12. BÖLÜM | BU KEZ ÖLÜME DAHA YAKIN

Vaveyla Yazarı: A G

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 43Şu an: 12. BÖLÜM | BU KEZ ÖLÜME DAHA YAKIN
  1. 1 TANITIM | BİLGİ191 kelime
  2. 2 1. BÖLÜM | TİAZZA’YA HOŞ GELDİN KAÇAK!1.779 kelime
  3. 3 2. BÖLÜM | ŞÜPHE BİR DİĞER ŞÜPHEYİ DOĞURUR5.324 kelime
  4. 4 3. BÖLÜM | ALIŞILMIŞIN DIŞINDA BİR KADIN3.393 kelime
  5. 5 4. BÖLÜM | TOZLU SAYFALARDA KALMIŞ SİLİK BİRİ4.372 kelime
  6. 6 5. BÖLÜM | GECEME YANSIYAN GÖLGE3.835 kelime
  7. 7 6. BÖLÜM | AVCUMA İLİŞTİRİLEN NOT4.892 kelime
  8. 8 7. BÖLÜM | GÜVENSİZLİKLERLE DOLU PLAN4.495 kelime
  9. 9 8. BÖLÜM | ONU GÖRMEK İSTEMEDİĞİM HÂLDE ONUNLAYIM4.679 kelime
  10. 10 9. BÖLÜM | KAÇTIĞIM ŞEYE GERİ DÖNÜYORUM4.035 kelime
  11. 11 10. BÖLÜM | HİÇBİR ZAMAN GÜVENDE DEĞİL2.914 kelime
  12. 12 11. BÖLÜM | ÇAMURLA KAPLANMIŞ ZAYIF BEDEN3.053 kelime
  13. 13 12. BÖLÜM | BU KEZ ÖLÜME DAHA YAKIN3.454 kelime · Okuduğun bölüm
  14. 14 13. BÖLÜM | HAİNLER NE KADAR YAŞAR?3.693 kelime
  15. 15 14. BÖLÜM | ÇIĞLIKLARINI SESSİZE ALACAKLAR3.147 kelime
  16. 16 15. BÖLÜM | GÜVEN YANLIŞ KİŞİDE EĞRETİ DURUR2.109 kelime
  17. 17 16. BÖLÜM| SEN, BEN VE DUVARLARIMIZDAN YIKILAN BİRKAÇ TUĞLA2.191 kelime
  18. 18 17. BÖLÜM | KAYBEDİLEN HER HİS GERİ GELMEZ3.515 kelime
  19. 19 18. BÖLÜM | ALDIĞIN YARALAR SENİ AYAKTA TUTAR3.250 kelime
  20. 20 19. BÖLÜM | İKİLEMLER SARSAR FAKAT DİBE BATIRMAZ2.778 kelime
  21. 21 20. BÖLÜM | FISILTILAR DUYMAK İSTEDİKLERİNİ SÖYLER2.278 kelime
  22. 22 21. BÖLÜM | KÜLE DÖNMEDEN ÖNCE SAVAŞLAR HEP GÜRÜLTÜLÜDÜR3.534 kelime
  23. 23 22. BÖLÜM | BİRBİRİMİZİN TANIDIK HİSLERİYİZ2.258 kelime
  24. 24 23. BÖLÜM | SANA ALDANDIM, KENDİMİ SUSTURDUM2.203 kelime
  25. 25 24. BÖLÜM | KOCA BİR GÜRÜLTÜ İÇİNDE UFACIK BİR BEDENİM2.688 kelime
  26. 26 25. BÖLÜM | YAŞAMADAN ÖLMEK, ÖLMEDEN ÇÜRÜMEK3.136 kelime
  27. 27 26. BÖLÜM | ONU SADECE AŞK MAĞLUP EDER3.112 kelime
  28. 28 27. BÖLÜM | YIKTIĞIMIZ TUĞLALARLA DUVARLARIMIZI ONARACAĞIM!2.242 kelime
  29. 29 28. BÖLÜM | TANIDIK ACILAR DAHA AĞIR GELİR2.478 kelime
  30. 30 29. BÖLÜM | YENİ BİRİ SENİ HARABEYE DE ÇEVİREBİLİR3.270 kelime
  31. 31 30. BÖLÜM | AİT OLMAK, BİRİNE KÖRÜ KÖRÜNE BAĞLANMAKTIR2.155 kelime
  32. 32 31. BÖLÜM | BAZI YÜZLEŞMELERDEN KAÇSAN DA ELBET YAKALANIRSIN2.921 kelime
  33. 33 32. BÖLÜM | BİR CAN, BAŞKA BİR CANA MI BEDELDİR?3.270 kelime
  34. 34 33. BÖLÜM | HATALAR, VEDALARI BERABERİNDE GETİRİR2.847 kelime
  35. 35 34. BÖLÜM | KALP SEVER VE PARÇALARA AYRILIR2.572 kelime
  36. 36 35. BÖLÜM | GİDERKEN AYDINLIĞI DA BERABERİNDE GÖTÜRDÜ3.146 kelime
  37. 37 36. BÖLÜM | GERÇEKLER YALANDI, YALANLAR YİNE YALANDI2.383 kelime
  38. 38 37. BÖLÜM | BAZI KAVUŞMALAR ÖFKE DOLUDUR2.237 kelime
  39. 39 38. BÖLÜM | DEĞİŞİM YAŞANMIŞLIKLARDAN GELİR2.647 kelime
  40. 40 39. BÖLÜM | BAZI GÜZEL ANLARIN SONU FELAKET OLABİLİR3.236 kelime
  41. 41 40. BÖLÜM | BİR KEZ GÜVEN KIRAN HEP DAHA FAZLASINI YAPAR2.518 kelime
  42. 42 41. BÖLÜM | TEHLİKENİN YAKININDAYSAN O HER ZAMAN SENİ BULUR2.120 kelime
  43. 43 42. BÖLÜM | GÜÇ, İNSANI İYİLEŞTİRİR VE AYNI ZAMANDA BENLİĞİNİ KAYBETTİRİR2.886 kelime

"Seni yok sayacaklar, sen daha çok var olacaksın."

**

Tam olarak ne tepki vereceğimi bilmeden onları izlemeyi sürdürdüm. Kimsenin farkında olmadığı durumda benim gerçeği bilmem midemin bulanmasına neden oldu. Kendimi sakin tutmaya çalışsamda ellerimin titremesine engel olamadım. Avucumun içindeki teri eteğime sildim ve Ahsen'in koluma dokunmasıyla kendime geldim.

"Bir sorun mu var? Tedirgin görünüyorsun," dediğinde gülümsemeye çalıştım ve bunun sahte olduğunun farkındaydık ikimizde.

"Her şey yolunda. Sadece burası çok sıcak," diyerek onu geçiştirmeye çalıştım.

"Lavaboya gidip geliyorum," dedikten sonra elimi sıktı ve yanımdan ayrıldı. O sırada Deniz ve Demir gülerek bir şeyler konuşuyorlardı. Demir'in hep ciddi duruşu yüzünden gülümsemesini görmek şaşırmama neden oldu. Deniz'in gerçekte kim olduğunu öğrendiğinde onun için ne düşünecekti merak ediyordum. Ona hâlâ böyle gülebilecek miydi?

Deniz' in yanından ayrıldığında bana bir şey söylememesi beni şaşırtmıştı. Garson ikimize birer kokteyl bıraktıktan sonra, Deniz içeceğinden bir yudum alırken ben ise onun bileğindeki bilekliğine bakıyordum. Bakışlarımı yakaladığında bana 'ne var?' der gibi bakıyordu.

Korkusuzca oturduğum yerden ona doğru kaydım. Kaşları hayretle yukarı kalktı. Benden böyle bir hamle beklemediği açıktı. Gözlerimin önüne onunla olan sahnem geldi. Beni kovalayışı ve hırpalayışı yüzünden ondan nefret ediyordum. Bana bunu yaşatmasının sebebini bilmek istiyordum.

"Görüşmeyeli nasılsın?" diye sordum sevecen bir tavırla. Şaşkınlığı iyice arttı. Bana kötü davrandığı için ona böyle iyi yaklaşıyor olmam sinirlerini bozmuş olmalıydı.

"İyiyim Eliz," dedi hâlâ şaşkın tavrıyla. "Senin başına bir şeyler gelmiş, öyle duydum."

Bir müddet gözlerinin içine baktım fakat bunu sen yaptın diyemedim. Gözlerinin içine korkusuzca bakarken onunla alay edermiş gibi gülümsedim.

"Maalesef," dedim sakince. "Neyse ki ucuz atlattım."

Anlamış gibi kafasını salladı. Bu kadar soğukkanlı olması tüylerimi ürpertmişti. Kkurban olmama rağmen gözlerimin içine rahatlıkla bakışı karşısında, bende onunla alay edermiş gibi gülümseyerek bileğini kavradım ve gülümsemeye devam ettim. Bu sefer tedirgin olan kendisiydi.

Yine de emin olmak ve bilekliğin ona ait olup olmadığını öğrenmek için bunu ona sormalıydım.

"Bilekliğin çok güzel," diyerek söze girdim. "Yeni mi aldın?"

Sorum karşısında iyice şaşırdı ve bileğini hızlıca benden kurtardı. Ona bu kadar yakın olmam hoşuna gitmemiş gibi görünüyordu.

"Babamdan hatıra," diyerek sorumu cevaplama nezaketini gösterdi fakat ardından, "Senden hoşlanmıyorum lütfen yerine geçer misin?" diyerek beni uzaklaştırmaya çalıştı.

Her şeyi bilip benden böyle kaçıyor olması sinsice gülmeme neden oldu.

Demir görüş açıma girdiğinde benimle göz göze geldi. Yanıma oturduğunda beni afallatmıştı.

"Seni kovalayan kişinin kadın olduğuna eminsin değil mi?" diye sorarken gözlerimin tam içine bakıyordu. Hızlıca kafamı salladım.

"Birinden şüpheleniyoruz. Seninle aynı anda bardan çıkmış ve senden tarafa doğru gittiğini tespit ettik," dediğinde bakışlarım Deniz'e doğru kaydı. Pür dikkat bizi izliyordu ve birden bize doğru yaklaştı.

"Şu kayıtlarda gördüğümüz kadın mı Demir?" diye sordu hemen. Kokteylini içmeye devam ediyordu.

"Evet, zaten kısa süre önce Tiazza'ya gelmişti."

Deniz kafasını sallarken, "Ne yapmayı planlıyorsun kadın hakkında?" diye sordu merakla. Kaşlarımı çatmış onu izliyordum ve iğrenç biri olduğuna kalıbımı basabilirdim. Ona bağırıp tokat atmak geliyordu içimden ama ne yazıkki ani bir harekette bulunamıyordum. Demir' e söylemeden önce Deniz'le yalnız konuşmayı planlıyordum.

"Diğer hainlere nasıl muamele yapıyorsak ona da aynısını yapacağız," diye cevap verdi Demir. Deniz keyifli görünüyordu. Hem kendisi açığa çıkmamıştı hem de yaptıkları yüzünden masum birini öldüreceklerdi. Bir anda olanlar yüzünden midem bulandı ve yan taraftaki saksıya midemdekileri çıkardım. Ahsen hızlıca yanıma geldi ve saçlarımı topladı.

"İyi misin?" diye sordu hızlıca. "Biri su verebilir mi?"

Kısa bir sürenin ardından bana uzatılan şişeyi hızlıca içtim. Ağzımdaki garip tat yüzünden bir kez daha midem bulandı.

"Seni eve götüreyim mi?" diye sordu Demir beni kollarımın altından destekleyip kaldırırken. Kendimi tamamen ona yasladım ve kafamı salladıktan sonra beni yönlendirmesine izin verdim. Oradan ayrılmadan önce Deniz'e sarılıp onunla vedalaşmayı ihmal etmemişti.

Dışarı çıkıp temiz hava almak iyi hissettirmişti. Demir'in arabası dışarıda hazır bekliyordu. Kendimi biraz iyi hissedince ondan ayrıldım ve arabadaki yerimi aldım. Bir yandan Ahsen'i takip ettim. Onu yalnız bırakmak istememiştim çünkü kötü bir gece geçirdiğini düşünüyordum. Bizimle geliyor olmasının daha iyi olacağını düşünüyordum.

Şüphelendikleri kadına bir şey olmadan bu işin içinden bir an önce çıkmalıydım. Yarın belki de kadının hayatına son vereceklerdi. Bu yüzden hızlıca bir şeyler düşünmem gerektiğinin farkındaydım.

Evin önüne geldiğimizde arabadan indim. Eve ilerlerken Deniz'le konuşmadan önce her şeyi Demir'e anlatmanın daha mantıklı olduğunu düşünmeye başlamıştım. Bu daha kısa ve temiz bir çözümdü.

Eve girdiğimizde Demir'in üst kata ilerlediğini gördüğümde ona seslendim. "Demir?"

Bana döndü ve tek kaşını kaldırırken yüzüme baktı.

"Biraz konuşabilir miyiz?" diye sorduğumda çıktığı birkaç merdiven basamağından aşağı inip salona ilerledi.

Ahsen o sırada bana "İyi geceler," dedikten sonra ona hızlıca sarıldım ve "İyi geceler," deyip salona ilerledim.

Demir koltuğa oturmuş kafasını koltuğa yaslamıştı ve gözleri kapalıydı. Benim geldiğimi anlayınca toparlandı ve dirseklerini bacaklarına yaslayıp bana baktı. Biraz yorgun görünüyordu.

"Önemli bir şey söylemem gerekiyor," dedim yan taraftaki koltuğa oturarak.

"Seni dinliyorum," dedi meraklı ve sabırsız bir ses tonuyla.

Tam ağzımı açıp Deniz'den bahsedecekken telefonu çaldı ve eliyle beklememi söyledi. Bir süre karşı tarafı dinleyip "Sen ciddi misin?" derken hızlıca ayağa kalktığında tam anlamıyla yerimde sıçramıştım. "Geliyorum."

Dış kapıya yönelirken peşine takıldım. "Ne olmuş?" diye hızlıca sorarken aynı zamanda dışarı çıktığında onu takip etmeye devam ediyordum.

"Şu şüphelendiğimiz kadın..." arabaya binmeden devam etti. "Kendisini bir binanın tepesinden aşağı atmış."

"Ne?" diye bir tepki verdiğimde arabaya bindi ve ben de arabaya bindiğimde suratıma neden arabada olduğumu sorgulayan bir bakış atsa da, benimle uğraşacak vaktinin olmadığını anladığı için arabasını çalıştırdı.

Kadının neden intihar ettiğini düşünmeye başladım. Ne kadar Tiazza'nın büyüklüğünü konuşsam da aslında her şey duyulabilirdi. Kadın muhtemelen geçmişini bırakıp buraya gelmiş ve aslında ölümün onu burada da bulmuş olmasından ötürü tek çarenin intihar olduğunu düşünmüş olmalıydı. Hatta belki Deniz kendini aklamak için ne de olsa kadından şüphelendiler diye onu tehdit etmiş bile olabilirdi. Düşünce bulutunu kafamın üstünden dağıttım ve Demir arabadan inerken onu takip ettim.

Küçük bir insan topluluğunun arasından sıyrılarak geçti ve ben de aynısını yaptım. Ardından kanlar içinde yatan kadını gördüğümde gerçekten neredeyse ağlayacaktım. Vücudu titriyor ve ölümle cebelleşiyordu.

Demir kadının kafasını hafifçe kaldırdı ve akan kanlara rağmen kucağına koydu. Kadının dudakları aralıktı ve bir şey söylemeye çalışıyordu. Onlara yaklaştım ve kadının benimle göz göze gelmesini izledim.

"B-ben yapmadım," dedi yutkunarak. İniltileri arasında elini yavaşça kaldırdı ve titrek hareketlerle elime dokunmaya çalıştı. "T-tehdit etti,"

Hızlıca "Kim?" diye sordum ama cevap veremeden gözlerinin kapanışını ve hareketlerinin kesilişini izledim. Elimi tuttuğu eli hafifçe kaydı ve soğuk zeminle buluştu.

Demir kadını kucakladı ve benim varlığımı unutup kalabalıktan birkaç kişiyle birlikte onu taşımaya çalıştı. Birden bir gürültü oldu fakat ben olayın şaşkınlığıyla olanları izliyordum.

O sırada köşede ben gibi insanları izleyen Deniz' i gördüm. Temize çıktığını düşünüyor ve kimsenin ondan şüphelenmeyeceğine emin olduğunu sanıyordu fakat ben biliyordum. Kadını tehdit etmişti ve ölmesinin sorumlusu oydu. Aslında onun yüzüne baktığınızda sinsilikten eser yoktu ama benim gözümde insanlığı kalmamış pisliğin tekiydi.

Kalabalıktan yararlanarak kimsenin dikkatini çekmeyeceğimizden emin olarak tereddüt etmeden ve hızlı adımlarla ona ilerledim. Bakışlarımı karartmıştım ve beni farkettiğinde bunu onun da gördüğünden emindim. Bir an da irkildi ve bir adım geriye adım attı. Hızlıca bileğine yapıştım ve onu kenardaki yola çektim. Bu açıdan bizi kimse göremezdi

"Bir kez soracağım," dedim suratıma tiksinç ifademi alarak. "Kadının ölümünden sen mi sorumlusun?"

Anında kaşları çatıldı ve şaşkınlıktan dudağını araladı. "Ne-neden bahsediyorsun sen?"

"Peşime takılan kişinin sen olduğunu biliyorum," dedim bir nefeste.

Gözlerini kocaman açtı ve aniden boğazıma yapıştı. Ellerimi refleks olarak boğazıma götürdüm ve çırpınarak ondan kurtulmaya çalıştım. Onun benim kadar çelimsiz ve acemi olduğunu biliyordum. Bunu dün gece gözlerimle görmüştüm. Bu yüzden onun karşısında şansım olduğunu bildiğimden uyluğuna doğru tekmemi savurdum ve hızlıca onu geri ittim. Afalladığından dolayı geriye doğru sendeledi ve boğazımdaki elleri çözüldü. Öksürükler arasında zar zor nefes aldım. Bu sefer ben de ona doğru adım attım ve hızlıca elimi saçına geçirdiğimde acı bir iniltiyle beraber yere yığıldı. Avuç içleriyle yerden destek aldığı sırada dizimi suratına geçirdim. Bu sefer çığlığını duyuyordum.

"Bırak beni," dedi can haliyle. O kadar sinirliydim ki hem benim peşimde olduğu için hem de masum birinin ölümüne neden olduğu içindi. Sinirimden güç aldım ve saçını çekmeye devam ederken kafasını hızla geri çektim. Burnundan kan akıyordu. Tırnaklarını bileğime geçirdiği sırada bu sefer bileklerini tutup bana bakmaya zorladım.

"Bunu bana neden yaptığını anlat!" dedim bağırarak. Söyleyecekti ve ben de buna bir çözüm bulup güven içinde yaşamaya çalışacaktım. Madem Tiazza'dan çıkamıyordum o zaman güvende hissetmeliydim.

"Bunu sana öleceğimi bilsem yine de söylemem," dedi gülerken. Kan ağzına karışmıştı ve dişleri kıpkırmızıydı. Sinsiliği şu an belli oluyordu.

"Sen delirmişsin," dedim onu geriye iterken. Düştü ve ağzından anlaşılmaz bir küfür çıkarken ayağa kalkmaya çalıştı. "Bana söylemezsen Demir'le muhattap olursun."

Sinirden mavi olan gözleri karardı ve beni geriye doğru ittiğinde yere kapaklandım. Acıdan inlerken doğrulmaya çalıştım. Bu sefer saçıma yapışan oydu.

"Demir'e söylediğin an öldün demektir," diyerek beni tehdit etti ve saçımı daha çok çekti. "Madem beni açığa çıkarmakla tehdit ediyorsun, ben de asıl planı devreye sokmalıyım o hâlde. Ne de olsa hepimiz yaşamaya çalışıyoruz!"

Son sözlerini söyledikten sonra yanımdan koşarak uzaklaştı. Bu kadar rahat davranıyor olabilmesine şaşırırken olanları Demir'e anlatacağımdan bahsetmeme rağmen korkuyu yüzünde görmemiştim ve karşılık olarak beni tehdit etmişti. Ne yapacağımı bilemez halde ayağa kalktım ve saklandığım yerden geri çıktığımda kimse kalmamıştı. Gerçekten beni öldürür müydü? Kendi başına olup olmadığını düşünmeye başladım. Eğer başka birileri de varsa gerçekten hayatımdan endişe etmem gerekiyordu. Koca bir bölge de kendi başına hareket etmenin tehlikeli olacağını da varsayarsak kesinlikle birileriyle ekip olduğunu düşünüyordum. Demir'e olanları anlatıp Deniz'in beni tehdit ettiğini söylesem yine de tehlikede olur muydum? Hayır korkmayacaktım ve her şeyi ona anlatacaktım.

Demir'in evine doğru yavaş bir şekilde yürümeye başladım. Bir anda yere kapaklandığım için ayağımda tatlı bir acı vardı ve zorlamamaya çalışıyordum. İlk geldiğim günü ve Deniz'in benimle ilgilenmesini hatırladım. Şimdiye baktığımda ise, ikisinin aynı kişi olmasına inanamıyordum. Ne olmuş olabilirdi de bir anda bu kadar değişebilmişti?

Eve ulaştığımda buraya kadar başıma bir şey gelmediği için mutluydum. Eve girdim ve sessizlikle karşılaştım. Herkes odasına çekilmiş olmalıydı. Demir'in evde olmayacağını garanti ediyordum bu yüzden üst kata çıktıktan sonra odama girdim ve üstümdekilerden kurtulup geceliklerimi giydim. Sabah ilk iş olarak Demir'i kenara çekmeli ve olanları ona anlatmalıydım.

Yatağa girdim ve yorganı kafama kadar çektim. Uyumak istiyordum ve tüm bu olanları bir an önce unutmak istiyordum. Öyle bir yerdeydim ki türlü türlü olaylar dönüyordu ve tüm bunların sorumlusunun ben olduğumu düşünüyordum. Gözlerimi kapattım ve uykuya dalmayı beklerken kapım iki kez tıklatıldı. Odamın kapısı açıldı ve içerisi koridorun ışığıyla aydınlanırken Zeren kapıda belirdi. Yatakta doğruldum ve "Bir sorun mu var?" diye sordum merakla.

"Demir bana ulaştı. Senin olayla alakalı bir gelişme varmış. Bara kadar gelmeni söyledi," yarı uykulu şekilde.

"Tamam hemen gidiyorum," deyip yataktan fırladım ve dolaptan bir eşofman takımı aldım.Ayağıma rastgele bir spor ayakkabı giydim ve kenarda duran bıçağımı alıp cebime koydum. Zaten her yere sığabilecek kadar küçüktü. Bara gidene kadar başıma her türlü olayın gelebileceğini düşündüğümden kendimi güvende hissetmek adına bıçağı yanımda taşımalıydım.

Alt kata indikten sonra hızlıca evden çıktım. Kenara sabitlediğim bisikletime binip bara giden yolu takip etmeye başladım. Hava dışarı çıkmak için oldukça kötüydü fakat Demir benimle konuşmak istemişken ona her şeyi anlatıp bir şekilde bu olayın kapanmasını sağlamalıydım. Deniz'den bir an önce kurtulmak istiyordum. Beni gecenin bir vakti tepeye kadar kovaladığı için, bana yine her an bir şey yapabilirmiş gibi geliyordu.

Tam bara giden sokağa doğru döneceğim sırada, bisikletimin tekerleği patladı ve havaya doğru biraz sıçrayıp karnımın üstünde bir iki adım sürterek kaydım. Can acısıyla kıvrılırken, ayağa kalkmaya çalıştığım an da biri saçımı tüm gücüyle geriye çektiği sırada acıyla çığlık attım ve ağzıma kapanan elle susturuldum. Karın boşluğuma değdirilen silah, sesimin tamamen kapanmasına neden oldu. Bisikletten düşmemin nedeni bu silah olmalıydı. Beni geriye doğru çekerken çaresizce hareket ediyordum. Etraf çok karanlıktı ve ben bu sefer sonumun geldiğini düşünsemde yaşamak için çaba göstermeliydim fakat nasıl yapacağım konusunda bir fikrim yoktu.

Belimdeki silahı çekti ve beni savurarak karşısına geçirdi. Aramızda iki insan boşluğu vardı ve silahı bana doğru çevriliydi. Bu mesafeden bir şey yapabileceğimi sanmıyordum ve kaçacak bir yerim bile yoktu. Hangi yöne kaçsam beni anında vururdu ve bu daha fazla korkmama neden oluyordu. Kocaman alandaydım fakat kapana kısılmış gibi hissediyordum.

Yüzüne baktığım adam genç duruyordu ama biraz yapılıydı. Aşina bir yüz değildi. Yabancı biri olduğunu ve Tiazza'dan olmadığını düşünüyordum.

"Bunu yapmanı Deniz mi emretti?" diye sordum aniden. Bu bilgi ölürken ne işime yarayacaktı bilmiyorum ama sanırım sadece zaman kazanmaya çalışıyordum.

"Kes sesini!" dedi sadece. Silahın sürgüsünü çekti ve kendisini ateş etmeye hazırladı. Ben ise dünyaya gözlerimi kapatacağım anı bekliyordum ve tir tir titriyordum. Ağlamaya başladım ve gözlerimi kapattım. Tam o sırada daha önce duyduğum fakat kime ait olduğunu bilemediğim sesi duydum. Gözlerimi açtığım sırada Tiazza'nın kayıt işleriyle uğraşan ve aynı zamanda Demir'in arkadaşı olan Çağatay'ı görmeyi kesinlikle beklemiyordum.

"Sakın aptalca bir hareket yapma!"

Bana çevrili olan silah artık Çağatay'a dönüktü. Bizi savunması için elinde herhangi bir şey yoktu ve bu durumdan nasıl çıkacaktık tam bilemesem de aklıma tek gelen şey ani bir hareket yapmak ve dikkatini dağıtmaktı.

"Sakın kımıldamayın! İkinizi de öldürürüm!" dedi tanımadığım adam sert bir tonla. Korkutucu görünse de sesindeki titremeye engel olamamıştı.

Yapacağım ani hareket aptalca görünebilirdi fakat Tiazza'da olsam da olmasam da ölümle artık burun burunaydım. Her yerde neden olduğunu bilmediğim düşmanlarım vardı. Bu yüzden bu aptalca hareket benim için sorun olmayacaktı.

Çağatay'a baktığımda adamla göz gözeydi fakat beni gayet görebilirdi. Sol ayağımı hafifçe geriye aldım ve hızla adamla aramdaki mesafeyi kapatıp ellerini havaya kaldırdım. Artık silahın ucu havaya bakıyordu. Adam beni kendinden kurtarıp beni sırt üstü yere ittiğinde Çağatay tam adama yumruk atacakken silah patladığında yerimde sıçradım. Çağatay omzunu tutuyordu ve sendeliyordu. Buna rağmen adamın ellerine tekme attığında silah biraz ötedeki çimlerin içinde gözden kaybolmuştu. Yavaşça ayağa kalktım ve cebimdeki bıçağımı çıkardım. Çağatay'a yardım etmeli ve ikimizi de bu durumdan kurtarmalıydım. Adam Çağatay'ın kurşun girmiş olduğu omzuna baskı uyguluyordu ve onu güçsüz düşürüyordu. Durmadan yumruklarını sallıyordu ve Çağatay karşısında hiçbir şey yapamaz duruma gelmişti. Çağatay'ın feryatları kulaklarımı dolduruyordu. Ellerim titrerken koştum. Bana yardım eden bu adamı geride bırakamazdım. Bıçağımı sıkıca tuttum ve adamın sağ boşluğuna bıçağı tüm gücümle geçirdim. Adam acı bir feryatla sendeledi ve Çağatay'ı o hâlde tutamadığı için bıraktı ve Çağatay yere yığılırken adam bana doğru döndü.

"Seni kaltak!" dedi dişlerinin arasından. Bıçak çok etki etmemiş gibi görünüyordu. Elimdeki bıçağı görünmeyecek bir yere fırlattım ve koşmaya çalıştım. O ise beni bir hamle de saçımdan tutmuş ve yakalamıştı. Beni kendisine çevirdi ve kanlı eliyle bana sert bir tokat yapıştırdığında acı içinde yere yığıldım. Kulağım çınlıyordu ve aynı zamanda ağlıyordum. Ölmek istemiyordum.

Adam sırtımı toprakla buluşturdu ve üzerime eğilip ellerini boğazıma geçirdikten sonra tüm gücüyle nefesimi kesti. Havayı solumaya çalışıyordum fakat başarısızdım. Gözlerimin yuvalarından çıkıyormuş hissini yaşıyordum ve güçsüz, titrek parmaklarım usulca adamın bileklerini tutuyordu. Ben yaşamak için küçücük bir nefes ararken o ise bana tüm şeytanlığıyla "Geber!" diye bağırıyordu. Sanki tam kulağıma doğru bağırıyordu. Tek duyduğum ses onun sesi olduğunu düşünürken kafasına sıkılan bir el ateşle artık konuşmuyordu ve yüzüme adamın sıcak kanı akıyordu. Yavaşça üstüme yığılmıştı ve kenardan Çağatay'ı görmem uzun sürmemişti. Kendini hareket edebilecek gibi hissettiğinde yine beni kurtarmayı seçmişti. Adamın bedenini üzerimden sola doğru kaydırmaya çalıştım. Hiç gücüm yoktu ve ağlıyordum. Çağatay hafifçe yanıma eğildi ve bana yardım etmeye çalıştı.

"Eliz sen iyi misin? Yaralandın mı?" diye sorarken sesi çok zor çıkıyordu. Cevap veremedim, donup kalmıştım. Yüzümdeki kan kokusunu keskin bir şekilde alıyordum. Adamın beyni dağılmıştı ve yüzüme saçılmıştı. Nefes almakta zorlanıyordum.

"Eliz beni duyuyor musun?" diye sordu Çağatay bu sefer. Bakışlarımı sakince ona çevirdim.

Gözyaşlarımın arasında "Bende bir şey yok. Kendini çok zorlama. Hemen yardım çağırmalıyız," diyebildim. Dikkatli hareketlerle ayağa kalktım ve yürümeye çalıştım. Ardından Çağatay'ın kolunun altına girerek onun yürümesine yardım ettim. Diğer elinde hâlâ silahı tutuyordu. Onu bir ağaca yaslandım ve hemen yakınındaki bıçağımı aldım. Üzerindeki kanı eşofmanıma sildikten sonra cebime attım. Tekrar Çağatay'ın kolunun altına girdikten sonra yürümesine yardım ettim ve Kafe&Bar'ın yolunu tuttuk. Eğer kendi akıl sağlığımı yerinde tutamazsam bu adama yardım edemeyecektim. Kendime sakin kalmamı söylüyordum ve bunu zihnimde tekrarlıyordum.

"Dayanabilir misin?" diye sordum hemen. Ona baktığımda kafasını sallıyordu.

"Sanırım kötü yerden vurmadı. Sadece biraz halsizleştim."

"Çok az kaldı zaten. Biraz daha dayan ve lütfen sakın bayılma. Fazlasıyla korku yaşadım zaten. Benim yüzümden ölmeni istemiyorum."

Güldü. "Merak etme, ben de zaten ölmek istemiyorum."

Tebessüm ettim ve nihayet onu barın önüne getirebildim. Güvenlik görevlileri anında yanımıza geldiler. Biri Çağatay'ı kuvvetlice tutarken diğeri kulaklığıyla birine durumu bildirdi. Yan taraftaki banka Çağatay'ı oturttular ve kısa süre sonra Demir yanımıza geldi. Dehşete düşmüş hâlde bir Çağatay'a bir bana bakarken adımları kesilmişti. Gözlerindeki sinir ve öfke görünüyordu.

"Neler oldu?" diyebildi en sonunda. "Kan içindesiniz!"

"Demir, Çağatay'ın yardıma ihtiyacı var. Önce onunla ilgilenin sonra ben sana her şeyi anlatacağım."

Gözleri yüzümü taradı. Dehşete düşmüş ve biz kadar korkmuş görünüyordu. Bir o kadar da sinirliydi. Öfkesi bariz belliydi ve tüm bu yaşanılanlardan kaynaklı artık çığlık atacak raddeye gelmiş gibiydi.

"İçeri gir ve Anıl'ı bul Kaçak.Ben gelene kadar da sakın onun yanından ayrılma. Anlaşıldı mı?"

İtiraz etmeden kafamı salladım. Anıl'la ne kadar güvende olurdum bu biraz tartışılırdı fakat şu durumda ona güveniyorsa başka seçenek yok gibi görünüyordu. Gıcık ve tiksinç konuşmasına maruz kalmamak için dua ediyordum. Hatta benimle hiç konuşmasa daha iyi olurdu. Demir'in dediğini yapıp bardan içeri girdim. Burası bugün biraz daha sakin görünüyordu fakat yine rahatsız ediciydi. Gözlerimle içeriyi taradım ve Anıl'ı gördüm. Sevgilisi Anna yine yanındaydı ve çok fazla yakın görünüyorlardı. Bu fazlasıyla rahatsız ediciydi. Biriyle çok kalabalık bir ortamda bu kadar yakınlaşmak bana göre hoş değildi.

Yavaş adımlarla onların olduğu bölüme ilerledim. Kalabalık bir grup insan daha vardı ve bana rahatsız edici bir şekilde bakıyorlardı. Üstüm başım kan içindeydi ve bu bakışların normal olduğunu düşünüyordum. Aldırış etmedim ve bakışlarımı Anıl'a çevirdim. Hiçkimse bir şey söylemediği için ilk konuşması gereken kişi benmişim gibi görünüyordu.

"Demir seni bulmamı söyledi."

Sırıttı ve koltuğu gösterdi. "Ne kadar ters düşsekte, yine de en sonunda bana gelir,"

Gözlerimi devirdim ve koltuğa ilerleyecekken Anna karşıma geçip beni durdurdu. Leş gibi içki kokuyordu.

"Kanlar içindesin tatlim. Sana yardım etmemi ister misin?" dedi dili sürçerken. Sarhoştu ve zor konuşuyordu. Zaten yabancı olduğu için konuşması farklıydı ve şu anda onu anlayabilmek için çaba sarf etmiştim.

"Teşekkür ederim ama böyle iyiyim," dedikten sonra koltuktaki yerimi aldım.

Suratını buruşturdu ve Anıl'ın yanına oturdu. "Anıl, aşkim bu kız çok kaba," diye mızmızlandı. Gözlerimi devirdim ve onları umursamamaya çalıştım. Gerçekten onların yapmacık ilişkisine tanıklık etmek ve benim hakkımda konuşmalarını dinlemek istemiyordum. Sadece şu an sıcak bir duş alıp üzerimdeki bu iğrenç kandan kurtulmak ve olanları unutmak için uyumak istiyordum. Bu şekilde nasıl yaşayabilirdim emin değilim. Yaşamak istiyordum fakat bunu çok istedikçe hayatta kalmak bir o kadar zorlaşıyordu. Her yerden bana saldıran insanlar çıkıyordu ve ben bununla ne kadar baş edebilirim bilmiyorum.

Dirseğimi koltuğa yaslamış bir şekilde her zaman yaptığım gibi düşüncelerimle boğuşurken biri omzuma dokundu. Kafamı çevirdiğimde Demir'le karşılaştım. Hemen ayağa kalktığımda Demir oradakileri eliyle selamladı ve özellikle Anıl'la tokalaştıktan sonra beni oradan çıkışa doğru yönlendirdi. Demir'leydim ve insanların bakışları fazlasıyla üzerimdeydi. Suratlarını buruşturarak bakıyorlardı ve çoğu şaşkındı.

Dışarı çıktığımızda Demir'in arabası dışardaydı. Ön tarafta yerimi aldım ve arabayı çalıştırmasını bekledim. Arabayı çalıştırdı fakat hemen yakındaki bir yere kenara doğru park etti.

"Çağatay'la biraz konuştum, size saldıran adamın olduğu yere birkaç adam gönderdim."

Dikkatlice yüzüne baktım. Benim endişem ve korkum kadar onda da aynı duygular bariz görünüyordu. Ne kadar sert dursa da bazen bazı duygularını gizlemekte güçlük çekiyor olmalıydı.

Ona Deniz'den bahsetmeliydim ama şu an doğru zaman olup olmadığından emin değildim çünkü yıkılacağını tahmin ediyordum. Uzun zamandır birbirlerine yakınlardı.

"Çağatay'ın orada olması senin şansın mı ne denir bilmiyorum Kaçak ama gecenin bir vakti seni bara çağırmamalıydım. Bu aralar ortalık sürekli karışıyor," dediğinde kendisini suçlu hissetmesi benim için biraz şaşırtıcı olmuştu.

"Şanslı olduğumu zannetmiyorum artık bu duruma alıştım. Verdiğim tepkilere ben de şaşırıyorum. Sadece kitleniyorum ve ağlıyorum. O an başka yaptığım bir şey yok ama bu gece farklıydı. Çağatay benim için kendisini tehlikeye attığından dolayı orada öylece durmayı hazmedemedim. Ölebilirdik ve bu senin için şans gibi görünse de benim için öyle değil."

Benim cümlelerimin üstüne daha fazla bir şey söyleyemedi. Öylece yüzüme baktı ve sanırım biraz daha içimi dökmemi bekledi fakat benim içimi kemiren, ne hissettiğimi dışarı vurmak değil hayatımı sürekli riske sokan bu kızın etrafımda olmasıydı.

"Sana bir şey söylemem gerek ve duyacağın şeye kendini hazırlasan iyi edersin," dedim bir çırpıda. Yüzüne baktığımda kaşlarını çatmış ve bütün dikkatini bana vermişti.

"Geçen gece peşime takılan kişi ve bu gece bütün olanların sorumlusu Deniz."

İsmini duyduğu an kaşları hayretle havaya kalktı ve yüzünde anlamsız bir ifade oluştu. Söylediğim ismi asla beklemiyordu ve buna inanmak istemiyor gibiydi.

"Bundan nasıl eminsin?" diye sorarken kaşlarını çattı.

"O gece peşime takıldığında bileğindeki bileklik dikkatimi çekmişti. Barda gördüğümde ilk orada anladım. Ardından intihar eden kadının olduğu yerde de onu gördüm ve orada birbirimize girdik. Onu, tüm bu olanları sana söylemekle tehdit ettim ve bana asıl planını devreye sokacağını söyledi."

"Plan mı?" diye şaşkınlıkla sorduğunda aynı zamanda artık yıkıldığını da görebiliyordum.

Demir'in telefonu çaldığında bir süre telefonu açamadı ve aramayı yanıtladığında karşıyı dehşet içinde dinledi. Boğuk gelen sesleri tam anlayamıyordum fakat bir el ateş sesini çok net duymuştum. Demir "Volkan!" diye feryat ederek bağırdı. Tiazza'nın güvenlik görevlisiydi. Ona mı ateş edilmişti?

"Neler oluyor?" diye sordum telaşla. Korkmaya başlamıştım.

"Eliz koşarak eve git. Ben güvende olmanız için birini göndereceğim. Sakın dışarı çıkmayın!"

"Neler oluyor diyorum Demir?"

"Tiazza şu an tehlikede. İçeri birileri girdi ve sanırım..." oldukça çaresiz görünüyordu. "Sanırım Deniz'in planı buydu."

**

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1.207okunma 5beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.