9. bölüm / 43
Düşünceler Cehennemi8. BÖLÜM | ONU GÖRMEK İSTEMEDİĞİM HÂLDE ONUNLAYIM
Bölümler 43Şu an: 8. BÖLÜM | ONU GÖRMEK İSTEMEDİĞİM HÂLDE ONUNLAYIM
- 1 TANITIM | BİLGİ191 kelime
- 2 1. BÖLÜM | TİAZZA’YA HOŞ GELDİN KAÇAK!1.779 kelime
- 3 2. BÖLÜM | ŞÜPHE BİR DİĞER ŞÜPHEYİ DOĞURUR5.324 kelime
- 4 3. BÖLÜM | ALIŞILMIŞIN DIŞINDA BİR KADIN3.393 kelime
- 5 4. BÖLÜM | TOZLU SAYFALARDA KALMIŞ SİLİK BİRİ4.372 kelime
- 6 5. BÖLÜM | GECEME YANSIYAN GÖLGE3.835 kelime
- 7 6. BÖLÜM | AVCUMA İLİŞTİRİLEN NOT4.892 kelime
- 8 7. BÖLÜM | GÜVENSİZLİKLERLE DOLU PLAN4.495 kelime
- 9 8. BÖLÜM | ONU GÖRMEK İSTEMEDİĞİM HÂLDE ONUNLAYIM4.679 kelime · Okuduğun bölüm
- 10 9. BÖLÜM | KAÇTIĞIM ŞEYE GERİ DÖNÜYORUM4.035 kelime
- 11 10. BÖLÜM | HİÇBİR ZAMAN GÜVENDE DEĞİL2.914 kelime
- 12 11. BÖLÜM | ÇAMURLA KAPLANMIŞ ZAYIF BEDEN3.053 kelime
- 13 12. BÖLÜM | BU KEZ ÖLÜME DAHA YAKIN3.454 kelime
- 14 13. BÖLÜM | HAİNLER NE KADAR YAŞAR?3.693 kelime
- 15 14. BÖLÜM | ÇIĞLIKLARINI SESSİZE ALACAKLAR3.147 kelime
- 16 15. BÖLÜM | GÜVEN YANLIŞ KİŞİDE EĞRETİ DURUR2.109 kelime
- 17 16. BÖLÜM| SEN, BEN VE DUVARLARIMIZDAN YIKILAN BİRKAÇ TUĞLA2.191 kelime
- 18 17. BÖLÜM | KAYBEDİLEN HER HİS GERİ GELMEZ3.515 kelime
- 19 18. BÖLÜM | ALDIĞIN YARALAR SENİ AYAKTA TUTAR3.250 kelime
- 20 19. BÖLÜM | İKİLEMLER SARSAR FAKAT DİBE BATIRMAZ2.778 kelime
- 21 20. BÖLÜM | FISILTILAR DUYMAK İSTEDİKLERİNİ SÖYLER2.278 kelime
- 22 21. BÖLÜM | KÜLE DÖNMEDEN ÖNCE SAVAŞLAR HEP GÜRÜLTÜLÜDÜR3.534 kelime
- 23 22. BÖLÜM | BİRBİRİMİZİN TANIDIK HİSLERİYİZ2.258 kelime
- 24 23. BÖLÜM | SANA ALDANDIM, KENDİMİ SUSTURDUM2.203 kelime
- 25 24. BÖLÜM | KOCA BİR GÜRÜLTÜ İÇİNDE UFACIK BİR BEDENİM2.688 kelime
- 26 25. BÖLÜM | YAŞAMADAN ÖLMEK, ÖLMEDEN ÇÜRÜMEK3.136 kelime
- 27 26. BÖLÜM | ONU SADECE AŞK MAĞLUP EDER3.112 kelime
- 28 27. BÖLÜM | YIKTIĞIMIZ TUĞLALARLA DUVARLARIMIZI ONARACAĞIM!2.242 kelime
- 29 28. BÖLÜM | TANIDIK ACILAR DAHA AĞIR GELİR2.478 kelime
- 30 29. BÖLÜM | YENİ BİRİ SENİ HARABEYE DE ÇEVİREBİLİR3.270 kelime
- 31 30. BÖLÜM | AİT OLMAK, BİRİNE KÖRÜ KÖRÜNE BAĞLANMAKTIR2.155 kelime
- 32 31. BÖLÜM | BAZI YÜZLEŞMELERDEN KAÇSAN DA ELBET YAKALANIRSIN2.921 kelime
- 33 32. BÖLÜM | BİR CAN, BAŞKA BİR CANA MI BEDELDİR?3.270 kelime
- 34 33. BÖLÜM | HATALAR, VEDALARI BERABERİNDE GETİRİR2.847 kelime
- 35 34. BÖLÜM | KALP SEVER VE PARÇALARA AYRILIR2.572 kelime
- 36 35. BÖLÜM | GİDERKEN AYDINLIĞI DA BERABERİNDE GÖTÜRDÜ3.146 kelime
- 37 36. BÖLÜM | GERÇEKLER YALANDI, YALANLAR YİNE YALANDI2.383 kelime
- 38 37. BÖLÜM | BAZI KAVUŞMALAR ÖFKE DOLUDUR2.237 kelime
- 39 38. BÖLÜM | DEĞİŞİM YAŞANMIŞLIKLARDAN GELİR2.647 kelime
- 40 39. BÖLÜM | BAZI GÜZEL ANLARIN SONU FELAKET OLABİLİR3.236 kelime
- 41 40. BÖLÜM | BİR KEZ GÜVEN KIRAN HEP DAHA FAZLASINI YAPAR2.518 kelime
- 42 41. BÖLÜM | TEHLİKENİN YAKININDAYSAN O HER ZAMAN SENİ BULUR2.120 kelime
- 43 42. BÖLÜM | GÜÇ, İNSANI İYİLEŞTİRİR VE AYNI ZAMANDA BENLİĞİNİ KAYBETTİRİR2.886 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
"Biriyle bunca zaman geçirip, sonunda onun sadece bir yabancı olduğunu idrak etmek...Ne büyük bir kayıp."
**
Kalbim yerinden çıkacakmış gibi gümbürderken ayağımı kırmızı çizginin gerisine doğru aldım. Alarm tam 10. çalışın ardından sustu fakat tepemdeki kırmızı ışık hala yanmaya devam ediyordu. Çok geçmeden güvenlik görevlisi yanımda belirdi ve onaylamaz bakışlarını üstüme attı. Kafasını iki yana sallarken kollarıma yapıştı ve beni güvenlik kulübesine doğru ilerletti. Ben ise o sıra tüm çaresizliğimle beni yönlendirmesine izin verdim. Her şeyi batırdığımı elbette biliyordum. O adam, yardım eli uzatmayıp arkasına bakmadan kaçmıştı. Ona güvenmekle hata yapmıştım. En başından beri tüm hırsımla buradan ayrılmayı kafama koyan ben, hırsımın kurbanı olmuştum. Çok iyi biliyordum ki Tiazza'nın dışına çıktığımda beni mükemmel bir hayat beklemiyordu. Ölüm haberim televizyona verilmişti ve rahatça hayatıma devam edemeyecektim. Demir'in en başından beri burada güvende olduğumu söylemesi bu yüzdendi. Savunduğu şeyin doğru olduğunu bile bile ona inanmamayı seçtim ama içten içe bunun doğru olduğunu biliyordum. Kendime de ilk kez itiraf ediyordum.
Güvenlik görevlisi, elini cebine atıp beni kulübenin içine oturttuktan sonra sırtını dönüp gittiğinde nefesimi tuttum. Demir'i arayıp haber vereceğini elbette biliyordum.
Kendimi aptal gibi hissediyordum ve böyle hissettiğimden dolayı ağlamaya başladım. Neden o kırmızı çizgiyi geçtiğimde alarmın çaldığını merak ediyordum. Peki o adamın alarmlardan haberi yok muydu? Kendimi özgür olacağıma dair o kadar kabullendirmiştim ki Tiazza'yı daha araştırmadan o adama inanıp böyle büyük bir kaçışa ortak olmuştum. Ağlamam şiddetlenip artık etrafı bulanık görmeye başladığımda gözyaşlarımı elimin tersiyle hızlıca sildim. Güçlü durmalıydım. Demir birazdan gelip beni darmadağın ettiğinde bile bunu yapmalıydım. Elimden ne gelecekti bilmiyorum ama başarmalıydım.
Büyük bir kalabalık yarı hilal oluşturduğunda titrememi engellemeye çalıştım. Tiazza'dan kimin kaçmaya çalıştığını herkes merak ediyordu ve haklılardı. Bir adam kalabalığı tüm siniriyle yararken büyük adımlarla güvenliğe yaklaştı. Elbette o Demir'di. Güvenlik kulübesinin camına yaslanıp tüm olanları seyretmeye başladım. Güvenlik görevlisi beni işaret ettiğinde Demir'in bakışları beni buldu. O an yerin dibine girmek istedim. Yüzündeki ifadeleri buraya geldiğimden beri tam çözememiştim. Bakışlarındaki soğukluk dışında bana kendini çok nadir anlarda açmıştı ve şimdi yüzündeki ifadeyi net şekilde gösteriyordu. Şaşkınlık...
Bakışlarını güvenlikçiye tekrar döndürdü ve kafasını anladığına dair salladıktan sonra beni umursamayarak yürümeye başladı.
Kapıyı hızlıca açıp tüm gücümle "Demir!" diye çığlık attım ve şaşkınlığımın geçmesi için bekledim. Çığlığımın kendime ait olup olmadığını anlamak zaman almıştı. Resmen beni bırakıp gitmemesi için yalvarır gibi söylemiştim adını. O olmadan burada ne yapacağımı bilmiyordum. Onun yanında güvendeysem o yokken başım dertte mi olacaktı yani?
Ayaklarımın güçsüz düşmesine ve korkudan titremesine rağmen Demir'e yetişmek için koştum. Ben koştukça etrafımdaki kalabalık bana yol vermek için açılıyordu. Onları görmezden gelerek sadece Demir'e odaklandım. Birkaç adımdan sonra ona yetişip bileğine yapıştım. Beni geri savurduğunda dengemi hemen topladım. O ise yürümeye devam ediyordu.
Bu sefer daha hızlı koşup önünde durdum ve nefes almak için kendime izin verirken ona doğru elimi kaldırdım. Amacım aslında nefes almak değil sadece zaman kazanmaktı.
Demir sabırla etrafına baktığında kalabalığın farkına yeni varmış gibi duraksadı ve hemen ardından, "dağılın!" diye kükredi. Yerimde sıçramamak için kendimi son anda frenlemiştim. Kalabalık hızlıca dağıldığında rahat bir nefes aldım.
"Söyle!" dedi yüzüme bakmadan. Nefes alışımı düzene sokarken konuşmaya çalıştım.
"Hep seninle kalmam gerektiğini söyledin," dediğim an alev alev yanan gözlerini bana çevirdi. Deliye dönmüş olmasına rağmen ona bir adım yaklaştım. Alevler daha da kor hale geldi. İkimizi o anda kavurup kül haline getirmesinden korktum. "Beni buraya sen getirdin. Senin sorumluluğunda olduğumu söyledin." Titreyen sesimi kontrol altına almak için bekledim. "Özür dilerim," dedim bir çırpıda fakat sesim cılız çıkmıştı. Özür dilerken yüzüne bakamadım çünkü hem kaçmaya çalışıp hem de beni hâlâ korumasını istemek utanmama neden oluyordu.
Derin bir şekilde nefes aldığını fark ettiğimde bakışlarımı yüzüne çevirdim ve ifadesiz bir suratla karşılaştım. "Tanıdığım en aptal insansın!" dedi ve hiç beklemeden yürümeye başladıktan sonra adımlarını sol tarafımda durdurdu. Yüzüme bakmadan konuşmasına devam etti. "Seni koruma işini bırakıyorum."
Tekrar yürümeye devam etti. Tüm vücudum kilitlendi. Bakışlarım karşıdaki bir noktada takılı kalmıştı. Keskin bir rüzgâr esti ve gözlerimden birkaç damla yaş süzüldü. Keskin rüzgâr şiddetlendiğinde kollarımı vücuduma sardım ve sessizce ağlamaya devam ettim. Demir'in beni bırakıp gitmesine ağlamıyordum. Ona elbette ki bağlı değildim. Hatta ondan nefret ediyordum fakat beni burada ancak o koruyabilirdi ve artık bunu yapmayacağını söylüyordu. Kendimle baş başa kalmıştım. Sağ tarafımdaki kaldırıma ilerleyip oturduğum sırada birkaç yağmur damlası yüzüme düştü.
Tiazza'yla nasıl başa çıkacağımı gerçekten bilmiyordum. Demir'in siyah kanatlarının altındayken güvendeydim ve sokaklarda yanımda kimse olmadan dolaşabiliyordum fakat şimdi, Demir beni bir başıma bırakmıştı ve yapayalnız ilerlememi söylüyordu. Bunu o olmadan başaramazdım.
Kaldırımda otururken ne yapacağımı düşündüğüm sırada yağmur şiddetlendi. İlker'e ulaşmak zorundaydım. Onun yanına gidecektim ama ona güvenmek istemiyordum. Beni terk edip gittiği için ona duyduğum güven duygusu zedelenmişti fakat ondan başka birini tanımıyordum. Deniz'e zaten gidemezdim. Benden ölesiye nefret ediyordu. Utku'yla ne kadar iyi anlaşsam da onun yanında kalacak kadar samimi olduğumu düşünmüyordum. Demir'in bir başka arkadaşı Çağatay da aynı şekilde. Hiçbirine gidemezdim. Şu an İlker'den başka kimseden yardım isteyemezdim.
Şiddetlenen yağmur eşliğinde güvenlik kulübesine temkinli adımlarla ilerledim. Güvenlikçiye İlker'i aramasını ve beni buradan almasını söylettirecektim. Başka bir alternatifim yoktu.
Güvenlik kulübesinin önünde durduğumda güvenlik görevlisinin elindeki telefona dalıp gittiğini gördüm. Benim geldiğimi fark etmemesinin sebebi belli oluyordu. Böyle büyük bir bölgenin güvenliğini bunun gibi dalgın bir adama vermelerinin önemli bir sebebi olduğunu düşünmeye başlamıştım. İşaret parmağımın ucuyla cama tıklattığımda güvenlik görevlisi sandalyesinin üstünde birkaç santim zıpladı. Bunu yeterince iyi görmüştüm. Beni gördüğünde hiç memnun olmadığı belli oluyordu. İsteksiz bir şekilde kapıyı açıp tek kaşını kaldırdıktan sonra bana baktı.
Ağladığımdan dolayı tiz çıkan sesimle konuşmayı denedim. "İlker'i arayıp beni almasını söyler misin?" Sesim gayet kibar çıkmıştı. Güvenlik görevlisi zaten kaldırmış olduğu tek kaşını iyice kaldırdı.
"Bunu yapmak için Demir Bey'den emir almadım," dediğinde karşımdaki adamın neredeyse boğazına yapışacaktım. Artık sinirlerim isyan ediyordu.
"Onunla işim bitti." Hayretle yüzüme baktı. İç sesim de benim söylediklerimi o sırada düzeltti. 'Onun seninle işi bitti!' Her neyse...
"O hâlde bunu neden yapayım?" diye sorduğunda sol gözümün üstündeki damarlardan biri atıyordu. Gözlerim kararmaya başladı. Üşüyen vücuduma kollarımı sardım.
"Yardıma ihtiyacım olduğunu ve bana yardım etmediğini öğrenen İlker'in bu durumdan hoşlanacağını sanmıyorum!" dedim meydan okurcasına. Bakışları yumuşadı ve hafifçe kafasını salladı. Teslim oldu ve telefonunun ekranında birkaç dokunuş yaptıktan sonra telefonu bana uzattı. Benim konuşmamın daha uygun olacağına karar vermişti ve bence de mantıklıydı.
Telefon birkaç çalışın ardından açıldı ve karşı hatta tanıdığım ses belirdi.
"Bir sorun mu var Volkan?" diye sorarken sesi kısık ve nefes nefese kalmış şekilde geliyordu. Yanlış zamanda aradığımı düşündüm ve bu beni rahatsız etmeye başlamıştı. Hafifçe yutkundum ve konuşmaya hazırlandım.
"Benim, Eliz" dediğim sırada birkaç saniye ses gelmedi. İlker'in konuşamayacağını anladığımda "Yanlış bir zamanda mı aradım? Daha son..." diye devam ettirecekken sözüm yarıda kaldı.
"H-a hayır tabii ki!" derken telaşlandığını anlayabiliyordum. Kısa süre sonra bir kapının kapanma sesini duydum. "Bir sorun mu var? Neden Volkan'ın telefonundan arıyorsun?"
Güvenlik görevlisine kısa bir bakış attıktan sonra kurumuş dudaklarımı ıslattım. "Her şeyi anlatacağım. Gelip beni alır mısın?" diye sordum tereddütle. Bunun doğru olup olmadığına karar veremedim. Bir kadının koynundan kopup geleceğine emindim ve bu beni rahatsız etmişti. Yaptığım şey kendimi bencilce hissetmeme neden oldu.
"Elbette! Bir yere ayrılma, beş dakikaya yanındayım" dedikten sonra hızla telefonu kapattı. Telefonu Volkan denen adama uzattığımda ona teşekkür etme zahmetinde bulunmadım çünkü fazlasıyla ateşli bir tartışmanın içine girmiştik. Ancak o benim aksime, "Sıcak bir çaya ihtiyacın var mı? Bende yeteri kadar var, iyi görünmüyorsun," dediğinde tek taraflı ateşkes imzaladığımızı düşündüm ve ona ters ters bakmam çok da uzun sürmedi. Bakışlarımdan cevabımı aldıktan sonra "Pekala..."deyip yavaşça kapısını kapatıp telefonuna geri dönmüştü.
Alarmın çaldığı yere tekrar baktım ve kırmızı çizgiyi gözlerimle takip ettim. Gözümden bir şeyi kaçırdığıma emindim çünkü beni buradan çıkaracağını söyleyen adam hiçbir sorun yaşamadan dışarıya çıkmıştı. Tiazza'dan olmadığına neredeyse emindim fakat bunu kendime ispatlayamıyordum. Çarkın yerine oturması için sadece bir diş gerekiyordu ve ben onu nerede bulacağımı henüz bilmiyordum.
Çok geçmeden bana doğru yaklaşan İlker'i gördüğüm an ben de ona doğru ilerlemeden önce, güvenlik güvenlisi Volkan denilen herifin binanın dışına resmen fırlatmış olduğu çantamı aldım. İlker endişeyle bana yaklaştı ve ellerini yanaklarıma koydu. Bana dokunmasını ne kadar istemesem de ona bu durumda hiçbir şey söylemedim.
"İyi misin? Neden böyle dağılmış görünüyorsun ve neden o...adamın evinde değilsin de gecenin bu saatinde dışarıdasın?" diye ardı ardına sorularını sıralarken kafamı yavaşça sağa sola çevirip ellerini yüzümden çekmesini sağladım. Ellerini yavaşça çekti ve sabırla bana baktı.
"Yorgunum ve uykum var," Vücudum titriyordu ve üşüdüğümü söylememe gerek kalmamıştı.
"Pekâlâ ağırdan alalım," dediğinde kolumdan hafifçe tutup beni Demir'in evine gidilen yöne doğru ilerletmeye başlattı. Bunu fark ettiğim sırada duraksadım.
"Demir'e mi götürüyorsun beni?" diye sordum şaşkınlıkla. Bana şefkatle baktı ve omuzlarımı hafifçe sıktı.
"Seni ona götürmeyecek kadar aklım başımda Eliz," deyip elini yanağıma dokundurduktan sonra yanağımı okşayacağı sırada durdu. İkimizin de aynı şeyi düşündüğüne yemin edebilirdim. Bir kadının yanından gelip bana dokunmanın mantıklı olmadığını çok iyi biliyorduk ve bu düşüncemi sonuna kadar savunuyordum.
"Evim o tarafta," diye açıklamasını ciddi bir şekilde yaparken bu sefer kolumu tutmadan yürümeye başladı. Ben de en doğrusunun bu olduğuna karar verip onun peşinden gittim. Artık kesinlikle eskisi gibi olamayacaktık. Bana, Tiazza'dan önceki Eliz ve İlker olmamızı istediğini belirtmişti ve kendi ağzıyla beni geri kazanmaya çalıştığını söylemişti. Bunu yapmaktan vazgeçmiş gibi görünüyordu çünkü anlaşılan, ihtiyaçları sevgisinden daha ağır basmıştı.Güvenimi sarsan bir insana bir daha asla güvenemezdim.
Yağmur hâlâ yağmaya devam ediyordu. Artık tüm vücudum uyuşmuş halde yürüyordum ve ayaklarımın adım atamayacağına fazlasıyla emindim. Bacaklarım acıdan dolayı feryat ediyordu. İlker'in evinin önüne geldiğimizde ışıkları açık olan Demir'in evi görünüyordu. Arabasını düzgün park etmemişti bile. Bu kadar yakın olduklarını düşünmemiştim.
Demir'in evinin olduğu yöne baktığımı gören İlker, evin girişinden bana seslendi. Bakışlarımı ona çevirdiğimde yüzünden hiçbir ifade okunmuyordu ya da artık bu kadar yorgunluğun üstüne ben bir şeyleri idrak edemiyordum. Uzun birkaç adımda ona yetiştim. Kapıyı tutan elini yukarı kaldırıp kolunun altından geçmemi sağladı. Eve girdiğim an psikolojik olarak ısındığımı hissettim.
"Şu üstündekiler biraz daha seninle kalırsa hasta olacaksın," dediğinde merdivenlere yöneldi. Sırtımdaki çantayı kenara atıp onu takip ettim. Onun arkasından odaya girdiğimde yatağına oturdum. Dizlerimden bir karış aşağısına kadar ıslaktım ve ıslanan kısımları hissetmiyordum.
"Şimdilik bunlarla idare et," derken yatağa, kendi kıyafetlerinden bir tişörtle eşofman koydu ve banyo havlusunu kucağıma bıraktı. "Burada duş alabilirsin. Ben de sana sıcak bir şeyler yapacağım."
"Teşekkür ederim," dediğimde bakışlarımız uzun süre kitlendi. İlk önce ben onun bakışlarından ayrıldığımda onun hâlâ bana baktığını görebiliyordum. Beni sol omzumdan kendine çekip alnımın üstüne uzunca bir öpücük bıraktı. Ardından dudakları işkence gibi geçen bir süre boyunca alnımda oyalandı. Derin ve titrek bir nefes aldım. Derinlerde bir yerde hâlâ ona karşı bir şey hissediyor olmaktan çok korkuyordum. Yaşanan onca şeyden sonra gerçekten hissediyorsam kendime saygım kalmamış demekti.
İki omzumu tutup beni kendinden uzaklaştırdı. Ellerinin altındaki vücudum buz gibiydi. "Bütün hatalarıma rağmen beni affetmeni diliyor olmam çok bencilce biliyorum." Hafifçe yutkundu ve kafasını iki yana salladı. "Hata yapmaya devam ediyorum. Eliz beni affetmeyi dene, sadece bir şans. Son bir kez, anlıyor musun? Hayatımdaki en önemli şeymiş gibi o şansa sahip çıkacağıma yemin ediyorum! Lütfen...beni ancak sen toparlayabilirsin..."sona doğru sesi kırılmıştı ve bana yalvarır gibi bakıyordu.
"İnan, şu an bu konuşmanın hiç sırası değil," diyebildim sadece. Tüm vücudum gerilmişti çünkü tüm sayfalarını koparıp çöpe attığım kitabı eski haline getirmemi istiyordu. Kilitlediğim duygularımı özgür bırakmamı istiyordu. Bir zamanlar beni yıkanın kendisi olmasına rağmen ona şans vermemi istiyordu. Vereceğim şansın bizi düzeltebileceğini düşünüyordu ve oldukça yanılıyordu. Zaten bir kez sayfalar kopmuştu, kilitler takılmıştı, bütün şanslar çoktan bitmişti ve düzelecek bir aşk kalmamıştı. Elbet bir gün, bizim hikâyemizin bittiğini o da anlayacaktı.
Saçımın birkaç tutumunu ellerinin arasına alıp okşadığında beni anladığını belirtircesine bana bakıyordu. Saçımı bırakıp yanağımı okşadı ve birkaç adım geri attıktan sonra bana son bir bakış atıp odadan çıktı. Kapıya ilerleyip kilitledim ve sırtımı yasladım. Bazen nefes almak çok zor geliyordu ve bazı zamanlar nefes alıp almadığımı düşündüğüm anlar yaşıyordum.
Havluyu alıp banyoya girdim. Kıyafetlerimi çıkartıp duşa kabine girdikten sonra sıcak suyun vücudumla buluşmasına izin verdim. Sıcak su gergin vücudumun yumuşamasına yardımcı olmuyordu. Isıyı yükselttim ve omuzlarımın kavrulmasına aldırış etmedim. Demir kafamın içinde dönüp duruyordu ve orayı çok meşgul ediyordu. Beş dakika bile sürmeyecek bir mesafe kadar uzağımdaydı ve bana lanetler yağdırdığını hissedebiliyordum. Hayatında tanıdığı en aptal insan olduğumu söylüyordu. Yardım edilmesi gereken bir aptal değil miydim artık?
Bana her söylediği sözün doğru olduğunu bildiğim hâlde ona inadımdan dolayı karşı çıktım. Üstümde söz hakkı olduğu için bundan nefret ettiğimden, her adımının önünü kestim. Aslında içten içe dışarıda artık bir hayatımın olmadığını ne kadar kabullenemesem de bunu her zaman biliyordum ve bile bile bunu kendime yapan bendim. Tüm bu düşünceler yüzünden beni kavuran sıcak şimdi rahatsız ediyordu. Suyu kapatıp alnımı buharla kaplanmış duşa kabine yaslandım. Nefes aldığımda göğüs kafesim oldukça kabardı. İçimdeki büyük sıkıntıyı atabilmem mümkün değildi.
Havluyu tüm vücuduma sarıp banyodan çıkmadan önce iç çamaşırlarımı aldım. Şimdilik idare etmem gerekecekti. Kurulanıp İlker'in bana neredeyse beş beden büyük gelen kıyafetlerini giydim. Eşofmanı belimde tutmak benim için oldukça zordu. Odadan çıktıktan sonra alt kata indim. Kenara fırlattığım çantamı alıp salona girdim ve İlker'in evinin Demir'in evine ne kadar çok benzediğini düşündüm.
Mutfağa ilerledim ve İlker'i bir kâseye çorba koyarken gördüm. Benim geldiğimi anladığında bakışlarını bana çevirdi ve beni baştan aşağı inceleyip gamzelerini tamamen belli edene kadar güldü. Tabiki de beni komik bulacaktı. İçinde tamamen kaybolduğum kıyafetler üzerimdeydi ve tarayamadığım için birbirine geçmiş saçlarım vardı.
Çorbayı masaya koyduktan sonra elini kafamın üstüne koyup zaten karışmış olan saçlarımı daha da karıştırdı. Küçük bir kız çocuğuymuşum gibi davranıyordu. Masaya oturup çorbamı içmeye başladım. En son ne zaman yemek yediğimi hatırlamıyordum ve çok acıkmıştım.
"Anlatacak mısın?" diye sordu sandalyeyi çekip yanıma otururken. Dirseklerini masaya yerleştirip kafasını yüzüme doğru eğmişti. Yandan bir bakış atıp kaşığımı kenara bıraktım.
"Kaçtım," diyerek itiraf ettim. Yüz ifadesi anında dondu ve bir müddet bana bakmayı sürdürdü. Şaşkındı. Bakışlarını kaçırdığında konuşmaya devam ettim.
"Ama yakalandım çünkü alarmlar çaldı. Sen meşguldün sanırım duyamadın?" derken tek kaşımı kaldırarak konuştum. Ona laf sokmak gerginliğimi biraz olsun aldı. Bildiğim şeyi itiraf etmem onu hazırlıksız yakalamıştı. Suratındaki ifadeyi daha önce hiç görmemiştim. Giderek yanakları kızardı ve ben bu durumu çok komik buldum çünkü daha önce utandığına hiç şahit olmamıştım.
"Alarmlar mı çaldı dedin?" diye şaşkınlıkla sorduğunda çorbamı içmeye devam ederken kafamı salladım. Benimle iletişime geçen adamdan bahsetmedim.
"Kimse kaçtığımı bilmiyordu, nasıl oldu bu?" diye sordum merakla.
"Bekle, geliyorum." Ayağa kalkıp mutfak kapısına doğru ilerledi ve ben de bekle demesine aldırmadan hemen peşinden gittim.
"Nereye gidiyorsun?" diye sorduğumda çantamı alıp karıştırmaya başladı. Kaşlarımı çatıp anlamsızca ona baktım.
İşaret parmağıyla orta parmağının arasına sıkıştırdığı Tiazza kimliğimi havaya kaldırdı ve "İşte! Bunun yüzünden yakalanmışsın," dedi ve omuz silkti.
Birkaç adımda yanına ulaşıp kimliğimi elinden alıp inceledim. Tersine de çevirdikten sonra bir şey göremediğimde kafamı kaldırıp İlker'e baktım.
"Hiçbir şey anlamadım," dedim omuzlarımı kaldırıp indirerek.
Derin bir nefes alıp verdi. Bana bu bilgiyi verip vermemekte tereddüt ediyordu. İçindeki savaşı verdikten sonra umursamayıp konuştu.
"Çünkü içinde çipler var. Kimlikle birlikte kırmızı çizgiyi geçtiğin an, alarmlar öter."
Suratıma tokat yemiş gibi olduğumda gözlerimi kapatıp açtım. Şimdi her şey anlaşılıyordu ve çarkın eksik dişi bulunmuştu. O adam ya Tiazza'lı değildi ya da kimliğini yanında taşımıyordu.
Bu bilgiyi elbette bana Demir söylemezdi. Koltuğa oturduğum sırada İlker de yanıma oturdu.
"Demir kaçacağını düşünmüş olacak ki sana bunu söylememiş. Tiazza da herkes bunu bilir ve kimliklerini yanında taşımak zorundalar."
Adam kesinlikle Tiazza'lı değildi. Peki buraya nasıl girmişti? Dirseklerimi dizlerime yerleştirip çenemi ellerime yasladım ve kafamı ona çevirdim.
"Demir her şeyi ayrıntısına kadar düşünüyor ve ben daha hiçbir şey bilmeden kaçmaya çalışarak aptallık ediyorum," diyerek itiraf ettim. Kendime inanamayıp kafamı iki yana salladım. Böyle bir hata yaptığıma gerçekten inanamıyordum.
Kolunu bana doğru attı ve beni göğsüne çekti. "Her şey düzelecek," dediğinde bir müddet bekleyip ondan ayrıldım. Ne onu incitmek istiyordum ne de umutlandırmak. Bu yüzden yakınlaştığı zamanlar kendimi geri çekmek için bir zaman belirliyordum.
"Demir'le neden kanlı bıçaklı gibisiniz?" Bana gözlerini devirdi. Sorumdan hoşlanmadığını belli etmeye çalışıyordu. "Sadece merak ediyorum."
"Sana bu akşam çok şey anlattım," dediğinde ben de ona göz devirdim çünkü söylediği cümle bana Demir'i hatırlattı. O da bana benzer şeyler söylüyordu.
"Soru sınırımı aşınca genelde bu cümleyi duyuyorum." Ayağa kalkıp karşısına dikildim. "Her neyse, uyuyayım artık. Başka zaman konuşuruz nasıl olsa."
Dümdüz yüzüme baktığı sırada ifadesiz olan yüzünü korudu ve dudaklarını araladı. "Kuzenim," dediğinde kaşlarımı çatarak ona baktıktan sonra "Ne?" diye bir tepki döküldü dudaklarımdan.
"Yani demek istediğim, Demir kuzenim oluyor." Çatık kaşlarımın yerini şaşkınlığa bıraktı. Gerçekten böyle bir şeyi duymayı asla beklemiyordum ve neden iki kuzen birbirine bu kadar öfkeliydi merak ediyordum.
"Bir kuzenin olduğundan hiç bahsetmemiştin," dedim şaşkınlığım devam ederken. Gözlerini devirmenin ardından kafasını salladı. "Neden düşman gibi olduğunuzu sorsam anlatmayacağını bildiğim için bu sohbeti şu anda bitiriyorum."
Gülümsedi ve ardından hızlıca teşekkür etti. Bu aramızdaki sohbetin daha fazla uzamaması adına yapılan bir davranıştı.
"Pekâlâ, ben nerede uyuyacağım?" diye sorduğumda onu takip etmemi istediğine dair işaret ettiğinde hemen arkasından yürümeye başladım. Kısa bir sessizlikten sonra bir odanın kapısında durdu ve kapıyı açtı. Sokak lambalarının hafifçe aydınlattığı odanın ışıklarını açtığında beni sade bir şekilde düzenlenmiş oda karşıladı. Evet, sade bir misafir odası. Demir'in evindeki gibi olmayan bir oda. O odanın başkasına ait olduğunu zaten biliyordum. Belki de ablası Zeren'e aitti ama beni kendi odamda hissettiriyordu. Tüm Tiazza'yı, o odanın kapısından içeri adım attığımda sanki arkamda bırakıyordum fakat burası tanıdık gelmiyordu. Omuzlarımı düşürüp içeri girdim ve İlker'e baktım.
"Sabah uyandığımda senin için alışveriş yapmayı düşünüyorum." Gülümsemeye çalıştım ve kafamı hafifçe salladım. Çok uzun bir gün geçirmiştim ve sanki bir haftadır hiç uyumamış gibi yorgundum. Konuşacak dermanım kalmamıştı.
"O hâlde seni yalnız bırakayım, sen de dinlen. İyi geceler," dedi kapıya doğru ilerlerken. Odadan çıkmadan yüzüme baktı ve ben de ona "İyi geceler," dedikten sonra kapıyı kapattı. Işığı kapattıktan sonra pencereye ilerledim ve perdeyi hafifçe araladım. Demir'in evi az ileride duruyordu ve ışıklar kapalıydı ama onu, salonun penceresinin pervazına kolunu yaslamış şekilde içkisini yudumlarken hayal edebiliyordum. İrkilerek geri çekildim. Bu olaydan önce tüm hareketlerimden haberdardı. Şimdi sanki beni görüyormuş gibi hissetmiştim. Aklımı kaçırmama az kalmıştı. Yatağa ilerledim özenle serilmiş yatak örtüsünü kaldırıp yattım. Nevresim yeni yıkanmış gibi kokuyordu. Yatağın içinde kıvrıldım ve uyumadan önce her şeyin sorunsuz devam etmesi için dua ettim.
**
Bir haftadır zaten sıradanlaşan hayatım iyice monoton olmaya başlamıştı. Sabah uyanır uyanmaz kahvaltı hazırlıyor, bir önceki gün temizlediğim her yeri baştan temizliyordum. Bu, her gün böyle devam ediyordu. Yapacak hiçbir aktivitem yoktu. Televizyonda ilgimi çeken hiçbir programa denk gelmemiştim. İlker her ne kadar dışarı çıkabileceğimi söylediyse bile buna henüz hazır değildim. İnsanların yargılayıcı bakışlarından hoşlanmıyordum ve uzun süre o bakışlara maruz kalacağımı biliyordum. Bu yüzden kendimi bir süre soyutlamaya karar vermiştim. Dışarı çıkmamamın tek sebebi bu değildi. Anıl benimle görüşmek istediğini İlker'e birkaç kez söylemişti ama buna hazırlıklı olduğumu pek sanmıyordum çünkü o adam beni gerçekten korkutuyordu. Beni görmek istemesinin nedeni de, Tiazza'dan kaçmaya çalışmamdı. Anıl'la karşılaşmamak için dışarıya çıkmadım. Zaten çıksaydım ilk işim, Kafe&Bar' a gidip Utku'yu şarkı söylerken dinlemek olacaktı. Bu, Tiazza'da yapacağım en iyi aktiviteydi.
İlker bana seslendiği sırada tv ünitesinin olmayan tozunu alıyordum. Salonun kapı pervazından kafasını uzattı ve gözlerini devirdi. Onu gördüğüm sırada sırtımı dikleştirdim ve ellerimi belime yerleştirdim. İlker bir adım atarak salona girdi ve bana onaylamaz bakışlarını attı.
"Lütfen artık durur musun?" diye sorarken ciddi görünüyordu. Tek kaşımı kaldırıp ona baktığım sırada gülümsedi. "Sayende fazlasıyla temiz bir eve sahibim. Hatta şu an, kimin evi daha temiz yarışmasına katılsak birinci geliriz. Sana temizlik yapmayı bir süre yasaklıyorum."
"Vakit geçirmeye çalışıyorum." Sesim biraz yorgun çıkıyordu. Kısa bir bakışmanın ardından İlker koltuğa oturdu ve "Sonsuza kadar kaçamazsın," derken yüzüme bakmamayı tercih etti. Aramıza bir kişinin sığacağı kadar boşluk bırakarak koltuğa oturdum. Yandan bir bakış attı ve benim bir şey söylememe izin vermeden konuşmaya devam etti.
"Bu akşam Kafe&Bar'a gidelim," dedi heyecanla. Kaşlarımı çatıp ona baktım. Neden heyecanlandığına anlam veremiyordum.
"Dışarı çıkmak için kendimi iyi hissetmiyorum." Eve kapanmak istediğimi söylemememe rağmen bunu bileceğinden emindim çünkü beni iyi tanıyordu.
"Ama bugün 6 Kasım," dediğinde anlamadığıma dair yüzüne bön bön baktım. Bunu fark ettiğinde açıklamasını yaptı. "Her ayın 6'sında kutlama yapıyoruz. Daha kalabalık ve eğlenceli oluyor."
Gözlerimi devirip hemen ayağa kalktım. "Gelmemem için büyük bir neden söyledin. Kalabalık yerlerden nefret ediyorum."
Temizlik kovasını banyoya götürürken hemen peşime takıldı. "Hadi ama Eliz! Bunu her gün yapmıyoruz," dediğinde gerçekten istekli görünüyordu. Vücudumu ona döndürdüm. Bir süre düşündüm. Aslında haklıydı. Sonsuza dek kaçamazdım ve bir gün mutlaka bu evden çıkmam gerekecekti.
"Pekâlâ, çok kalmayacağımıza söz verirsen seninle gelirim."
Hemen gözleri parladı ve anında cevap verdi. "Tamam, söz veriyorum!"
Zoraki bir şekilde gülümsedim. "O hâlde hazırlanmam bitince sana haber veririm," dediğimde o da gülümseyerek kafasını salladı.
**
Doğruyu söylemek gerekirse İlker'in bana aldığı birkaç elbise arasında seçim yapmak oldukça zor olmuştu. Benim zevkimi şüphesiz biliyordu. Ne giyeceğime bir türlü karar veremezken en sonunda kırmızı saten bir elbisede karar kıldım. İncecik askıları olan elbisenin yakası göğsümün biraz üstünde yuvarlak bir şekilde geliyordu. Belime kadar olan sırt dekoltesinde birkaç çapraz ip vardı ve elbisenin kesimi belimden aşağıya doğru bollaşıyordu. Her hareketimde elbisenin etekleri dalgalanıyordu. Saçlarımı açık bıraktım ve dalgalandırdım. Makyajımı biraz koyu yapmayı tercih ettim çünkü İlker bana neredeyse herkesin orada olacağını söylemişti. Neden bilmiyorum ama garip bir his beni esir almıştı. İlk defa eğlenebilirmişim gibi hissediyorum. Beni bunaltan o ortama girebilirmişim gibi geliyordu. Kafe&Bar'ı gece olan haliyle sevmiyordum ama şu an oraya katlanabilirmişim hissine kapılmıştım. Bu yüzden İlker'in teklifini diretmeden kabul etmiştim.
Kemik rengi ince bantlı ayakkabılarımı giydikten sonra aynanın karşısına geçip kendimi inceledim. Sürdüğüm ruj beni rahatsız ettiği için biraz sildim, saçlarımı arkaya attım ve eteğimi düzelttim. Artık hazırdım.
Odadan çıktıktan sonra doğruca salona ilerledim. Kafamı salonun kapısından uzattığımda direkt İlker'in bakışlarıyla karşılaştım. Geldiğimi anladığı için çoktan bu tarafa bakıyordu. Salona girdiğimde gözleri büyüdü ve ayağa kalktı.
"Vay canına!" Sesinde gördüklerine inanamadığına dair bir tını vardı. "Etrafında dön de sana bir bakayım."
İlker'in heyecanı yüzünden okunuyordu. Sanki uzun zamandır bu anı bekliyormuş gibi görünüyordu. Onun hevesini kırmamak adına ellerimi iki yana açtım ve etrafımda yavaşça döndüm.
"Nasıl olmuşum?" diye sordum sesime heyecan katmaya çalışarak. Aslında heyecana dair hiçbir his benimle değildi. Sadece evden çıkmaya ihtiyacım vardı. Her neresi olursa olsun. Aksi takdirde kendimi Tiazza'ya hapsolmuş hissedecektim.
"Çok güzelsin!" dedi iç gıdıklayan bir sesle. Ardından tavrını hemen değiştirdi. Yüz ifademi korudum ve hafifçe gülümsedim. Şu bir haftayı tamamen İlker'le geçirmiştim ve ister istemez aramızdaki buzlar biraz erimişti. İşleri asla zorlaştırmamıştı ve onun yanında kaldığım süre boyunca hiç kaba bir tavrı olmamıştı. Eski olaylardan hiç konuşmamıştık ve sadece iki dost gibi zaman geçirmiştik. Bu yüzden aramızda olan şey her ne ise, ilişkimizi kolaylaştırmıştı. Bu zor anımda beni anladığı ve destek olduğu için ona her ne kadar geçmişte kırgın olsam da bir yanım hep minnettar kalacaktı.
"Gitmeye hazır mısın?" diye sordum onu incelerken. Üzerinde rahat görünmeyen lacivert bir takım vardı. Kravat takmamıştı ve gömleğinin birkaç düğmesini açık bırakmıştı. İki adımda yanıma ulaştı ve koluna girmem için kolunu hafifçe büküp bana doğru uzattı. Cevap vermesine gerek kalmamıştı. Zaten gitmek için çoktan hazır olduğu belliydi. Hemen koluna girdim ve kapıya doğru ilerledikten sonra evden çıkmadan önce kabanlarımızı aldık. Dışarıdaki soğuk bacaklarımı ısırıyordu. Soğuğu hiç sevmiyordum ve bu yüzden kış mevsiminde keyfim her zaman yerinde olmazdı. Az ileride İlker'in arabası duruyordu. Hızlıca arabaya ilerledim ve İlker uzaktan arabanın kilitlerini açtığında ön yolcu koltuğunda yerimi aldım. Kendisi de arabaya bindiğinde klimaları çalıştırdı. Üzerimdeki kabanı bir çırpıda çıkardım.
"Gerçekten oradan erken ayrılacağını düşünüyor musun?" diye sorduğunda kucağımdaki kabanı arka koltuğa fırlatmakla meşguldüm.
"Emin değilim." Ona baktığım sırada gözlerini yoldan ayırmadan arabayı sürüyordu. "O anki ruh halime bağlı."
Neredeyse varmıştık çünkü zaten kısa bir mesafe için araba kullanmıştık. Arabayı uygun bir yere park etti. Arabadan inerken elbisemin eteğini kavradım. Hafif bir rüzgâr esiyordu. Bir görevli yanımıza geldi ve İlker'in araba anahtarını ondan teslim aldı. Birkaç adımda yanıma ulaştıktan sonra avcunu belime koyarak beni kavradı ve ilerlememi sağladı. İstifimi bozmadan temkinli adımlarla girişe doğru ilerledim.
Giriş kapısında uzun bir kuyruk bizi bekliyordu fakat İlker beni sıranın en başına götürdü ve görevliler bizi hemen içeri aldı. O kuyruğu beklemediğim için şanslıydım. Loş ışıklı koridordan ilerledik. Müzik yoğun ama kısık geliyordu fakat kapılar bizim için açıldığında, kalabalık ve ses tüm canlılığıyla oradaydı. Bir anlığına kaşlarımı çattım ama hemen sese uyum sağlamaya çalıştım. İlker yine beni belimden yönlendirdiği sırada ona ayak uydurdum ve o yöne doğru yürüdüm. Tıpkı Demir'in özel alanına benzeyen bir bölüme doğru ilerlediğimizde göz ucuyla onun olduğu yere baktım. Beni görmemişti ve bu kalabalıkta beni fark etmesini zaten beklemiyordum. Deniz'le birlikte oturup bir şeylerden konuşuyorlardı. Deniz'i sol kolunun altına almıştı ve gayet samimi görünüyorlardı. Orada kaldığım süre boyunca onları ilk defa bu kadar yakın görüyordum. İlker kolumdan dürttüğü sırada hemen önüme döndüm ve ona ait olduğunu düşündüğüm bölüme geçip deri koltukta yerimi aldım.
"Birazdan piste geçip dans eder miyiz eskisi gibi?" diye sordu kulağıma eğilerek. Kafamı sallayıp gülümsemeye çalıştım ama buraya gelmeden önceki keyfimi ne yazık ki kaybetmiştim. Sebebi belki Demir'i görmüş olmam olabilir miydi emin değilim ama şu anda keyfim yerinde değildi. Saçlarımı sağ omzumda topladım ve neredeyse yarı çıplak olan garson kızın bıraktığı içeceklerden birini yudumladım. Kuruyan boğazım anında ferahladı ama daha sonra gelen acı tat boğazımı yaktı. Umursamayıp soğuk içeceği içmeye devam ettim.
Dans pisti her zamankinden daha da kalabalıktı. İnsanlar birbirlerine değerek dans ediyordu ve az önce İlker'in etmiş olduğu dans teklifini bir kez daha düşünmem gerekiyordu
"Eliz..." dedi bağırarak. Bağırmasına rağmen sesindeki tondan bir şeyden memnun olmadığını anlamam zor olmamıştı.
Bakışlarını anında ona çevirdim. "Bir sorun mu var?"
Gözlerini sabırla açıp kapattı ve kulağıma eğildi. "Babamın yanına uğramam gerekiyor. Acil bir konu olduğunu söyledi. Yarım saat bensiz kalabilir misin?" diye sordu endişeyle.
Güven vererek kafamı salladım hemen. Yalnız kalacağım için biraz gergin hissediyordum fakat yarım saat onsuz da idare edebilirdim.
"Emin misin?" diye sordu. Son zamanlarda olanlardan dolayı nasıl bir ruh halinde olduğumu bildiğinden beni test ediyordu.
"Evet, sen işini hallet. Ben burada bekliyorum."
Elimi tuttu ve hafifçe sıktı. "Hemen geleceğim," derken ayağa kalktı ve geriye adım atarken elimi yavaşça bıraktı. Gülümsemeye çalıştım ve gerginliğimin yüzümden okunmamasını umdum. Arkasını döndü ve hızlı adımlarla ilerledikten sonra kalabalığın arasında gözden kayboldu.
Yanıp sönen ve sürekli dönen ışıkların altında dans eden kalabalığı seyretmeye koyuldum. Herkes eğlencesine bakıyordu ve beni dert etmeleri gereken bir konu yoktu. Yarım saat boyunca başıma bir şey gelmemesi için ardı ardına dua ediyordum.
Oturduğum yerden Demir'in bölümüne baktım. Sağ çaprazımda kalıyordu ve Ahsen olduğunu tahmin ettiğim kişinin saçları görünüyordu. Omuz silkip önüme döndüm ve tam o sırada bakışlarımı solumda duran bedene çevirdim. Tek kaşımı kaldırıp ona bakarken öylece yüzüme bakıyordu ve bir şey söylemek için hazırlanıyormuş gibi görünüyordu.
"Anıl Bey seni çağırıyor," dedi bir çırpıda ve onun ismini duymak bedenimi anında tepkiye soktu. Sakince nefes aldım ve birkaç saniye bir şey söylemeden adamın yüzüne baktım. Reddettiğimde olayların nereye gideceğini merak ediyordum.
"İlker'i bekliyorum. O geldiğinde İlker'le birlikte geleceğimi söyler misin?" diye sordum sakin ve kibar bir şekilde.
Kafasını hızlıca iki yana salladı. "Bir haftadır zaten ısrarla seni çağırıyor. Eğer zorluk çıkarırsan ben de aynısını yapacağım."
Terleyen avuç içlerimi çaktırmadan eteğime sildim ve ayağa kalktım. Zorla götürülmek gibi bir niyetim yoktu. İnsanların dikkatini çekmek hiç istemiyordum.
Ondan önde ilerlemem için yolu işaret etti ve geçmem için alan açtı. Temkinli adımlarla gösterdiği koridora doğru ilerledim ve buraya geldiğim süre boyunca bu kısmı hiç fark etmemiştim. Çok dar bir alandı ve koridorun sonunda kahverengi bir kapı duruyordu. Adını bilmediğim adam, kapıyı iki kez tıklattı ve içeri girmem için kapıyı açtı.
İçeriye bir adım attım ve beni buraya getiren adam arkamdan kapıyı kapattı. Bakışlarımı odanın ortasında duran Anıl'a çevirdim. İki sandalye ve bir masanın bulduğu odayı tepede duran hafif sarı ışık aydınlatıyordu fakat hiçbir şey net değildi. Odaya girmesi gereken sokak lambasının ışığını penceredeki siyah perde engelliyordu. Anıl'ın bulunduğu yerin arkasında bir masa daha vardı ama orada ne olduğunu tam olarak göremiyordum.
Anıl ellerini birbirine bir anda vurduğunda yerimde sıçradım ve bunu onun da gördüğüne emindim.
"Eliz, sana ulaşmak ne kadar zor!" dedi gür sesiyle. Titrememi bastırmak için kendimi sıkıyordum. Bu oda da neyin nesiydi? Kendimi sorgu odasında gibi hissediyordum fakat bir şeyler ters gidiyordu.
"Otursana," dedi sandalyelerden birini gösterirken.
Kafamı hızlıca iki yana salladım ve birbirine yapışan dudaklarımı araladım. "Böyle iyiyim."
"Pekâlâ," dedi ve sandalyelerden birini çekip ters çevirdikten sonra oturdu. Direkt gözümün içine bakarken son derece korkutucu görünüyordu. "Kaçmaya çalışmana çok şaşırdım."
Hiçbir şey söylemedim. Ne diyeceğim hakkında en ufak bir fikrim bile yoktu. Alayla gülümsedikten sonra sandalyeden kalktı ve sandalyeyi tam anlamıyla fırlatırmış gibi büyük bir gürültüyle yerine koydu. Ellerimi önümde birleştirip parmaklarımı birbirine kenetledim ve bir sonraki cümlesini bekledim.
"Seninle işbirliği yapan adam hakkında konuşalım?" dedi sorar gibi. Bakışlarımı yüzüne çevirdiğimde kocaman gülümseyen bir suratla karşılaştım. Bu adamın derdi neydi böyle?
Bana doğru birkaç adım attığında kenetlediğim parmaklarımı çözdüm. Sırtım duvarla buluşmuştu. Tam önümde durduğunda aptal bir şekilde gülmeye devam ediyordu.
"Adamı nasıl içeri aldın?" diye sordu kısık bir sesle ve aniden boğazıma yapıştı. Boğazımı tüm kuvvetiyle sıkarken gülmeye devam ediyordu.
**
Bölüm etkileşimi
