32. bölüm / 43
Düşünceler Cehennemi31. BÖLÜM | BAZI YÜZLEŞMELERDEN KAÇSAN DA ELBET YAKALANIRSIN
Bölümler 43Şu an: 31. BÖLÜM | BAZI YÜZLEŞMELERDEN KAÇSAN DA ELBET YAKALANIRSIN
- 1 TANITIM | BİLGİ191 kelime
- 2 1. BÖLÜM | TİAZZA’YA HOŞ GELDİN KAÇAK!1.779 kelime
- 3 2. BÖLÜM | ŞÜPHE BİR DİĞER ŞÜPHEYİ DOĞURUR5.324 kelime
- 4 3. BÖLÜM | ALIŞILMIŞIN DIŞINDA BİR KADIN3.393 kelime
- 5 4. BÖLÜM | TOZLU SAYFALARDA KALMIŞ SİLİK BİRİ4.372 kelime
- 6 5. BÖLÜM | GECEME YANSIYAN GÖLGE3.835 kelime
- 7 6. BÖLÜM | AVCUMA İLİŞTİRİLEN NOT4.892 kelime
- 8 7. BÖLÜM | GÜVENSİZLİKLERLE DOLU PLAN4.495 kelime
- 9 8. BÖLÜM | ONU GÖRMEK İSTEMEDİĞİM HÂLDE ONUNLAYIM4.679 kelime
- 10 9. BÖLÜM | KAÇTIĞIM ŞEYE GERİ DÖNÜYORUM4.035 kelime
- 11 10. BÖLÜM | HİÇBİR ZAMAN GÜVENDE DEĞİL2.914 kelime
- 12 11. BÖLÜM | ÇAMURLA KAPLANMIŞ ZAYIF BEDEN3.053 kelime
- 13 12. BÖLÜM | BU KEZ ÖLÜME DAHA YAKIN3.454 kelime
- 14 13. BÖLÜM | HAİNLER NE KADAR YAŞAR?3.693 kelime
- 15 14. BÖLÜM | ÇIĞLIKLARINI SESSİZE ALACAKLAR3.147 kelime
- 16 15. BÖLÜM | GÜVEN YANLIŞ KİŞİDE EĞRETİ DURUR2.109 kelime
- 17 16. BÖLÜM| SEN, BEN VE DUVARLARIMIZDAN YIKILAN BİRKAÇ TUĞLA2.191 kelime
- 18 17. BÖLÜM | KAYBEDİLEN HER HİS GERİ GELMEZ3.515 kelime
- 19 18. BÖLÜM | ALDIĞIN YARALAR SENİ AYAKTA TUTAR3.250 kelime
- 20 19. BÖLÜM | İKİLEMLER SARSAR FAKAT DİBE BATIRMAZ2.778 kelime
- 21 20. BÖLÜM | FISILTILAR DUYMAK İSTEDİKLERİNİ SÖYLER2.278 kelime
- 22 21. BÖLÜM | KÜLE DÖNMEDEN ÖNCE SAVAŞLAR HEP GÜRÜLTÜLÜDÜR3.534 kelime
- 23 22. BÖLÜM | BİRBİRİMİZİN TANIDIK HİSLERİYİZ2.258 kelime
- 24 23. BÖLÜM | SANA ALDANDIM, KENDİMİ SUSTURDUM2.203 kelime
- 25 24. BÖLÜM | KOCA BİR GÜRÜLTÜ İÇİNDE UFACIK BİR BEDENİM2.688 kelime
- 26 25. BÖLÜM | YAŞAMADAN ÖLMEK, ÖLMEDEN ÇÜRÜMEK3.136 kelime
- 27 26. BÖLÜM | ONU SADECE AŞK MAĞLUP EDER3.112 kelime
- 28 27. BÖLÜM | YIKTIĞIMIZ TUĞLALARLA DUVARLARIMIZI ONARACAĞIM!2.242 kelime
- 29 28. BÖLÜM | TANIDIK ACILAR DAHA AĞIR GELİR2.478 kelime
- 30 29. BÖLÜM | YENİ BİRİ SENİ HARABEYE DE ÇEVİREBİLİR3.270 kelime
- 31 30. BÖLÜM | AİT OLMAK, BİRİNE KÖRÜ KÖRÜNE BAĞLANMAKTIR2.155 kelime
- 32 31. BÖLÜM | BAZI YÜZLEŞMELERDEN KAÇSAN DA ELBET YAKALANIRSIN2.921 kelime · Okuduğun bölüm
- 33 32. BÖLÜM | BİR CAN, BAŞKA BİR CANA MI BEDELDİR?3.270 kelime
- 34 33. BÖLÜM | HATALAR, VEDALARI BERABERİNDE GETİRİR2.847 kelime
- 35 34. BÖLÜM | KALP SEVER VE PARÇALARA AYRILIR2.572 kelime
- 36 35. BÖLÜM | GİDERKEN AYDINLIĞI DA BERABERİNDE GÖTÜRDÜ3.146 kelime
- 37 36. BÖLÜM | GERÇEKLER YALANDI, YALANLAR YİNE YALANDI2.383 kelime
- 38 37. BÖLÜM | BAZI KAVUŞMALAR ÖFKE DOLUDUR2.237 kelime
- 39 38. BÖLÜM | DEĞİŞİM YAŞANMIŞLIKLARDAN GELİR2.647 kelime
- 40 39. BÖLÜM | BAZI GÜZEL ANLARIN SONU FELAKET OLABİLİR3.236 kelime
- 41 40. BÖLÜM | BİR KEZ GÜVEN KIRAN HEP DAHA FAZLASINI YAPAR2.518 kelime
- 42 41. BÖLÜM | TEHLİKENİN YAKININDAYSAN O HER ZAMAN SENİ BULUR2.120 kelime
- 43 42. BÖLÜM | GÜÇ, İNSANI İYİLEŞTİRİR VE AYNI ZAMANDA BENLİĞİNİ KAYBETTİRİR2.886 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Merhaba,
Beni sabırla bekleyen ve her zaman desteğini fazlasıyla gösteren okuyuculara teşekkür ediyorum. Ramazanda bölüm yazmak her zamankinden daha yorucu oluyor. Baş ağrısı, ekrana bakmama yardımcı olmuyor ve bu yüzden sabırla beklediğiniz için minnettarım. Keyifli okumalar. 🥰😍😊🫶
**
"Ama gün gelecek ışıl ışıl bir gürültü koparacağım."
**
Nefeslerimiz birbirine karışırken ikimiz de bu anın devam etmesini istiyor gibiydik. Bir koluyla beni belimden kavrayıp kendine yaklaştırırken ensemden belime kadar uzanan bir ürperti hissettim. Öyle ki, uçurumdan aşağı düşüyormuş gibiydim ve bu yüzden kollarından destek almam gerekti. Vücudu gerilmişti ve buna rağmen beni tüm hırsıyla öpüyordu. Ona ayak uydurdum ve yaşadığımız bu şeyden asla pişman olmadım. Onu deli gibi istiyordum ve şimdi kollarımın altındaydı. Asla şikayetçi değildim, isterse beni tüm gece öpebilirdi.
Dudaklarımı yavaşça bıraktı. Bunu hiç istemiyormuş gibi yaptığında gülümsemeden edemedim fakat o beni görmedi çünkü gözleri kapalıydı. Alnını, alnıma yasladı ve bir süre bekledi. İlk konuşacak kişinin kendim olması gerektiğine karar verdim.
"Bana tekrar duygularında yanıldığını söylemeyeceksin değil mi?" diye sordum endişeyle. Belki bu soru için doğru bir an değildi fakat Demir'in dengesizlikleri ikimizi de yormaya başlamıştı.
Benden yavaşça ayrıldı ve bunu sormaya nasıl cüret edersin der gibi baktı. Sorduğum soruyu kabul ediyor gibi görünmüyordu.
"Sana tüm söylediklerim kendi isteğimle olmadı. Kendimi senden uzaklaştırmam gerekiyordu," derken inanılmaz üzgün görünüyordu. "Bunun nasıl acı verici olduğunu tahmin et. Gözümün önünde başka bir adamla takılmaya başladın, aklıma geldikçe o adamı öldüresim geliyor."
Konuyu Kutay'ın üzerinden çekmek için ilk söylediklerine odaklandım. "Ne demek kendi isteğinle değil? Açıkça söyler misin?"
"Amcam," dedi direkt. "Aramızda geçenleri öğrenince bana senden uzak durmamı söyledi. Görev dışına çıkmamam gerektiğini sürekli vurguladı. Başka çarem yoktu."
Kafamı bıkkınlıkla iki yana salladım. "Daha fazla cevaba ihtiyacım var. Neden amcan beni korumak için sana görev verdi?"
Tüm merhametiyle bana bir adım yaklaştı. Yüzümü ellerinin arasına alırken sanki avuçlarının içinde ölü bir kuşu tutuyordu. Dokunuşu hafifti ve bu nedense beni güvende hissettiriyordu. "Sen bu çöplükte parıldayan bir altınsın," dedi gözlerimin içine tüm sevgisiyle bakarken. "Bu dünyaya o kadar yabancısın ki, burayı tanımanı istemiyorum. Seni önceki hayatında çok kez gördüm. Hayat enerjisi dolu biriydin, yaşamayı seviyordun, işini, her şeyini. Şimdi seni böyle umutsuz görmek beni üzüyor. Eski seni sakın kaybetme ve sana söz veriyorum. Eski hayatına dönmen için elimden geleni yapacağım."
"Eski hayatım mı? Ya ailem?" diye sordum merakla. Ondan gelecek cevabı sabırsızlıkla bekliyordum.
"Aileni de sana geri vereceğim."
"Onları tanıyor musun?" diye sordum şaşkınlıkla. Birkaç yeşeren umut tohumlarımın üzerinde çiçekler açmaya başladı.
"Tanıyorum," dedi tek nefeste. "Bana güveniyor musun?
"Güvenmek istiyorum."
"Elimden ne geliyorsa yapacağım," dedi dudaklarıma uzunca bir öpücük bırakırken. Geri çekildiğinde tam dudaklarımın üzerine doğru konuşurken bakışları oradaydı. "Senden ayrı kalmak işkence gibiydi."
Hafifçe yutkundum. Nefes alabilmenin binbir yolunu denedim ama nafileydi. Tüm becerilerimi unutturacak türden bir adamdı. Ben mutfak tezgâhında oturur durumdayken benden yine de bayağı uzundu. Baş döndüren bir yakışıklılığı vardı ve böyle bir adamla birlikte olmak için ne yapmıştım bilmiyorum. O, çektiğim bütün çilelerin bir tür hediyesi olmalıydı.
Kollarımı sırtında birleştirdim ve kafamı göğsüne yaslayıp sıkıca sarıldım. O an kendimi küçük bir kız çocuğu gibi hissettim. Kaybolmuş ve en sonunda bulunmuş bir kız çocuğu gibi. Hissetiğim tüm endişe ve korkular o varken etrafımdan dağılıp gidiyordu.
"Bir daha beni tek başıma bırakma. Burada senden başkası beni koruyamaz. Kimsesiz gibi hissetmek istemiyorum," derken gözlerim buğulanmıştı. Ağlayacaksam bu onun yanında olduğum için mutluluktan olacaktı. Elini saçlarıma götürdü ve nazikçe okşadıktan sonra uzunca bir öpücük bıraktı.
"Asla güzelim," dedi saçlarımı okşamaya devam ederken. "Asla."
Uzunca bir süre öylece kaldıktan sonra ilk ayrılan ben oldum. Buna ihtiyacımın olduğunu düşünerek dakikalarca ayakta kalmasına rağmen asla şikayet etmedi. Bakışlarımız birbirini bulunca gülümsedi. Ona gülümseyerek karşılık verdim. Demir'i böyle görmeyi seviyordum. Gülen ve kahkaha atan Demir, her zaman favorim olacaktı.
Kahve fincanlarına yandan bir bakış attım. Çoktan buz gibi olmuşlardı. "Kahve?" diye sordum Demir'e bakarken.
Kafasını anında iki yana salladı. "Geç oldu, hem sen yarın çalışmayacak mısın? Uyuman gerek."
İşi tamamen unutmuştum ve yapmam gerekenleri düşündüm. Kutay'ın evine girmem gerekiyordu. Çalışırken bunu gerçekleştirmem zor görünüyordu ve bu yüzden haftasonunu beklemem şarttı.
"Ah, tamamen unutmuşum!" dedim hemen.
Hemen toparlanmaya başladı. "O hâlde ben gidiyorum, sen de hemen uyu. Tek başına kalabilirsin değil mi? Yanında kalmamı ister misin?" diye sorduğunda kafamı hızlıca iki yana salladım. Kahkaha atmamak için zor duruyordu. Beni böyle hazırlıksız yakalamayı çok seviyordu.
"Tamam, tamam gidiyorum."
Koridora ilerledi ve tam dışarı çıkmak üzereyken onu durdurdum. "Amcan, barıştığımızı bilmemeli değil mi?"
"Evet," dedi hemen. "Hatta herkesten saklamamız gerekiyor."
Kastettiği kişiyi elbette biliyordum. Ahsen'e bile söylememem gerekiyordu. İyi de bunu nasıl yapabilirdim ki? Ondan bir şey saklamak, yine aramızın bozulmasına neden olur muydu emin değilim.
"Tamam," dedim konuyu kapatmak için. "İyi geceler,"
"İyi geceler," dedi gülümseyerek. Ardından gözden kaybolduğunda içeri girdim ve kapıyı kilitledim.
Demir'in söylediği gibi, uyusam iyi olacaktı. Yarın buradaki ilk iş günümdü ve berbat etmek istemiyordum. Kutay meselesini biraz ertelemem gerekiyordu.
**
Evden çıktıktan sonra yapmam gerekenleri bir kez daha düşündüm. İlk önce Kutay'ın yanına gidecektim ve daha önce nasıl bir ilişkimiz varsa aynı şekilde davranmaya özen gösterecektim. Ona Demir'den şu anlık bahsedemezdim ama bir yolunu bulup bir şeyleri açıklığa kavuşturmamız gerekiyordu. Benden hoşlandığını çoğu kez dile getirmiş olsa da, artık inandırıcı gelmiyordu. Ne de olsa ben onun için başarıyla tamamlaması gereken görevinin kilit noktasıydım.
Derin bir nefesin ardından kitapçıya doğru ilerlemeye başladım. Aldığım nefes, soğuk havanın keskinliğinden dolayı burnumu sızlatmıştı. Saat çok erkendi ve ben şimdiden yatağımı özlemiştim.
Virajı dönmek üzereyken son zamanlarda duyduğum en aşina ses adımı seslendi. Ona döndüğümde bana her zamanki gülümsemesini sundu. Bir şeylerin değiştiğinin farkına varmaması için ona aynı şekilde gülümsedim.
"Günaydın, işe mi gidiyorsun?"
"Evet, biraz erken çıktım. Senin yanına uğrarım diye düşünmüştüm," dediğimde dükkanı işaret etti.
"Hadi gel öyleyse. Biraz atıştırırız hem," dedi Kutay bu anı bekliyormuş gibi. Birlikte dükkanının önüne geldik. Kabanının cebinden çıkardığı anahtarlıktan, birkaç anahtarı es geçerek üzerinde kitapçı yazılı olanla kilidi açtı. Hemen ardından içeriyi aydınlatırken beynim anahtarlıkla meşguldü. Her birinde isim yazıyordu ve bu beni inanılmaz mutlu etti. Bir şeylere çok yaklaştığımı hissediyordum. Kabanını çıkarıp cebindeki cüzdanı aldıktan hemen sonra kasanın arkasındaki sandalyenin üzerine bıraktı.
"Ben yiyecek bir şeyler alıp hemen geliyorum, " dedi ve hızlı adımlarla yanımdan ayrıldı. Belki de şu an tam sırasıydı fakat hemen gelebilir düşüncesiyle anahtarı almaya cesaret edemedim. Kendimi yapabileceğime dair her saniye ikna etmeye çalışsam da, bunu düşünürken vakit kaybettim. O geri geldiğinde artık çok geçti.
Beni gördüğünde kaşları çatılır gibi oldu. "Neden oturmak yerine dükkanın ortasında ayakta duruyorsun?" diye sorarken şüpheci görünüyordu.
"Ben hâlâ ayakta uyuyorum. İş hayatına geri dönmek biraz zor oldu," derken gerçekten esniyor gibi yaptım.
Şüpheci tavrını kapı dışarı edip gülümsedi. "Birkaç güne alışırsın. Sen otur lütfen, ikimize birer fincan çay getireceğim," dedi ve yanımdan ayrıldı. Kenara geçip oturdum. Olduğum insan dışında davranmak ne kadar da zordu. Gerçekleri öğrenme yolunda her şeyi denemeye çalışıyordum. Hayatım boyunca diğer isteklerimi gölgede bırakan tek şey, kim olduğumu öğrenmekti. Başaracağımı biliyordum.
Kısa bir sürenin ardından elinde iki fincan çayla geri geldi. Aldığı poğaçalardan birini bana verdiğinde ona teşekkür ettim.
"Dün gelirsin diye umuyordum," dediğinde ağzımdakileri yutmakla meşguldüm.
"Evimdeki ilk günümdü, bu yüzden gelemedim."
"Öyle mi?" diye sorarken benim adıma sevinmiş gibi duruyordu. "Sevindim, evini görmeyi çok isterim."
"Cuma günü gel istersen, hem diğer gün tatil."
Kafasını olumsuz bir şekilde iki yana salladı.
"Perşembe günü bir grupla dışarı çıkacağım. Bu işler sırayla yapılıyor ve benim sıram geldi. Cuma günü gece dönebilirim," derken gözlerimin içi resmen parıldıyordu. Ne işi için gittiğini sormayacak kadar asıl plana odaklanmış durumdaydım. Anahtarı almanın bir yolunu bulmalıydım.
"Gitmeden önce birer kahve içer miyiz?"
Ona yaklaşımımdan oldukça memnundu. Zaten bunu istiyordu ve ben de ona istediğini veriyormuş gibi yapacaktım.
"Elbette içeriz. Öğle saatlerinde buradan direkt gideceğiz zaten," dediğinde gerçekten gülümsedim. Söylediklerinden anladığım kadarıyla, o gün bir daha eve uğramayacaktı. Burada uyguladığım diğer planlardan sonra ilk defa biri yolunda gidecekmiş gibi görünüyordu.
Kolumdaki saatime baktım. Artık gitmem gerekiyordu. "Saat geç oldu. Gitsem iyi olur, perşembe günü yanına uğrarım."
"Görüşmek üzere, sabırsızlıkla bekliyorum."
Onunla vedalaşıp oradan ayrıldım. İçimdeki kıpırtılara engel olamadım çünkü ilk defa bir şeyleri öğrenmeye bu kadar yaklaştığımı hissediyordum.
Kliniğe gitmek için hızlıca ilerledim. Aklımdaki dönüp duran düşünceleri bir kenara bırakıp asıl hayatıma da odaklanmam gerekiyordu.
**
Ahsen'in asistanlığını yapmak benim için fazlasıyla eğlenceli olacaktı. Daha basit bir iş için çalışacağımı düşünmüştüm. Böylesi daha iyiydi. Onunla sürekli vakit geçirmek çok keyifliydi.
Odasındaki bir kaç kağıdı güzelce dosyalarına yerleştirirken içeri iki kupayla birlikte girdi.
"Bu kahveleri senin yapman gerekiyor Eliz Hanım!" derken kızıyormuş gibi yaptı. Kıkırdadım.
"Afedersiniz, bir dahakine bu saatlerde kahveniz masanızda olacak efendim," dediğimde ikimizde gülmeye başladık.
"Kahve yaptım ama Demir burada. Görmek istersin diye düşündüm, yani kahveni istersen soğutabilirsin," dedi ve sırıtarak göz kırptı. Tam sevinecektim ki, Demir'in söylediklerini hatırladığımda kendimi hemen dizginledim.
"Beni çağırdı mı?" diye sordum düz bir sesle. Hiçbir duygu içermediğine fazlasıyla emindim.
"Hayır, sadece gördüm."
Tam o sırada odanın kapısı tıklatıldı ve Demir kendisini gösterdi. Tüm yakışıklılığıyla karşımda dururken kalbimin hareketlenmesine engel olamadım. Tamamen siyah giyinmişti. Sadece sweatshirtünün altına giymiş olduğu beyaz tişörtü görünüyordu. Deri ceketi ve postalları vardı. Kep şapka takmıştı ve sweatshirtünün şapkası da onun üstündeydi. Onu bu tarzda neredeyse hiç görmemiştim.
"Eliz, gelir misin?" diye sorduktan hemen sonra Ahsen'e döndü. "Ahsen merhaba, Eliz'i çok tutmayacağım."
Ahsen elini havada iki yana salladı. "Önemli değil, zaten şu an moladayız."
Demir kafasını sallarken ben de onun yanına gelmiştim. Odadan çıktığında onu takip ettim. "Dışarı çıkalım. Üşür müsün?" derken üzerime baktı. Bugün kalın giyinmiştim. Kafamı sallarken onu takip etmeye devam ettim ve neden buraya geldiğini düşündüm. Nedense huzursuzlanmaya başlamıştım.
İlerideki bir banka oturup sağ ayağını sol dizinin üstüne atıp genişçe yayıldıktan hemen sonra bir sigara paketini cebinden çıkarıp benimle göz temasını uzunca kurdu. İki kolunu banka yasladı ve bakışlarını üzerimden asla çekmedi. Karşısında bekledim ve beni seyretmesine izin verdim.
"Bir sorun mu var?" diye sorarken tedirgin görünmemeye çalıştım. Sigarasını içmeye devam etti ve cevap vermedi. Bitirmesini ve benimle konuşmasını bekledim.
"Sabah Kutay'ın yanında olduğunu öğrendim. Bana açıklar mısın? O adamın yanına neden gidiliyor?"
Anlaşıldı. Kıskançlığı onu buraya getirmişti. Gülümsemek istesem de bunu yapmadım.
"Sabah karşılaştık ve kahvaltı yaptık, hem o benim arkadaşım. Onunla vakit geçirebilirim," derken ciddi durmaya çalışsam da o gülmekle yetindi. Elindeki sigarayı çöp tenekesine fırlattı.
"Adam seni yatağa atmak istiyor," dedi kendinden emin bir şekilde. Söylediklerine kaşlarımı çattım. "Bunu göremiyorsan ben sana söyleyeyim."
"Senden bunları duymaya ihtiyacım yok. Konuşmanı şu an hiç beğenmiyorum. Ben gidiyorum," dedim ve hızlı adımlarla ilerlerken bir anda önümde durdu. Temastan özellikle kaçındı.
"Senin yakınında olmasını istemiyorum. Seninle ilgili düşünceler sadece bana ait," dedi fısıltıyla.
Ona ters ters baktım. "Bitti mi?"
"Bitmedi," dedi hemen. "Seni sevdiğimi biliyorsun ve bu yüzden yanında başka bir erkeği görmek istememem normal. Özellikle Kutay gibi bir adamsa hiç istemiyorum. Seni sevdiğini açıkça söylemedi mi? Neden görüşmeye devam ediyorsun?"
Omzumu bıkkınlıkla silktim. "Beni nasıl gördüğü önemli değil, ben onun için bir arkadaş diyorum."
"Aman Allah'ım," dedi kafasını gökyüzüne çevirerek. "Delireceğim."
Demir öyle gökyüzüne bakarken ben de onu seyrettim. Ne kadar etkileyici bir adam diye düşünmeden edemedim.
"Bir daha, Eliz kitapçıda diye bir haber almak istemiyorum Kaçak. Orayı ateşe veririm, duyuyor musun?"
Ona ters ters bakmayı sürdürdüm. "Duydum!"
"Güzel," dedi önümden çekilerek. "İşine dön istersen."
Ona gözlerimi devirdim ve hiçbir şey söylemeden yanından geçip gittim. Kutay için kavga etsek de bunu bir süre göz ardı etmeliydim. Bana istediğim bilgileri vermiyordu ve ben de kendi başımın çaresine bakmalıydım.
**
Perşembe günü öğle saatindeki molada, klinikten çıkıp Kutay'la buluşmak için kitapçıya gittim. Perşembe gününe kadar Demir'le çok görüşemedim. Altay amca Demir'i esir almıştı ve iş için onu sağa sola sürüklemişti. Ben de asistanlığın detaylarını çözmek için işimle meşguldüm. Demir'i kızdırmamak için, perşembe gününe kadar Kutay'ın yanına hiç uğramadım. Etrafımdan ayrılmaz ve planımı gerçekleştirmemi engeller diye bu riske hiç girmemiştim. Bir aksilik çıkmaması adına sürekli dualar edip duruyordum.
Kitapçının önüne geldiğimde Kutay beni gördü ve ona el salladım. İçeriye gelmemi işaret ettiğinde söylediğini yaptım. Ben hemen gideceğimizi düşünmüştüm.
"İşin mi vardı?" diye sordum hemen.
"Hayır, hemen çıkacağız. Dışarısı soğuk diye gel dedim," diye açıklama yaptığında kafamı salladım. O, içeriyi kontrol edip yanıma geldi ve montunu giydi.
"Hadi gidelim," dedi Kutay ve ben kitapçıdan çıkarken o da ışıkları söndürüp kapıyı kilitledi. Anahtarlığı sağ cebine atmıştı.
"Nereye gidelim?" diye sorduğunda sırt çantasını sırtına taktı.
"Geçen sefer gittiğimiz kafeye gidelim," diye cevap verirken çantasını gösterdim. "Çanta ne için?"
"Bir gün burada olmayacağım. Ne olur ne olmaz diye birkaç eşya aldım."
Ona kafamı salladım ve kafeye doğru ilerlemeye başladık. Aklıma gelen birkaç durumu yapıp yapmayacağım konusunda kendimle bir münakaşaya girdim. Anahtarı almak biraz zor alacak gibi görünüyordu.
"İşe alışabildin mi?" diye sorduğunda ona odaklanmaya çalıştım.
"Evet, zor değil. Zaten Ahsen bana yardımcı oluyor."
"Arkadaşınla çalışıyor olmak senin için iyi olmuştur," dedi gülümseyerek. Yüzüne baktığımda samimi görünüyordu. O benim için bir yabancıydı ve onun hakkında öğrendiklerim daha da yabancılaşmasına neden olmuştu. Bu yüzden ona gülümsemek hiç içimden gelmiyordu fakat bunu yalandan da olsa yapmam gerekiyordu.
Kafeye geldiğimizde hiç vakit kaybetmeden üst kata çıktık. Küçük ve iki kişilik olan bir masayı seçip oraya ilerledim. Kısa bir süre sonra garson yanımıza gelip siparişlerimizi aldı. İki fincan kahve dışında bir şey istemedik.
Montunu çıkarıp sandalyesine astığında sesli bir şekilde nefesimi verdim. Acaba lavaboya falan gider miydi? Ona sürekli içeçek bir şeyler söylesem şüphelenir miydi acaba?
"Sana bir şey soracağım," dediğinde onu dinlemeye çalıştım. "Demir'le işinin bittiğini söylemiştin, hâlâ senden sorumlu olduğunu duydum."
"Ah, evet," diyerek onayladım. "Güvenliğim konusunda endişeleri var."
"Anlıyorum ama sana biraz kaba davranıyor. Buna müsade etme," dediğinde neredeye kaşlarımı çatmak üzereydim fakat yapmadım. Sonuçta Kutay, Demir'le aramdakileri bilmiyordu.
Neredeyse beş dakikadan fazla bir süre geçti ama ben anahtarını nasıl alacağım konusunda hiçbir fikir bulamadım. Lavaboya bile gitmiyordu ve bu durum sinirlerimi bozmaya yetmişti.
Kahveler geldiğinde derin bir nefes aldım. Yapacak olduğum şeyden başka bir seçenek yoktu. Etrafta kimsenin olmaması planı gerçekleştirmekte kolaylık sağlayacaktı.
Yarın akşam burada olacağını söyleyip, onunla yemek yememi teklif ederken gözlerimi kapatıp onu elimle durdurdum. Bunu yapmadan önce fincanının nerede olduğunu tam olarak hafızama kaydettim. Bilerek canını yakmak istemiyordum fakat başka seçeneğim yok gibi görünüyordu. Küçük bir masa seçmemin nedeni, birazdan olacakları yapabilmek içindi.
"İyi misin?" diye sordu. Gözlerimi açmadan kafamı iki yana salladım.
"Başıma bir anda ağrı girdi," dedikten hemen sonra havadaki elimi masaya bıraktım ve kahveyi onun üstüne döktüm. Gözlerimi açtığımda ani refleksle ayağa kalktığını gördüm. Kahve sıcaktı ve muhtemelen şu anda acıya direniyordu.
"Asıl sen iyi misin? Çok özür dilerim," dedim telaşlı görünmeye çalışarak.
Başına gelenlere rağmen gülümsemeyi tercih etti. "Sanırım ilahi bir güç, yanıma kıyafet almam için beni uyardı. İhtiyacım oldu, gördün mü?"
Ayağa kalktı ve sırt çantasını bıraktığı yerden aldı. "Hemen geliyorum, döndüğümde çıkarız, tamam mı?" diye sorduğunda yavaşça kafamı salladım.
"Ben seni bekliyorum, acele etme."
Baş parmağını kaldırıp beni onayladı. Gözden kaybolana kadar onu bekledim. Kalbim ağzımda atıyordu ve ellerim deli gibi titriyordu. Montunun sağ cebindeki anahtarlığı hemen aldım. Bir yandan onun geleceği yöne doğru bakıyordum. Hepsini kontrol ettim ve evinin olduğu anahtarı takılı olan zincirinden ayırdım. Anahtarlığı geri cebine atarken telaşlanmayıp bunu hızlıca gerçekleştirmiş olmama fazlasıyla şaşırmıştım. Ellerimin titremesine rağmen iyi bir iş çıkardım.
Geri yerime oturduğumda kendimi sakinleştirmeye çalıştım. Başardın dedim kendi kendime. Endişelenecek başka bir şey yoktu.
Kutay geri geldiğinde ona gülümsedim. "Gidelim mi?" diye sordum hemen. "Sen de benim yüzümden geç kalma."
Kolundaki saate baktı. "Evet, doğru söylüyorsun. On dakika içinde dış bölgede olmam lazım."
Anladığıma dair kafamı salladım. Ardından kafenin alt katına indik ve Kutay hesabı ödedikten sonra dışarı çıktık.
"Görüşürüz, dikkat et. Ben senin yanına yine uğrarım."
"Görüşürüz, Eliz. İlaç almayı unutma."
Ona ufak bir tebessüm etmekle yetindim ve bana el salladıktan sonra arkamı dönüp kliniğe doğru ilerledim. Cebimden çıkardığım anahtara baktım. Tüm umudum bu küçük çelik parçasındaydı.
**
Ahsen öğleden sonra, işten çıktığımızda Demir'in evine gelmem için yalvarsa da onu reddetmek zorunda kaldım. Hatta başımın ağrıdığına dair yalan söyleyerek klinikten yarım saat önce çıktım. Şimdi ise Kutay'ın evine girmek üzereydim.
Anahtarın kapıyı açması için dualar ederken, Demir'in söylediklerini kafamda birçok kez tekrar ettim. Onun evinin arkasındaki bloğun, ilk gri binasının ikinci katı. Evet, doğru yerdeydim.
Anahtarı döndürdüm ve kapı açıldı. Hemen içeri girdim ve ışığı açtım. Tek odası bulunan ve amerikan mutfağı olan bir daireydi. Hızlıca yatak odasını araştırdım. Komodinleri karıştırdım, dolabı altına üstüne getirdim ve yatağın altına bile baktım. Hiçbir şey yoktu.
Salona girdim ve televizyon ünitesinin dolaplarını karıştırdım. Aynı şekilde tüm mutfak dolaplarına ve tuvalete bile baktım. Tüm bunları yaparken ortalığı birbirine kattım fakat umrumda değildi. Düşmanlarıma çalıştığına dair bir ipucu yoktu. Son olarak, orta sehpanın üstünde duran tabletini aldım. İçinde aklıma gelebilecek her şeye baktım ama tüm önlemini almıştı ve hiçbir şekilde hain olduğunu kanıtlayan bir şey yoktu. Kitaplarla alakalı araştırmalar, güncel haberler ve buna benzer şeyler vardı.
Lanetler savurarak evden çıktım. Binadan çıkarken elimde yine işe yarar bir bilgi yoktu. Anahtarı kenardaki çimenlere doğru fırlattım.
Hızlı adımlarla kendi evime doğru ilerledim. O kadar yorulmuştum ki, boşvermişliğe doğru koşmaktan korkuyordum. Umursamazlık bana göre değildi. Ben tüm bu yaşadıklarımı umursamadan yapamıyordum. Kim olduğumu bilmek istiyordum ve bunun için Demir'in bana anlatmasını beklemek ıstırap gibi geliyordu. Doğru an ne zamandı? Hiçbir zaman gelmiyordu.
Evimin bulunduğu kata çıkıp, kapının önüne geldiğimde çantamdan anahtarımı bulmak benim için biraz uzun sürmüştü. Eve girmek üzereyken kapının zaten aralık olduğunu gördüğümde, elim kapının kolunda donup kaldı. Sabah çıkarken kapıyı kapatıp kapatmadığımı düşünüp durdum. Uyku sersemliğiyle yapmış olabilir miydim?
Kalbim her zamankinden daha hızlı atmaya başladı. Nefesimi tutmak bana hiç yardımcı olmuyordu. Temkinli adımlarla yavaşça kapıyı ittim. Ne yazık ki biraz ses yapmıştım. İçeriye baktığımda, salonumdan yayılan hafif ışık süzmesi lambederin açık olduğunu kanıtlıyordu fakat onu açan ben değildim. Bundan oldukça emindim. İlerlemeye devam ettim. Çantamı kalkan olarak kullandım. Eğer biri bana saldırırsa, belki bir silah olarak kullanabilirim diyerek kendimle dalga geçtim. Kendimi rahatlatma konusunda her zaman beceriksiz olmuştum. Ben, ne de olsa düşünceler cehennemine hükmeden biriydim.
Salonun kapısından yavaşça içeriye girdiğimde, lambederin hemen yanındaki berjere oturan Kutay'la karşılaştım. Gülümsedi fakat her zaman samimi gibi gelen gülümsemesi şimdi oldukça korkutucu geliyordu.
"Merhaba," dedi sakin bir ses tonuyla. "Sanırım, ikimizde evlerimizi karıştırdık."
**
Diğer bölümde görüşmek üzere. 🙋🏻♀️👉👈
Bölüm etkileşimi
