyordu çünkü orta bölümde çılgınca dans eden insanlar vardı. Tekrar etrafa hızlıca göz gezdirdim. Bu sefer de bar bölümünün sol kısmına geçmişti ve bakışlarını tekrar üstüme dikmişti. Hayal görüp görmediğimi anlamak için dirseklerimi bacaklarıma sabitledikten sonra ellerimle yüzümü kapatıp biraz bekledim. Kalbim gümbürdüyordu ve damaklarım kurumuştu. Demir nerede kalmıştı?

Adamın olduğu yere baktığımda hala oradaydı. Bir sanrı veya çılgınca bir rüya değildi, oradaydı. Kafasıyla çıkışı işaret ettiğinde nefesimi tuttum. Allah aşkına bu adam benden ne istiyordu? Onun yanına gitmek hayatımı tehlikeye atar mıydı bilmiyordum ama merakıma yenik düşüp kendimi işaret ettiği yere ilerlerken buldum. Bıçağımı yanıma almış olmayı dilerdim. Bundan sonra eğer hayatta kalırsam bıçağı yanımdan ayırmamam gerektiğini hafızama kaydettim.

Çıkış bölümündeki bekleme alanına temkinli adımlarla ilerlerken tepemde cızırdayan floresan lamba dikkatimi dağıtıyordu. Sağ tarafımdan bir anda çıktığında irkilip duvara yapıştım. Sesli bir şekilde yutkunduğum sırada önümde durdu ve bana siyah bir kağıt uzattı. Titreyen parmaklarımla siyah kağıdı aldığımda yavaş adımlarla yanımdan uzaklaştı. Kitlenmiş şekilde kalırken çözülmeyi bekledim. Neler olduğu hakkında hiçbir fikrim yoktu. Kağıdı açtığımda beni beyaz kalemle yazılmış biçimsiz bir el yazısı karşıladı. Derin bir nefes alıp yazanları okudum.

"Kendin hakkında gerçekleri öğrenmek istiyorsan gece üçte Tiazza'nın girişine gel."

Bu da ne demekti böyle?

**

İnstagram | balllyazar
Wattpad’e girebilenler için (orada daha fazla bölüm var) | balllyazar
Tiktok | balllyazar3

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1.242okunma 5beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.